Hong Kong protestoları ABD-Çin anlaşmazlığında yeni bir düğüm olabilir

1841’de İngiltere bayrağı dikilen ve 1 Temmuz 1997’de İngiltere tarafından “tek ülke-iki sistem” olarak adlandırılan bir model çerçevesinde Hong Kong tekrar Çin’e devrediliyor.

2014 yılında yarı özerk Hong Kong’un yöneticisinin seçilmesi döneminde Çin yönetimi adayları belirlemesine izin veren bir yasa değişikliği önerisinde bulunuyor ve ardından “Şemsiye Devrimi” olarak isimlendirilen protesto gösterileri patlak veriyor.

Protestoların temelinde Hong Konglu nüfusun Çin’in bireysel hakları ve özgürlükleri kısıtlayacağı endişeleri yer alıyor. Protestolar 2016’da “balık köftesi devrimi” ile sokaklara taşınıyor. 

Yarı özerk Hong Kong yönetiminin 3 Nisan 2019’da bir yasa tasarısı hazırlaması ise endişelerin artmasını tetikliyor. “Kask devrimi” olarak adlandırılan yeni protestoların başlamasına sebep olan yasa tasarısı herhangi bir suç işlediğinden şüphelenilen kişilerin Çin’e iadesi ve Çin’de yargılanmalarını kapsıyor.

9 Haziran’da özel idare binasına yürüyen ve çoğunluğu genç olan 1 milyona yakın Hong Konglu bu yasa tasarısını protesto ediyor. Öyle ki cadde, metro, tren istasyonu ve havaalanı dahil devam eden gösteriler de dahil olmak üzere polis protestoculara TOMA’lar eşliğinde biber gazı ve plastik mermilerle müdahale ediyor.

29 Temmuz’da yarı resmi olan China Daily gazetesinde yer alan bir haberde Hong Kong’da bulunan Kızıl Ordu garnizon komutanının “olayların bir ülke-iki sistem ilkesini tehlikeye attığını, asla kabul edilemez olduğunu ve gerekirse müdahale edebileceklerini” ifadelerine yer veriliyor.

4 Eylül’de ise Hong Kong lideri Carrie Lam, söz konusu düzenlemeyi geri çektiklerini duyuruyor. Ancak protestoların sürmesinin gerisinde yasa tasarısının tamamen geri çekilmediği, askıya alındığı iddiaları var.

Çin yönetiminin Hong Kong gösterilerinde ABD ve Tayvan’a işaret etmesi de BBC haberine göre ülkeler arasındaki gerginliğin artmasına sebep oluyor. Bunda 16 Ekim Çarşamba günü ABD Meclisi’nin Hong Kong protestocularını destekleyen ve bir tedbir paketi ortayan koyan Hong Kong İnsan Hakları ve Demokrasi Yasasını geçirmesinin etkisi var. ABD Senatosu tarafından onaylanması ve Başkan Trump tarafından imzalanmasının ardından yasalaşacak olan taslak öneri “temel özgürlükler ve özerkliği” baltalamaktan sorumlu olan yetkililere yaptırımlar uygulanmasını kapsıyor.

Kasım 2020’de yapılacak olan ABD seçimleri öncesinde Başkan Trump tekrar başkanlığı alma konusunda kararlı: Sermayeyi ve üretimi ABD’ye çekme, üretim ve istihdamı artırma, Meksika sınırında güvenliği sağlama, dış ticarette ABD’yi dezavantajlı duruma getiren meseleleri çözme, ülke meselesi olmayan askeri müdahalelere son vererek ABD askerinin ülkeye dönmesini sağlama ve son olarak Hong Kong’da demokrasiyi savunanları destekleme. ABD ile Çin arasında devam eden ticaret savaşı kör düğüm hissi verirken Hong Kong demokrasisini savunma Trump’ın oy gücünü artırır mı yoksa ticaret savaşını daha mı çıkılmaz hale getirir izleyip göreceğiz.

Dr. FULYA GÜRBÜZ

Coface: “Portekiz’de merkez-sol koalisyonu ikinci kez görevde. Akıllıca kullanabilecek mi?”

6 Ekim 2019’da Portekiz’de yapılan genel seçimlerde Sosyalist Parti (SP) oyların %36,7’sini alarak 230 sandalyeli parlamentonun 106 sandalyesine sahip odu. Başbakan Antonio Costa liderliğinde merkez sol parti 2015 yılındaki seçimlerde kazandığı 86 sandalyeye göre daha başarılı bir sonuç ortaya koysa da parlamentoda çoğunluk sandalye sayısını elde etmek için 10 sandalyeye daha ihtiyacı var. Coface raporunda SP’nin çoğunluk koalisyon hükumeti için iki sol partiden sadece birine ihtiyacı olduğunu belirtiyor.

Raporda yer aldığı üzere, 2015-2019 döneminde Başbakan Antonio Costa liderliğinde sol kanat koalisyon hükumeti kişi başına milli geliri kriz öncesi döneme yükseltmeyi ve işsizlik oranını %6 seviyelerine kadar geriletmeyi başarmış.

Coface’a göre seçim sonucu üç ana faktörü açıklıyor:

1. PS’nin iyi zamanlarda siyasal sermaye oluşturma ve oylara dönüştürme becerisi: Başbakan Costa turizm gelirlerindeki artıştan faydalanarak hem seçmenlerini hem de Avrupalı alacaklılarını memnun etti. Yaşam standartları desteklenirken, kamu maliyesi iyileştirildi, aylık asgari ücret 500-600 Euro aralığına yükseltildi, bütçe açığının GSYH’ye oranı %4’ten %0,5’e düşürüldü. Bunun yanında, PS koalisyon ortakları ile çalışırken sosyal harcamaları artırmayı kabul etmiş ancak öğretmen ücretlerinin artırılmasına karşı muhalif duruşunu korumuş.

2. Sağ kanadın çöküşü: 2015 seçimlerinde Sosyal Demokrat Parti ve Halkın Partisi oy oranını %39’dan %32’ye düşürmüş, bu durum sağ kanadı tasarruf tedbirleri üzerinde çalışmaya yöneltirken güç kaybetmesine sebep olmuş, PS ise oy oranını artırmıştı.

3. Portekiz’in seçim görünümü: Avrupa’nın en yoğun göç rotasından uzak olan Portekiz’de göç göze çarpan bir sorun değil. Görece olarak kalifiye genç göçmenler Portekiz’i tercih ederken demografik zorlukların farkında olan nüfus tarafından memnuniyetle karşılandığını ifade ediyor Coface ve bunun aşırı sağ popülizmin yokluğunu açıkladığını vurguluyor. Dahası krizden yaralanmış seçmenlerin bütçeye yönelik çabaları takdir ettiği belirtiliyor.

Coface olası riskleri ise şöyle sıralıyor:

1) Başbakan Costa borcun düşürülmesinin öncelikli kalacağına işaret etmesine yönelik olarak Coface, Portekiz’in altyapı eksiklikleri göz önüne alındığında bunun uzun vadede ihtiyatlı bir strateji olup olmadığını sorguluyor; nüfus yaşlanırken Portekiz’in sadece bütçe ayarlamasıyla önemli miktardaki borç yüküyle yüzleşemeyeceğini, bunun yanında faktör üretkenliğini ve potansiyel çıktıyı artırması gerektiğini belirtiyor.

2) Büyüme görünümü kötüleşirse, SP politika gündemini zor şekillendirebilir. Batıda başka bir yerde olduğu gibi, ücretlerin geri kazanımı, çıktıların gerisinde kalmıştır, ortalama yıllık reel ücret hala kriz öncesi zirvesi olan %2,3 seviyesinin altında. Avrupa’daki yavaşlama nedeniyle, dış çevre giderek daha az cesaret verici görünüyor: ihracat, 2019 yılının ilk ve ikinci çeyreğinde sırasıyla yıllık bazda %3,5 ve %3,2 oranlarında azaldı. Seçmenler şimdilik memnun görünüyor, ancak çekimser oyların yüksek olması, hayal kırıklığına uğramış seçmenin potansiyel bir oy rezervi olduğuna olduğuna işaret ediyor. SP vergi gelirlerindeki düşüşe bağlı olarak zor seçimler yapmak zorunda kalırsa, teşvikler değişebilir. SP liderliğindeki hükumet olumlu sonuçlar ortaya koymadığı takdirde Sol Blok (BE) ve Komünist Partisi/Yeşiller (UDC) siyasi manzarayı daha sola çekmek için seçmen memnuniyetsizliğinden faydalanabilirler. Coface bu senaryoyu henüz olası olmadığını ancak dış çevrenin güçlü bir şekilde bozulması ve dolayısıyla küresel risklerin gerçekleşmesine (sert Brexit, ticaret savaşında tırmanış, Avrupa ekonomisinde durgunluk) bağlı olarak olası bir senaryoya dönüşebileceğini belirtiyor.

Coface, A 2 (düşük) olarak risk değerlendirmesinde bulunduğu Portekiz ekonomisinin 2019 ve 2020 yıllarında sırasıyla %1,7 ve %1,5 büyüyeceğini tahmin ediyor.

Dr. FULYA GÜRBÜZ

Barış Pınarı Harekatı’nın süresi ekonomiyi etkileyecek, sertliği yaptırımlara ve finansmana bağlı

7-14 Ekim tarihlerinde açıklanan makro ekonomik verileri ve 9 Ekim’de başlayan Barış Pınarı Harekatı’nın olası etkilerini değerlendireceğiz.

Öncelikle makro-ekonomik veriler:

– Sanayi üretimi Ağustos 2019’da bir önceki yılın aynı ayına göre %3,6, bir önceki aya göre %2,8 azaldı.

– Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ihracat miktar endeksi Ağustos 2019’da aylık %1,9, ithalat miktar endeksi %0,9 azaldı.

– Cari işlemler fazlası Ağustos 2019’da 2,6 milyar dolara, 12-aylık cari fazla 5,1 milyar dolara yükseldi.

Ağustos ayında mevsimsellikten arındırılmış dış ticaret verilerinin Temmuz ayına göre yataya yakın kalması sanayi üretimindeki azalışı açıklıyor. Eylül ayı TİM ihracat verileri ise önceki aya göre 2 milyar dolarlık (%16’lık) artışa işaret ediyor. Eylül ayı merkezi yönetim bütçe verileri de uluslararası ticaret ve muamelelerden alınan vergilerde Ağustos ayına göre artış olduğunu gösteriyor. Diğer bir deyişle ihracattaki artışa ek olarak ithalatta da Eylül ayında artış var. İhracat desteğiyle büyüyen Türkiye ekonomisinin mevcut seyrini dikkate aldığımızda Eylül ayında sanayi üretiminde düzelme göreceğiz.

İç talepte zayıflığın devam etmesi ithalatın ihracat performansıyla orantılı hareket etmesine sebep oluyor. Turizm gelirlerindeki iyileşmeler, ihracat performansındaki olumlu seyir ve iç talepte zayıflık cari dengede iyileşme sağlarken Barış Pınarı Harekatı’nın TL üzerinde yarattığı baskı ve yaptırımlara yönelik belirsizlikler cari denge üzerinde baskı oluşturacaktır.

İlk sekiz aylık merkezi yönetim bütçe verilerine baktığımızda hedeflerin ulaşılabilir olduğunu söyleyebiliyoruz. Ancak Barış Pınarı Harekatı’nın uzaması ve finansmanına destek sağlanamaması ise bütçe üzerindeki baskıların dolayısıyla da borçlanma maliyetleri üzerindeki baskının artacağı anlamına gelecektir.

Öte yandan küresel ekonomideki zayıflığın giderek belirgin hal alması Fed ve ECB’nin düşük faiz politikasına devam edeceğini gösteriyor olsa da bu gelişmenin TL üzerindeki baskıyı azaltmakta yetersiz kalacağı aşikâr.

Nitekim ABD Başkanı Trump 14 Ekim’de attığı son tweet ile Türkiye’nin Kuzey Doğu Suriye’ye yönelik harekatının bölgede insan haklarının ihlal edilmesine, barış, güven ve istikrarın tehlikeye atılmasına yol açması halinde uygulanacak yaptırımları şöyle sıraladı:

. “Buna sebep olacak, destekleyecek ve finansman sağlayacak herkese ağır ekonomik yaptırımlar uygulanması,

. Türk ithal çelik ürünlerine uygulanan gümrük vergisinin tekrar %50’ye yükseltilmesi,

. ABD Ticaret Bakanlığının Türkiye ile 100 milyar dolarlık ticaret anlaşması müzakerelerini sonlandırması,

. Kuzey Suriye’ye yönelik harekatın tüm (mevcut ve önceki) sorumlularına yönelik yaptırımlar uygulanması (finansal yaptırımlar, varlıklarının dondurulması, ABD’ye giriş yasağı).”

Yönetmesi zor bir süreç. Açık olan Türkiye ekonomisinin belini bükecek her hamle doğrulmasını çok daha fazla zorlaştıracak.

Dr. FULYA GÜRBÜZ

2019 yılı Ekonomi Nobel Ödülü “küresel yoksulluğu azaltma konusundaki deneysel yaklaşımlara” verildi

İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi, Alfred Nobel 2019 Anısına İktisadi Bilimler Sveriges Riksbank Ödülü’nü “küresel yoksulluğu azaltma konusundaki deneysel yaklaşımları için” Abhijit Banerjee (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü, Cambridge, ABD), Esther Duflo (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü, Cambridge, ABD) ve Michael Kremer’e (Harvard Üniversitesi, Cambridge, ABD) verildiğini duyurdu.

Yayınlanan basın bülteninde Nobel ödülü alan üç değerli bilim insanının son 20 yıldır sürdürdükleri deneysel bazlı yaklaşımın şimdi gelişen bir araştırma alanı olan kalkınma ekonomisine dönüştüğü belirtiliyor.

Son dönemde yaşanan çarpıcı gelişmelere rağmen, insanlığın en acil sorunlarından birinin, küresel yoksulluğun her türlü biçimde azaltılması gerektiği ifade edilen açıklamada 700 milyondan fazla kişinin çok düşük gelirlerle geçinmek zorunda kaldığı, her yıl beş yaşın altındaki 5 milyon çocuğun hala ucuz tedavilerle önlenebilecek veya tedavi edilebilecek hastalıklardan öldüğü, dünyadaki çocuk nüfusunun yarısının temel okuryazarlık ve sayısal beceriler edinmeden okulu bıraktıkları noktalarına dikkat çekiliyor.

Bu yılki ödül sahipleri, küresel yoksullukla mücadelede en iyi yollar hakkında güvenilir cevaplar ortaya koyan yeni bir yaklaşım getirmişlerdir. Kısaca basın duyurusunda bu yaklaşımın, bu meseleyi -örneğin, eğitim sonuçlarını veya çocuk sağlığını iyileştirmeye yönelik en etkili müdahaleler gibi- daha küçük, daha yönetilebilir, sorulara bölmeyi içerdiği, böylece ödül alan üç değerli ekonomistin bu daha küçük, daha kesin sorulara en çok etkilenen insanlar arasında dikkatlice tasarlanmış deneyler yoluyla en iyi şekilde cevaplandığı ifade ediliyor.

1990’ların ortasında, Michael Kremer ve meslektaşları, Batı Kenya’daki okul sonuçlarını iyileştirebilecek bir dizi müdahaleyi test etmek için saha deneylerini kullanarak bu yaklaşımın ne kadar güçlü olabileceğini göstermişlerdir.

Abhijit Banerjee ve Esther Duflo, çoğu zaman Michael Kremer ile birlikte, başka konularda ve diğer ülkelerde de benzer çalışmalar yapmışlardır. Deneysel araştırma yöntemlerinin şimdi kalkınma ekonomisine hâkim olduğu vurgulanıyor.

Basın duyurusunda, Nobel ödüllü ekonomistler ve onları takip eden diğer araştırmacıların elde ettikleri bulguların pratikte yoksullukla mücadele yeteneğimizi çarpıcı bir şekilde geliştirdiğine dair iki örnek sunulmuş:

. Beş milyondan fazla Hintli çocuğun okullardaki etkili iyileştirici ders programlardan yararlanmaları ve

. Birçok ülkede tanıtılmış olan koruyucu sağlık hizmetleri için verilen büyük çaplı sübvansiyonlar.

2017 yılında Richard H. Thalier bilimsel çalışmalarının temeline insan davranışlarını oturttuğu davranışsal ekonomi konusunda Nobel ekonomi ödülünü almıştı. Davranışsal ekonominin finansal ve ekonomik kalkınmada olumlu sonuçlar ortaya koyduğu kanıtlandı. Ekonomi biliminde yine insanlığın açlık problemlerini ortaya koyan kalkınma ekonomisinin yeni çalışma alanlarında çok başarılı sonuçlar elde edeceğine inanıyoruz.

Dr. FULYA GÜRBÜZ

Haftanın ekonomi gündemi: Sanayi üretimi, işsizlik, bütçe, dış borç ve beklenti anketi

14 Ekim 2019, Pazartesi

Eylül ayı tarım ürünleri üretici fiyat endeksi açıklanacak. Ağustos ayında Tarım-ÜFE aylık bazda %0,7 azalmış, yıllık bazda %19,7 artış göstermişti. Eylül ayı yurt içi ÜFE verileri gıda üretim fiyatlarında aylık bazda %1,4’lük düşüşe işaret etti.

Ağustos ayı sanayi üretimi verileri açıklanacak. Temmuz ayında takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre %1,22 daralmış, takvim ve mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi bir önceki aya göre %4,27 artış kaydetmişti. Artışta ihracat odaklı sektörlerdeki artışların yanında diğer ulaşım araçları imalatındaki %44,6 artış dikkat çekiciydi. Bu artışın savunma sanayi kaynaklı olduğunu düşünüyoruz. Ağustos ayında hammadde ithalat hacmindeki aylık artış sanayi üretimini destekleyen bir gösterge olarak karşımıza çıkıyor.

15 Ekim 2019, Salı

Eylül ayı merkezi yönetim bütçe verileri açıklanacak.

Temmuz dönemi işgücü piyasası verileri açıklanacak. Haziran döneminde işsizlik oranı %13’e yükselmişti. Temmuz ayında sanayi sektöründeki artış istihdamda artış ihtimalini ortaya koyuyor.

Ağustos ayı perakende ve sanayi ciro verileri açıklanacak.

16 Ekim 2019, Çarşamba

Ağustos ayı Merkez Bankası konut fiyat endeksi açıklanacak. Temmuz ayında konut fiyatları aylık bazda %0,9 artış kaydetmişti.

Eylül ayı konut satışları açıklanacak. Ağustos ayında konut satışları aylık bazda %8,1 artış kaydetmişti.

Ağustos ayı özel sektör uzun vadeli kredi borcu açıklanacak. Temmuz ayında kredi borcu aylık 3,2 milyar dolar azalışla 198,5 milyar dolara gerilemişti.

17 Ekim 2019, Perşembe

Türkiye’nin Ağustos ayı toplam kısa vadeli dış borç stoku açıklanacak. Temmuz ayında stok, aylık 3,6 milyar dolar artışla 126 milyar dolara yükselmişti.

18 Ekim 2019, Cuma

Ekim ayı Merkez Bankası beklenti anketi açıklanacak. Eylül ayında yılsonu TÜFE %13,96’ya, cari yıl sonu GSYH büyüme beklentisi %0,1’e, 2020 yılı sonu GSYH büyüme beklentisi %2,6’ya, yıl sonu 12-aylık toplam cari açık 5,9 milyar dolara gerilemiş; yıl sonu Dolar/TL kuru beklentisi 5,995 seviyesine yükselmişti.

Dr. FULYA GÜRBÜZ

Coface: “Rus Malı” stratejisi: Ekonomik çeşitlendirme için sınırlı bir araç

3 Ekim 2019 tarihli raporunda Coface, hidrokarbon fiyatlarındaki dalgalanmalar ve Batı ülkelerinin yaptırımları karşısında Rusya’nın “Rus Malı” konseptini öne çıkaran bir strateji geliştirmesine yönelik olarak elde edilen sonuçların karışık bir tablo sergilediğini vurguluyor.

Raporda yer aldığı üzere, Rusya Kırım’ı topraklarına eklemesi sonrasında Batı ülkeleri yaptırımlar uygulamış, bu sebeple Rusya ekonomisini çeşitlendirme çabalarını hızlandırmak için ithalata ve hidrokarbon ürünlerine olan bağımlılığını azaltmak amacıyla bir dizi işleyişi uygulamaya koymuştu. Coface ithalatı yerli üretim ile ikame etme isteğinin birçok etkene bağlı olduğunu ve bunların hepsinin mevcut olmadığını belirtiyor.

Konuyla ilgili olarak yayınlanan basın bülteninde şu detaylar yer alıyor:

“Rus Malı” stratejisi ekonominin kilit sektörlerini hedefliyor

Yabancı yatırımı teşvik etmeye yönelik özel yatırım sözleşmeleri, “Rus Malı” etiketli ürünlere yönelik seçici vergi, indirimler, kamu ihalelerine imtiyazlı erişim gibi şirketlerin ölçeklerini değiştirmelerine yardımcı olacak birçok girişim bulunmaktadır. Modernizasyonu, teknolojiyi ve yenilikçiliği teşvik etmek amacıyla, Rusya İhracat Merkezi oluşturulurken çeşitli teşvik programlarına yer verilmiştir (özel ekonomik bölgeler, kamu finansmanı, araştırma ve sanayinin birbirine yakınlaştırılması, ihracat desteği, vs.).

Yerli üretimi teşvik etmeye yönelik bu girişim ile ilgili olarak, gıda, ilaç, otomotiv ve bilgi teknolojisi sektörleri halihazırda kendi düzenlemelerine ve teşvik mekanizmalarına sahiptir.

En önemli sonuçların alındığı sektör Rusya’ya yaptırım uygulayan ülkelerden yapılan ithalata ambargonun uygulandığı gıda sektörü olurken. Gıda ithalatına uygulanan ambargo sonrasında yaşanan sıkıntılar fiyatların yükselmesine yol açarken bu durum Rus tüketicileri ithal ürünlerden yerli ürünlere yönlendirmiş ve böylelikle gıda üretiminde önemli artışlar sağlanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda Rusya et üretiminde kendi kendine yeter hale gelmiştir. Ancak bazı durumlarda belirli yerli ürünlerin kalite düzeyinin düşüklüğü fiyat farkına rağmen ithalatı desteklemektedir.

Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) sektöründe, yerli üreticilerin aynı ürünleri sunduğu durumlarda kamu kurumlarının bilgisayar, telekomünikasyon cihazları ve elektrikli ev ekipmanları ithal etmeleri yasaklanmıştır. Aynı zamanda, yetkililer enerji, istihbarat ve savunma sektörlerinde teknoloji ürünlerinin satışı üzerinde Batı ülkelerinin uyguladığı ambargoya karşı elektronik bileşen üretimini de arttırmayı amaçlamaktadır ancak bu konuda geri dönüş henüz sınırlı düzeyde olmuştur.

İlaç sektöründe de aynı şekilde ithalata olan bağımlılığın azaltılması amaçlanmaktadır ve yerli üretim için sağlanan vergi teşviklerinin yanında marketlerde yerli ürün satışları desteklenmektedir. Rus makamları ile özel yatırım sözleşmesi imzalayan yabancı sanayiciler için de özel avantajlar sağlanmaktadır. Ancak burada da belirtilen hedeflerinden uzakta kalınmıştır.

Son olarak, otomotiv sektöründe, yabancı üreticiler ile yapılan özel yatırım sözleşmeleri, yerli üretim ve yenilikçi uygulamalar için verilecek taahhütler karşılığında vergi teşvikleri, kamu ihalelerine imtiyazlı erişim ve gelecekte vergi alanındaki gelişmelere karşı korunma sağlamaktadır. Ancak Opel’in Rusya pazarına dönüşünü açıklaması durumunda, Ford’un ülkedeki fabrikalarını kapatması bekleniyor. Ticari araç ve kamyon pazarı daha dinamik ve cazip bir durumdadır.

Yapısal engeller ile karşı karşıya olan “Rus Malı” stratejisi

Girdi mevcudiyetine, üretim hatlarının modernizasyonuna ve iş ortamının iyileşmesine bağlı olan “Rus Malı” stratejisi halen karmaşık ve uzun vadeli bir süreçtir. Yaptırımlar ve karşı yaptırımlar (hem mevcut hem de potansiyel yaptırımlar), iş ortamı, artan siyasi riskler ve işgücü eksikliği yerli ve yabancı yatırımları baskılayan diğer etkenlerdir.

Ülkenin kompozitler ve petrokimya ürünleri gibi belirli yüksek katma değerli petrokimya ürünlerinde ve haddelenmiş metalürji ürünlerinde ve tüplerde açığı bulunmaktadır. Bu durum yerli hammadde işleme kapasitesindeki yetersizliğe işaret etmektedir ve yetkililer bu eksikliği de gidermeyi amaçlamaktadır.

“Rus Malı” politikası geleceğin ekonomik gerçekliklerine cevap vermek için gerekli olmakla birlikte, henüz meyvelerini vermekten çok uzaktır ve Rusya’nın üretim zincirlerinde derin ve uzun vadeli bir dönüşüm gerektirecektir.”

Ekvador: “Yakıt sübvansiyonlarının sona ermesi yaygın toplumsal huzursuzluğa yol açtı”

Coface, 10 Ekim tarihli raporunda sosyal protestoların arttığı Ekvador’u mercek altına alıyor. Coface, yüksek risk grubunda değerlendirdiği Ekvador’un 2019 yılında %0,5 daralacağını, 2020 yılında ise %0,2 büyüyeceğini öngörüyor.

Raporda yer aldığı üzere 1 Ekim 2019’da Başkan Lenin Moreno, IMF programı çerçevesinde ülke ekonomisinin rekabet gücünü artırmak amacıyla 2,27 milyar dolarlık bir mali reform paketi açıklamıştı. Pakette yer alan tedbirler raporda şöyle sıralanıyor:

. Yakıt fiyatlarındaki sübvansiyonların kaldırılması ile 1,55 milyar dolar sağlanması (ülke GSYH’sinin %1,4’ü)

. Yılda 100 milyon dolar gelir elde eden şirketlere üç yıl boyunca sağlanacak özel katkılar,

. Uber ve Netflix gibi online platform hizmetlerine KDV ve plastik torba kullanımına vergi getirilmesi,

. Kamu sektöründeki geçici işçilerin ücretlerine %20 oranında kesinti yapılması ve tatil sürelerinin azaltılması,

. Kamu şirketlerinin 2020 yılında masraflarını 100 milyon dolar azaltmaları,

. Yüksek yakıt fiyatlarının hane halkı üzerindeki etkisini azaltmak amacıyla vergi teşviklerinin sağlanması,

. Teknoloji ithal malları üzerindeki vergilerin sıfırlanması/azaltılması,

.  İhracatçılara KDV iadesi sağlanması,

. KOBİ’lerin ithal ettiği tarımsal ve endüstriyel makinelerin, teçhizatların ve hammaddelerin üzerindeki vergilerin azaltılma veya sıfırlanması,

.  Kurumlar vergisi stopajlarının kaldırılması,

. Sermaye çıkış vergilerinin azaltılması,

. Düşük gelirli 300 bin aileye aylık 15 dolarlık teşvik sağlanması.

Ancak halktan, özellikle yakıt fiyatları ile ilgili bazı adımlara yönelik gelen büyük itirazlara bağlı olarak Coface, petrol fiyatlarının hızla yükseldiğine, dizel yakıtlarının %123, benzin fiyatlarının ise %29 arttığına dikkat çekiyor. Artan protestolar sebebiyle Başkan Moreno 3 Ekim 2019’da Olağanüstü Hal ilan ederken 7 Ekim Pazartesi günü hükümet Anayasa dahilinde başkent Kito’dan en büyük liman şehri olan Guayaquil’e taşındıi

Devamında,  8 Ekim Salı günü, yüzlerce protestocu Ulusal Meclis’e saldırdı ve güvenlik güçlerinin göz yaşartıcı bomba kullanmalarıyla Meclis’ten çıkartıldılar. 9 Ekim Çarşamba günü de genel grev başladı. Geçen Perşembe gününden bu yana en az 570 kişi gözaltına alındı (Quito en şiddetli protestoları kaydetti).

NEDEN?

Coface Ekvador’da sosyal patlamaya sebep olan gelişmeleri şöyle anlatıyor:

Rafael Correa’nın Başkanlık yaptığı 2007-2017 döneminde Ekvador devlet harcamaları ve petrol gelirlerinin katkısıyla yıllık ortalama %3,3 büyüme kaydetmişti. Petrol gelirleri kamu gelirlerinin üçte birini ve ihracat gelirlerinin %32’sini oluşturuyor.

2014 yılı ortalarında petrol fiyatlarında yaşanan düşüş eğilimi ülkenin büyüme lokomotifinin sürdürülemez olduğunun bir kanıtı oldu (Editörün notu: 2013 yılı sonunda 112 dolar seviyesindeki Brent petrolün varil fiyatı 45 dolar seviyesine kadar gerilemiş, Ocak 2016’da 26 dolar ile ikinci bir dip yapmıştı): Kamu borcunun GSYH’ye oranı %27,1’lerden 2018 yılın %46 seviyesine kadar yükseldi; uluslararası rezervler pozisyonu Eylül 2014’teki 6,7 milyar dolar seviyesinden Aralık 2017’de 2 milyar dolar seviyesine geriledi ki bu tutar sadece dış borç ödemesini karşılayabiliyordu. 4 Ekim 2019 itibariyle söz konusu değer 4 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. IMF anlaşmasına göre ülkenin uluslararası rezervleri ülkenin en az 3 aylık ithalat harcamalarını karşılaması gerektiği kurala bağlanmışken söz konusu değer 2,3 aylık ithalat harcamalarını kapsıyor.

Başkan Moreno mali sürdürülebilirliğe olan bağlılığını güçlendirmesiyle birlikte, IMF 29 Mart 2019’da Ekvador’a 4,2 milyar dolarlık ek fon sağlarken diğer kurumlardan 10,2 milyar dolar tutarında kredi ve finansal yardım sağlanacak. Coface bu kaynakların ülkenin üç yıl içinde temerrüde uğrama riskini azaltacağını belirtiyor.

Ek olarak hükümetin 2020 yılı için dış finansman ihtiyacını önemli ölçüde azalttığı belirtilen raporda daha ihtiyatlı mali yaklaşımın ekonomiyi etkilemeye başladığı ifade ediliyor. 2019 yılı 2. çeyreğinde GSYH önceki çeyreğe göre %0,4 büyürken (1Ç2019: %0,9 daralma) önceki yılın aynı çeyreğine göre %0,3 büyüdü (1Ç2019: %0,6 büyüme). Yıllık bazdaki yavaşlamada sabit yatırımlar ve hükumet harcamalarındaki azalmanın etkisi olduğu vurgulanıyor.

RİSKLER

Coface ülke ekonomisine yönelik riskleri ise şöyle sıralıyor:

1) IMF desteği mali görünüm açısından olumlu olsa da mevcut sosyal çatışmayı çözmeye yardımcı olmuyor zira IMF, Ekvador dahil Latin Amerika ülkeleri genelinde rağbet görmüyor. Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s açıklananan tedbirlerin tasarrufu sağlayacağı ve yatırımları tetikleyeceğine rağmen ekonominin yeni büyüme motorlarına ihtiyacı olduğu konusunda uyarıyor.  Ülkenin borç yapısı göz önüne alındığında – birçok tahvil 2022’den itibaren itfa olacak-, yönetilebilir faiz oranlarında kredilere erişme kapasitesi konusunda hala şüpheler var (itfalar 2022 yılında 2,4 milyar dolar artacak).

2) Enflasyon mevcut durumda çok düşük seviyelerde olmasına rağmen (Eylül 2019’da enflasyon yıllık %0,07 düştü), petrol fiyatlarındaki artışın ulaştırma ve gıda fiyatlarına dolaylı olarak artış etkisi yaratacağından enflasyon yükselmeye başlayacak. Son olarak da artan tansiyondan fiyat artışı ile fayda sağlamaya çalışanların olması. Nitekim Ekvador hükumeti geçen Pazar günü temel ürün fiyatlarındaki artışı önlemek amacıyla kontrol operasyonları yaptıklarını duyurmuştu.

3) Açıkçası sosyal çatışma ne kadar uzun sürerse ekonomiye etkisi o kadar fazla olacaktır. Bir yerel gazeteye göre, ülke ekonomisi günde 300 milyon dolar kaybediyor (GSYH’nin %0,3’ü). Havaalanına erişimin kısıtlı olması, göstericilerin sebep olduğu zararlar ve sivil kargaşa sebebiyle ihracatta kayıplar var. Mesele sadece ekonomideki günlük kayıplarla ilgili değil, girişimcileri, yatırımcıları ve hanehalkının güvenini de etkiliyor. Kısa vadede büyük ihtimalle ticaret, ulaştırma ve ihracatla ilgili sektörler (tarım ve madencilik gibi) en fazla etkilenen sektörler olacaklar. Kriz devam ederse, güven endeksleri çok daha düşecek ve yıpranma diğer sektörlere de (düşük yatırımlardan dolayı inşaat) sıçrayacak.

4) Not etmekte fayda var, son üç dönemde başkanlık yapan Abdalá Bucaram (1997), Jamil Mahuad (2000) and Lucio Gutiérrez (2005) sosyal karışıklıklar sonucunda devrilmişlerdi ki bunlarda başlıca rol oynayan Ekvador Yerli Milletler Konfederasyonundan hareket lideri Jaime Vargas yine mevcut kargaşaya liderlik ediyor. Ayrıca Başkan Moreno’ya %24’lük seviyesindeki düşük destek de yardımcı olmuyor. Öte yandan Ekvador ordusu ve polis teşkilatının üst yöneticilerinin Başkan Moreno’yu desteklemeleri olası darbe ihtimalini de azaltıyor. Son olarak, Başkan Moreno, halen Belçika’da sürgünde olan ve Ekvador’daki yolsuzluk suçlamalarıyla karşıya karşıya olan selefi Rafael Correa’yı Venezuella Başkanı Nicolas Maduro’dan yardım alarak kendisini görevden almaya çalışmasıyla suçladı.

Dr. FULYA GÜRBÜZ

Coface, 4.kez üst üste ‘Türkiye’deki En İyi Alacak Sigortası Şirketi’ seçildi

IFM, uluslararası finans kuruluşları arasında belirgin fark yaratan ve katma değer oluşturan kurumları teşvik etmek için her yıl düzenlediği elemeler neticesinde Coface Türkiye’yi ödüle layık gördü. IFM’nin ödülleri ilgili alanlarda inovasyon ve üstün hizmet kalitesinin en üst standartta olduğunu kanıtlıyor. IFM ayrıca; uluslararası finans çevrelerine fayda yaratan sosyal sorumluluk, vakıf faaliyetleri ve kurumsal yönetim alanlarında gelişmek için inisiyatif alan kurum ve bireyleri de destekliyor ve ödüllendiriyor.

2007’den beri Türkiye’de faaliyette olan Coface, kurulduğundan bu yana ticari alacak sigortası alanında sektöründe lider konumda. Coface Türkiye Genel Müdürü Ali Gençtürk konuyla ilgili şunları söyledi: “Müşterilerimize sunduğumuz hizmetlerin uluslararası tanınmış kuruluşlar tarafından ödüllendirilmesi bizim için büyük bir onur ve ekibimiz için motivasyon açısından önemli. Özellikle global anlamda güvenli ticaretin ve risk kavramlarının daha fazla önem kazandığı bu dönemde ticari alacak riski yöneten bir firma olarak ‘en iyi’ sıfatıyla değerlendirilmek, Türk firmalarına gerek ihracat, gerek yurt içi alacakları ile ilgili verdiğimiz hizmetin değerini artırıyor. Müşteri odaklılık, uzmanlık, işbirliği, cesaret ve hesap verebilirlik değerlerinin üzerinde tek tek çalışmamızın da bu ödülde büyük payının olduğunu düşünüyorum. IFM ödülünü almamıza katkı sağlayan ve bugüne kadar bizimle işbirliği içinde bulunan bütün iş arkadaşlarıma, iş ortaklarımıza ve müşterilerimize teşekkür ederim.”

Ali Gençtürk, Coface Türkiye Genel Müdürü

Merkezi Londra’da bulunan International Finance Magazine, küresel olarak finans sektörü ve finans piyasalarının en prestijli yayınlardan biri olarak kabul ediliyor ve 185’den fazla ülkede finans profesyonelleri tarafından okunuyor. Dünya genelinde üst düzey yöneticilerin farklı sektörel gelişmeleri takip etmenin yanı sıra uluslararası piyasalar, işletme stratejileri, birleşme ve satın alma işlemleri ile ilgili bilgi edinmek için yakından takip ettiği yayınlardan biri olarak görülüyor.

Coface: Enflasyondaki düşüş kalıcı olursa hanehalkı harcama yapmaya başlayabilir

Coface’ın Ekim ayı raporunda enflasyon gelişmeleri mercek altına alınmış. Raporda şu detaylara dikkat çekiliyor:

Eylül ayında enflasyon, 2017 yılı Temmuz ayından bu yana ilk kez yıllık bazda tek haneye inerek %9,26 oldu. Bu düşüşte, geçen sene Eylül ayında aylık enflasyonun %6,3 olması etkili oldu. Aylık enflasyonu gıda grubu 0,14 puan aşağı çekti ancak doğalgaza yapılan zam nedeniyle konut grubu fiyatları aylık %2,15, yıllık ise %10,3 yükseldi. Ulaşım ücretlerine yapılan zam nedeniyle ise ulaştırma grubu fiyatları aylık bazda %1,6 yükseldi.

Çekirdek göstergelerde de düzelmeler görülmeye devam etti. İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç fiyat değişimlerini gösteren B grubu çekirdek enflasyondaki yıllık artış sene başında %20’ye yakınken Eylül ayında %9’a yaklaştı.

Fiyatı yönlendirilen ürünler hariç TÜFE ise yıllık %7 oldu. Bu durum, zamların enflasyondaki düşüşü sınırlandırdığını gösteriyor.

Hafta başında açıklanan Yeni Ekonomi Programı’na (YEP) göre de sene sonu yıllık enflasyonun 2019 sonunda %12, 2020 sonunda %8,5 olacağı öngörülüyor. Merkez Bankası’nın son enflasyon raporunda ise 2019 enflasyon tahmini orta noktası %13,9’da bulunuyor.

TL’nin son dönemde daha istikrarlı seyretmesi ve iç talebin zayıf seyri gibi unsurlar da enflasyondaki düşüşe katkı verdi. Merkez Bankası, enflasyondaki bu gerilemeyi öngörerek önden yüklemeli faiz indirimleri yapmıştı.

Enflasyondaki gerilemenin, enflasyon beklentilerini de olumlu etkilediği görülüyor. Eylül ayında 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentileri %12,2’ye geriledi. Bu durum, Merkez Bankası’nın %16,5 seviyesinde bulunan faizini indirmesi için de imkan yaratıyor.

Ancak makro taraftaki bu olumlu gelişmeler, henüz tüketici ve şirketler kesimlerine tam olarak yansımış değil. Son açıklanan reel kesim güven endeksi şirketlerin bir miktar güven kaybının olduğuna işaret ederken, 2 tüketici güven endeksi de henüz net bir toparlanma göstermiyor. Yabancı para mevduatların artmaya devam etmesi de bu tabloya eklendiğinde, hanehalkının ekonomik ortama güveninin henüz tam olarak tesis edilmediğini görebiliyoruz.

Sene sonuna doğru baz etkisinin kalkmasıyla birlikte enflasyonda bir miktar yukarı ivmelenme görebiliriz. Ancak 2018 sonlarında gördüğümüz seviyelere göre enflasyonun düşmesi, eğer kalıcı olabilirse, tekrar hanehalkının harcama yapmaya başlayabileceğine işaret ediyor. Önümüzdeki dönemde iç talebin büyümeye yaptığı katkının, senenin ilk yarısındakinden daha fazla olması beklenebilir.

Öte yandan ihracat tarafı miktar bazında artmaya devam ediyor ancak ihracatçılar pariteden olumsuz etkileniyorlar. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin açıklamasına göre yılın ilk dokuz ayındaki parite kaybı 3,5 milyar dolar oldu. Buna karşılık miktar bazında ihracat Eylül’de %11,1, Ocak-Eylül döneminde ise %18,6 artış gösterdi. Bu konu, Avrupa ve Amerika Merkez Bankaları’nın para politikaları doğrultusunda, 2020’de de konuşmaya devam edeceğimiz gündem maddeleri arasında yer alacaktır.

Haftanın ekonomik gündemi: Dış ticaret endeksleri ve cari işlemler dengesi

10 Ekim 2019, Perşembe

Ağustos ayı dış ticaret hacim ve miktar endeksleri açıklanacak. Ağustos ayında ihracat ve ithalat verilerindeki düşüşe bağlı olarak ticaret endekslerinde düşüş bekliyoruz.

11 Ekim 2019, Cuma

Ağustos ayı cari işlemler dengesi açıklanacak. Temmuz ayında 1,16 milyar dolar cari işlemler fazlası verilmiş, 12-aylık toplam cari fazla 4,45 milyar dolar seviyesine yükselmişti. Ağustos ayında ihracat ve ithalat bir önceki aya göre düşse de dış ticaret açığı 705 milyon dolar azalma kaydetti. Bu cari işlemler dengesi üzerinde iyileşmeye sebep olacaktır. Öte yandan Ağustos ayında turist sayısında Temmuz ayına göre yaşanan kısmi düşüşün turizm gelirlerini hafif düşüreceği varsayımı ve yabancı yatırımcıların BIST’te Temmuz ayında nette 78 milyon dolar satış yapmalarının ardından Ağustos ayında da 448 milyon dolarlık satış yapmaları cari işlemler dengesinde bozulma ortaya koyacaktır. Bu etkenler ışığında Ağustos ayında cari dengede önemli bir kötüleşme beklemiyoruz.

Dr. Fulya Gürbüz