Kategori: GLOBAL

Coface: “Çin’de finansal sektöre yönelik riskler artarken firmalar üzerindeki baskıyı azaltmayı hedefleyen Merkez Bankası hamlesi”

Ticari alacak (kredi) sigortası alanında dünyadaki en yaygın şirket olan Coface Grubu, Çin Merkez Bankasının Ağustos ayında gerçekleştirdiği faiz hamlesini bir raporla değerlendirdi.

Carlos Casanova ve Tianyu Pang tarafından hazırlanan 5 Eylül tarihli raporda Çin Merkez Bankasının para politikası kararlarının Çin şirketleri üzerindeki olası etkileri ve riskleri kaleme alınmış. Coface Grup, Çin’in ülke risk notunu B (oldukça yüksek) olarak değerlendirirken GSYH büyüme tahminleri 2019 yılı için %6,3, 2020 yılı için %6,0 seviyelerinde bulunuyor.

Çin bankacılık sisteminde hredi hacmi büyüme oranının Nisan-Temmuz 2019 döneminde ardı ardına düşmesinin ardından Çin Merkez Bankası şirketlerin borçlanma maliyetlerini düşürmek ve dolayısıyla ekonomiyi canlandırmak amacıyla %4,35 seviyesindeki 1-yıl vadeli borç verme referans faiz oranını 20 Ağustos tarihinde 10 baz puan düşürerek %4,25 seviyesine çekmişti. Söz konusu faiz oranı ülkedeki önde gelen 18 bankanın en büyük müşterilerine uygulayacağı borçlanma faiz oranını ifade ediyor.

Raporda belirtildiği üzere özellikle küçük ölçekli yerel firmaların ödeyebilme gücünü artırabilmek için Banka, her ne kadar referans faiz oranını %4,25 olarak belirlemiş olsa da şirketlerin 1-yıl vadeli borçlanma oranını %3,3 seviyesine düşmesini hedefliyor. Bunun bir anlamda parasal gevşeme olduğunu ifade eden Coface Grup ekonomistleri böyle bir hamlenin bir yandan gayrimenkul piyasasında fiyat artışlarını tetikleyebileceği riskini ortaya koyarken öte yandan Çin Merkez Bankasının eş zamanlı olarak belirli sektörleri hedefleyerek faizleri kademeli olarak indirebileceğini ifade ediyorlar. Dahası, Merkez Bankasının aldığı bu kararın, aktarım mekanizmasının iyileştirilmesi konusunda çaba göstermek suretiyle faiz oranlarının serbestleştirilmesi yönünde bir adım olduğu vurgulanıyor.

Raporda, 2019 yılında büyümeyi tetiklemek adına zorunlu karşılık oranlarının iki kere 100’er baz puan düşürüldüğü, bu sayede finansal sisteme likidite enjekte edildiği, ancak buna rağmen kredi talebi ve yatırımların zayıf kaldığı, daha fazla ve daha ucuz fonlama imkanının bankalararası faiz oranlarını aşağı çekemediği ve dolayısıyla ticari ve hanehalkı kredi faiz oranlarının düşmediği belirtiliyor. Bunda sistemin etkili para politikası aktarımını engellemesi, tüketici güveninin zayıf kalmaya devam etmesi ve yatırımın kredi açısından esnekliğinin düşmesinin etkisi olduğu vurgulanıyor.

Politika yapıcıların, bankacılık sisteminin kırılganlığına yönelik endişeli olabilecekleri ihtimalini ortaya koyan rapora göre, 2019 yılında üç bankaya el konulmasının Çin bankacılık sisteminin sistemik kırılganlığına işaret ediyor.

Raporda mevcut riskler ise şöyle sıralanıyor:

1) Çok küçük ve çok geç bir adım: 3Ç göstergeleri çok daha zayıf bir tablo ortaya koyuyor.

2) Uzun bir yolculukta atılan bir adım: Sözlü yönlendirme politikası sürdürüldüğü müddetçe varlıkların yanlış tahsisi devam edecek. Düşük faiz oranları orta ölçekli bankaların karlılığını olumsuz etkileyecek. Daha rekabetçi bir ortama uyum sağlamak adına banka birleştirmelerinin gelecek yıl da devam etmesi bekleniyor.

3) Sermaye çıkışları muamması: Parasal gevşeme yuanda değer kaybına dolayısıyla da sermaye çıkışlarına sebep olabilir. 2016 yılında yuanda yaşanan %3’lük değer kaybı uzun soluklu bir sermaye çıkış süreci yaşanmasına ve ülkede likidite sıkışıklığına sebep olmuştu.

Coface Grup, Çin Merkez Bankasının hata yapmaması halinde 7,12 seviyesinin hemen altında işlem gören Dolar-Yuan paritesinin yıl sonunu 7,10 seviyesinden kapatmasını tahmin ediyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Talep darlığı büyüme ve enflasyonu aşağı çekiyor

2019 yılı ikinci çeyrek GSYH verileri şu sonuçları ortaya koydu:
. Harcamalar tarafında, önceki yılın aynı dönemine göre ihracat ve devlet harcamaları büyümeyi desteklerken hanehalkı harcamalarındaki daralma yavaşladı,
. Üretim tarafında tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü önceki yılın aynı dönemine göre büyümeyi desteklerken, sanayi ve hizmetler sektöründeki daralma yavaşladı, inşaat sektöründe sert daralma sürdü.
. Gelirler tarafında işletmelerin karma gelirinin GSYH içindeki payı önceki çeyreğe göre yüzde 3 puanlık artışla %40 seviyesine yükselse de finans dışı sektörün net döviz pozisyonunda artış firmaların faiz harcamaları üzerinde yük oluşturmaya devam ediyor.

Nitekim Mayıs 2019’da yayınlanan İSO 500 verilerine göre 2018 yılında İSO 500’ün finansman giderlerinin faaliyet karı içindeki payı 2017 yılındaki %49,8’den 2018 yılında %88,9’a yükselmiştir. İSO YK Başkanı Sayın Erdal Bahçıvan’ın da ifade ettiği üzere “Biz bugüne kadar yüzde 50’lerden şikayetçiyken şimdi sanayi firmaları 2018 yılında elde ettikleri karın neredeyse tamamını finansman giderlerine ayırmıştır. 2018 yılının ikinci yarısında hem mali borçlardaki hem de finansman maliyetlerindeki artışlar sanayi firmalarının finansman giderlerinde sıçramaya neden olmuştur.”

Sabit sermaye tüketiminin GSYH içindeki payı ise 2Ç2019’da yüzde 2 puanlık gerileme kaydetmiştir.

Öte yandan TCMB tarafından açıklanan Haziran 2019 finansal kesim dışındaki firmaların döviz pozisyonları verilerini dikkate aldığımızda firmaların ihracat alacaklarının artış eğilimini koruduğu Mart 2017’den 2Ç2019 sonuna kadarki dönemde ise sabit sermaye yatırımlarının alt kalemi olan makine ve teçhizat kullanımında da azalma olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle TL’de yaşanan değer kaybı paralelinde finansman giderleri altında ezilen reel sektör yatırım yapmayı tercih etmiyor.

Bununla birlikte, ABD-Çin ticaret savaşının etkisiyle ihracat destekli artan üretim hacmimizde yukarı yönün sınırlı olduğu da bir gerçek. Bunun ipuçlarını ise Ağustos ayı imalat sektörü PMI verilerinden edindik. Ağustos ayı verilerine göre Euro Bölgesinde güçlü iç talebe rağmen ihracat siparişlerinde zayıflık, satın alımlarda azalma ve işten çıkarmalar dikkat çekici. ABD-Çin ticaret savaşının da etkisiyle küresel imalatta derinleşen zayıflığın etkisiyle özellikle Almanya’da firmalar Ağustos ayında son sekiz yılın en kötümser tablosunu ortaya koydu. Küresel bazda otomotiv ve iş makineleri talebindeki gerileme özellikle Almanya imalat sektörünü olumsuz etkiliyor. Belirsiz ticaret görünümüne bağlı olarak düşük talep sebebiyle Bölge genelinde şirketler işçi çıkarmak gibi maliyetlerini kısma eğilimine girerken ithal ürün fiyatlarında iskonto talep etmelerinin ihracatçı firmalarımızın karlılığı açısından olumsuz bir gelişme olduğunu not edelim.

Küresel üretim maliyetlerinde yaşanan düşüş eğilimine paralel olarak Türkiye’de yurt içi üretici fiyat enflasyonu Ağustos ayında önceki aya göre 8,21 yüzde puanlık düşüşle %13,45 seviyesine, tüketici fiyat enflasyonu da 1,64 yüzde puanlık düşüşle %15,01 seviyesine geriledi.

Talep darlığı ve enflasyondaki düşüş eğilimine paralel olarak gelecek hafta yapılacak Merkez Bankası para politikası toplantısında %19,5 seviyesindeki politika faizinde 100-200 baz puan aralığında indirime gitme olasılığının güçlü olduğunu düşünüyoruz.

GSYH’de çeyrek bazdaki gelişmeleri dikkate aldığımızda ise, sanayi ve hizmetler sektörlerinin desteğiyle GSYH’nin 2019 yılı ilk iki çeyreğinde arka arkaya büyüme kaydetmesi olumlu bir gelişme olsa da Sayın Bahçıvan uzun vadede sürdürülebilir büyümeyi yakalayabilmemiz için mevcut üretim yapımız ve modelimiz ile çok fazla yol alma imkanımızın olmadığını belirterek şu önerilerde bulunuyor:
. “Var olan kaynakların daha rasyonel ve etkin kullanılması,
. “Sanayimizin inovasyon yetkinliğinin artırılması, teknolojiye, Ar-Ge’ye daha fazla yatırım yapılması,
. “Yüksek katma değerli üretim yapısına geçilmesi,
. “Eğitimli ve nitelikli işgücünün oluşturulması,
. “Uzun dönemde büyümenin ve küresel ölçekte rekabetin anahtarı olan verimliliğin artırılması.”

Nitekim 19 Ağustos 2019 tarihli konuşmasında MÜSİAD Genel Başkanı Abdurrahman Kaan da nitelikli iş gücüne yönelik olarak şu değerlendirmeleri yapıyor: “Ancak kalifiye eleman konusunda da git gide fakirleşiyoruz. Bu bağlamda MÜSİAD olarak odak noktamızı mesleki eğitim olarak belirledik ve tematik lise kavramını geliştirdik. Bu kapsamda meslek liselerinin içinde mağazalar açtık. Yeni bir başlangıç ortaya koymaya çalışıyoruz. Meslek liselerini Türkiye’de arttırdığımız sürece, insan kaynağı ve dolayısıyla işsizlik ve işçisizlik sorununun azalacağına inanıyoruz.”

İSO ve MÜSİAD’ın eğitim alanına verdikleri desteklerin orta-uzun vadede olumlu şekilde cevap bulacağına inanıyoruz.

Dr. Fulya Gürbüz

Euro Bölgesi’nde imalat ve tüketici güven endekslerindeki bozulma Haziran ayında da sürdü

Euro Bölgesi’nde Ekonomik Duyarlılık Endeksi (Economic Sentiment Indicator) 2019 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre 1,9 puan azalışla 103,3 ile Ağustos 2016 seviyesine geriledi. Ticaret savaşı, Brexit ve otomotiv sektörünün düzenlemeleri yerine getirmeye yönelik çalışmaları sebebiyle 2018 yılı başından itibaren endeks düşüş eğilimini koruyor. İmalat sektörü (-2,7), hizmet (-1,1) ve tüketici (-0,7) alt güven endeksleri Haziran ayında gerilerken perakende ticaret (+1,0) ve inşaat (+3,6) tarafında iyileşme var. Güven kaybı sırasıyla en fazla Almanya (-2,9), İtalya (-1,5), Fransa (-1,5), Hollanda (-1) ve İspanya’da (-0,6) yaşandı.

Euro Bölgesi’nde İş Durum Endeksi ise (Business Climate Indicator) Haziran ayında önceki aya göre 0,13 puan azalışla 0,17 değerine düşerek Ekim 2014 seviyelerine geriledi. Gerilemede işletmelerin üretim beklentileri, ihracat siparişleri ve stok seviyelerindeki kötüleşme etkili oldu. Geçmiş üretim seviyesinde ise iyileşme var.

Bölge’de Tüketici Güven Endeksi ise Haziran ayında bir önceki aya göre 0,7 puan düşüşle -7,2 seviyesine geriledi.

Haziran ayı imalat sektörü PMI ilk tahminlerine göre Euro Bölgesi’nde üretim önceki aya göre değişiklik göstermeyip daralma bölgesinde kalmayı sürdürürken hizmet sektörü büyüme bölgesinde gücünü korumaya devam ediyor. Her iki sektörde ihracat siparişleri güç kaybı yaşarken istihdamda görece iyileşme var. Fiyat tarafında ise maliyet enflasyonu Eylül 2016 seviyelerine gerilerken çıktı fiyat artışı son üç yılın en düşük artışını kaydetti.

Mayıs ayında tüketici enflasyonu yıllık %1,2 seviyesine gerilemişti ki bu seviye Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) %2 olan hedefinin hayli gerisinde. Üretici fiyat enflasyonu ise Nisan ayında yıllık %2,6 seviyesine geriledi. GSYH büyümesi ise 2019 yılı I. çeyreğinde kaydettiği %1,2 büyüme ile 2013 yılı sonu seviyelerine gerilemiş durumda. Parasal genişlemeye rağmen Bölge’de büyüme ve enflasyon dinamiklerinin zayıflamaya devam etmesine bağlı olarak AMB Başkanı Draghi hazine tahvillerinin alımına devam etmek suretiyle parasal genişleme sinyali verdi.

Euro Bölgesi’nde ihracat performansının Haziran ayında düşmeye devam etmesi küresel talepte daralmanın devam ettiğine işaret ediyor. Yarın Osaka’da başlayacak iki günlük G20 zirvesinde cumartesi günü ABD ve Çin liderlerinin bir araya gelecek olması küresel ekonomi açısından belki bir umut kaynağı olabilir.

Dr. Fulya Gürbüz

Coface: “Doğal Gaz: Yükseliş ve çöküş arasında dalgalanma”

Ticari alacak sigortası alanında önde gelen sigorta şirketlerinden olan Coface, Haziran ayı raporunda doğal gaz piyasasını mercek altına aldı. “Doğal Gaz: Yükseliş ve çöküş arasında dalgalanma” başlıklı raporda doğal gaz piyasasının yükselmeye devam ettiğini, orta vadede de yükselmeye devam edeceğini, ancak birçok faktörün daha az umut vaat eden bir geleceğe işaret ettiği belirtiliyor.

En temiz fosil yakıt olarak nitelendirilen doğal gaz için raporda aşağıda sıralanan bir çok göstergenin doğal gaza yönelik talep ve üretimde artışa işaret ettiği savunuluyor:

. “Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, doğal gaz 2006 yılından bu yana tüm fosil yakıtlar içerisinde tüketimi en fazla artan yakıt türü olmuştur. Özellikle “Mavi Gökyüzü” politikası sıkı hava kalitesi hedefleri ile birlikte kömürden gaza geçişi öngören Çin başta olmak üzere Asya’daki talep artışı sebebiyle doğal gaz talebi yükselmeye devam edecektir.

. Gaz çok fazla miktarda bulunabilmesi, kaynak çeşitliliği ve diğer fosil yakıtlara göre daha düşük kirlilik seviyesi sebebiyle pratik bir enerji üretim kaynağı olarak kabul edilmektedir. Kömür ile karşılaştırıldığında doğal gaz yüzde 40 daha az karbon dioksit (CO2), parçacık madde (PM2.5), kükürt dioksit (SO2) ve azot oksit yaymaktadır (NOx). Doğal gaz; genellikle kesintili üretim yapılabilen, hızlı ve güvenilir yedek gerektiren güneş panelleri ve rüzgar santralleri gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını tamamlayıcı olarak en fazla kullanılan enerji kaynağıdır.

. Doğal gaz aynı zamanda etan rotası yoluyla petrokimya ürünleri için kullanılan bir hammadde olarak endüstriyel proseslere de entegre edilmiş bir kaynaktır. Doğal gaz ve ilgili sıvı yakıtlar kimya sanayinde kullanılan tüm fosil yakıtların yaklaşık yüzde 29’unu oluşturmaktadır.”

Söz konusu sebeplerle dağal gaz piyasasında olağanüstü bir momentum yakalanmış olsa da Coface raporunda doğal gaza yönelik olarak ufukta belirsiz bir gelecek göründüğü belirtiliyor. Bu görüşü destekleyen faktörler ise söz konusu raporda şöyle sıralanmış:

. “Doğal gaz yakıldığında petrol veya kömüre göre daha az emisyona yol açmasına rağmen, tamamen temiz bir enerji kaynağı değildir ve küresel ısınma riskini azaltmayacaktır. Ek olarak, kaya gazı üretimi yüksek derecede kirliliğe sebep olmakta, yüksek miktarlarda su tüketimini ve kayaların parçalanması için toprağa yüksek miktarlarda kimyasal enjekte edilmesini gerektirmektedir. Bu hidrolik kırma teknolojisi aynı zamanda şebeke sularını da kirletmekte, kırsal topluluklarda güvenli içme suyuna erişimi tehdit etmektedir.

. Öte yandan, yenilenebilir enerji kaynakları artık doğal gaza göre daha ucuz hale gelmektedir. Uluslararası finans şirketi Lazard tarafından yapılan son enerji maliyet analizlerine (LCOE) göre, sübvansiyonsuz rüzgar enerjisi doğal gaza dayalı en ucuz elektrik üretim yöntemi ile rekabet edebilir hale gelmiş durumdadır. Ayrıca doğal gaz fiyatlarının da oldukça değişken olduğu ve bunun karar verme sürecine ilave belirsizlikler eklediği unutulmamalıdır.

. Son olarak, elektrik depolama alanında kaydedilen teknolojik ilerlemeler göz önüne alındığında, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretimini tamamlayıcı olarak doğal gazın kullanılması uygulaması muhtemelen artık son aşamalarına gelmiş durumdadır. Wood McKenzie tasarım ve enerji şirketine göre, GW/h bazında elektrik depolama kapasitesi 2018 yılında yüzde 140’lık artışla iki katının üzerine çıkmıştır. Otomobil üreticisi Tesla Avustralya’da Hornsdale rüzgar santraline bağlı bir batarya depolama sistemini test etmektedir. Teknoloji henüz ilk aşamalarında olmasına rağmen, için birçok piyasa aktörü ve hükümet Avrupa’nın en büyük batarya üreticisi olmayı hedefleyen İsveçli Northvolt gibi kendi batarya depolama markalarını geliştirmek istemektedir.”

Coface, avantaj ve dezavantajlarıyla doğal gazın önünde halen parlak bir gelecek bulunsa da uzun vadede her zamankinden daha fazla tehdit altında olduğunu, bu durumun gezegenimizin korunmasına daha fazla katkıda bulunabilecek enerji kaynaklarının önünü açtığını vurguluyor.

TL’de değerlenme güven endekslerini yukarı çekti, devamlılığı G20 Osaka Zirvesi’ndeki gelişmelere bağlı

ABD ile süregelen S-400 krizi ve 23 Haziran seçimlerine yönelik belirsizlikler Mayıs ayı başında Dolar-TL kurunun 6,0 seviyesinin üzerine çıkmasına sebep olmuştu. ABD merkez bankası Fed’in faiz indireceğine yönelik artan beklentiler, Avrupa Merkez Bankasının (AMB) genişlemeci politika söylemlerine ağırlık vermesi ve 23 Haziran seçimlerinin sorunsuz sonuçlanmasıyla Dolar-TL kuru Haziran ayı başındaki 5,90 seviyelerinden Haziran ayı sonunda 5,70 seviyelerine kadar geriledi. Türk lirasında yaşanan değer kazancının etkisiyle de Haziran ayında güven endeksleri arttı.

Mevsimsellikten arındırılmış verilere göre;

. Reel kesim güven endeksi Haziran ayında bir önceki aya göre 4,9 puan artışla 99,6 seviyesine yükseldi,

. Hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endeksleri sırasıyla aylık 5,9, 3,3 ve 0,6 puan artışla sırasıyla 85,4, 93,2 ve 50,4 seviyelerine yükseldi,

. Tüketici güven endeksi aylık 2,3 puan artışla 57,6 seviyesine yükseldi.

Haziran ayı reel kesim güven endeksi verileri üretim maliyetlerinde ve istihdam beklentilerinde zayıflama ortaya koydu; üretim, sipariş ve yatırım alt endeksleri ise önceki aya göre güçlendi. Üretici fiyat endeksi için olumlu olsa da üretim ve yatırımlardaki iyileşmenin devamlılığı için soru işaretleri var.

Evet, 23 Haziran seçimleri sorunsuz sonuçlandı ancak ABD-Türkiye arasında yaşanan S-400 gerilimi ve Akdeniz’de yürüttüğümüz sondaj faaliyetlerinin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile tansiyonu yükseltmesi Dolar-TL kurunun 5,70 seviyelerinin altına gerilemesine olanak vermiyor.

Mevduat ve kredi gelişmeleri ise mevcut risklerin tasarruf ve finansman üzerindeki ağırlığını korumaya devam ettiğini gösteriyor:

. Kur etkisinden arındırılmış verilere göre Haziran ayında tüketici kredilerinde bir önceki yıla göre yavaşlama devam ederken kurumsal kredilerde zayıflama ağırlığını artırıyor.

. Takipteki kredilerde devam eden artışı dikkate aldığımızda reel sektörde kan kaybı devam ediyor.

. Mevduat tarafında dış ve iç politikada yaşanan gerilimlerin etkisiyle yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatı rekor seviyelere yükselmiş durumda.

. Mevduatların krediye dönüşme oranı 2018 ortasından bu yana düşüş eğilimini korurken tahvil ve bono portföyünde artış eğilimi devam ediyor. Diğer bir deyişle tasarruflar, reel sektöre değil yüksek getiri sunan sabit getirili varlıklara kayıyor. Elbette başta Avrupa olmak üzere küresel ekonomideki yavaşlama Türkiye’nin makro-ekonomik dinamiklerini aşağı çeken önemli bir faktör ancak TL’ye güven kaybının yarattığı yüksek maliyetli finansmana erişim zorluğu reel sektörün belini kırmış durumda.

Şimdi gözler 28-29 Haziran’da Osaka’da yapılacak G20 zirvesinde. ABD Başkanı Trump ile Çin lideri Xi Jinping’in 29 Haziran’da bir araya gelmesi bekleniyor. Bize göre en iyimser senaryo ABD ve Çin’in görüşmeleri tekrar başlatma kararı alması; en olası senaryo ise uzlaşma olmaması ki bu küresel yavaşlamanın devam etmesi demek.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump görüşmesi ise S-400 krizinin dolayısıyla da Türk lirasının akıbeti açısından kritik öneme sahip.

Dr. Fulya Gürbüz

Küresel bazda üretim Mayıs’ta otomotiv sektörü önderliğinde daraldı, hizmetlere olan talep sürdü

IHS Markit verilerini dikkate aldığımızda küresel bazda Mayıs ayında üretimde gerileme ve hizmetlerde ise büyümenin sürdüğünü gördük:

. JP Morgan küresel hizmet sektörü PMI endeksi Mayıs ayında 51,6 değeri ile zayıflayarak da olsa büyümeye devam etti. İmalat sektörü PMI endeksi ise Mayıs ayında kaydettiği 49,8 değeri ile Ekim 2012’den bu yana ilk kez daralma bölgesine girdi. Yatırım ve ara mal üretimi daralırken, tüketim malları üretimi yavaşlasa da büyüme bölgesinde yer aldı.

. IHS Markit sektör bazlı verilerine göre küresel bazda otomotiv sektörü Mayıs ayında son sekiz aydır daralmasını sürdürürken teknolojik yazılım ve hizmetleri, finans, gıda ve içecek, sigorta, sağlık, ilaç ve telekomünikasyon sektörleri büyümeyi sürdürdü.

. ABD’de tüketici malları üretimi Mayıs ayında zayıflayarak büyümeye devam etti, 2013’ten bu yana en düşük oranlı artış kaydedildi. Sektörler genelinde girdi maliyetlerindeki artış çıktı maliyetlerinin hayli üzerinde seyrediyor.

. Avrupa’da yazılım ve hizmetleri, gıda ve içecek, kağıt, ulaştırma, finans sektörleri büyürken başta otomotiv sektörü olmak üzere sanayi sektörü ile sağlık ve gayrimenkul sektörlerindeki yavaşlama dikkat çekici.

. Asya’da sanayi, makine ve ekipmanları ile kimya sektörleri daralmaya devam ederken bankacılık sektörü önderliğinde hizmet sektörü büyümeyi sürdürdü.

. Özellikle Asya kaynaklı olarak küresel bazda çelik talebi düşerken, bakır talebindeki düşüş Avrupa kaynaklı oldu. Alüminyumda ise ABD kaynaklı talepte artış görülürken Avrupa ve Asya’dan talep geriledi. Otomotiv ve gayrimenkul talebindeki gerileme emtialara olan talebin gerilemesinde etkili olmaya devam ediyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Çin’de kamu sanayi şirketlerinde üretim mayısta yavaşladı, siparişler daralıyor

Çin’de resmi imalat sektörü resmi NBS satın alma müdürleri endeksi (PMI) Mayıs 2019’da aylık 0,7 puan düşüşle 49,4 seviyesine gerileyerek Şubat 2019 sonrasında ilk kez daralmış oldu. Söz konusu düşüşte ABD ile artan ticaret gerginliğinin etkisi olduğu belirtildi. Endeksin 50 değerinin altındaki değerler sektörde daralmaya işaret ediyor.

Mayıs ayında imalat sektöründe yeni siparişler alt endeksi 49,8’e, ihracat satışları alt endeksi 46,5’e ve istihdam alt endeksi 47 seviyesine geriledi. Üretim alt endeksi 51,7 ve satın alımlar alt endeksi 50,5 seviyelerine gerileyerek yavaşlama gösterdi.

Girdi maliyetleri alt endeksi ise 1,3 puan artışla 53,1 seviyesine yükselirken çıktı fiyatları alt endeksi 3 puan düşüşle 49 seviyesine geriledi.
İş güveni alt endeksi de 2 puan düşüşle 54,5 seviyesine geriledi.

NBS imalat sektörü PMI endeksi Çin’de faaliyet gösteren büyük ölçekli kamu şirketlerini kapsıyor.

3 Haziran’da 430 adet özel sektör sanayi şirketini kapsayan Caixin PMI verisi açıklanacak. Endeks Nisan ayında 50,2 seviyesine gerilemişti.

Türkiye’de ekonomiye güven geriliyor, sürdürülebilir büyüme için ön şart güvenin sağlanması

Türkiye’de ekonomik güven endeksi Mayıs ayında aylık %8,5 azalışla 77,5 seviyesine geriledi. Endeksteki azalışta, tüketici, reel kesim (imalat sanayi), hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörü güven endekslerindeki düşüşler etkili oldu.

Artan siyasi risk, Hükumet tarafından açıklanan tedbir paketlerinin ikna edici olmaması ve Merkez Bankasının rezervlerine yönelik endişelere bağlı olarak Türk lirası üzerindeki baskı devam ediyor. Her ne kadar 2019 yılının ilk 5 ayında imalat tarafında aylık bazda ılımlı iyileşmeler kaydedilse de %14,7 seviyesine yükselen işsizlik oranı, yıllık %30 seviyesinin üzerinde artış kaydeden yurt dışı ve tarım ürünleri üretici fiyat endeksleri, yükselen borçlanma ve üretim maliyetleri, özellikle kredi hacmi olmak üzere talep tarafında yaşanan zayıflıklar güven endeksindeki bozulmanın sonucu olarak karşımıza çıkan veriler.

Elbette ABD’nin 2018’de başlattığı ticaret savaşının küresel büyümede -özellikle de en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa’da- yavaşlamaya sebep olması da Türkiye’nin ihracat ve üretim performansını olumsuz etkileyen ana faktörlerin başında geliyor.

Peki, Euro Bölgesi ekonomisine yönelik beklentiler ümit verici mi?

Avrupa Komisyonunun yayınladığı endeksler karışık sinyaller veriyor:

. İş İklimi Endikatörü Mayıs 2019’da 0,12 puan (%29) düşüşle 0,3 seviyesine gerileyerek 2016’dan bu yana en düşük seviyesini gördü. Bunda üretim ve ihracat siparişlerindeki sert düşüş etkili oldu.

. Ekonomik Hassaslık Endikatörü ise Mayıs ayında aylık 1,2 puan artışla 105,1 seviyesine yükseldi. İmalat sektörü, tüketiciler ve servis sağlayıcılarının beklentilerindeki iyileşmeye bağlı olarak endeks son 11 aydaki ilk yükselişini kaydetti. Perakende ve inşaat sektörünün beklentilerinde ise bozulma görüldü.

. Tüketici Güven Endikatörü Mayıs 2019’da aylık 1,1 puan yükselse de endeks -6,5 değeri ile negatif bölgede yer alıyor.

Süregelen ticaret savaşına bağlı olarak Euro Bölgesi’nde dış ticaret gelişmelerini OECD’nin 28 Mayıs Salı günü yayınladığı G20 Uluslararası Ticaret İstastikleri’nde gördük. Söz konusu OECD raporuna göre 2019 yılı ilk çeyreğinde Euro Bölgesi’nde mevsimsellikten arındırılmış ABD doları cinsinden ihracat %1, ithalat ise %0,1 artış kaydetti ki bu değerler Almanya’nın verilerine çok yakın (sırasıyla %0,9 ve %0,1). 4Ç2018’de Euro Bölgesi’nde ihracat bir önceki döneme göre %1,7, ithalat ise %0,9 daralma kaydetmişti. Avrupa Merkez Bankası ise 10 Nisan para politikası toplantı tutanaklarında GSYH büyümesi üzerinde aşağı yönlü risklerin arttığı ifadeleri yer alıyor.

G20 ülkelerininin mevsimsellikten arındırılmış ABD doları cinsinden ihracatı ise 1Ç2019’da bir önceki çeyreğe göre %0,4 oranında artarken ithalat hacmi %1,2 daralma kaydetti.

Güven endekslerinde bozulma eğiliminin artarak devam ettiği Türkiye’nin ihracatı ise aynı dönemde %2 daralırken ithalatı %5,3 artış gösterdi, öyle ki bu veri cari açıkta bozulmanın dolayısıyla da Türkiye’nin risk primindeki artışın (5-yıllık CDS primleri 515 seviyesinin üzerine çıktı) önemli bir kanıtı. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın geçen hafta açıkladığı İVME (İleri Verimli Milli Endüstri Paketi) Finansman Paketi’nde bahsi geçen 30 milyar TL büyüklüğündeki finansman ise bütçe üzerinde soru işaretleri yaratmıştı.

Bu çerçevede talep şartları, bütçe hedefleri, işsizlik, cari açık ve finansmanı, özel sektörün yüksek dış borcu, Merkez Bankasının net rezerv büyüklüğü, yüksek enflasyon ve artan borçlanma maliyetlerine yönelik endişelere ek olarak yerel seçimlerin yenilenme kararı güven endekslerini aşağı çekerken yabancı sermayenin daha iyi hikaye sunan ülkelere yönelmesine sebep oluyor. Dolayısıyla, üretimde ithalata, finansman tarafında ise yabancı sermayeye bağımlı olan Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyüme hedefine ulaşılmasında ilk atılması gereken adım güven algısının kalıcı olarak yeniden sağlanması.

Dr. Fulya Gürbüz

Almanya sanayi sektöründe iyileşme sinyali var, devamlılığı önemli

Almanya’da sanayi üretimi Mart 2019’da bir önceki aya göre %0,5 büyüme kaydetti. Şubat ayında sektörde aylık %0,4’lük büyüme yaşanmıştı. Ocak ayında sektörde değişiklik yaşanmamıştı. Böylece 2019 yılı ilk çeyreğinde ortalama %0,3’lük büyüme kaydedilirken son 12-aya bakıldığında sanayi üretimi ortalama %0,6 daralmış oldu.

Tüketim malları üretimindeki %1,1’lik büyüme ve inşaat sektöründeki %1’lik artış talepte artışa işaret ediyor.

Sermaye, aramalı ve enerji imalatındaki sırasıyla %0,6, %0,4 ve %0,3’lük büyüme üretim tarafında beklentilerde iyileşmeye işaret ediyor olabilir.

Nitekim Almanya’da Zew Ekonomi Duyarlılığı Endeksi Ekim 2018’deki (eksi) -24,7 değerinden ardı ardına iyileşerek Nisan ayında ilk kez pozitif bölgeye geçerek 3,1 değerini almıştı. Bunda küresel ekonomide zayıflığın beklendiği kadar kötü olmadığı ve Brexit tarihinin ertelenmesinin etkili olabileceği ifade edilmişti.

Nisan ayında imalat sektörü PMI endeksi ise Mart ayında son 7 yılın en düşük seviyesi olan 44,1 seviyesinden Nisan ayında 44,4 seviyesine yükselerek üretimde ılımlı bir artışa işaret etmişti. Sektörde farklı kollardaki firmaların tamamına yakını otomotiv sektöründeki yavaşlamadan etkilendiklerini belirtmişlerdi. Sektörde enflasyonist baskılar azalmaya devam ederken, istihdam tarafında ise mevcut talep koşullarına göre kapasite fazlası olduğu ifade ediliyor.

Nisan ayındaki olumlu gelişmelerin devamlılığı adına dikkatlerimizi Mayıs ayı verilerine yönlendirdik.

Dr. Fulya Gürbüz

Fed faiz değiştirmedi, sabırlı olmaya devam edecek

ABD Merkez Bankası Fed Mayıs ayı toplantısında politika faiz aralığını %2,25-2,50 aralığında sabit tuttu.

Fed’in para politikasında baz aldığı iki gösterge var: İşsizlik oranı ve Gıda ve enerji fiyatlarını baz almayan (çekirdek) kişisel tüketim harcamaları (PCE) enflasyonu.

Fed işsizlik oranında %4, çekirdek PCE’de %2 seviyesi hedefleniyor. Mart 2018’den bu yana %4 ve altında seyreden işsizlik oranı Mart 2019’da %3,8 değerini korudu. Dünkü para politikası toplantısı sonrasında yayınlanan basın duyurusunda da belirtildiği gibi istihdam piyasası gücünü koruyor.

Enflasyon tarafında ise çekirdek PCE Aralık 2011 sonrasından bu yana ilk kez Temmuz 2018’de yıllık %2,04 artış kaydederek Fed’in hedefine ulaşmıştı. Ancak özellikle petrol fiyatlarındaki aşağı yönlü hareketin üretim maliyetlerini aşağı çekmesiyle birlikte enflasyon dinamikleri yumuşama eğilimine girdi ve çekirdek PCE Mart 2019’da %1,55 seviyesine kadar geriledi.

Fed geçen toplantıda belirttiği faiz değiştirme konusunda sabırlı olacakları ifadesini bu toplantıda da korudu. Fed Başkanı Powell basın toplantısında ekonomideki toparlanmaya dikkat çekerek enflasyondaki yumuşaklığın geçici olduğunu belirtti ve öncekinden farklı olarak şahin bir görünüm ortaya koydu.

Piyasalarda Aralık ayında %50 ihtimalle faiz indirimi olacağı fiyatlanıyor.

Fed’in faiz değişikliğinde sabırlı olması TL açısından olumlu bir gelişme ancak gücünü koruyan ABD ekonomisi karşısında potansiyelinin altında ekonomik aktiviteye sahip Türkiye ekonomisinin yatırım çekme konusunda şansı çok düşük. Sürdürülebilir büyüme konusunda atılacak her olumlu ve kararlı adım Türkiye hikayesine dikkatleri çekebilir.

Dr. Fulya Gürbüz