Seçim ayına müjdelerle giriyoruz

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler öncesinde makro-ekonomik görünümü özetlersek: Yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, düşük talep, düşük üretim. Seçim ayına girerken söz konusu zayıf görünümü güçlendirecek müjdeler gelmeye devam ediyor. Kasım 2018’de dayanıklı tüketim mallarına getirilen KDV ve ÖTV indirimlerinin 31 Mart 2019 tarihine kadar uzatılmasının ardından 10 Şubat’ta BDDK, tahsili geciken ihtiyaç kredilerinin yeniden yapılandırılmasına yönelik ilgili yönetmelikte değişiklik yapmıştı.

Cuma günü (22 Şubat) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı Mehmet Ali Akben’den bireysel tüketicilerin elini rahatlatmak ve iç talebin canlanmasına katkı sağlaması amacıyla kredi kartlarında taksit sayısının artırılması ve bireysel tüketici kredilerinde vade uzatımı yönünde çalışma yaptıkları açıklaması geldi. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ise yeni haftaya 2019 yılında 2,5 milyon yeni istihdam, KOBİ’ler için yeni bir kredi paketi, faizlerde düşüş, doğrudan yabancı sermaye, yapısal reform müjdeleriyle girdi. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ise her ilave istihdama prim ve vergilerin yanı sıra ücret desteği verileceğini söyledi.

Kısacası Ağustos 2018’den bu yana gerileyen hane halkı harcamalarında artışa ek olarak devlet desteğiyle istihdam artışı hedefleniyor. 15 Şubat itibariyle toplam tüketici kredileri 911,2 milyar TL seviyesinde bulunuyor.

Peki, Ağustos 2018’de TL’de yaşanan sert değer kaybının ardından yaşanan ekonomik daralma ile enflasyonda ve işsizlikte artış kaydedilirken hükumetin cari açığı tehlikeye düşürmeden GSYH büyümesinde vites artırmayı gerektirecek ne gibi gelişmeler var?

Küresel yavaşlama endişeleri ve iç talepte daralmayla birlikte Türkiye ekonomisinin 2019’da yavaşlamaya devam edeceği (Hükumet: %2,3), hatta daralma yaşayacağı (Moody’s: eksi %2, S&P: eksi %0,5) beklentileri hükumeti yerel seçimler öncesinde aksiyon almaya yöneltti ki bunda tetikleyici unsurların enflasyonda düşüş ve doğrudan yabancı yatırımlarda artış beklentilerinin etkisi olduğunu düşünüyoruz.

Şöyle ki;

1 Eylül 2018’de hane halkının uzun süreli borçlanmasını önlemek amacıyla kredi kartında taksit sayısı ile ihtiyaç kredileri vadelerine sınırlama getirilmişti. O günden bugüne iç talepte daralma artarken, enflasyonla mücadele çerçevesinde alınan önlemlerle fiyatlarda yukarı yön sınırlanmış, Merkez Bankası (TCMB) enflasyonda kalıcı bir düşüş sağlanana kadar sıkı para politikasını sürdüreceğini açıklamış, Dolar/TL kurunda sert dalgalanmaların yerini 5,20-5,40 aralığında istikrarlı bir görünüm kazanmasına sebep olmuştu. İç talepte daralma ve petrol fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle 12-aylık toplam cari açık Aralık 2018 itibariyle 27,6 milyar dolar seviyesine gerilemişti.

TL’de sert bir değer kaybı yaşatacak olumsuz bir gelişme olmaz ise baz etkisinin azalacağı Haziran ayı ile birlikte enflasyonda düşüş görmeye başlanacak olması TCMB’nin faizleri düşürmeye başlamasına sebep olacak. Ek olarak Brexit gölgesinde Avrupa ekonomisinde toparlanma beklentisi ihracatta (dolayısıyla da üretimde) artış beklentileri yaratıyor.

Söz konusu gelişmeler ithalat hacmini artıracaktır ancak hükumetin cari açıktaki olası kötüleşmeyi artan turizm gelirleriyle birlikte doğrudan yabancı sermaye girişleriyle sınırlandırmayı hesaba kattığını düşünüyoruz. Seçim sonrası açıklanacak yapısal reform takviminin ise kredi derecelendirme kuruluşlarının kredi notunda olmasa bile görünümde iyileştirme yaratabilecek şekilde ikna edici olması gerekiyor.

Dr. Fulya Gürbüz