Türkiye’de ekonomiye güven geriliyor, sürdürülebilir büyüme için ön şart güvenin sağlanması

Türkiye’de ekonomik güven endeksi Mayıs ayında aylık %8,5 azalışla 77,5 seviyesine geriledi. Endeksteki azalışta, tüketici, reel kesim (imalat sanayi), hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörü güven endekslerindeki düşüşler etkili oldu.

Artan siyasi risk, Hükumet tarafından açıklanan tedbir paketlerinin ikna edici olmaması ve Merkez Bankasının rezervlerine yönelik endişelere bağlı olarak Türk lirası üzerindeki baskı devam ediyor. Her ne kadar 2019 yılının ilk 5 ayında imalat tarafında aylık bazda ılımlı iyileşmeler kaydedilse de %14,7 seviyesine yükselen işsizlik oranı, yıllık %30 seviyesinin üzerinde artış kaydeden yurt dışı ve tarım ürünleri üretici fiyat endeksleri, yükselen borçlanma ve üretim maliyetleri, özellikle kredi hacmi olmak üzere talep tarafında yaşanan zayıflıklar güven endeksindeki bozulmanın sonucu olarak karşımıza çıkan veriler.

Elbette ABD’nin 2018’de başlattığı ticaret savaşının küresel büyümede -özellikle de en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa’da- yavaşlamaya sebep olması da Türkiye’nin ihracat ve üretim performansını olumsuz etkileyen ana faktörlerin başında geliyor.

Peki, Euro Bölgesi ekonomisine yönelik beklentiler ümit verici mi?

Avrupa Komisyonunun yayınladığı endeksler karışık sinyaller veriyor:

. İş İklimi Endikatörü Mayıs 2019’da 0,12 puan (%29) düşüşle 0,3 seviyesine gerileyerek 2016’dan bu yana en düşük seviyesini gördü. Bunda üretim ve ihracat siparişlerindeki sert düşüş etkili oldu.

. Ekonomik Hassaslık Endikatörü ise Mayıs ayında aylık 1,2 puan artışla 105,1 seviyesine yükseldi. İmalat sektörü, tüketiciler ve servis sağlayıcılarının beklentilerindeki iyileşmeye bağlı olarak endeks son 11 aydaki ilk yükselişini kaydetti. Perakende ve inşaat sektörünün beklentilerinde ise bozulma görüldü.

. Tüketici Güven Endikatörü Mayıs 2019’da aylık 1,1 puan yükselse de endeks -6,5 değeri ile negatif bölgede yer alıyor.

Süregelen ticaret savaşına bağlı olarak Euro Bölgesi’nde dış ticaret gelişmelerini OECD’nin 28 Mayıs Salı günü yayınladığı G20 Uluslararası Ticaret İstastikleri’nde gördük. Söz konusu OECD raporuna göre 2019 yılı ilk çeyreğinde Euro Bölgesi’nde mevsimsellikten arındırılmış ABD doları cinsinden ihracat %1, ithalat ise %0,1 artış kaydetti ki bu değerler Almanya’nın verilerine çok yakın (sırasıyla %0,9 ve %0,1). 4Ç2018’de Euro Bölgesi’nde ihracat bir önceki döneme göre %1,7, ithalat ise %0,9 daralma kaydetmişti. Avrupa Merkez Bankası ise 10 Nisan para politikası toplantı tutanaklarında GSYH büyümesi üzerinde aşağı yönlü risklerin arttığı ifadeleri yer alıyor.

G20 ülkelerininin mevsimsellikten arındırılmış ABD doları cinsinden ihracatı ise 1Ç2019’da bir önceki çeyreğe göre %0,4 oranında artarken ithalat hacmi %1,2 daralma kaydetti.

Güven endekslerinde bozulma eğiliminin artarak devam ettiği Türkiye’nin ihracatı ise aynı dönemde %2 daralırken ithalatı %5,3 artış gösterdi, öyle ki bu veri cari açıkta bozulmanın dolayısıyla da Türkiye’nin risk primindeki artışın (5-yıllık CDS primleri 515 seviyesinin üzerine çıktı) önemli bir kanıtı. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın geçen hafta açıkladığı İVME (İleri Verimli Milli Endüstri Paketi) Finansman Paketi’nde bahsi geçen 30 milyar TL büyüklüğündeki finansman ise bütçe üzerinde soru işaretleri yaratmıştı.

Bu çerçevede talep şartları, bütçe hedefleri, işsizlik, cari açık ve finansmanı, özel sektörün yüksek dış borcu, Merkez Bankasının net rezerv büyüklüğü, yüksek enflasyon ve artan borçlanma maliyetlerine yönelik endişelere ek olarak yerel seçimlerin yenilenme kararı güven endekslerini aşağı çekerken yabancı sermayenin daha iyi hikaye sunan ülkelere yönelmesine sebep oluyor. Dolayısıyla, üretimde ithalata, finansman tarafında ise yabancı sermayeye bağımlı olan Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyüme hedefine ulaşılmasında ilk atılması gereken adım güven algısının kalıcı olarak yeniden sağlanması.

Dr. Fulya Gürbüz