Kategori: EKONOMİ

Haftanın ekonomi gündemi: Dış ticaret verileri, Fed faiz kararı, ABD işgücü verileri

30 Ekim 2019, Çarşamba

ABD merkez bankası Fed faiz kararını açıklayacak. Vadeli piyasalar %93,5 ihtimalle faiz indirimi yapılacağı beklentisini fiyatlıyor. Beklenti politika faiz aralığının 25 baz puan indirilerek %1,5-1,75 aralığına çekileceği yönünde.

Ekim ayı ekonomik güven endeksi açıklanacak (Eylül 2019: 86). Ekim ayı öncü göstergeleri endekste artışa işaret ediyor.

31 Ekim 2019, Perşembe

Japonya Merkez Bankası faiz kararını açıklayacak. Politika faizinde değişiklik öngörülmüyor.

Eylül ayı turizm istatistikleri açıklanacak. (Ağustos 2019: 6,3 milyon turist giriş yaptı)

Eylül ayı ihracat ve ithalat verileri açıklanacak. TİM verileri Eylül ayında ihracatın Ağustos ayına göre 2 milyar dolar arttığını göstermişti. Benzer olarak Eylül ayında ithalat hacminde de artış göreceğiz.

Euro Bölgesi 3. çeyrek GSYH büyüme tahmini açıklanacak. 2. çeyrekte önceki çeyreğe göre %0,2, önceki yılın aynı çeyreğine göre %1,2 büyüme kaydedilmişti. 3. çeyrekte önceki çeyreğe göre %0,1, önceki yılın aynı çeyreğine göre %1,1’lik büyüme bekleniyor.

1 Kasım 2019, Cuma

TİM Ekim ayı ihracat verilerini açıklayacak. (Eylül 2019: 15,2 milyar dolar)

Ekim ayı Markit imalat sanayi PMI verileri açıklanacak. (Eylül 2019: 50)

ABD Ekim ayı işgücü istatistikleri açıklanacak. Eylül ayında işsizlik oranı %3,5’e gerilerken ortalama saatlik kazançlar yıllık bazda %2,89 seviyesine düştü.

Dr. Fulya Gürbüz

Coface: “Ekonomiden toparlanma sinyalleri gelirken dış borçlar risk oluşturmaya devam ediyor”

Coface ekonomisti Seltem İyigün’ün kaleme aldığı makalede kura hassasiyeti yaratan ekonomideki temel kırılganlığa dikkat çekiliyor.

Türkiye ekonomisine yönelik kırılganlıklar olarak zayıf talep, düşük yatırım iştahı, Avrupa’daki yavaşlamanın ihracatımıza olası etkileri olarak sıralanırken dış borçların da çözülmesi gereken bir sorun olduğuna vurgu yapılarak şu çıkarımlar öne çıkıyor:

. Yurt içi tasarrufların yetersizliği nedeniyle büyüme yurt dışından borçlanma ile finanse ediliyor… 2019 yılının ikinci çeyreğinde dış borç stokunun milli gelire oranı %62 seviyesinde.

. Toplam dış borç stoku olan 447 milyar doların %17’si kısa vadeli borçlardan oluşuyor. Bu rakam içinde kamunun dış borcunun payı %19 iken, özel sektörün payı %75,6 seviyesinde (milli gelirin %12,8’i). Bunda da aslan payı finansal olmayan kuruluşlara ait. Bankacılık dışı özel sektör olarak nitelendirebileceğimiz kesimin kısa vadeli dış borç stoku içindeki payı %47 seviyesinde bulunuyor (milli gelirin %8’i).

. Merkez Bankası tarafından açıklanan ve Türkiye’nin yurt dışından alacakları ve yurt dışına borçlarının net farkını gösteren Net Uluslararası Yatırım Pozisyonu’na göre ise Türkiye’nin net uluslararası yatırım pozisyonu 2017’de -463,9 milyar dolar iken 2018’de -373,6 milyar dolar oldu. 2019 yılının Temmuz ayında ise -351,5 milyar dolara geriledi. Bu rakam, milli gelirin neredeyse yarısına denk geliyor.

. Avrupa, doğrudan yatırımlarda liderliği koruyor… Doğrudan yatırımların coğrafi kırılımlarına bakıldığında Avrupa’nın sürekli olarak en temel yatırımcı olduğunu görüyoruz. 2010 yılında doğrudan yatırımların %78’i Avrupa’dan gelirken 2018’de bu oran %77 oldu. ABD’nin payı aynı dönemde %9’dan %3,3’e gerilerken Asya’nın payı %11’den %18,5’e çıktı. Bu eğilim, Türkiye’ye gelen yatırımların artık daha çeşitli ülkelerden geldiğini göstermesi açısından önem taşıyor.

. AB piyasasına ihracat bağımlılığı sürüyor… Dış ticaret tarafında, her ne kadar Türk ihracatçıları kriz dönemlerinde üretim ve pazar çeşitliliğini sağlama kabiliyetine sahip olsalar da, başlıca ihracat pazarımız Avrupa Birliği olmaya devam ediyor. 2010 yılında ihracatımızın %46’sı AB-28 bölgesine yapılırken, 2018 yılında bu oran %50’ye yükseldi. 2019 yılının ilk sekiz ayında ise toplam ihracatımızın %49’unu AB-28 bölgesine yaptık. Bu dönemde Yakın ve Orta Doğu’ya olan ihracatımız toplam ihracatımızın  %17-18’si civarında, diğer Asya bölgesine yaptığımız ihracatımız da yaklaşık %7-8’si kalmaya devam etti. Bu açıdan değerlendirildiğinde AB piyasasına ihracat bağımlılığından söz edilebilir. AB ülkelerine ihracat yapmanın, coğrafi yakınlık, ödemelerin daha güvenilir olması, tahsilat kolaylığı, ticaret teamüllerinin bilinmesi gibi açılardan faydası olsa da, herhangi bir dalgalanma döneminde, ihracat pazarlarının çeşitlendirilmiş olması, risklerin üstesinden daha rahat gelinebilmesini sağlıyor.

. İhracatın ülkenin refah seviyesinin artmasına verdiği destek sınırlı kalıyor… 2019 yılının ilk sekiz ayında toplam ihracatımız yıllık %2,6 artarken ithalatımız %16,4 geriledi. Ancak aynı dönemde, ihracat birim değer endeksimiz ihracat için yıllık %5,3, ithalat için de %3,2 geriledi. Yani ithalatımız düşerken ithal ettiğimiz ürünlerin de fiyatlarında gerileme görüldü ancak ihracatımızın artmasına karşı ihracatımızın birim değer endeksi geriledi.

Makalede ihraç ürünlerin katma değerinin ve teknolojik içeriğinin artması, en stratejik sektörler arasında yer alan gıda ve tarım sektörlerinin öne çıktığı politikalar izlenmesi, ihracattan elde edilen kazancın artmasına ve refah seviyesinin yükselmesine yardımcı olacağı, bu sayede kilogram başına elde edilen ihracat kazancı olan 1,14 doların da yükseleceği öngörülüyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın ekonomik gündemi: Türkiye ve Avrupa merkez bankaları toplantısı ile güven endeksleri

21 Ekim 2019, Pazartesi

Eylül ayı merkezi yönetim borç stoku açıklanacak. Ağustos sonu itibarıyla stok 1,25 trilyon TL (221 milyar dolar) seviyesinde bulunuyor. Stokun %55’ini iç borç, %45’ini ise dış borç oluşturuyor.  

Eylül ayı yurtdışı üretici fiyat endeksi (YD-ÜFE) açıklanacak. Ağustos ayında YD-ÜFE aylık bazda %1,4, yıllık bazda ise %2,94 düşüş kaydetmişti.

22 Ekim 2019, Salı

Ağustos ayı inşaat maliyet endeksi açıklanacak. Temmuz ayında endeks aylık bazda %0,62 düşmüş, yıllık bazda %18,42 artış kaydetmişti.

23 Ekim 2019, Çarşamba

TÜİK Ekim ayı tüketici güven endeksi açıklanacak. Eylül ayında endeks aylık 3,4 puan düşüşle 55,1 seviyesine gerilemişti.

24 Ekim 2019, Perşembe

Merkez Bankası para politikası kurulu toplanacak. %16,5 seviyesindeki haftalık repo faizi olan politika faizinin %15’e düşürülmesi bekleniyor. TL üzerinden açılan mevduatlar 11 Ekim itibarıyla ortalama %13,68 seviyesinde bulunuyor. Kredi tarafında ise TL cinsinden açılan ticari kredilere ortalama %14,87, tüketici kredilerine ise %17,2 faiz uygulanıyor.

Avrupa Merkez Bankası (AMB) para politikası kurulu toplanacak. AMB’den faiz değişikliği beklenmiyor. Eylül ayı toplantısında AMB mevduat faiz oranını eksi binde 5 seviyesine düşürmüş, 1 Kasım’dan geçerli olmak üzere aylık 20 milyar Euro’luk tahvil alımlarına başlanacağını duyurmuştu.

25 Ekim 2019, Cuma

İmalat sanayi Ekim ayı kapasite kullanım oranı açıklanacak. (Eylül 2019: %76,3)

Ekim ayı reel sektör güven endeksi açıklanacak. (Eylül 2019: 98,8)

Ekim ayı sektörel güven endeksleri açıklanacak. (Eylül 2019: Hizmet 91,4; Perakende Ticaret 98,7; İnşaat 58,4)

Dr. Fulya Gürbüz

Barış Pınarı Harekatı’nın süresi ekonomiyi etkileyecek, sertliği yaptırımlara ve finansmana bağlı

7-14 Ekim tarihlerinde açıklanan makro ekonomik verileri ve 9 Ekim’de başlayan Barış Pınarı Harekatı’nın olası etkilerini değerlendireceğiz.

Öncelikle makro-ekonomik veriler:

– Sanayi üretimi Ağustos 2019’da bir önceki yılın aynı ayına göre %3,6, bir önceki aya göre %2,8 azaldı.

– Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ihracat miktar endeksi Ağustos 2019’da aylık %1,9, ithalat miktar endeksi %0,9 azaldı.

– Cari işlemler fazlası Ağustos 2019’da 2,6 milyar dolara, 12-aylık cari fazla 5,1 milyar dolara yükseldi.

Ağustos ayında mevsimsellikten arındırılmış dış ticaret verilerinin Temmuz ayına göre yataya yakın kalması sanayi üretimindeki azalışı açıklıyor. Eylül ayı TİM ihracat verileri ise önceki aya göre 2 milyar dolarlık (%16’lık) artışa işaret ediyor. Eylül ayı merkezi yönetim bütçe verileri de uluslararası ticaret ve muamelelerden alınan vergilerde Ağustos ayına göre artış olduğunu gösteriyor. Diğer bir deyişle ihracattaki artışa ek olarak ithalatta da Eylül ayında artış var. İhracat desteğiyle büyüyen Türkiye ekonomisinin mevcut seyrini dikkate aldığımızda Eylül ayında sanayi üretiminde düzelme göreceğiz.

İç talepte zayıflığın devam etmesi ithalatın ihracat performansıyla orantılı hareket etmesine sebep oluyor. Turizm gelirlerindeki iyileşmeler, ihracat performansındaki olumlu seyir ve iç talepte zayıflık cari dengede iyileşme sağlarken Barış Pınarı Harekatı’nın TL üzerinde yarattığı baskı ve yaptırımlara yönelik belirsizlikler cari denge üzerinde baskı oluşturacaktır.

İlk sekiz aylık merkezi yönetim bütçe verilerine baktığımızda hedeflerin ulaşılabilir olduğunu söyleyebiliyoruz. Ancak Barış Pınarı Harekatı’nın uzaması ve finansmanına destek sağlanamaması ise bütçe üzerindeki baskıların dolayısıyla da borçlanma maliyetleri üzerindeki baskının artacağı anlamına gelecektir.

Öte yandan küresel ekonomideki zayıflığın giderek belirgin hal alması Fed ve ECB’nin düşük faiz politikasına devam edeceğini gösteriyor olsa da bu gelişmenin TL üzerindeki baskıyı azaltmakta yetersiz kalacağı aşikâr.

Nitekim ABD Başkanı Trump 14 Ekim’de attığı son tweet ile Türkiye’nin Kuzey Doğu Suriye’ye yönelik harekatının bölgede insan haklarının ihlal edilmesine, barış, güven ve istikrarın tehlikeye atılmasına yol açması halinde uygulanacak yaptırımları şöyle sıraladı:

. “Buna sebep olacak, destekleyecek ve finansman sağlayacak herkese ağır ekonomik yaptırımlar uygulanması,

. Türk ithal çelik ürünlerine uygulanan gümrük vergisinin tekrar %50’ye yükseltilmesi,

. ABD Ticaret Bakanlığının Türkiye ile 100 milyar dolarlık ticaret anlaşması müzakerelerini sonlandırması,

. Kuzey Suriye’ye yönelik harekatın tüm (mevcut ve önceki) sorumlularına yönelik yaptırımlar uygulanması (finansal yaptırımlar, varlıklarının dondurulması, ABD’ye giriş yasağı).”

Yönetmesi zor bir süreç. Açık olan Türkiye ekonomisinin belini bükecek her hamle doğrulmasını çok daha fazla zorlaştıracak.

Dr. FULYA GÜRBÜZ

2019 yılı Ekonomi Nobel Ödülü “küresel yoksulluğu azaltma konusundaki deneysel yaklaşımlara” verildi

İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi, Alfred Nobel 2019 Anısına İktisadi Bilimler Sveriges Riksbank Ödülü’nü “küresel yoksulluğu azaltma konusundaki deneysel yaklaşımları için” Abhijit Banerjee (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü, Cambridge, ABD), Esther Duflo (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü, Cambridge, ABD) ve Michael Kremer’e (Harvard Üniversitesi, Cambridge, ABD) verildiğini duyurdu.

Yayınlanan basın bülteninde Nobel ödülü alan üç değerli bilim insanının son 20 yıldır sürdürdükleri deneysel bazlı yaklaşımın şimdi gelişen bir araştırma alanı olan kalkınma ekonomisine dönüştüğü belirtiliyor.

Son dönemde yaşanan çarpıcı gelişmelere rağmen, insanlığın en acil sorunlarından birinin, küresel yoksulluğun her türlü biçimde azaltılması gerektiği ifade edilen açıklamada 700 milyondan fazla kişinin çok düşük gelirlerle geçinmek zorunda kaldığı, her yıl beş yaşın altındaki 5 milyon çocuğun hala ucuz tedavilerle önlenebilecek veya tedavi edilebilecek hastalıklardan öldüğü, dünyadaki çocuk nüfusunun yarısının temel okuryazarlık ve sayısal beceriler edinmeden okulu bıraktıkları noktalarına dikkat çekiliyor.

Bu yılki ödül sahipleri, küresel yoksullukla mücadelede en iyi yollar hakkında güvenilir cevaplar ortaya koyan yeni bir yaklaşım getirmişlerdir. Kısaca basın duyurusunda bu yaklaşımın, bu meseleyi -örneğin, eğitim sonuçlarını veya çocuk sağlığını iyileştirmeye yönelik en etkili müdahaleler gibi- daha küçük, daha yönetilebilir, sorulara bölmeyi içerdiği, böylece ödül alan üç değerli ekonomistin bu daha küçük, daha kesin sorulara en çok etkilenen insanlar arasında dikkatlice tasarlanmış deneyler yoluyla en iyi şekilde cevaplandığı ifade ediliyor.

1990’ların ortasında, Michael Kremer ve meslektaşları, Batı Kenya’daki okul sonuçlarını iyileştirebilecek bir dizi müdahaleyi test etmek için saha deneylerini kullanarak bu yaklaşımın ne kadar güçlü olabileceğini göstermişlerdir.

Abhijit Banerjee ve Esther Duflo, çoğu zaman Michael Kremer ile birlikte, başka konularda ve diğer ülkelerde de benzer çalışmalar yapmışlardır. Deneysel araştırma yöntemlerinin şimdi kalkınma ekonomisine hâkim olduğu vurgulanıyor.

Basın duyurusunda, Nobel ödüllü ekonomistler ve onları takip eden diğer araştırmacıların elde ettikleri bulguların pratikte yoksullukla mücadele yeteneğimizi çarpıcı bir şekilde geliştirdiğine dair iki örnek sunulmuş:

. Beş milyondan fazla Hintli çocuğun okullardaki etkili iyileştirici ders programlardan yararlanmaları ve

. Birçok ülkede tanıtılmış olan koruyucu sağlık hizmetleri için verilen büyük çaplı sübvansiyonlar.

2017 yılında Richard H. Thalier bilimsel çalışmalarının temeline insan davranışlarını oturttuğu davranışsal ekonomi konusunda Nobel ekonomi ödülünü almıştı. Davranışsal ekonominin finansal ve ekonomik kalkınmada olumlu sonuçlar ortaya koyduğu kanıtlandı. Ekonomi biliminde yine insanlığın açlık problemlerini ortaya koyan kalkınma ekonomisinin yeni çalışma alanlarında çok başarılı sonuçlar elde edeceğine inanıyoruz.

Dr. FULYA GÜRBÜZ

Haftanın ekonomi gündemi: Sanayi üretimi, işsizlik, bütçe, dış borç ve beklenti anketi

14 Ekim 2019, Pazartesi

Eylül ayı tarım ürünleri üretici fiyat endeksi açıklanacak. Ağustos ayında Tarım-ÜFE aylık bazda %0,7 azalmış, yıllık bazda %19,7 artış göstermişti. Eylül ayı yurt içi ÜFE verileri gıda üretim fiyatlarında aylık bazda %1,4’lük düşüşe işaret etti.

Ağustos ayı sanayi üretimi verileri açıklanacak. Temmuz ayında takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre %1,22 daralmış, takvim ve mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi bir önceki aya göre %4,27 artış kaydetmişti. Artışta ihracat odaklı sektörlerdeki artışların yanında diğer ulaşım araçları imalatındaki %44,6 artış dikkat çekiciydi. Bu artışın savunma sanayi kaynaklı olduğunu düşünüyoruz. Ağustos ayında hammadde ithalat hacmindeki aylık artış sanayi üretimini destekleyen bir gösterge olarak karşımıza çıkıyor.

15 Ekim 2019, Salı

Eylül ayı merkezi yönetim bütçe verileri açıklanacak.

Temmuz dönemi işgücü piyasası verileri açıklanacak. Haziran döneminde işsizlik oranı %13’e yükselmişti. Temmuz ayında sanayi sektöründeki artış istihdamda artış ihtimalini ortaya koyuyor.

Ağustos ayı perakende ve sanayi ciro verileri açıklanacak.

16 Ekim 2019, Çarşamba

Ağustos ayı Merkez Bankası konut fiyat endeksi açıklanacak. Temmuz ayında konut fiyatları aylık bazda %0,9 artış kaydetmişti.

Eylül ayı konut satışları açıklanacak. Ağustos ayında konut satışları aylık bazda %8,1 artış kaydetmişti.

Ağustos ayı özel sektör uzun vadeli kredi borcu açıklanacak. Temmuz ayında kredi borcu aylık 3,2 milyar dolar azalışla 198,5 milyar dolara gerilemişti.

17 Ekim 2019, Perşembe

Türkiye’nin Ağustos ayı toplam kısa vadeli dış borç stoku açıklanacak. Temmuz ayında stok, aylık 3,6 milyar dolar artışla 126 milyar dolara yükselmişti.

18 Ekim 2019, Cuma

Ekim ayı Merkez Bankası beklenti anketi açıklanacak. Eylül ayında yılsonu TÜFE %13,96’ya, cari yıl sonu GSYH büyüme beklentisi %0,1’e, 2020 yılı sonu GSYH büyüme beklentisi %2,6’ya, yıl sonu 12-aylık toplam cari açık 5,9 milyar dolara gerilemiş; yıl sonu Dolar/TL kuru beklentisi 5,995 seviyesine yükselmişti.

Dr. FULYA GÜRBÜZ

Coface, 4.kez üst üste ‘Türkiye’deki En İyi Alacak Sigortası Şirketi’ seçildi

IFM, uluslararası finans kuruluşları arasında belirgin fark yaratan ve katma değer oluşturan kurumları teşvik etmek için her yıl düzenlediği elemeler neticesinde Coface Türkiye’yi ödüle layık gördü. IFM’nin ödülleri ilgili alanlarda inovasyon ve üstün hizmet kalitesinin en üst standartta olduğunu kanıtlıyor. IFM ayrıca; uluslararası finans çevrelerine fayda yaratan sosyal sorumluluk, vakıf faaliyetleri ve kurumsal yönetim alanlarında gelişmek için inisiyatif alan kurum ve bireyleri de destekliyor ve ödüllendiriyor.

2007’den beri Türkiye’de faaliyette olan Coface, kurulduğundan bu yana ticari alacak sigortası alanında sektöründe lider konumda. Coface Türkiye Genel Müdürü Ali Gençtürk konuyla ilgili şunları söyledi: “Müşterilerimize sunduğumuz hizmetlerin uluslararası tanınmış kuruluşlar tarafından ödüllendirilmesi bizim için büyük bir onur ve ekibimiz için motivasyon açısından önemli. Özellikle global anlamda güvenli ticaretin ve risk kavramlarının daha fazla önem kazandığı bu dönemde ticari alacak riski yöneten bir firma olarak ‘en iyi’ sıfatıyla değerlendirilmek, Türk firmalarına gerek ihracat, gerek yurt içi alacakları ile ilgili verdiğimiz hizmetin değerini artırıyor. Müşteri odaklılık, uzmanlık, işbirliği, cesaret ve hesap verebilirlik değerlerinin üzerinde tek tek çalışmamızın da bu ödülde büyük payının olduğunu düşünüyorum. IFM ödülünü almamıza katkı sağlayan ve bugüne kadar bizimle işbirliği içinde bulunan bütün iş arkadaşlarıma, iş ortaklarımıza ve müşterilerimize teşekkür ederim.”

Ali Gençtürk, Coface Türkiye Genel Müdürü

Merkezi Londra’da bulunan International Finance Magazine, küresel olarak finans sektörü ve finans piyasalarının en prestijli yayınlardan biri olarak kabul ediliyor ve 185’den fazla ülkede finans profesyonelleri tarafından okunuyor. Dünya genelinde üst düzey yöneticilerin farklı sektörel gelişmeleri takip etmenin yanı sıra uluslararası piyasalar, işletme stratejileri, birleşme ve satın alma işlemleri ile ilgili bilgi edinmek için yakından takip ettiği yayınlardan biri olarak görülüyor.

Coface: Enflasyondaki düşüş kalıcı olursa hanehalkı harcama yapmaya başlayabilir

Coface’ın Ekim ayı raporunda enflasyon gelişmeleri mercek altına alınmış. Raporda şu detaylara dikkat çekiliyor:

Eylül ayında enflasyon, 2017 yılı Temmuz ayından bu yana ilk kez yıllık bazda tek haneye inerek %9,26 oldu. Bu düşüşte, geçen sene Eylül ayında aylık enflasyonun %6,3 olması etkili oldu. Aylık enflasyonu gıda grubu 0,14 puan aşağı çekti ancak doğalgaza yapılan zam nedeniyle konut grubu fiyatları aylık %2,15, yıllık ise %10,3 yükseldi. Ulaşım ücretlerine yapılan zam nedeniyle ise ulaştırma grubu fiyatları aylık bazda %1,6 yükseldi.

Çekirdek göstergelerde de düzelmeler görülmeye devam etti. İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç fiyat değişimlerini gösteren B grubu çekirdek enflasyondaki yıllık artış sene başında %20’ye yakınken Eylül ayında %9’a yaklaştı.

Fiyatı yönlendirilen ürünler hariç TÜFE ise yıllık %7 oldu. Bu durum, zamların enflasyondaki düşüşü sınırlandırdığını gösteriyor.

Hafta başında açıklanan Yeni Ekonomi Programı’na (YEP) göre de sene sonu yıllık enflasyonun 2019 sonunda %12, 2020 sonunda %8,5 olacağı öngörülüyor. Merkez Bankası’nın son enflasyon raporunda ise 2019 enflasyon tahmini orta noktası %13,9’da bulunuyor.

TL’nin son dönemde daha istikrarlı seyretmesi ve iç talebin zayıf seyri gibi unsurlar da enflasyondaki düşüşe katkı verdi. Merkez Bankası, enflasyondaki bu gerilemeyi öngörerek önden yüklemeli faiz indirimleri yapmıştı.

Enflasyondaki gerilemenin, enflasyon beklentilerini de olumlu etkilediği görülüyor. Eylül ayında 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentileri %12,2’ye geriledi. Bu durum, Merkez Bankası’nın %16,5 seviyesinde bulunan faizini indirmesi için de imkan yaratıyor.

Ancak makro taraftaki bu olumlu gelişmeler, henüz tüketici ve şirketler kesimlerine tam olarak yansımış değil. Son açıklanan reel kesim güven endeksi şirketlerin bir miktar güven kaybının olduğuna işaret ederken, 2 tüketici güven endeksi de henüz net bir toparlanma göstermiyor. Yabancı para mevduatların artmaya devam etmesi de bu tabloya eklendiğinde, hanehalkının ekonomik ortama güveninin henüz tam olarak tesis edilmediğini görebiliyoruz.

Sene sonuna doğru baz etkisinin kalkmasıyla birlikte enflasyonda bir miktar yukarı ivmelenme görebiliriz. Ancak 2018 sonlarında gördüğümüz seviyelere göre enflasyonun düşmesi, eğer kalıcı olabilirse, tekrar hanehalkının harcama yapmaya başlayabileceğine işaret ediyor. Önümüzdeki dönemde iç talebin büyümeye yaptığı katkının, senenin ilk yarısındakinden daha fazla olması beklenebilir.

Öte yandan ihracat tarafı miktar bazında artmaya devam ediyor ancak ihracatçılar pariteden olumsuz etkileniyorlar. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin açıklamasına göre yılın ilk dokuz ayındaki parite kaybı 3,5 milyar dolar oldu. Buna karşılık miktar bazında ihracat Eylül’de %11,1, Ocak-Eylül döneminde ise %18,6 artış gösterdi. Bu konu, Avrupa ve Amerika Merkez Bankaları’nın para politikaları doğrultusunda, 2020’de de konuşmaya devam edeceğimiz gündem maddeleri arasında yer alacaktır.

Haftanın ekonomik gündemi: Dış ticaret endeksleri ve cari işlemler dengesi

10 Ekim 2019, Perşembe

Ağustos ayı dış ticaret hacim ve miktar endeksleri açıklanacak. Ağustos ayında ihracat ve ithalat verilerindeki düşüşe bağlı olarak ticaret endekslerinde düşüş bekliyoruz.

11 Ekim 2019, Cuma

Ağustos ayı cari işlemler dengesi açıklanacak. Temmuz ayında 1,16 milyar dolar cari işlemler fazlası verilmiş, 12-aylık toplam cari fazla 4,45 milyar dolar seviyesine yükselmişti. Ağustos ayında ihracat ve ithalat bir önceki aya göre düşse de dış ticaret açığı 705 milyon dolar azalma kaydetti. Bu cari işlemler dengesi üzerinde iyileşmeye sebep olacaktır. Öte yandan Ağustos ayında turist sayısında Temmuz ayına göre yaşanan kısmi düşüşün turizm gelirlerini hafif düşüreceği varsayımı ve yabancı yatırımcıların BIST’te Temmuz ayında nette 78 milyon dolar satış yapmalarının ardından Ağustos ayında da 448 milyon dolarlık satış yapmaları cari işlemler dengesinde bozulma ortaya koyacaktır. Bu etkenler ışığında Ağustos ayında cari dengede önemli bir kötüleşme beklemiyoruz.

Dr. Fulya Gürbüz

Küresel ticaretteki zayıflığa rağmen Yeni Ekonomi Programı umut dağıtıyor

ABD, Avrupa, Asya dahil olmak üzere Eylül ayı imalat sektörü PMI verileri yurtdışı talepte zayıflama, enflasyonist baskılarda azalma, istihdamda güç kaybına işaret etti. İç talep kaynaklı hafif toparlanmalar görülse de ticaret gerginliği dünya genelinde hissediliyor.

Yunanistan 53,6 değeri ile en yüksek imalat sektörü PMI değerine sahipken (endeksin 50 ve yukarısındaki değerler sektörde büyümeye işaret ediyor), en büyük ticaret ortağımız Almanya 41,7 değeri ile en kötü performans gösteren ekonomi oldu. ABD-Çin ticaret anlaşmazlığı ve Brexit ile ilgili belirsizlikler sürdükçe küresel ekonomide canlanmayı destekleyecek bir hikâye yakalamak gittikçe zorlaşıyor.

Türkiye imalat sektörü PMI endeksi de Eylül ayında aylık 2 puan artışla Mart 2018’dan bu yana ilk kez 50 seviyesine yükseldi. Eylül ayında Türkiye dahil küresel bazda ihracat siparişlerinde zayıflama var. Yurt içi yeni siparişlerdeki artış yüzümüzü güldürdü. Bayram ve yaz tatillerinin ardından okulların açılmasıyla birlikte iç talepte hareketlenme şaşırtıcı değil. Devamı gelir mi?

Küresel ekonomideki belirsizliğe bağlı olarak henüz biz ümitli olamasak da Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak 30 Eylül Pazartesi günü açıkladığı 2020-2022 dönemini kapsayan Yeni Ekonomi Program (YEP) ile umut dağıtsa da bizde soru işaretleri bıraktı: 2020-2022 döneminde büyüme %5 olarak sabitleniyor; enflasyon, Cari Açık/GSYH, Bütçe Açığı/GSYH ve işsizlik düşüyor.

Sayın Albayrak programın ana temasını “Değişim Başlıyor” olarak ifade etse de söz konusu değişim ekonomik göstergelerdeki eğimin iyileşmesi yönünde olsa da bu eğilimi destekleyen programların takvime oturtulmuş bir süreç olarak gösterilmesini arzu ederdik.

Bakan Albayrak 2019-2020 dönemini “dengelenme dönemi” olarak ifade etse de bize Merkez Bankası raporlarında sıkça vurgulanan “dengelenme” ifadesini hatırlattı. Önceki yorumlarımızı tekrarlamak gereği duyuyoruz: İç talepte daralmanın etkisiyle ithalattaki gerileme cari açığın düşmesinde baş rolü oynaması “dengelenme” değil bir sonuç. Elbette Sayın Albayrak’ın hakkını yemiyoruz zira turizm gelirlerindeki artış sektörde “dengelenme dönemine” iyi bir örnek oluşturuyor.

Katılmadığımız diğer bir nokta da Sayın Albayrak’ın 2009 ve 2019 yılları karşılaştırması. Sayın Albayrak soruyor: “2009 yılında neden bu kadar küçülürken cari fazla vermedik?”. Cevaplamaya çalışalım:

Küresel finansal krizin patladığı 2008 yılının hemen ardından gelen 2009 yılına bir bakalım. 12-aylık toplam olarak bakıldığında 2009 yılında ithalat ve ihracat paralel hızda gerilemiş, turizm gelirleri ise yatay kalmıştı. Bunların sonucu olarak 2009 yılında cari açık daralmış ancak artıya geçememişti. Aşağıdaki grafik dış ticarette hızlı gerilemenin cari dengeyi iyileştirdiğini gösterirken dış ticaretteki yatay seyre geçişte cari dengedeki iyileşme de daha düşük hıza geriliyor.

Eylül 2018-Ağustos 2019 döneminde ise iç talepteki daralmaya bağlı olarak ithalat sert gerilemiş ancak ihracat hacmi ve turizm gelirlerinde yaşanan kademeli artış ile 12-aylık toplam cari işlemler hesabı Haziran ve Temmuz 2019’da pozitif bölgeye geçmiştir.

Kış mevsimine yaklaşırken turizm gelirlerindeki yavaşlamayı dikkate aldığımızda, iç talepte kıpırdanma olması halinde cari dengenin zayıflayacağını hatırlatmaya gerek kalmadan Sayın Albayrak müjdeyi verdi: “…yılın ikinci yarısında ertelenen özel tüketimde de ivmelenme bekliyoruz”. Evet doğrudur, 26 Temmuz’da Merkez Bankasının politika faizini %24’ten %19,75 seviyesine, 13 Eylül tarihinde de %16,50 seviyesine düşürmesinin etkisini tüketici kredileri ve kredi kartlarında artış olarak görüyoruz.

Buna ek olarak Sayın Albayrak 2018 ve 2019’da “kur saldırısına” maruz kaldığımızı tekrarladı. Ancak yine görüşümüzü tekrarlarsak TL saldırıya uğramadı. TL’deki değer kaybının sebebi artan iç ve dış siyasi gerginlikler, şirketlerin ödeme kabiliyetlerine yönelik endişeler, finansman zorlukları, ABD kaynaklı yaptırım belirsizliği ve Fed’in faiz artıracağı beklentisinin Türkiye’nin dış borç maliyetini artıracağına yönelik endişelerin ortaya çıkardığı arz-talep dengesindeki bozulma olduğunu düşünüyoruz.

Gelelim enflasyon yapışkanlığına. Sayın Albayrak, Enflasyonla Mücadele Programı ile “enflasyon yapışkanlığına karşı tarihte eşine ender rastlanan çok önemli bir başarı elde edildiğini” söyledi. Merkez Bankasının yürüttüğü sıkı para politikası, ABD ile ilişkilerde korkulanın olmaması Türk lirasında sert dalgalanmaları yatıştırırken küresel talepteki daralmanın emtia fiyatlarını aşağı çekmesi, baz etkisi ve küresel mal fiyatlarında yaşanan aşağı yönlü eğilim enflasyondaki yapışkanlığı aşağı çeken önemli etkenler oldu. Petrol fiyatlarına ilişkin jeopolitik olumsuz bir durum olmadığı ve küresel ekonomide zorluklar devam ettiği sürece enflasyon tarafında ivmelenme ihtimalini düşük görüyoruz.

Bunların yanında, Sayın Albayrak’ın vurguladığı yerli ve katma değeri yüksek üretimi elbette destekliyoruz. Sanayide kapasiteyi artıracak, maliyetleri düşürecek, rekabet potansiyeli kazandıracak Ulusal Verimlilik Planı da kulağa hoş geliyor. İçeriği görmek lazım.

Buraya kadarki açıklamalar sıradandı, şaşırtıcı bir şey yoktu. Soğuk duş etkisi yaratan ise inşaat sektörüyle ilgili açıklamalar oldu.  İnşaat sektörüne ilişkin olarak “Son bir yıldaki istihdam kaybının yaklaşık üçte ikisi inşaat sektöründen kaynaklandı. Tamamlanmaya yakın yapıların bitirilmesinin desteklenmesiyle kısa dönemde bu alandaki istihdama olumlu katkı sunacağını göreceğiz” diyor Sayın Albayrak. Bütçe disiplinini bozmadan ve enflasyonu tetiklemeden büyüme ve istihdam artışı adına katma değeri düşük inşaat sektörünü canlandırmaya çalışmanın maliyetini de elbette bankalar dolayısıyla da hanehalkı üstlenecek.

Sayın Albayrak “Yılın ikinci yarısından itibaren kapasite artırıcı yatırımların başlaması, düşen faizlerle birlikte görülmeye başlandı. Yapılan çalışmalar sadece bu sürecin başlı başına yüzde 4’lük bir büyümeyi doğal seyrinde sağlayacağını gösteriyor” diyor. Sayın Albayrak 2020’de %5’lik büyümenin enflasyona sebep olmayacağını da ekliyor.

İnşaat sektöründeki canlanmanın istihdamı artıracağı söylemine ek olarak Sayın Albayrak sulama ve sera yatırımlarının desteklenmesiyle tarımda arzı artırmaya yönelik zamanında verilen uygun fiyat ve yapılan alımlarla tarım sektöründe de işsizliğin azalmasının sağlanacağını belirterek, bireysel tüketimin artmasının, uygun kredi şartlarının, stok ve revizyon yatırımlarının, sanayi ve hizmet sektöründe ve turizm alanında istihdamı artıracağını dile getiriyor. Umarız önümüzdeki süreç YEP hedeflerini destekler.

Dr. Fulya Gürbüz