2019 yılında kırılgan yapıdaki ülkelerde resesyon riski korunurken, gelişmiş ekonomilerde büyüme hızı yavaşlayacak

ABD’nin 2018’de kaydettiği güçlü performans 2019’da zayıflayacak…

2017 yılında %2,2 büyüyen ABD ekonomisi, mali teşvikler ve Fed’in yürüttüğü şeffaf para politikasının desteğiyle güçlü istihdam ve enflasyon görünümü ortaya koyarak 2018 yılında %2,9’luk büyümeyi yakaladı. ABD’nin özellikle Çin’e karşı yürüttüğü ticaret savaşına rağmen ABD hanehalkı ve reel sektörünün yüksek ekonomik güven algısı iç talebin canlı kalmasında etkili oldu. Teşvikler ve ABD’nin korumacılık politikası iç talebi canlı tutarken korumacılık politikasının şirketler üzerindeki olumsuz etkisinin düşük düzeyde kaldığını gördük. 3. çeyrek bilanço verileri açıklamalarında şirketlerin 2019 yılı ile birlikte tarifelerin %25’e yükseltilmesi halinde satış ve kar rakamlarında düşüş olasılığının artacağı yorumlarını okuduk. Ancak yine de devam eden mali teşviklerin ABD ekonomisi büyümesini 2019’da %2,5 gibi bir seviyede tutması bekleniyor. 2020 yılı ise kritik çünkü mali teşviklerin sonlanması talepte daralmayla birlikte GSYH büyümesini %2’nin altına çekeceği tahmin ediliyor.

Çin hükümeti büyümeyi destekleyici adımlar atmaya devam edecek…

Karşı kanatta yani Çin ekonomisinde ise 2017 yılında kaydedilen %6,9’luk büyümenin ardından 2018 yılında %6,5’lik bir büyüme tablosu var önümüzde. Çin hükümeti de ticaret savaşının etkilerini azaltabilmek adına şirketlerin ekonomik faaliyetlerini sürdürmesi ve hanehalkının harcama eğilimini devam ettirmesinde etkili olan parasal ve mali tedbirler alıyor. 2019 yılında da hükümet desteğini sürdürmeye devam edecek ki bu durum Uzak Doğu ülkelerinin ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmeleri açısından da önemli.

Euro Bölgesi yavaşlıyor…

Avrupa tarafında ise 2017’de kaydedilen %2,5’lik büyümeden sonra ekonomi 2018’de %1,9 ile vites düşürdü. Bunda özellikle otomotiv sektörü üzerindeki baskılar ve ticaret savaşının bölge halkı ve şirketleri üzerinde yarattığı ekonomik güven kaybı etkili oldu. Oxford Economics 2019 için %1,6’lık büyüme öngörüyor.

Japonya ekonomisi doğal afetlerin gölgesinde kaldı…

Japonya’da ise 2018 yılında yaşanan doğal afetler ekonomi üzerinde olumsuz bir tablo yaşanmasına sebep oldu. 2017 yılında kaydedilen %1,7’lik büyüme sonrasında 2018 yılında %1’lik bir büyümeye tanık oluyoruz. Oxford Economics Japon ekonomisinin 2019 yılında %1,2, 2020 yılında ise %0,1 büyüyeceğini tahmin ediyor.

Küresel büyüme hız kesiyor…

Görünen tablo 2019 ve 2020 yıllarında büyüme performansında hız kaybı yaşanacağına işaret ediyor. 2017’de %3,1 büyüyen dünya ekonomisinin 2018 yılında %3, 2019’da %2,8, 2020’de ise %2,7 büyüyeceğini tahmin ediyor Oxford Economics. Yavaşlamanın şiddetinin ABD politikalarına ve ekonomik performansına bağlı olacağını düşünüyoruz. Brexit ve İtalya sorunlarıyla boğuşan Avrupa Birliği’ni dikkate aldığımızda Euro’nun seyrini çözüm süreci belirleyecek. ABD ekonomisinin güçlü yapısı korundukça ABD doları Euro’ya karşı görece güçlü kalmaya devam edecek.

Kırılgan ülkelerde resesyon riski artıyor…

Küresel ekonominin dümenini ABD politikaları yönlendirirken bir yanda ABD ekonomisinin aşırı ısındığına dair tartışmalar sürerken, diğer yanda Brexit, İtalya endişeleri ve sıkılaşan finansman şartlarının kırılgan yapıdaki gelişmekte olan ekonomiler üzerinde artan baskısının ABD ekonomisi büyümesi üzerinde aşağı yönlü risk oluşturacağına dair söylemler Fed’in faiz artırım beklentilerinin sorgulanmasına sebep oluyor. Fed Aralık ayında 1, 2019 yılı genelinde ise 3 olmak üzere 2019 yılı sonuna kadar toplam 4 faiz artırımı öngörüyor. Mevcut risklerin küresel ekonomide “resesyon” endişelerini artırması Fed’in Aralık ayı toplantısında beklemede kalacağı beklentilerini gündeme taşıdı.

ABD ekonomisi son 9 çeyrektir büyümesini sürdürürken işsizlik oranı 49 yılın en düşük seviyesi olan %3,7 seviyesine gerilerken Fed’in baz aldığı çekirdek kişisel tüketim harcamaları endeksi tarihi rekor seviyesini Ağustos 2018’de kırarak yıllık bazda %2 hedefine ulaştı ve Eylül ayında da %2’lik artışını sürdürdü. Fed’in Aralık ayı toplantısında faizde beklemede kalacağını düşünmüyoruz, 25 baz puanlık artış hamlesini gerçekleştirecektir. Ancak Fed’in küresel ekonomiye yönelik yorumları ve 2019 yılına dair faiz artırım beklentileri önemli olacak. 2019 yılı için faiz artırım sayısında artış beklemiyoruz. Finansal koşulların sıkılaşmasının 2019 yılında küresel bazda stagflasyon riskini azalttığını, Türkiye gibi kırılgan yapıdaki gelişmekte olan ekonomiler için ise resesyon riskini artırdığını düşünüyoruz. Çin hükümetinin ekonomi politikaları Asya-Pasifik ekonomileri üzerinde etkili olmaya devam ederken Latin Amerika ülkelerinin yatırım açısından daha cazip görüldüğünü raporlardan okuyoruz. Türkiye ekonomisinin ayakta kalması dış politika ve sürdürülebilir büyüme açısından atacağı somut adımlara bağlı olacak. ABD ve AB ile ilişkiler konusunda suların durulduğunu, yapıcı görüşmelerin Türk lirası üzerinde olumlu etkisini gördük. Sürdürülebilir büyüme tarafında yapısal reformlara yönelik atılacak her adım ise TL’ye güvenin artmasını sağlayacaktır.