Kategori: DAVOS 2019

Küresel yavaşlama küresel borç miktarını artırabilir

Geçen hafta IMF’nin yayınladığı Dünya Ekonomik Görünüm raporunda Türkiye’deki kırılganlığa bağlı olarak Avrupa ekonomisinin olumsuz etkilendiği vurgulanmıştı. Çarşamba yayınlanacak birinci çeyrek enflasyon görünümü raporunda Merkez Bankası’nın (TCMB) ekonomiye yönelik beklentilerini okuyacağız.

TCMB, 16 Ocak tarihli para politikası toplantısına ait tutanaklarda;
. İktisadi faaliyetteki yavaşlamanın sektörler geneline yayıldığı;
. Talepte daralma, TL’de yaşanan değer kazancı, düşen enerji fiyatları, temel mal grubu ve hizmet grubunda yaşanan fiyat azalışlarının etkisiyle enflasyonda yavaşlama kaydedildiğini belirtmişti.

Tutanaklarda küresel enflasyona yönelik riskler şöyle sıralanmıştı:
. Enerji fiyatlarındaki yüksek oynaklık
. Ücret enflasyonu.

Gelişmekte olan ülkelere yönelen portföy akımları üzerindeki aşağı yönlü riskler olarak ise
. Küresel ekonomi politikalarına ilişkin belirsizlik ve
. Yüksek seviyedeki küresel finansal riskler ifade edilmişti.

Hem Fed hem de Avrupa Merkez Bankası ekonomide yavaşlamaya bağlı olarak gerekirse ek tedbirler alacaklarını tekrarlıyorlar. ABD-Çin ticaret anlaşmazlığı, Brexit ve Çin ekonomisine yönelik belirsizliklerin küresel ekonomi üzerinde yarattığı tahribatın artması halinde genişlemeci politikalara dönüleceği açık. Bu sürece Çin de dahil olacak. Çin hükümeti ekonomiyi hızlandırmak için miktarsal genişleme uygulamasına hazırlanıyor. Bu da 250 trilyon dolar seviyesindeki küresel borç tutarının artacağı anlamına geliyor.

Geçen hafta Davos’ta yapılan Dünya Ekonomi Forumu’nda küresel borç sorununun ele alındığı bir panelde gelişmiş ülkelerin düşük faizden dolayı borç yükünü artırdıkları, gelişmekte olan ülkelerin ise örneğin altyapı projelerinin borç yükünü artırdığı ve bilançoların kur riskiyle karşı karşıya kaldığı, bu sebeple özellikle gelişmekte olan ülkelerin bütçe disiplininden sapmamaları gerektiği ifade edildi.

Dahası, panelde küresel tasarrufların küresel yatırımlardan daha fazla artmasının etkisiyle küresel reel faizlerin düştüğü, dolayısıyla tasarrufların sermaye piyasalarına kaydığı; politika faizlerinin uzun süre düşük tutulmasının ise finansal riski artırdığı ve varlık fiyatlarını yükselttiği, bunda ekonomik temellerin güçlü olması değil nominal faizlerin düşük tutulmasının etkisi olduğu belirtildi.

Anlaşılacağı üzere risklerin giderek arttığı bir ortamda hükümetlerin ekonomiyi hızlandırma çabalarına karşı merkez bankalarının doğru bir şekilde para politikaları üretebilmeleri de giderek zorlaşıyor. Böyle bir ortamda kırılgan ekonomik yapıya sahip ülkelerin -ki Türkiye listenin başlarında- bütçe disiplininden asla taviz vermemeleri gerekiyor. Aksi halde güvenli liman arayışında kur riskini en ağır yaşayacak ülkelerden biri olacağız.

Dolayısıyla Fed’in Çarşamba günü açıklayacağı para politikası kararı büyük önem arz ediyor.

Dr. Fulya Gürbüz

PwC: “Doğru yapılması halinde yapay zekanın GSYH’ye katkısı 2030 yılında 15,7 trilyon dolar olabilir”

PwC, Eylül-Ekim 2018 döneminde 90 farklı ülkeden 1378 CEO’nun katıldığı 22.ci Küresel CEO Anketi 2019 yılı sonuçlarını yayınladı.

Anket sonuçlarına geçmeden önce PwC geçmiş anket sonuçlarını analiz ederek CEO’ların (icra kurulu başkanlarının) tahmin gücünü ölçtüklerini ve sonuç olarak CEO’ların önümüzdeki sene için şirket gelir tahminleri ve gerçekleşen küresel GSYH büyümesi arasında güçlü bir korelasyon (ilişki) olduğunu belirtiyorlar. Diğer bir deyişle CEO’ların gelir güvenleri küresel ekonominin gidişatı konusunda öncü bir gösterge olarak dikkate alınabilir.

Anket sonuçları şöyle sıralanıyor:

. Küresel ekonomik büyümeye yönelik kötümserlik arttı… 2018 yılı anketinde CEO’ların %5’i küresel ekonomik görünüm konusunda kötümserken bu oran 2019 yılı anketinde %30’a yükseldi. 12-ayı kapsayan kısa vade ve 3-yılı kapsayan orta vade için CEO’ların şirket gelir beklentileri geriledi. Yukarıda bahsi geçen korelasyonun geçerliliğini koruması halinde küresel ekonomik büyüme 2019 yılında yavaşlayacak.

. CEO’lar güçlü milliyetçi ve popülist dalgaya uyum sağlamaya çalışıyor… CEO’lar geçen yıldan farklı olarak terör ve iklim değişikliğinden daha az rahatsızlık duyarken faaliyet gösterdikleri pazarlarda aşırı düzenleme, politika belirsizliği, kilit becerilerin eksikliği, ticaret anlaşmazlıkları gibi konuların iş yapma kolaylığı önünde daha büyük tehdit oluşturduklarını düşünüyorlar. CEO’lar cazip yabancı pazarlara yatırım yapma ve risk alma konularında isteksizken yurt içi pazarda gelir artışı arayışındalar.

. Milyarlarca dolarlık yatırımlara rağmen CEO’ların ihtiyaç duyduğu bilgi ile elde ettikleri arasındaki fark son on yılda kapatılamadı… Bunda veriyi temizleme, entegre etme ve değer elde etme konusunda yetenekli çalışan eksikliğinin payı bulunurken şirketler elde ettikleri veriyi daha iyi karar vermeye dönüştürmekte zorluk yaşıyorlar.

PwC Küresel Başkanı Bob Moritz büyüme potansiyellerini artırmak amacıyla şirketlerin yapay zeka gibi dijital teknolojilere yöneldiklerini, bunu doğru yapmaları halinde yapay zekanın 2030 yılında küresel GSYH’ye katkısının 15,7 trilyon dolar olacağını tahmin ettiklerini belirtiyor.

Moritz, dijital transformasyon projelerinde insan faktörünün kilit öneme sahip olduğunu, bu sebeple şirketlerin çalışanlarına dijital yeteneklerini geliştirme konusunda eğitimler verdiklerini, ancak gerçek inovasyona geçmek için
. İş dünyasının liderlerinin şimdiki ve gelecekteki iş gücünün becerilerini yükseltmeye devam etmeleri,
. Yaratıcılık, problem çözme ve empati gibi kurumsal becerileri kurum kültürlerinde geliştirmeye devam etmeleri,
. Eğitim kurumlarının, yaşam boyu teknik becerilerin gelişmesini ve yaratıcı problem çözmeyi teşvik etmesi gerektiğini;
. İnsanlar ve malların ulusal sınırların ötesine geçmeye devam edeceğinden, devletler ve işletmeler arasında küresel ölçekte işbirliğine yönelik artan bir ihtiyaç olduğunu savunuyor.

IEA İcra Direktörü Birol: Gelecekteki başlıca enerji kaynağı elektrik olacak

. Elektrik kullanımındaki hızlı artış gelişmekte olan ülkelerin artan gelir seviyesinden kaynaklanıyor
. Petrol, temiz kömür, doğal gaz ve yenilenebilir enerjiye ihtiyaç sürecek ancak gelecekteki başlıca enerji kaynağı elektrik olacak
. Petrol ve doğal gazın verimli bir şekilde nasıl kullanılacağı öğrenilmeli
. Petrol talebinin ana kaynağı tır ve hava taşımacılığı; elektrikli otomobil sayısı 60 kat artıp 300 milyon bile olsa karbondioksit emisyonuna etkisi %1’den daha az olacak
. 2035 yılında temiz enerji Çin’in başlıca enerji sektörü olacak

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) İcra Direktörü Fatih Birol 22 Ocak’ta Davos’ta başlayan Dünya Ekonomi Forumu’nda katıldığı bir panelde 2018 yılını “elektrifikasyon yılı” olarak niteledi. Birol elektrik kullanımındaki hızlı artışın özellikle gelişmekte olan ülkelerin artan gelir seviyesinden kaynaklandığını belirtti.

Enerjide Stratejik Görünüm konulu panelde konuşan Birol, enerji talebindeki başlıca etmenin klimalar olduğunu söyledi ki en yoğun olarak kullanan ülkeler Hindistan, Çin ve Güney Doğu Asya ülkeleri.

Birol, petrol, temiz kömür, doğal gaz ve yenilenebilir enerjiye ihtiyacın süreceğini ancak elektriğin gelecekteki başlıca enerji kaynağı olacağını belirtti.

Panelist Çin Enerji Bakanı Zhang Jianhua ise Çin’de herkesin elektriğe sahip olduğunu, Çin’in yeni bir düşük karbon yeşil stratejisi yürüttüklerini, 2020 yılında fosil dışı düşük karbon enerjisinin toplam enerjisinin %15’ini, doğal gazın ise %10’unu oluşturacağını ifade etti. Söz konusu oranların 2030 yılında sırasıyla %20 ve %15 seviyesine çıkacağı öngörülüyor. Jianhau temiz enerjinin 2035 yılında Çin’in başlıca enerji sektörü haline geleceğini söylüyor.

Fatih Birol petrol ve doğal gazın daha uzun süre kullanılacağını ancak verimli bir şekilde nasıl kullanılacağını öğrenmemiz gerektiğini belirtti. Birçok şirketin hidrojen gücü, karbon yakalama ve depolama ile üretim sırasında metan emisyonunun azaltılması gibi teknikleri kullanarak doğru hamleler yaptıklarını söylüyor Birol.

Önümüzdeki uzun bir süreçte Orta Doğu en fazla petrol ihraç eden bölge olma özelliğini koruyacak. ABD kendi petrolünü üretiyor ancak çoğu iç tüketim için harcanıyor.

Dünya genelinde 5 milyon elektrikli araç kullanılıyor. Bunun yarısı Çin’de. Günlük küresel petrol talebinin yaklaşık 1,3 milyon varile yükselmesi beklenirken 5 milyon elektrikli araç ise petrol üretiminin sadece 50 bin varil düşmesini sağlayabiliyor. Dünyada 1 milyar yanmalı motorlu arabanın kullanıldığı, ancak petrol talebini bu sürücülerin değil asıl olarak tır ve hava taşımacılığının oluşturduğunu belirtiyor Birol ve ekliyor “Elektrikli araçların petrol talebini düşürmesi net değil. 300 milyon elektrikli araba kullanılsa bile bunun karbondioksit emisyonuna etkisi %1’den daha az olacak”.