Kategori: EKONOMİ

Haftanın önemli başlığı: Fed faiz kararı

24 Eylül 2018, Pazartesi

Eylül ayı sektörel güven endeksleri, reel kesim güven endeksi (RKGE) ve kapasite kullanımı (KKO) verileri açıklanacak.

Hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörlerinde güven Şubat 2018’den bu yana düşüş eğilimini koruyor.

Mevsimsellikten arındırılmış RKGE, Ağustos ayında 96,3 seviyesine gerilemişti. Endeks Şubat 2018’den bu yana aralıksız düşüşünü sürdürüyor.

Mevsimsellikten arındırılmış KKO Ağustos ayında 77,6 seviyesine yükselmişti.

26 Eylül 2018, Çarşamba

ABD merkez bankası Fed faiz kararını açıklayacak. 13 Haziran toplantısında 25 baz puanlık artışla %1,75-2,00 seviyesine yükseltilen politika faiz aralığının Eylül ayı toplantısında yine 25 baz puanlık artışla %2,00-2,25 aralığına yükselmesi bekleniyor.

27 Eylül 2018, Perşembe

Eylül ayı ekonomik güven endeksi açıklanacak. Endeks Ağustos ayında 83,9 seviyesine gerilemişti.

ABD’de 2Ç2018 GSYH büyüme verisi açıklanacak. 1Ç2018’de bir önceki yıla göre %2,2 büyüyen ABD ekonomisinin 2. çeyrekte %4,2 büyümesi tahmin ediliyor.

28 Eylül 2018, Cuma

Ağustos ayı dış ticaret ve turizm verileri açıklanacak.

Takvim ve mevsimsel etkilerden arındırılmış ihracat Temmuz ayında bir önceki aya göre %5,09 artarken ithalat %1,34 gerileme kaydetmiş, böylece dış ticaret açığı aylık bazda %16,3 gerilemişti.

Temmuz ayında ülkeye gelen turist sayısının son 12-aylık toplamı 36,72 milyon kişiye yükselmişti. En son Temmuz 2015’te 12-aylık toplam olarak 36,76 milyon turist ülkeye giriş yapmıştı.

Yepimize hayırlı olsun

Yeni Ekonomik Program’dan (YEP) ne anladığımızı ifade etmeye geçmeden önce gıda ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların enflasyonist baskı yaratmaya devam ettiğini ve de etmeye devam edeceğini aklımızın bir köşesinde tutalım.

YEP’in tasarruf tedbirlerini sıkça vurgulaması bütçe disiplininde kararlılığı ortaya koyması açısından anlamlı. Harcamalar kısılırken yatırım ortamının iyileştirilmesi, teknoloji ve eğitimin sürdürülebilir büyümeyi destekleyici rolünün ön plana çıkarılmış olması YEP’i daha ciddiyetle okumamıza sebep oldu. Ancak YEP’in doyurucu bir program olup olmadığı konusunda soru işaretlerimiz yok değil. Programda belirtilen hedefleri sıralayarak satır aralarına düşüncelerimizi yerleştirelim:

. Enflasyonun 2018 tahmini olan %20,8’den %6,0 seviyesine düşmesi (2010-2017 ortalaması: %8,48)

(Enflasyonun 3 yılda hızla %6’ya gerilemesi TL’de istikrarı, gıda fiyatlarının enflasyon üzerinde baskı oluşturmamasını, enerji ve emtia fiyat değişimlerinde yüksek dalgalanma yaşanmamasını gerektiriyor. Ancak ticaret savaşı ısınmaya devam ederken, Orta Doğu’da sular durulmazken %6 hedefinin iyimser olduğunu düşünüyoruz.)

. Merkezi yönetim bütçe açığının milli gelire oranının 2018 tahmini olan %1,9’dan %1,7’ye gerilemesi (2010-2017 ortalaması: %1,56),

. Faiz dışı dengenin milli gelire oranının 2018 tahmini olan %0,1’den %1,3 seviyesine yükselmesi (2010-2017 ortalaması: %1,13),

. Cari işlemler açığının milli gelire oranının 2018 tahmini olan %4,7’den %2,6 seviyesine gerilemesi (2010-2017 ortalaması: %5,59),

(Cari açığın iyileştirilmesinde YEP, ihracat ve turizm gelirlerindeki artışa odaklanıyor. Üretimde dışa bağımlılığın 3 yılda hızla azalması ve turizm gelirlerinde hızlı bir artış hedefleniyor. Bu kadar kısa sürede dışa bağımlılığı azaltacak ve yerli üretimde artışı tetikleyecek yüksek teknolojik üretim ortamının oluşturulması ve ihracat performansının artışını sağlayacak küresel ekonomik görünüm konusunda şüpheliyiz.)   

. GSYH büyümesinin 2018 tahmini olan %3,8’den %5,0 seviyesine yükselmesi (2010-2017 ortalaması: %6,84),

. İşsizlik oranının 2018 tahmini olan %11,3’ten %10,8 seviyesine gerilemesi (2010-2017 ortalaması: %9,96)

hedefleniyor.

Belirtmek isteriz ki istihdam tarafında aşağıdaki hedefe ulaşılmasını gönülden diliyoruz: “Kamu kurumlarının ve çalışanların ihtiyaç ve tercihleri uyumlaştırılacaktır. Hizmetin özelliğine göre uygulanacak esnek çalışma modelleri ile çalışanların iş yaşam dengesini kurarak aile ve sosyal yaşamlarına, kurs ve eğitim programlarına daha fazla vakit ayırabilmeleri sağlanacaktır. Kamu kurumlarının esnek çalışma ile iş tatmini ve verimi yüksek işgücüne sahip olmaları sağlanacaktır.”

Girişte de ifade ettiğimiz üzere, YEP detaylarını okurken ekonomi yönetiminin eğitim sektörünün sürdürülebilir büyüme hedeflerine ulaşmakta önemli rolü olduğunu vurguladığını anlıyoruz. Ancak eğitime yönelik süreç konusunda daha detaylı bilgiye sahip olmak isterdik. Detaylarda dikkatimizi çeken maddeler şunlar:

. Özel sektörle iş birliği yapılarak eğitim ve öğretim müfredatı çalışma hayatının beklentilerini karşılayacak işgücü oluşturulacak şekilde güncellenecektir.

. Sanayinin ihtiyaçları ve dijital dönüşüm hedefleri çerçevesinde yenilikçi okul-sektör iş birliği modelleri kurulacaktır.

(Evet inovasyon (yenilik), dijital dönüşüm, teknoloji ve Ar-Ge yatırımlarına dikkat çekilmesi önemli ancak üniversitelerin hangi noktada devreye gireceği konusu net olarak anlaşılmıyor. Yüksek teknoloji ürünlerinin üretiminde üniversitelerin rolü dikkate alındığında hem meslek liseleri hem de ürün geliştirme konusunda üniversite mezunlarının yeterli bilgi ve beceriye sahip olacak şekilde eğitilmeleri şart. Bu sebeple YEP’de daha doyurucu hedef ve süreçleri görmek isterdik. Hatta önümüzdeki üç yıllık süreçte ithal mal bağımlılığını asgari seviyeye çekecek ve ihracat performansını üst seviyeye çıkaracak yerli ve milli yüksek teknolojili mal tasarımı ve üretimini hızla gerçekleştirecek bu eğitim reformunun detaylarını ve zaman planlamasını merak ettiğimizi belirtelim.)

Son olarak YEP detaylarında tarım sektörünün canlandırılmaya çalışılıp çalışılmadığı, yerli mal üretimi ve ithal tarım mal ve ürünlerine bağımlılığın azaltılmasında kararlı olup olunmadığı konusunda da net bir mesaj alamadık. YEP’te tarım konusunda şu maddeler yer alıyor:

. Tarım ürünlerinde arz ve rekolte tahminlerinin sağlıklı yapılabilmesine imkân veren bir erken uyarı sistemi kurulacaktır.

. Tarımda Milli Birlik Projesi hayata geçirilerek tohumdan sofraya gıda değer zinciri, gıda güvenliği ve uluslararası rekabet önceliğinde, yeniden yapılandırılacaktır.

. Atıl tarım arazilerinin tarımsal üretime kazandırılması için gerekli kurumsal ve hukuki altyapı oluşturulacaktır.

Büyüme hızında yavaşlama uzun soluklu görünüyor

2018 yılı 2. çeyreğinde %5,2 seviyesinde GSYH büyümesi kaydeden Türkiye ekonomisi 2017’den bu yana gözlemlenen büyüme performansının gerisinde kaldı. 2017 yılı genelinde %7,4’lük GSYH büyümesine karşın 2018 yılının ilk yarısında %6,3’lük büyüme gerçekleşti,

Üretim yöntemi baz alındığında, %5,21’lik GSYH büyümesinin kaynaklarına baktığımızda 1,79 puanı hizmet sektöründen, 1,29’luk puanı kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetlerinden, 0,88 puanı ise sanayi sektöründen gelmiştir.

Harcamalar yöntemiyle %5,21’lik GSYH büyümesinin kaynaklarına baktığımızda 3,81 puanı yerleşik hanehalklarının ve hanehalkına hizmet eden kâr amacı olmayan kuruluşların tüketiminden, 0,96 puanı devletin nihai tüketim ve harcamalarından, 1,03’lük puanı mal ve hizmet ihracatından kaynaklanmıştır.

Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış verilere göre ise GSYH 2Ç2108’de bir önceki çeyreğe göre %0,9 artış kaydetti ki bu değer de 4Ç2106’dan bu yana kaydedilen en düşük büyümeyi temsil etti. 2017 yılı genelinin ortalaması %1,8 olmuşken 2018’in ilk yarısında ortalama %1,7 büyüme gerçekleşti.

Detaylarda dikkatimizi çeken kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetlerinde kaydedilen %13’lük sıçrayışın seçim öncesi yapılmış hamleden ziyade sürekliliğini arzu ediyoruz.

Sanayi sektörü 2Ç2018’de ihracatın verdiği destekle %4,3’lük büyüme ile gücünü korusa da 4Ç2016’dan bu yana en düşük büyümeyi gerçekleştirdi. Sektör 2017 yılında ortalama %9,2 büyümüşken 2018 yılı ilk yarısında ortalama %6,2’lik büyüme kaydetti.

Rusya ile ilişkilerin iyileşmesine rağmen 2Ç2018’de %1,5 daralan tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün dışa bağımlılığı azaltması bakımından büyümesinin desteklenmesini ümit ediyoruz. Tam tersine geçen hafta gündeme gelen tarımsal destekleme ödemesi almaya hak kazanan çiftçilerin su kullanım hizmet bedeli ile tarımsal sulamada kullanılan elektrik enerji borcu alacağı destekten mahsup edileceği haberine şaşırmamak elde değil.

Artan borç yükü ve cari açık risklerine rağmen 2. çeyrekte seçim öncesi olması sebebiyle ekonomik aktivitenin canlı olduğunu gördük. 3. çeyrek öncü göstergeleri ise likidite problemine, enflasyonda hızlanmaya, iç talepte daralmaya ve üretimde hız kaybına işaret ediyor. TL’deki sert değer kayıplarının öngörülebilirliği azaltması ve likidite ihtiyacı sebebiyle özel sektörün yatırım harcamaları gerilerken kamu harcamalarında artış var. Merkez Bankası’nın faiz artırım sürecine girmesi gereken mevcut dönemde doğrudan yabancı yatırımları tetikleyecek ve sürdürülebilir büyümeyi ortaya koyacak elle tutulur bir gelişmenin yokluğunda ekonominin kırılganlığının arttığını düşünüyoruz.

TCMB, ECB ve BOE para politikası kararları, büyüme ve ödemeler dengesi verileri izlenecek

10 Eylül 2018, Pazartesi

Türkiye ekonomisi 2018 yılı 1. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre %2, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %7,4 büyüme kaydetmişti. Bilgi Üniversitesi simditahmin.com’a göre 2. çeyrekte bir önceki çeyreğe göre %1,45, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %6’lık büyüme bekleniyor.

Bahçeşehir Üniversitesi BETAM’a göre yıllık büyüme %6,2, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilerle hesaplanan bir önceki çeyreğe kıyasla GSYH büyümesinin ise %0,9 olacağı tahmin ediliyor.

13 Eylül 2018, Perşembe

TCMB, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankası (BOE) para politikası kararlarını açıklayacak.

Reuters anketine göre TCMB’den 200-725 baz puan arasında faiz artışı bekleniyor. Buna ek olarak Banka’nın gecelik borç verme faizini politika faizi olarak ilan edeceği tahmin ediliyor. 1 haftalık politika faizi %17,75, gecelik borç verme faizi ise %19,25 seviyesinde bulunuyor.

Ilımlı büyümeyi sürdüren Avrupa ekonomisine yönelik ticaret savaşları belirsizliği bölgede yatırım aktivitesinin canlanmasını engelliyor. ECB’nin politika faizini %0’da sabit tutmasını bekliyoruz.

BOE Ağustos ayında politika faizini 25 baz puan artışla %0,75 seviyesine çıkarmıştı. Bu kararda 2. çeyrekte yıllık 1,3’lük büyüme ile bir önceki çeyrekte kaydedilen dip seviyeden dönüş yapması, işsizliğin azalması ve ücret artışları ve enflasyondaki artış etkili oldu. Eylül ayı toplantısında bir değişiklik beklemiyoruz.

14 Eylül 2018, Cuma

Türkiye’de Haziran 2018’de 2,97 milyar dolar seviyesine gerileyen cari işlemler açığının etkisiyle 12-aylık toplam cari açık 57,39 milyar dolar seviyesine geriledi. Bu gelişmede azalan ithalat talebinin ve artan turizm gelirlerinin etkisi olmuştu. Talep ve özel sektör yatırımı tarafında devam eden gerileme ve ihracat tarafında işlerin iyi gitmesine bağlı olarak cari açıkta daralma eğiliminin Temmuz ayında da korunacağını tahmin ediyoruz.

Enflasyon Ağustos ayında zirve yaptı, TCMB faiz artırım sinyali verdi

TL’deki değer kaybı, girdi maliyetleri ve ürün fiyatlarını yukarı çekmeye devam ediyor: Ağustos ayında yurt içi ÜFE yıllık %32,13, TÜFE %17,90, çekirdek TÜFE %17,22 artış kaydetti. Üretici fiyatlarında kaydedilen sert artışın önümüzdeki aylarda tüketici fiyatlarına yansıtılarak %18 seviyelerini aşması ve çekirdek enflasyonda yukarı yönlü seyrin sürmesi olası gözüküyor. TCMB de enflasyon görünümüne ilişkin gelişmelerin fiyat istikrarı açısından önemli risklere işaret ettiğini, bu sebeple 13 Eylül’deki PPK toplantısında elindeki tüm araçları kullanacağını duyurarak faiz artışı sinyali verdi. Halen 1 haftalık repo faizi olan politika faizi %17,75 seviyesinde bulunuyor.  TCMB’nin ortalama fonlama maliyeti ise %19,25 seviyesinde. Ağustos ayında 12-aylık ileriye dönük beklenen reel faiz %9,44 ile 2008 finansal kriz dönemi seviyelerine yükseldi.  TL’deki sert değer kayıplarının etkisiyle artan enflasyon baskısına bağlı olarak, yüksek reel getiri talebi tahvil faizleri üzerindeki baskının artmasına sebep olabilir. TCMB’den en az 150 baz puanlık faiz artışı bekliyoruz ancak yeterli olmayacaktır. Fiyat istikrarı konusundaki kararlılığını karmaşık araçlar yerine yapacağı 400-600  baz puan arasındaki faiz artırımı kanıtlayacaktır. 

Detaylar…

TÜİK verilerine göre tüketici fiyatları (TÜFE) Mart ayından bu yana yükselişini sürdürerek Ağustos ayında bir önceki aya göre %2,30, bir önceki yılın aynı ayına göre %17,90 artış kaydetti.

Yurt içi üretici fiyatları (Yİ-ÜFE) ise Şubat ayından bu yana yükselişini aralıksız sürdürerek Ağustos ayında bir önceki aya göre %6,60, bir önceki yılın aynı ayına göre %32,13 artış kaydetti.

Üretici fiyatlarındaki sert artışı imalat sektörü PMI endeksi verileri de doğruladı. İmalat sektörü  girdi maliyetleri ve ürün fiyatlarında TL’deki değer kaybına paralel olarak Ağustos ayında anketin başladığı Haziran 2005’den bu yana gözlenen en yüksek artışların yaşandığı belirtildi.

Ağustos ayında %50-50 Dolar ve Euro’dan oluşan döviz sepeti bir önceki yılın aynı ayına göre %63,49 değer kaybederken, çekirdek enflasyon (enerji, gıda, alkolsüz ve alkollü içecekleri, tütün ürünleri ve altın hariç tüketici fiyatları C-endeksi) aynı dönemde %17,22’lik artış ile 2005’ten bu yana gözlenen rekorunu kırdı.