Sabretmeye devam: İç talep zayıf, üretim ihracata endeksli, küresel büyüme yavaşlıyor

9-16 Eylül döneminde açıklanan makro-ekonomik veriler bize neler söylüyor, gelin grafiklerle anlatmaya çalışalım.

İç talep Temmuz ayında zayıfladı, sanayi üretimi arttı…

Mevsimsellikten arındırılmış perakende satışlar Temmuz ayında bir önceki aya göre azalsa da Ekim 2018’den bu yana olan yukarı yönlü eğilim devam ediyor. Ancak bu eğilim, ithalatı artıracak bir etki ortaya koymuyor.

Haziran ayında daralan sanayi üretimi ise Temmuz ayında yükseliş yaşadı. İç talepte zayıflık sürerken sanayi üretimi ihracat bazlı hareketini sürdürüyor.

…ancak Ağustos ayı verileri sanayi üretiminde daralmaya işaret ediyor…

Ağustos ayında TİM verileri ihracatta gerileme, merkezi yönetim bütçe verileri ise ithalatta gerileme ortaya koydu. Dolayısıyla sanayi üretiminin Ağustos ayında aylık bazda gerileme ihtimalinin yüksek olduğunu belirtelim.

…sanayi sektöründe inişli çıkışlı hareketler ise Temmuz döneminde istihdamda artış ihtimalini ortaya koymuyor.

Dış ticaret açığında gerileme ve turizm gelirlerindeki artış sebebiyle cari işlemler dengesindeki iyileşmenin Ağustos ayında da sürmesini bekliyoruz.

Dolayısıyla iç talepte devam eden zayıflık, ihracat destekli büyüme eğilimi, küresel büyümeye yönelik aşağı yönlü baskılar enflasyonist baskıları da hafifletiyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) geçen haftaki toplantısında söz konusu gelişmelere vurgu yaparak politika faizini %16,50 seviyesine düşürmesi ve Avrupa Merkez Bankasının da yine geçen haftaki toplantısında mevduat faiz oranını 10 baz puan düşürmesi ve tahvil alımlarına 1 Kasım’dan itibaren yeniden başlayacak olmasına paralel olarak ABD Merkez Bankasının 18 Mart Çarşamba günkü para politikası toplantısında çeyrek puanlık indirim beklentileri ekonomik büyüme üzerindeki baskıların süreceği anlamına geliyor.

Petrol piyasasına yönelik riskler hariç tutulduğunda, enflasyonda düşüş eğilimi ve dış borçlanma maliyetlerindeki azalma şirketleri finansal olarak rahatlatacaktır ancak fiyat düşürme baskıları ciroların da azalmasında etkili olacaktır.

Para kazanmanın giderek zorlaştığı küresel ortamda yüksek teknolojik ürün geliştirmeye harcanacak zaman ve parayı, kısa vadede olmasa bile uzun vadede dışa bağımlılığımızı azaltacak önemli bir faktör olarak görüyoruz. Sabretmeye devam.

Dr. Fulya GÜRBÜZ

Haftanın gündemi: Merkez Bankası faiz kararı, ödemeler dengesi ve sanayi üretimi

9 Eylül 2019, Pazartesi

Merkez Bankası Eylül ayı Beklenti Anketi sonuçları açıklanacak. Ağustos ayı anketinde yıl sonu Dolar-TL kuru beklentisi 5,90, 2019 sonu GSYH büyüme beklentisi %0,02, 2020 yıl sonu büyüme beklentisi %2,64 seviyesinde bulunuyor.

11 Eylül 2019, Çarşamba

Temmuz ayı dış ticaret endeksleri açıklanacak. Takvim ve mevsimsellikten arındırılmış ihracat hacim endeksi Haziran ayında bir önceki aya göre %15,9, ithalat hacim endeksi ise %0,64 daralma kaydetmişti. Temmuz ayında hacim endekslerinde artış bekliyoruz.

12 Eylül 2019, Perşembe

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) para politikası kararını açıklayacak. Düşük talebin enflasyon üzerindeki aşağı yönlü baskısını dikkate alarak %19,75 seviyesindeki haftalık politika faizinde 100 baz puanlık bir indirimi olası görüyoruz. Aynı gün Avrupa Merkez Bankası da faiz kararını açıklayacak. Banka’dan faizde değişiklik yapmasını beklemiyoruz.

13 Eylül 2019, Cuma

Temmuz ayı cari işlemler dengesi açıklanacak. Yıllık bazda ihracatta artış, ithalatta daralma ve artan turizm gelirlerinin etkisiyle cari işlemler fazlası verileceğini tahmin ediyoruz.

Temmuz ayı imalat sektörü PMI verileri sanayi üretiminde Temmuz ayında aylık bazda gerileme olabileceği ihtimalini artırıyor.  

Dr. Fulya Gürbüz

Coface: “Çin’de finansal sektöre yönelik riskler artarken firmalar üzerindeki baskıyı azaltmayı hedefleyen Merkez Bankası hamlesi”

Ticari alacak (kredi) sigortası alanında dünyadaki en yaygın şirket olan Coface Grubu, Çin Merkez Bankasının Ağustos ayında gerçekleştirdiği faiz hamlesini bir raporla değerlendirdi.

Carlos Casanova ve Tianyu Pang tarafından hazırlanan 5 Eylül tarihli raporda Çin Merkez Bankasının para politikası kararlarının Çin şirketleri üzerindeki olası etkileri ve riskleri kaleme alınmış. Coface Grup, Çin’in ülke risk notunu B (oldukça yüksek) olarak değerlendirirken GSYH büyüme tahminleri 2019 yılı için %6,3, 2020 yılı için %6,0 seviyelerinde bulunuyor.

Çin bankacılık sisteminde hredi hacmi büyüme oranının Nisan-Temmuz 2019 döneminde ardı ardına düşmesinin ardından Çin Merkez Bankası şirketlerin borçlanma maliyetlerini düşürmek ve dolayısıyla ekonomiyi canlandırmak amacıyla %4,35 seviyesindeki 1-yıl vadeli borç verme referans faiz oranını 20 Ağustos tarihinde 10 baz puan düşürerek %4,25 seviyesine çekmişti. Söz konusu faiz oranı ülkedeki önde gelen 18 bankanın en büyük müşterilerine uygulayacağı borçlanma faiz oranını ifade ediyor.

Raporda belirtildiği üzere özellikle küçük ölçekli yerel firmaların ödeyebilme gücünü artırabilmek için Banka, her ne kadar referans faiz oranını %4,25 olarak belirlemiş olsa da şirketlerin 1-yıl vadeli borçlanma oranını %3,3 seviyesine düşmesini hedefliyor. Bunun bir anlamda parasal gevşeme olduğunu ifade eden Coface Grup ekonomistleri böyle bir hamlenin bir yandan gayrimenkul piyasasında fiyat artışlarını tetikleyebileceği riskini ortaya koyarken öte yandan Çin Merkez Bankasının eş zamanlı olarak belirli sektörleri hedefleyerek faizleri kademeli olarak indirebileceğini ifade ediyorlar. Dahası, Merkez Bankasının aldığı bu kararın, aktarım mekanizmasının iyileştirilmesi konusunda çaba göstermek suretiyle faiz oranlarının serbestleştirilmesi yönünde bir adım olduğu vurgulanıyor.

Raporda, 2019 yılında büyümeyi tetiklemek adına zorunlu karşılık oranlarının iki kere 100’er baz puan düşürüldüğü, bu sayede finansal sisteme likidite enjekte edildiği, ancak buna rağmen kredi talebi ve yatırımların zayıf kaldığı, daha fazla ve daha ucuz fonlama imkanının bankalararası faiz oranlarını aşağı çekemediği ve dolayısıyla ticari ve hanehalkı kredi faiz oranlarının düşmediği belirtiliyor. Bunda sistemin etkili para politikası aktarımını engellemesi, tüketici güveninin zayıf kalmaya devam etmesi ve yatırımın kredi açısından esnekliğinin düşmesinin etkisi olduğu vurgulanıyor.

Politika yapıcıların, bankacılık sisteminin kırılganlığına yönelik endişeli olabilecekleri ihtimalini ortaya koyan rapora göre, 2019 yılında üç bankaya el konulmasının Çin bankacılık sisteminin sistemik kırılganlığına işaret ediyor.

Raporda mevcut riskler ise şöyle sıralanıyor:

1) Çok küçük ve çok geç bir adım: 3Ç göstergeleri çok daha zayıf bir tablo ortaya koyuyor.

2) Uzun bir yolculukta atılan bir adım: Sözlü yönlendirme politikası sürdürüldüğü müddetçe varlıkların yanlış tahsisi devam edecek. Düşük faiz oranları orta ölçekli bankaların karlılığını olumsuz etkileyecek. Daha rekabetçi bir ortama uyum sağlamak adına banka birleştirmelerinin gelecek yıl da devam etmesi bekleniyor.

3) Sermaye çıkışları muamması: Parasal gevşeme yuanda değer kaybına dolayısıyla da sermaye çıkışlarına sebep olabilir. 2016 yılında yuanda yaşanan %3’lük değer kaybı uzun soluklu bir sermaye çıkış süreci yaşanmasına ve ülkede likidite sıkışıklığına sebep olmuştu.

Coface Grup, Çin Merkez Bankasının hata yapmaması halinde 7,12 seviyesinin hemen altında işlem gören Dolar-Yuan paritesinin yıl sonunu 7,10 seviyesinden kapatmasını tahmin ediyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Talep darlığı büyüme ve enflasyonu aşağı çekiyor

2019 yılı ikinci çeyrek GSYH verileri şu sonuçları ortaya koydu:
. Harcamalar tarafında, önceki yılın aynı dönemine göre ihracat ve devlet harcamaları büyümeyi desteklerken hanehalkı harcamalarındaki daralma yavaşladı,
. Üretim tarafında tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü önceki yılın aynı dönemine göre büyümeyi desteklerken, sanayi ve hizmetler sektöründeki daralma yavaşladı, inşaat sektöründe sert daralma sürdü.
. Gelirler tarafında işletmelerin karma gelirinin GSYH içindeki payı önceki çeyreğe göre yüzde 3 puanlık artışla %40 seviyesine yükselse de finans dışı sektörün net döviz pozisyonunda artış firmaların faiz harcamaları üzerinde yük oluşturmaya devam ediyor.

Nitekim Mayıs 2019’da yayınlanan İSO 500 verilerine göre 2018 yılında İSO 500’ün finansman giderlerinin faaliyet karı içindeki payı 2017 yılındaki %49,8’den 2018 yılında %88,9’a yükselmiştir. İSO YK Başkanı Sayın Erdal Bahçıvan’ın da ifade ettiği üzere “Biz bugüne kadar yüzde 50’lerden şikayetçiyken şimdi sanayi firmaları 2018 yılında elde ettikleri karın neredeyse tamamını finansman giderlerine ayırmıştır. 2018 yılının ikinci yarısında hem mali borçlardaki hem de finansman maliyetlerindeki artışlar sanayi firmalarının finansman giderlerinde sıçramaya neden olmuştur.”

Sabit sermaye tüketiminin GSYH içindeki payı ise 2Ç2019’da yüzde 2 puanlık gerileme kaydetmiştir.

Öte yandan TCMB tarafından açıklanan Haziran 2019 finansal kesim dışındaki firmaların döviz pozisyonları verilerini dikkate aldığımızda firmaların ihracat alacaklarının artış eğilimini koruduğu Mart 2017’den 2Ç2019 sonuna kadarki dönemde ise sabit sermaye yatırımlarının alt kalemi olan makine ve teçhizat kullanımında da azalma olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle TL’de yaşanan değer kaybı paralelinde finansman giderleri altında ezilen reel sektör yatırım yapmayı tercih etmiyor.

Bununla birlikte, ABD-Çin ticaret savaşının etkisiyle ihracat destekli artan üretim hacmimizde yukarı yönün sınırlı olduğu da bir gerçek. Bunun ipuçlarını ise Ağustos ayı imalat sektörü PMI verilerinden edindik. Ağustos ayı verilerine göre Euro Bölgesinde güçlü iç talebe rağmen ihracat siparişlerinde zayıflık, satın alımlarda azalma ve işten çıkarmalar dikkat çekici. ABD-Çin ticaret savaşının da etkisiyle küresel imalatta derinleşen zayıflığın etkisiyle özellikle Almanya’da firmalar Ağustos ayında son sekiz yılın en kötümser tablosunu ortaya koydu. Küresel bazda otomotiv ve iş makineleri talebindeki gerileme özellikle Almanya imalat sektörünü olumsuz etkiliyor. Belirsiz ticaret görünümüne bağlı olarak düşük talep sebebiyle Bölge genelinde şirketler işçi çıkarmak gibi maliyetlerini kısma eğilimine girerken ithal ürün fiyatlarında iskonto talep etmelerinin ihracatçı firmalarımızın karlılığı açısından olumsuz bir gelişme olduğunu not edelim.

Küresel üretim maliyetlerinde yaşanan düşüş eğilimine paralel olarak Türkiye’de yurt içi üretici fiyat enflasyonu Ağustos ayında önceki aya göre 8,21 yüzde puanlık düşüşle %13,45 seviyesine, tüketici fiyat enflasyonu da 1,64 yüzde puanlık düşüşle %15,01 seviyesine geriledi.

Talep darlığı ve enflasyondaki düşüş eğilimine paralel olarak gelecek hafta yapılacak Merkez Bankası para politikası toplantısında %19,5 seviyesindeki politika faizinde 100-200 baz puan aralığında indirime gitme olasılığının güçlü olduğunu düşünüyoruz.

GSYH’de çeyrek bazdaki gelişmeleri dikkate aldığımızda ise, sanayi ve hizmetler sektörlerinin desteğiyle GSYH’nin 2019 yılı ilk iki çeyreğinde arka arkaya büyüme kaydetmesi olumlu bir gelişme olsa da Sayın Bahçıvan uzun vadede sürdürülebilir büyümeyi yakalayabilmemiz için mevcut üretim yapımız ve modelimiz ile çok fazla yol alma imkanımızın olmadığını belirterek şu önerilerde bulunuyor:
. “Var olan kaynakların daha rasyonel ve etkin kullanılması,
. “Sanayimizin inovasyon yetkinliğinin artırılması, teknolojiye, Ar-Ge’ye daha fazla yatırım yapılması,
. “Yüksek katma değerli üretim yapısına geçilmesi,
. “Eğitimli ve nitelikli işgücünün oluşturulması,
. “Uzun dönemde büyümenin ve küresel ölçekte rekabetin anahtarı olan verimliliğin artırılması.”

Nitekim 19 Ağustos 2019 tarihli konuşmasında MÜSİAD Genel Başkanı Abdurrahman Kaan da nitelikli iş gücüne yönelik olarak şu değerlendirmeleri yapıyor: “Ancak kalifiye eleman konusunda da git gide fakirleşiyoruz. Bu bağlamda MÜSİAD olarak odak noktamızı mesleki eğitim olarak belirledik ve tematik lise kavramını geliştirdik. Bu kapsamda meslek liselerinin içinde mağazalar açtık. Yeni bir başlangıç ortaya koymaya çalışıyoruz. Meslek liselerini Türkiye’de arttırdığımız sürece, insan kaynağı ve dolayısıyla işsizlik ve işçisizlik sorununun azalacağına inanıyoruz.”

İSO ve MÜSİAD’ın eğitim alanına verdikleri desteklerin orta-uzun vadede olumlu şekilde cevap bulacağına inanıyoruz.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın gündemi: Büyüme, ihracat, PMI ve enflasyon rakamları

2 Eylül 2019, Pazartesi

2. çeyrek GSYH büyüme verileri açıklanacak (1Ç2019: %-2,6 y/y, %1,3 ç/ç)… GSYH ile sanayi üretiminin arasında güçlü bir ilişki var. 1. çeyrekte mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi bir önceki çeyreğe göre %1,6 büyürken 2. çeyrekte sanayi üretimi çeyrek bazda %0,6 artış kaydetti. 2. çeyrekte bir önceki çeyreğe göre GSYH’de %0,5’lik bir artış öngörüyoruz. Yıllık bazda ise GSYH’de %0,3 ile %1 arasında daralma bekliyoruz.

Mevsimsellikten arındırılmış çeyrek dönemdeki değişim olarak değerlendirdiğimizde; üretim tarafında ilk çeyrekteki iyileşmenin ardından ikinci çeyrekte de kısmen iyileşmeye paralel olarak tüketim tarafında da kısmi bir iyileşme var. Yatırım göstergelerinde ise bozulma devam ediyor. Dış talep göstergelerinde ise ihracat ve ithalat hacminde düşüş var.

TCMB Beklenti Anketine göre 2019 yılı için büyüme beklentisi %0,02 seviyesinde.

Ağustos ayı TİM ihracat verileri açıklanacak… TÜİK verilerine göre ihracat Temmuz 2019’da yıllık %7,9 artışla 15,2 milyar dolar, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise ihracat Temmuz ayında bir önceki aya göre %15,2 artış kaydetmişti.

İSO ve IHS Markit işbirliğiyle hazırlanan Ağustos ayı imalat sektörü PMI verisi açıklanacak… Haziran ayında 47,9 olarak ölçülen PMI endeksi Temmuz’da hafif çapta gerileyerek 46,7 düzeyinde gerçekleşmişti. TCMB tarafından yayınlanan Ağustos ayı Reel Kesim Güven Endeksi ihracat siparişlerinde iyileşme, iç talepte zayıflık, birim maliyetlerde ise düşüş sinyali vermişti.  Küresel imalat sektörü PMI verisi ise Temmuz ayında 49,3 değeri ile daralma bölgesinde yer alıyor.

3 Eylül 2019, Salı

Ağustos ayı enflasyon verileri açıklanacak… TCMB Beklenti Anketine göre tüketici fiyatlarında aylık %1,3’lük artış beklenirken yıllık bazda %15,5 artış öngörülüyor. Üretici fiyatlarının ise %16,3 seviyesine gerilemesi bekleniyor. (Temmuz 2019: TÜFE %16,65, Yİ-ÜFE %21,66).

6 Eylül 2019, Cuma

ABD’de Ağustos ayı işsizlik verileri açıklanacak… Temmuz ayında işsizlik oranı %3,7 olarak değişiklik göstermemiş, enflasyon üzerindeki etkisi olan ortalama saatlik kazançlar ise yıllık %3,21 seviyesine yükselmişti.

Dr. Fulya Gürbüz

Tüketim, üretim ve yatırım göstergeleri kalıcı bir canlanmaya işaret etmiyor

Reel kesim, sektörel ve tüketici güven endekslerinde Ağustos ayında dikkat çekici yükselişler yaşandı. Mevsimsellikten arındırılmış Reel Kesim Güven Endeksi Nisan 2019’dan bu yana ilk kez 100 seviyesinin üzerine çıkarak 102,1 değerini aldı; hemen hemen tüm alt endekslerde artış kaydedilmiş olsa da birim maliyetler ve satış fiyatı beklentilerindeki gerileme ile ihracat siparişlerinde devam eden güçlü seyrin söz konusu yükselişte etkili olduğunu düşünüyoruz. Ancak iç siparişlerin düşeceği yönündeki beklentilerdeki artış ise zayıf yurt içi talebin sürdüğüne işaret ediyor.

Enflasyonist baskıların azalması, faizlerde gerileme ile Fed ve Avrupa Merkez Bankasının düşük faiz politikalarının yurt içinde borçlanma maliyetlerini azaltması açısından önemli gelişmeler olduğunu düşünsek de ABD-Çin arasında artan ticari gerginliğin, jeopolitik ve siyasi risklerin Türk lirası üzerinde yarattığı baskıların tüketim, üretim ve yatırım görünümünü bulanıklaştırmaya devam ettirdiğini düşünüyoruz.

Kısacası ihracat destekli büyümenin meyvelerini yemeye devam ederken hayat pahalılığının giderek artması, iç talepte devam eden daralma ve takipteki alacakların toplam krediler içindeki payının Ağustos ayında %5 seviyesine yükselmesi istihdam piyasasında iyileşme umutlarını söndürüyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın Gündemi: Reel ve hizmet sektörleri güven endeksleri, dış ticaret ve turizm verileri

26-29 Ağustos haftasında Ağustos ayına ilişkin imalat, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörlerine ait eğilimleri ve güven endeksleri ile Temmuz ayına ait dış ticaret ve turizm verilerine odaklanılacak. Üretim, tüketim ve yatırım tarafında zayıf seyrin sürdüğünü gösteren işaretlerin gelmeye devam etmesini bekliyoruz.

26 Ağustos 2019, Pazartesi

Ağustos ayı imalat sektörü kapasite kullanım oranı (Tem-19: 76,2), Reel Sektör Güven Endeksi (Tem-19: 98,3) ve Sektörel Güven Endeksleri (Tem-19: Hizmet 91,3; Perakende Ticaret 99,2; İnşaat 55,1) açıklanacak.

28 Ağustos 2019, Çarşamba

Ağustos ayı Ekonomik Güven Endeksi (Tem-19: 80,7) açıklanacak.

29 Ağustos 2019, Perşembe

Temmuz ayı dış ticaret verileri (Haz-19: İhracat %14,3 y/y düştü, İthalat %22,7 y/y düştü) açıklanacak.

Temmuz ayı turizm verileri (Haz-19: 5.318.984 kişi, 2,91 milyar dolar) açıklanacak.

Reel sektör de hanehalkı da kemer sıkmaya devam ediyor

Temmuz ayı bütçe verileri ithalatta artış olduğunu, söz konusu artışın etkisiyle Temmuz ayında 19,5 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirildiğini, böylece Temmuz ayında 3,4 milyar dolarlık dış ticaret açığına tanık olacağımızı tahmin ediyoruz. Haziran ayında 3,2 milyar dolarlık dış ticaret açığı kaydedilmişti. Turizm sektöründeki iyileşmeye bağlı olarak cari işlemler dengesindeki iyileşmenin Temmuz ayında da süreceğini tahmin ediyoruz. Cari işlemler açığı, Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre 2,47 milyar dolar azalışla 548 milyon dolar olmuş, böylece 12-aylık cari işlemler hesabı 538 milyon dolar fazla vermişti. Söz konusu azalışta dış ticaret açığındaki gerileme ve turizm gelirlerindeki artış etkili olmuştu.

Tüketim tarafında ise yine Temmuz ayı bütçe verilerini baz aldığımızda KDV gelirlerindeki azalış yurt içi tüketimde Temmuz ayında artış olmayacağına işaret ediyor. Diğer bir deyişle Temmuz ayında perakende satışlarda düşüş görme olasılığı yüksek. Perakende satış hacmi Haziran ayında aylık bazda %2,3 artmış, yıllık bazda %1,2 daralmıştı. Gıda, içecek ve tütün tüketimi aylık bazda artışlar kaydetse de önceki yılın gerisinde kalmaya devam etti. Perakende ciro ise aylık %1,2 ve yıllık %14,6 artış kaydetti.

Yukarıdaki veriler ışığında Temmuz ayında imalat sektöründe dış talep kaynaklı bir büyümeden söz edebiliyoruz, diğer bir değişle ekonomi dış taleple beslenmeye devam ederken iç talep kan kaybetmeye devam ediyor. Haziran ayında sanayi üretimi aylık bazda %3,7, yıllık bazda ise %3,9 daralma yaşamış, imalat sektörü aylık bazda %4,2 küçülmüştü.

Haziran ayı seçimlerinin ardından TL’de yaşanan değer kazancının etkisiyle TL’de Temmuz-Ağustos döneminde yaşanan değer artışı TCMB’den faiz indirimiyle cevap bulmuşken Temmuz ayında gıda fiyatlarında gerileme ve üretici fiyat endeksindeki düşüşe rağmen tüketici fiyatlarında artış yaşandı. Üreticilerin ithal girdi maliyetlerindeki düşüşe rağmen ayakta kalabilmek için Temmuz ayında çıktı fiyatlarını yükseltmek zorunda kaldıklarını tahmin ediyoruz.

Sonbaharla birlikte gıda fiyatlarında artış ve yılın son çeyreğinde artacak olan enerji tüketimi ve paralelinde ödenecek ağır fatura yükünü de dikkate aldığımızda istihdamda iyileşme sağlanmadıkça önümüzdeki dönemde hanehalkının kemer sıkmaya devam edeceğini anlıyoruz. İşsizlik oranı Mayıs döneminde 3,1 puanlık artışla %12,8 seviyesinde gerçekleşmiş, tarım dışı işsizlik oranı 3,4 puanlık artış ile %15,0 olarak tahmin edilmiş, genç işsizlik oranı 3,2 puanlık artış ile %13,1 olarak gerçekleşmişti. Kayıt dışı çalışanların oranı ise Şubat 2019 döneminden bu yana aralıksız artıyor.

Bir tarafta Arjantin’de yaşanan siyasi ve finansal kaos Türk lirası üzerinde baskı oluştururken öte yandan Almanya Finans Bakanı Scholz’dan 50 milyar Euro’luk destek müjdesi ihracat hacmimiz için iyimser kalmamıza sebep oluyor.

Dr. Fulya Gürbüz

İç talebi harcanabilir gelirdeki artış tetikleyebilir

ABD Merkez Bankası Fed’in 2008 krizinden bu yana ilk kez 31 Temmuz’da gerçekleştirdiği 25 baz puanlık indirimin gerekçesinde yer aldığı ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının yine aynı gün yayınladığı 3. çeyrek Enflasyon Raporu’nda mevcut riskler kapsamında sıralandığı üzere küresel ekonomilerdeki yavaşlama, korumacılık çatısı altında devam eden ticaret savaşı ve jeopolitik gelişmeler uluslararası ticareti olumsuz etkilediği gibi yerel imalat sektörlerinin de güç kaybetmesinde etkili oluyor.

Her ne kadar basın toplantısında Fed Başkanı Powell söz konusu faiz indiriminin uzun süreli bir indirim sürecine girildiği anlamı taşımadığını söylese de son PMI verileri imalat sektöründe ülkede istihdamın zayıfladığını ortaya koydu. Enflasyonist baskıların küresel bazda azalması ve istihdamdaki zayıflığın devam etmesi halinde Fed’den faiz indirimi beklentileri de canlı kalacaktır. ABD-Çin arasındaki ticaret savaşı ABD yönetiminin 1 Eylül’den itibaren geçerli olmak üzere 300 milyar dolarlık Çin ithal ürünlerine %10 vergi uygulayacak olması iki ülke arasındaki müzakerelerde sürecin zorlu geçtiğinin işareti. Olumlu adımlar gelmediği sürece ticaret savaşı faktörü küresel ekonomiler üzerinde baskı oluşturmaya devam edecek.

Hal böyle iken üstün ihracat performansımıza rağmen Türkiye imalat sektörünün yaşadığı kan kaybının aksine turizm sektöründe yaşanan olumlu hava bir miktar nefes alışımızı rahatlatıyor. İşsizlik oranı yükselmeye devam ederken TCMB’nin 425 baz puanlık faiz indiriminin kredi faizlerine düşüş yönünde yansımaya başlaması iç talebi kısa vadede canlandırmaya yetecek mi kuşkuluyuz. Enflasyon Raporu’nda da vurgulandığı üzere merkezi yönetim bütçe hedeflerinden uzaklaşmaya devam edilmesi halinde faizler dolayısıyla da enflasyon hedefi üzerinde risk oluşturacaktır ki bu ek vergi artışlarını beraberinde getirecektir ki hane halkının harcanabilir geliri üzerinde yük oluşturmaya devam edecek bir gelişme. İşsizlik rakamının yükselmeye devam ettiği mevcut ortamda gerileyen kredi faizlerinin iç talebi canlandırmaya yetmeyeceği aşikar. Sürdürülebilir istihdamı yaratacak iş ortamının sağlanması dolayısıyla harcanabilir gelirde artış güven algısındaki artışla birlikte iç talebi artıracaktır.

Dr. Fulya Gürbüz

Enflasyonda zayıflık faizde düşüşü getiriyor, uzun vadede eğitim reformu sürdürülebilir büyümeyi getirecek

Geçen haftaki toplantısında politika faizini değiştirmeyen Avrupa Merkez Bankası, orta vadeli enflasyon hedefine ulaşana kadar gevşek para politikasının sürdürüleceğini, faizlerin en az 2020 ilk yarısına kadar mevcut seviyesini koruyacağını veya daha düşük seviyelere gerileyebileceği beklentisini ortaya koydu. Banka, istihdam piyasası ve ücret artışlarının Avrupa ekonomisini desteklediğini, öte yandan ise yavaşlayan küresel büyüme dinamikleri ve zayıf uluslararası ticaretin ekonomik görünümü olumsuz etkilediğini vurguluyor. Dahası, jeopolitik belirsizlikler, artan korumacılık tehdidi ve gelişen ülke ekonomilerine yönelik kırılganlıkların ise özellikle Avrupa imalat sektöründe ekonomik algının bozulmasında rol oynadığı belirtiliyor.

Avrupa’da imalat sektörüne yönelik belirsizlikler Türkiye imalat sektörü özelinde de olumsuz bir tablo ortaya koyuyor. Temmuz ayında Türkiye imalat sektöründe kapasite kullanım oranı, ihracat beklentileri ve yatırım harcamalarındaki gerilemeler yurt dışı ve yurt içinde talep daralmasının devam ettiğini teyit eden gelişmeler.

Küresel bazda enflasyon dinamiklerinin zayıflaması, TL’nin değer kazanması, ithalat maliyetlerinin azalmasına paralel olarak yurt dışı üretici fiyat endeksinin Haziran ayında önceki aya göre düşmesi, Avrupa Merkez Bankasının gevşek para politikasını sürdürmeye devam etmesi ve ABD Merkez Bankası Fed’in politika faizini Temmuz ayı toplantısında aşağı çekecek olması gibi sebepler Türkiye’de enflasyon dinamikleri üzerindeki baskının azalmaya devam edeceği ihtimalini ortaya koyuyor. Nitekim TCMB de geçen haftaki para politikası toplantısı karar özetinde enflasyonda düşüş beklentisini ortaya koymuştu.

Doğrudur, mevcut veriler enflasyon görünümünde dolayısıyla da faizde aşağı yönü destekliyor ancak sürdürülebilir şekilde istihdamı artıracak büyüme denklemi “düşük faiz + tüketim artışı” ile sınırlı kalmamalı. Nitekim Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk‘un şu açıklaması mevcut ekonomik durumu özetliyor: “Biz geleneksel enstrümanlarla ekonomiyi gerçekten canlandıramayız. Bizim uluslararası standartları ele alan evrensel bakış açısına sahip bir eğitim sistematiği içinde olmamız lazım“.

Düşük enflasyon ve düşük faiz kısa vadede hane halkına nefes aldıracak bir gelişme. Uzun vadede ise eğitim reformu sürdürülebilir büyüme için önemli bir yapı taşı olacak.

Dr. Fulya Gürbüz