Yazar: artbalkan

TL’deki sert değer kaybı ihraç mal üretim fiyatlarını yukarı çekmeyi sürdürüyor

%50-50 ABD doları ve Euro’dan oluşan döviz sepeti Eylül 2018’de bir önceki aya göre %9,7, yılbaşına göre %63,7 ve bir önceki yılın aynı ayına göre %80,3 değer kazanmasının doğrudan etkisini yurt dışı üretici fiyat endeksi değişiminde (YD-ÜFE) gördük. YD-ÜFE Eylül ayında bir önceki aya göre %10,14, bir önceki yılın Aralık ayına göre %59,58 ve bir önceki yılın aynı ayına göre %75,04 artış gösterdi.

Yurt içi üretici fiyatları (Yİ-ÜFE) ise Ağustos ayında aylık %6,60 (yıllık %32,13), Eylül ayında aylık %10,88 (yıllık %46,15) artış kaydetmişti.

2011 yılından bu yana döviz sepeti ile yurt içi ve yurt dışı üretici fiyat endekslerindeki  yıllık değişimleri baz aldığımız aşağıdaki grafiklerde de görüleceği gibi döviz sepetindeki değişime bağlı olarak yurt dışı üretim fiyatlarındaki değişim doğrudan yurt içi üretim fiyatlarına yansımaktadır.

sil2sil3

Döviz sepetinin Eylül ayında kaydettiği sert yükselişin ardından Ekim ayında yaşanan gerilemenin yurt içi üretici fiyatlarını Eylül ayındaki yıllık %46 seviyesinden Ekim ayında yıllık %35 civarına çekmesini tahmin ediyoruz.

TL’de değerlenme mümkün ama kısıtlar var

İran’ın yaklaşık 1,5 milyon varillik petrol üretimine karşı ABD’nin 5 Kasım’da resmi olarak başlatacağı ambargo sebebiyle petrol fiyatları üzerinde yukarı doğru baskı meydana getirirken Suudi Arabistan’ın arz miktarını artıracağı haberi, OPEC ve Uluslararası Enerji Ajansı’nın küresel petrol talebinde 2019 yılı sonuna kadar düşüş öngörmesi petrol fiyatları üzerindeki baskıyı hafifletiyor.

Petrol fiyatlarında yukarı yönlü baskının hafiflemesi ABD’de enflasyon üzerindeki baskının azalmasında etkili olacaktır. Bu da kademeli faiz artışlarını öngören Fed’den agresif bir adım görmeyeceğiz demek. Dışarıdan net enerji ithal eden Türkiye’nin petrol fiyatlarında yukarı yönlü şok yaşamaması ise hem enflasyon hem de ödemeler dengesi üzerinde baskının da hafiflemesine sebep olacaktır. Bu sebeple ABD’nin İran ambargosuna başlayacağı 5 Kasım tarihi önemli.

Geçen hafta açıklanan verilere göre Türkiye’nin Ağustos ayı ödemeler dengesinin fazla vermesi, 12-aylık toplam cari açığın 51 milyar dolar seviyesine gerilemesi ve Rahip Brunson’un serbest bırakılması Dolar-TL kurunu 5,50-5,70 bandına geriletti. Etkisini Merkez Bankası Beklenti Anketi verilerinde de gördük: Enflasyon ve GSYH büyüme beklentilerindeki gerileme cari açığı da hızla aşağı çekmiş görünüyor. Cari açıktaki gerilemenin talep daralmasından kaynaklanması olumlu gözükse de yüksek teknolojik ürün üretmemizi ve ihraç etmemizi sağlayacak yapısal reformlar yapılmadıkça cari açıktaki gerilemenin kalıcı değil geçici olacağını, cari açığın finansmanının ise net hata ve noksan ile rezervlerden karşılanarak sağlıksız kalmaya devam edeceğini unutmayalım.

Dolayısıyla Türkiye ekonomisi petrol fiyatları ve TL’deki dalgalanmalara karşı ayakta kalmaya çalışırken bu hafta Merkez Bankası’nın yapacağı para politikası toplantısında nasıl bir aksiyon alacağı önemli. TCMB, son gerçekleştirdiği 13 Eylül toplantısında bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını 625 baz puan artırarak %17,75’ten %24,0 seviyesine yükseltmişti. İç ve dış talepte gerileme sanayi üretimini dolayısıyla da büyümeyi aşağı çekmesi fiyatlar genel seviyesi üzerinde baskıyı aşağı çekerken petrol fiyatları ve TL’deki dalgalanmalar risk oluşturmaya devam ediyor.

Her ne kadar TCMB’nin reel efektif döviz kuru verileri Dolar-TL’de 3,60 seviyelerini desteklese de

. güçlü ABD ekonomisinden kaynaklanan yüksek faiz ortamı,

. Avrupa Merkez Bankası ve Fed’in likiditeyi daraltması,

. ABD’nin yürüttüğü ticaret savaşına bağlı küresel ticarette zayıflama ve

. olumsuz jeopolitik gelişmeler

özellikle Türkiye dahil net enerji ithal eden ve dış finansmana bağımlı ülke ekonomilerini olumsuz etkilemeye devam etmesi TL üzerinde risk priminin düşmesini engelliyor. Eylül ayında 550 seviyesini aşan Türkiye’nin 5-yıl vadeli CDS primleri Ekim 2017’de 170-190 aralığında işlem görüyordu.

Özetle TCMB’nin faiz artırmakta geç kalması TL’nin kırılganlığını artırarak iç ve dış olumsuzlukların da etkisiyle Dolar-TL’yi 7,0, 2-yıl vadeli tahvilin bileşik faizini %27, risk priminin ise 550 seviyelerinin üzerine taşımasına sebep olmuştu. TCMB’nin sert faiz artırımı ve sonrasında dış politikada yaşanan olumlu gelişmeler Dolar-TL’yi 5,50-5,70 seviyelerine tekrar geriletti. Dolayısıyla TCMB Perşembe günü yapacağı toplantıda sembolik bir faiz artırımı yapması halinde kurda bir miktar geri çekilme görebiliriz. Ancak kalıcı iyileşme için AB ve ABD ile olan siyasi ilişkilerin kuvvetlenmesi ve yapısal reformların ivedilikle ön plana çekilmesi gerektiğini tekrar edelim.

Türkiye ve Avrupa merkez bankası kararları ile ABD büyüme verisini takip edeceğiz

En son 13 Eylül toplantısında uzun bir bekleyişin ardından bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını 625 baz puan artırarak %17,75’ten %24,0 seviyesine yükselten Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) kararının ardından Dolar-TL kuru 6,5 seviyesinin altına gerilemişti. ABD-Türkiye ilişkilerini baskı altında tutan Rahip Brunson’un tutukluluğunun sona ermesi ise kuru daha aşağı 5,50-5,70 aralığına getirdi.  25 Ekim Perşembe günü para politikasını görüşmek üzere toplanacak olan TCMB’den faiz artırımı beklemiyoruz ancak sembolik bir faiz artırımı yapması halinde Dolar-TL kuru 5,30 seviyelerine gerileyebilir.

Yine aynı gün reel sektör güven endeksi verileri açıklanacak. Eylül ayı verileri gelecek 3 aya yönelik ihracat siparişlerinde artış beklenmesine karşılık diğer tüm kalemlerde (toplam sipariş, istihdam, yatırım ve üretim) sert kayıplara işaret etmişti. Benzer eğilimin Ekim ayında da sürmesini bekliyoruz. En büyük ticaret ortağımız olan Avrupa bölgesi GSYH büyümesinde hız kaybı yaşansa da Bölge’den ihracat potansiyelimizi düşürecek bir gelişme beklemiyoruz.

25 Ekim Perşembe günü Avrupa Merkez Bankası (AMB) da para politikasını görüşmek üzere toplanacak. Euro Bölgesi 2018 yılı 1. çeyreğinde %2,4 büyümesinin ardından 2. çeyrekte beklentilerden aşağıda %2,1 büyüme kaydetmişti. Son PMI verilerine göre sanayi sektöründe büyüme hızında yavaşlama, servis sektöründe ise  hızlanma var. Ticaret savaşı ve Brexit belirsizliklerinin bölge ekonomisi üzerinde baskı oluşturmaya devam etmesi sebebiyle para politikasında bir değişiklik beklenmiyor.

ABD tarafında ise güçlü ekonomik aktivitesini sürdürdüğünü ve ABD merkez bankası Fed’in kademeli faiz artırımlarını desteklemeye devam ettiğini geçen hafta yayınlanan Fed tutanaklarında tekrar okuduk. 2018 yılı 2. çeyreğinde yıllık %4,2 büyüyen ABD ekonomisi böylece 2018 yılı ilk yarısında ortalama %3,2 büyüme kaydetmiş oldu. 26 Ekim Cuma günü 3. çeyrek GSYH büyümesi ilk tahminleri açıklanacak. Beklenti ABD ekonomisinin 3. çeyrekte %3,3 büyüyeceği yönünde. Fed bölge başkanları ekonominin aşırı ısınma ve soğuma ihtimaline karşılık faiz seviyesine yönelik tartışmalarını sürdürürken kesin olan yüksek faiz döneminden geriye dönüş olmayacağı.

 

 

Çin ekonomisi zayıflıyor

ABD’nin Çin’e yönelik gümrük vergisi artırımlarına bağlı olarak Çin ekonomisi 2018 yılı üçüncü çeyreğinde güç kaybederek bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %6,5 büyüme (bir önceki çeyreğe göre %1,6) kaydetti.  Böylece ülke GSYH’si 2009 yılından bu yana en düşük performansını sergilemiş oldu. 2017 yılında ortalama %6,9 büyüyen Çin ekonomisinin 3. çeyrekte %6,6 büyümesi bekleniyordu.

Küresel PMI verilerinin küresel ticarette yavaşlamaya işaret etmesi ve ABD’nin güçlü ekonomik görünümüne bağlı olarak Fed’in kademeli faiz artırmaya devam edeceği 2019 yılını dikkate aldığımızda ABD ile anlaşma sağlanamadığı takdirde Çin ekonomisinde güç kaybının önümüzdeki dönemde de devam edeceğini düşünüyoruz.

Bu olumsuz beklentiyi olumluya çevirebilecek bir gelişme yaşandı. 30 Kasım’da Buenos Aires’te başlayacak olan G20 zirvesinden bir gün önce henüz resmi kaynaklar tarafından doğrulanmasa da ABD ve Çin başkanları Trump ve Xi Jinping’in bir araya gelme ihtimali var. Olumlu olabilecek herhangi bir adım küresel ticareti hareketlendirebilir. Bekleyip göreceğiz.

İşsizlik oranında yükseliş sürüyor

İşsizlik oranı Temmuz 2018 döneminde 0,1 puanlık artışla %10,8 oranında gerçekleşti. Haziran 2018 döneminde %10,2 olarak ölçülmüştü. Temmuz döneminde istihdam piyasasına sanayi sektörü 0,8 puan, hizmet sektörü 1,1 puan artış yönünde katkı yaptı. Tarım ve inşaat sektörlerinin payı ise sırasıyla 1,2 puan ve 0,7 puan azalma kaydetti.

Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı ise Haziran dönemindeki %10,9 seviyesinden %11,0 seviyesine yükseldi.

İmalat sektörünü baz alan Markit PMI verileri Ağustos ve Eylül aylarında istihdamda daralmaya işaret etmişti. Her ne kadar yaz aylarında hizmet sektörü istihdam piyasasına destek olsa da daralan inşaat sektörünü de dikkate aldığımızda işsizlik oranında Ağustos ve sonraki dönemlerde artışın devam edeceğini tahmin ediyoruz.