Reel sektörde güven geriliyor

Haziran ayı verilerine göre;

. Reel kesim güven endeksi Haziran’da bir önceki aya göre 5,3 puan azalarak 104,6 seviyesinde gerçekleşti.

. Hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endeksleri Haziran’da bir önceki aya göre sırasıyla %0,8, %2,8 ve %2,4 oranlarında azalış kaydetti.

Reel sektör güven endeksi Şubat 2018’den bu yana aralıksız düşüyor. Endeksin detaylarına baktığımızda dış talebe bağlı üretim performansı korunurken yatırım harcamaları ve iç talepteki zayıflık sürüyor.

Kredi Garanti Fonu’nun 2017 yılı başında devreye alınması ile sektörel güven endekslerinde yaşanan yükseliş yerini 2018 yılı başında son dilimin kullanılmasının ardından düşüşe bıraktı. Kamu bankaları halen kredi yolu ile reel sektörü desteklemeye devam ediyor ancak özel bankaların kredi hacimleri 2017 Ağustos ayından bu yana düşüş eğilimini sürdürüyor. Kısacası 2017 yılında ihracat ve iç talep destekli büyüyen Türkiye ekonomisi 2018 yılında finansal şartların sıkılaşmasına bağlı olarak ihracat ile ayakta kalmaya çabalıyor.

Ancak ihracat tarafında yılın ilk 5 ayında 2017 yılının gerisinde bir performans sergileniyor. 2018 yılı 1. çeyreğinde ihracatın GSYH içindeki payı %0,11 oldu ki 2017 yılı ortalaması %2,56 seviyesindeydi. 2018 geneli için ihracat performansına yönelik başlıca risk ABD’de Trump yönetiminin sürdürdüğü ticaret savaşları. ABD’nin dördüncü en büyük otomobil ithalatçısı olan Almanya’nın otomobillerine %35 vergi getirme tehdidi Alman ekonomisine yönelik beklentileri ve yatırımları aşağı çekiyor, özellikle de iş ortamı anlamında. En büyük ticaret ortağımız olan Almanya ve dolayısıyla da Euro Bölgesi’nde 2. çeyrek öncü göstergeler ve yılın 2. yarısına yönelik beklentiler Türkiye’nin büyüme potansiyelini aşağı çekecek gelişmeler arasında.

2017 yılında iç talep artırıcı tedbirler ve görece uygun dış ortam cari açıkta artış pahasına Türkiye’nin büyüme potansiyelini yukarı çekmeyi başardı ancak yeni hükümetin cari ve mali dengeyi tehlikeye atacak lüksü yok.

Yılın 2. yarısına yönelik kritik olan ekonomi yönetiminin cari işlemler açığını tehlikeye atmayacak ve büyümeyi şişirmek yerine katma değer yaratacak bir büyüme modeli ortaya koymasını, bununla birlikte Merkez Bankası üzerinde baskı yaratmadan sıkı para ve maliye politikalarını sürdürmelerini temenni ediyoruz.