Kategori: EKONOMİ

Sanayi üretiminde hız kaybı devam edecek

Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi endeksindeki aylık değişimlerin 6 aylık hareketli ortalaması Ocak-Mayıs döneminde (Nisan ayı hariç) aşağı yönlü eğilim devam ediyor. İmalat sektörünün öncü göstergelerinden olan PMI endeksi Haziran’da daralmayı gösteren 50 değerinin altında 46,8 olarak ölçülmüştü. Düşüşte üretim ve yeni siparişlerde yaşanan daralma etkili oldu. Kredi hacmindeki hız kaybını da dikkate aldığımızda PMI verilerine paralel olarak Haziran’da sanayi sektöründe ivme kaybının devam edeceğini düşünüyoruz.

Takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %6,4 artış gerçekleştirdi (Nisan: %6,2).

Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi ise bir önceki aya göre %1,6 düşüş kaydetti ki bu Eylül 2016’dan bu yana yaşanan en sert düşüş oldu (Nisan: %0,9 artış). İmalat sektörü aylık %1,7 daraldı ki bunda ihracat odaklı mal üretiminde ve sermaye malı imalatında güç kaybının etkisi var. Sermaye malı imalatı %4,1 düşerken dayanıksız mal imalatı %2 geriledi.

Botoks değil ameliyat lazım

2018 yılının ilk 6 ayında vergi gelirlerinde ortalama yıllık %19,25 artarken, faiz dışı giderlerde %18,13 artış kaydedildi. Haziran ayında söz konusu oranlar sırasıyla %19,74 ve %27,90 olarak gerçekleşti. Görüldüğü üzere faiz dışı harcamalar vergi gelirlerinden çok daha hızlı artmış durumda. Faiz dışı harcamalarda en son Şubat 2019’da %29,44 oranında artış yaşanmıştı.

Reel olarak bakıldığında yılın ilk 6 ayında vergi gelirleri ortalama %7,9 artış kaydederken, faiz dışı giderlerde reel olarak %10,1 artış yaşandı.

Hükümetin borçlanma zorunluluğunun artması faiz giderlerini artıracaktır. Ancak bir diğer risk seçim ekonomisinin tekrar uygulanıp uygulanmayacağıdır. 2019 seçimlerinin AK Parti’nin oylarını artırmaya yönelik olarak faiz dışı harcamalarda artış görme ihtimalimiz yok değil.

Harcamaları artırarak yatırım tarafını güzelleştirip sanki her şey güllük gülistanlık gibi davranmak, faiz artırımı yapıp kuru düşürerek zaman kazanmak gibi bir şey.

Esas olan enflasyonu düşürecek yapısal reformları yapmak, aynı şekilde bütçe disiplinini sağlamak.

İşsizlik oranı Nisan’da %9,6’ya geriledi, mevsimsellikten arındırılmış oran %10,3’e yükseldi

Nisan ayı PMI verileri imalat sektöründe istihdam artışına işaret etmişti. TÜİK verileri de sanayi sektöründe Nisan ayında istihdam artışını teyit etti. Mayıs ayı PMI verileri de imalat sektöründe azalan siparişlerin bir uzantısı olarak sanayi sektöründe şirketler istihdam faaliyetlerini azaltırken Haziran ayında siparişlerdeki azalmanın hız kesmesine bağlı olarak istihdamda hafif bir toparlanma kaydedildi. İşsizlik oranında Mayıs döneminde sanayi sektörünün payının azalmasını, Haziran’da ise önemli bir değişiklik göstermemesini bekliyoruz.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de işsizlik oranı 2018 yılı Nisan döneminde %9,6 seviyesine geriledi. Önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında tarım sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,6 puan, inşaat sektörünün payı 0,4 puan azalırken, sanayi sektörünün payı 0,4 puan, hizmet sektörünün payı 0,5 puan arttı.

Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı 0,4 puan artarak %10,3 oldu. Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerin sayısı, tarım sektöründe 20 bin, inşaat sektöründe 52 bin kişi azalırken, sanayi sektöründe 32 bin, hizmet sektöründe 6 bin kişi arttı.

Hazine’nin ilk icraatı para bulmak olmalı

Yeni kabinenin açıklanacağı Pazartesi günü Dolar-TL kuru 4,51 seviyelerine gerilerken, seans kapanışı sonrasında kabinenin açıklanmasıyla birlikte kur 4,7529 seviyesine kadar yükseldi. Yeni kabinenin sindirilmeye çalışıldığı ilk gün kur TSİ1200 itibariyle 4,73 seviyesinden işlem görüyor.

Ne oldu da kurda bir günde %5,4’lük bir marj yaşandı?

Öne çıkan başlıca etken yürütülecek ekonomi politikasına olan güvensizlik.

Güvensizlik hem TL’ye hem de tahvil faizlerine anında yansıyor. 2008 küresel finansal krizde %11’lere yükselen beklenen reel faiz, 2013’te sıfır değerinin altına (eksi %0,92) gerilemiş, gösterge tahvilin bileşik faizi ise %5 seviyesine kadar düşmüştü. Sonrasında kademeli olarak yaşanan artışlarla 2018 yılı Haziran ayında reel faiz %7,55’e yükselirken gösterge tahvilin bileşik faizi %20 seviyesini tekrar geçti.

ABD merkez bankası FED’in kademeli faiz artırımlarına, Avrupa Merkez Bankası’nın da (AMB) para politikasını sıkılaştırmaya başladığı mevcut ortamda faizlerde artış süreci devam edecek. Öncü merkez bankalarının 2008 krizi etkilerine karşı büyümeyi getirecek gevşek para politikasının ortaya koyduğu düşük faiz döneminde görece yüksek getiri potansiyeli sunan Türkiye finansal varlıklarına talepte artış yaşanmıştı. Ancak gelen sıcak paranın rehaveti ekonomi yönetimini

. yapısal değil geçici tedbirler almaya yönelterek,

. yapısal reformlar yerine katma değeri düşük yatırımlara öncelik vermesine ve

. büyüme uğruna iç talebi ateşlemesine neden oldu.

Sonuç olarak Türkiye ekonomisini, cari açığın kötüleşmesi ve artan finansman ihtiyacı noktasına getirdi.

TCMB ise ‘düşük faiz’ baskısı altında kalarak faiz artırmakta geç kaldı, TL’de sert dalgalanmalar yaşandı ve artan riskler sebebiyle kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin kredi notunu düşürdü. Cazibesini kaybeden TL en kötü performans gösteren para birimi oldu.

Hala devam eden  düşük faiz baskısı TL’ye güveni aşağı çekmeye devam ediyor. Yeni ekonomi yönetiminin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘düşük faiz’ vurgusunu destekleyici şekilde faaliyetlerini sürdüreceğine ve başta Merkez Bankası olmak üzere kurumların bağımsızlığına yönelik endişeler hâkim.

Dolayısıyla finansman ihtiyacında yabancı sermayeye bağımlılık ve Hazine’nin iç borçlanma ihtiyacının artması yabancı yatırımcının elini daha da kuvvetlendiriyor.

Güven artırıcı somut adımlar atılmadıkça, önce enflasyonun düşmesi değil faizde düşüşe odaklanılması halinde, Dolar-TL’de her aşağı hareket daha hızlı yukarı sıçrayışı beraberinde getirecek.

Sözün özü piyasalar iyi dengede her türlü olumsuzluğu görmekten imtina ederken bu aralar gelişen piyasalardaki olumlu havanın şiddetinin azalması ile birlikte olumlu zamanlarda bile zincirdeki yüksek beta dediğimiz olumluluğa da olumsuzluğa da aşırı tepki veren ülkeler arasında Türkiye.

Kapasite kullanım oranının çok arttığı, dolayısıyla kurdaki artışın ihracatta yeterli olumlu katkı yapamadığı bir dönemde evet icraatlar çok önemli olacak ama kaçınılmaz olarak yurtiçi ve yurtdışı kaynaklı ciddi bir dalgalanma göreceğimizi söylemek herhalde hiç de zor değil.

Yeni Seçim yaklaşıyor: Ya ekonomik yavaşlama ya IMF

Seçimlere 4,70 seviyelerinin hemen altından giren Dolar-TL kuru seçimin 2. tura uzamamasıyla birlikte 4,50 seviyesine geriledi. Ancak sorunun seçimin uzaması olmadığı gerçeği ile kur tekrar 4,70 seviyesine yükseldi.

Neydi bu görmezden gelinen gerçek?

TL üzerindeki kara bulutların dağılmadığı:

. Değer kaybeden TL’nin enflasyon üzerindeki baskısı

. Nisan’dan bu yana TCMB’nin toplam 500 baz puanlık faiz artırımı

. Beraberinde kredi ve tahvil faizlerinde artış

. Seçim öncesi devlet kasasından yapılan harcamaların bütçeye ve iç borçlanma gereğine artısıyla yansıtılması

. Cari açığın yükselmesi ve finansmanına yönelik belirsizlik

. Yüksek iç ve dış borç

. Borçlanma maliyetlerinin artması

. Başkanlık sistemiyle birlikte meclisin ve bakanlığın etkinliğini kaybetmesi

. OHAL’in Temmuz ayında son bulacağına yönelik belirsizlik.

Nitekim Haziran ayı enflasyonu TÜFE’de %15, yurt içi ÜFE’de %23, çekirdek enflasyonda %14 seviyelerini geçtik.Yansımasını 2 yıl vadeli gösterge tahvilin faizinin %20’ye, kredi faizlerinin %25’e yaklaşmasında gördük.

Reel sektör tarafında ise likidite sorunu yaşayan şirketlerin haberlerine ek olarak üretimde yavaşlama verileri geliyor, gelmeye de devam edecek.

Zam haberleri gelmeye başladı, sırada doğal gaz ve ekmeğe yansıtılacak zamlar var. Zincirleme etki devam edecek. TÜFE’nin yılı %15 civarında tamamlayacağını düşünüyoruz.

Enflasyondaki baskı ve TL’deki istikrarsızlık Merkez Bankası’nı 23 Temmuz toplantısında mevcut %17,50 olan politika faizini 100–150 baz puan artırmak zorunda bırakabilir. Ancak Sayın Erdoğan’ın 8 Temmuz yemin töreninden sonra faizlere yönelik tavrı önemli olacak.

Eğer yapısal reformlar, kurumların bağımsızlığı, demokratikleşme, özgürlük, OHAL ve büyümeye ilişkin somut gelişmeler ortaya konmaz ise yüksek faiz, yüksek enflasyon ve büyümede sert iniş ve paralelinde IMF programı uzak bir son değil.

Haziran ayında enflasyon rekor kırdı

Tüketici fiyatları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %15,4 (Mayıs: %12,15), yurtiçi üretici fiyatları ise %23,7 (Mayıs: %20,16), çekirdek enflasyon %14,6 artış ile 2004’ten bu yana kaydedilen en yüksek seviyelere yükseldi.

Dün açıklanan Haziran ayı Türkiye imalat sektörü PMI verilerinde artan hammadde fiyatlarının etkisiyle girdi maliyetlerinin arttığını ancak çıktı fiyatlarının tüketiciye aynı derecede yansıtılmadığını gördük.

Üretim maliyetleri sadece Türkiye’de değil dün açıklanan Çin, Avrupa ve ABD PMI verilerinin gösterdiği gibi küresel olarak da artıyor. Üreticiler devam edecek enflasyonist baskıya istinaden çıktı fiyatlarını da artıracaklar. JP Morgan küresel imalat sektörü PMI verileri de girdi maliyetleri ve çıktı fiyatlarında artan bir hızla yükseliş olduğunu teyit etti.

Üretim, yeni sipariş ve ihracat tarafında küresel olarak yavaşlamanın etkisiyle talep baskısından ziyade arz baskısı fiyatları yukarı itmeye devam edecek. Fed ve Avrupa Merkez Bankası’nın para politikasını sıkılaştırmaya başladığı mevcut ortamda tahvil ve kredi faizlerinin artması borçlu ve likidite sorunu yaşayan şirketleri zorluyor. Kısacası azalan talebin ekonomik durgunluğa ve yüksek enflasyon sürecinin uzun döneme yayılacağını görüyoruz.

Haziran ayında üretimde yavaşlama, enflasyonda ise artış baskısı devam etti

Sigara ve Avrasya Tüneli geçiş ücretlerine hafta sonu gelen zam sonrasında bugün açıklanan imalat sektörü PMI verileri de enflasyonist baskının, üretimde ise hız kaybının sürdüğüne işaret etti. PMI verilerinde genel olarak ihracat siparişlerinde azalma ve hammadde fiyatlarının girdi maliyetleri üzerinde artış baskısı var. Özellikle çelik fiyatlarındaki artış ABD’nin yürüttüğü ticaret savaşının enflasyon üzerindeki olumsuz etkisini teyit etti. Ülkeler arası devam eden karşılıklı ticari misillemelerin de etkisiyle enflasyonda yukarı seyir korunacak.

Detaylar…

Türkiye imalat sektörü PMI endeksi yavaşlamaya işaret eden 50 seviyesinin altında 46,8 olarak ölçüldü. Üretim ve yeni siparişlerdeki düşüş hafif hız kesti, enflasyonist baskılar güçlü kalmaya devam etti.

En büyük ticaret ortağımız olan Almanya’da imalat sektörü PMI endeksi Haziran ayında siparişlerdeki azalışın etkisiyle son 18 ayın en düşüğü olan 55,9 seviyesine geriledi. Özellikle Çin ve ABD kaynaklı siparişlerdeki gerilemeye bağlı olarak yeni siparişlerin hızında yavaşlama devam ediyor. Üretim tarafında ise kaydedilen düşüş siparişlerdeki kadar sert olmadı. Endeks son 6 aydır geriliyor.

Euro Bölgesi genelinde imalat PMI endeksi de Haziran ayını önceki 55,0 olan tahminin gerisinde 54,9 seviyesinden kapatarak son 18 ayın en düşüğünü gördü. Endeksin düşüşünde yeni siparişlerdeki azalma etkili oldu, girdi fiyatları sen 4 ayın en yüksek artışını kaydetti.

Çin’de ise üretimde artış sürse de ihracat siparişleri son üç aydır azalıyor. Çelik gibi hammadde fiyatlarındaki artışa bağlı olarak girdi maliyetleri son beş ayın en hızlı yükselişini yaşadı, paralelinde çıktı fiyatları arttı.

ABD ISM imalat sektörü PMI endeksi ise TSİ 1700’de açıklanacak.

Dış ticaret verilerinde hız kaybı var

2018 yılı Mayıs ayında hem ihracat hem de ithalatta momentum kaybı yaşanırken tüketim malları ithalatını dikkate aldığımızda iç tüketimde zayıflığın işaretini alıyoruz.  %6’lara yükselen GSYH içindeki cari işlemler açığının payı ve finansmanında sıcak paraya bağımlılığı, yüksek dış borç ile artan enflasyon baskısını dikkate aldığımızda yüksek faiz ortamında yeni hükümetin tüketim tarafını hızlandırıcı tedbirler almayacaklarını ümit ediyoruz.

Detaylar…

Mayıs 2018’de son 12-aylık dış ticaret açığı Temmuz 2014’ten bu yana en yüksek seviye olan 87,12 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Ocak-Nisan döneminde yıllık olarak ortalama %21,5 artan ithalat Mayıs ayında sadece %5,5 artış kaydetti. İhracat ise Ocak-Nisan döneminde yıllık ortalama %8,65 artış kaydetmişken Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %5,3 arttı.

Takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış verilere göre ise ihracatta (Şubat’taki %9,02 artıştan Mayıs’ta %5,19 artışa doğru) kademeli bir performans kaybı yaşanırken ithalatta Mayıs ayında sert bir performans kaybı yaşandı (Nisan: %15,40 artış, Mayıs: %3,36 artış).

Reel sektörde güven geriliyor

Haziran ayı verilerine göre;

. Reel kesim güven endeksi Haziran’da bir önceki aya göre 5,3 puan azalarak 104,6 seviyesinde gerçekleşti.

. Hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endeksleri Haziran’da bir önceki aya göre sırasıyla %0,8, %2,8 ve %2,4 oranlarında azalış kaydetti.

Reel sektör güven endeksi Şubat 2018’den bu yana aralıksız düşüyor. Endeksin detaylarına baktığımızda dış talebe bağlı üretim performansı korunurken yatırım harcamaları ve iç talepteki zayıflık sürüyor.

Kredi Garanti Fonu’nun 2017 yılı başında devreye alınması ile sektörel güven endekslerinde yaşanan yükseliş yerini 2018 yılı başında son dilimin kullanılmasının ardından düşüşe bıraktı. Kamu bankaları halen kredi yolu ile reel sektörü desteklemeye devam ediyor ancak özel bankaların kredi hacimleri 2017 Ağustos ayından bu yana düşüş eğilimini sürdürüyor. Kısacası 2017 yılında ihracat ve iç talep destekli büyüyen Türkiye ekonomisi 2018 yılında finansal şartların sıkılaşmasına bağlı olarak ihracat ile ayakta kalmaya çabalıyor.

Ancak ihracat tarafında yılın ilk 5 ayında 2017 yılının gerisinde bir performans sergileniyor. 2018 yılı 1. çeyreğinde ihracatın GSYH içindeki payı %0,11 oldu ki 2017 yılı ortalaması %2,56 seviyesindeydi. 2018 geneli için ihracat performansına yönelik başlıca risk ABD’de Trump yönetiminin sürdürdüğü ticaret savaşları. ABD’nin dördüncü en büyük otomobil ithalatçısı olan Almanya’nın otomobillerine %35 vergi getirme tehdidi Alman ekonomisine yönelik beklentileri ve yatırımları aşağı çekiyor, özellikle de iş ortamı anlamında. En büyük ticaret ortağımız olan Almanya ve dolayısıyla da Euro Bölgesi’nde 2. çeyrek öncü göstergeler ve yılın 2. yarısına yönelik beklentiler Türkiye’nin büyüme potansiyelini aşağı çekecek gelişmeler arasında.

2017 yılında iç talep artırıcı tedbirler ve görece uygun dış ortam cari açıkta artış pahasına Türkiye’nin büyüme potansiyelini yukarı çekmeyi başardı ancak yeni hükümetin cari ve mali dengeyi tehlikeye atacak lüksü yok.

Yılın 2. yarısına yönelik kritik olan ekonomi yönetiminin cari işlemler açığını tehlikeye atmayacak ve büyümeyi şişirmek yerine katma değer yaratacak bir büyüme modeli ortaya koymasını, bununla birlikte Merkez Bankası üzerinde baskı yaratmadan sıkı para ve maliye politikalarını sürdürmelerini temenni ediyoruz.

Oxford Economics: Yeni kabinenin seçenekleri sınırlı olacak

Oxford Economics son yıllarda Erdoğan hükümetinin uyguladığı ‘her-ne-pahasına-olursa-olsun-büyüme’ yaklaşımı önemli ölçüde yumuşatılmaz ise yeni hükümetin önündeki seçeneklerin sınırlı olduğunu söylüyor:

Ya güvenirliğin, ödemeler dengesi krizinin (ve muhtemel bir IMF programının) gerçekleşeceği noktaya kadar düşmesi ya da politik anlamda hayli maliyetli olacak ancak dengesizlikleri ortadan kaldıracak sıkı mali ve para politikalarının yürütülmesi.

Siyasal zemine yönelik olarak ise raporda cumhurbaşkanının yetkilerinin genişlemiş olmasına rağmen parlamentonun başta bütçeyi veto etme ve erken seçim çağrısı gibi önemli rollerini koruduğuna dikkat çekiliyor.