Kategori: GLOBAL

Tüketici fiyatlarında aylık artışlar sürecek, düşük talep çıktı fiyatlarını aşağı çekiyor

Enflasyonda dibi gördük

Ekim ayı enflasyon verilerine göre TÜFE yıllık bazda %8,6’ya Yİ-ÜFE %1,7 gerilemiş olsa da aylık değişimler farklı bir resim ortaya koyuyor: TÜFE ilk 10 ayda aylık bileşik olarak %10,6, Yİ-ÜFE ise %6,7 artış kaydetti.

Havalar soğumaya ve günler kısalmaya başladıkça ısınma ve elektrik harcamaları da beraberinde artacak. Gıda tarafında ise Ekim ayında önceki aya göre %1,7 artış yaşandı ki gıda fiyatlarındaki artış kış aylarıyla birlikte devam edecek.

Enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içecekler ve tütün ürünleri hariç TÜFE, yani çekirdek enflasyon (C-endeksi) Ekim ayında önceki aya göre %1,8 artış kaydetti. Yıllık rakamları dikkate aldığımızda enflasyonda dibe ulaştık.

Küresel üretimde zayıflık Türkiye’nin potansiyelini aşağı çekiyor

Ekim ayına ait Markit PMI verileri küresel bazda üretimin zayıfladığını, ihracat siparişlerinin düşmeye devam ettiğini, istihdamın azaldığını ve güven algısının rekor düşük seviyelere gerilediğini gösterdi. Türkiye PMI verileri de üretimde hafif yavaşlamaya, iç talep ve ihracat talebinde zayıflığa, istihdam tarafında artışa, nihai ürün fiyatlarında üst üste ikinci ay düşüşe işaret etti.

Küresel yavaşlama ihracat performansımızı sınırlıyor

TİM verileri ise Ekim ayında ihracatımızın Eylül ayına göre 1,1 milyar dolar arttığına işaret etti. TL’de değer kaybının küresel bazda rekabet gücümüzü artırmaya katkısı oluyor ancak düşük fiyatlarla satışların karlılık performansını aşağı çektiğini söylemek yanlış olmaz. Öte yandan artan turizm gelirleri ve düşük iç talep cari işlemler dengesinde olumlu bir tablo ortaya koyuyor.

Mevcut veriler Fitch’in görünüm kararını teyit etti, devamlılığı bütçe performansına bağlı

Fitch’in Türkiye’nin kredi not görünümünü “durağan” seviyesine yükseltmesi sürpriz olmadı. Kritik konu ise mevcut şartların devam etmesi halinde bütçe verilerindeki performansın ne şekilde gelişeceği.

Küresel büyüme ve küresel ticarette iyileşme yaşanmazsa, Barış Pınarı operasyonuna yurt dışından mali destek sağlanamazsa Hükümetin 2020 yılında %5’lik ekonomik büyüme hedefi şimdilik olası gözükmüyor özellikle de en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa ekonomisi durgunluğa girmişken.

Dr. Fulya Gürbüz

Coface avro bölgesinde büyümenin tahmin edilmesinde kullanılacak yeni tahmin aracı CRAFT’ı tanıttı

Coface, 21 Ekim tarihli basın bülteninde, avro bölgesindeki önemli ekonomilerde resesyon veya hafif bir küçülme halinde yavaşlamanın anahtarlarını ortaya koyduğu CRAFT tahmin aracını tanıttı. Bültende yer alan detaylar şöyle:

“2019 yılının başlarından bu yana, küresel büyümede yavaşlama işaretleri giderek artıyor. Tüm ekonomistler 2017 yılında döngünün zirvesine ulaşan yavaşlama sonrasında bu aşağı yönlü eğilim üzerinde hemfikir iken, şu anda soru işaretleri özellikle avro bölgesinde olmak üzere bu yavaşlamanın şiddeti üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bazıları 2020 yılı için bir resesyon yaşanacağını öngörürken, ekonomistlerin çoğu “sadece” hafif bir yavaşlama olacağını tahmin ediyor.

Dolayısıyla, daha net bir tablonun ortaya konulabilmesi için, mevcut göstergelerden yararlanacak güvenilir ve yenilikçi tahmin araçlarına sahip olmak önem taşımaktadır. Bu sebeple, Coface CRAFT (Coface Araştırma Faaliyeti Tahmin Aracı) adı verilen kendi tahmin aracını geliştirmiştir.

CRAFT: Önemli eğilimlerin tespiti için değerli bir araç

Faaliyet göstergesi Ana Bileşen Analizi (PCA) olarak adlandırılan istatistik yöntemine dayanmaktadır. Makine öğrenimi modellerinin kullanılması, yaklaşık yüz değişkenin analiz edilmesine olanak tanımaktadır ve sadece GSYH büyüme oranının modellenmesi için gerekli olanlar tutulmaktadır. Tutulan değişkenler, (her bir ülke için otuz ile elli arasında) PCA analizine dahil edilmekte ve beş ayrı kategori altında gruplandırılabilmektedir.
. Rakamsal veriler;
. Anket verileri;
. Parasal ve finansal değişkenler;
. Uluslararası göstergeler;
. Şirketlerin Coface tarafından sigortalanan ticaret alacaklarındaki temerrüt oranı.

İlk dört değişken türü faaliyet göstergelerinin oluşturulmasında yaygın bir şekilde kullanılırken, beşinci değişken sadece Coface tarafından kullanılmaktadır. CRAFT üç aylık dönemlere ait GSYH artış oranı ile direkt ilişkilidir ve içinde bulunulan üç aylık dönem (cari dönem tahmini) ve takip eden dönem (gelecek dönem tahmini) için doğru tahmin yapılabilmesini mümkün kılmaktadır.

Fransız ve İspanyol ekonomileri dayanıklılık sergilerken, Almanya’nın resesyona, İtalya’nın ise durgunluğa girmesi bekleniyor

Bu modelden elde edilen sonuçlara göre, Almanya üçüncü çeyrekte resesyona girecek (bir önceki çeyrekteki yüzde -0,1’in üzerine yine yüzde -0,1), sonrasında ise yılın son üç aylık döneminde durağanlaşacaktır. Özellikle sanayiye bağımlı olan ve ihracatın ağırlığı sebebiyle dış çalkantılara maruz kalan Almanya ekonomisi 2018 yılının başlarından bu yana uluslararası ekonomik ortamdaki kötüleşmeden etkilenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Birleşik Krallık Almanya’nın en büyük beş ihracat pazarı arasında yer aldığından dolayı, bu bölgelerdeki gelişmeler faaliyetteki büyüme bakımından büyük önem taşıyacaktır.

Fransız ekonomisinin de üçüncü çeyrekte yavaşlaması (yüzde 0,2), sonrasında ise bu zorlu ortama dayanıklılık göstererek yılın son çeyreğinde yüzde 0,3 büyümesi beklenmektedir. Böylelikle yılın tamamına ait GSYH artış oranı yüzde 1,3 olacaktır. 2017 yılından bu yana faaliyette yavaşlama kaydedilmesine rağmen, (2017 yılında yüzde 2,4 ve 2018 yılında yüzde 1,7), Fransa’nın büyüme performansı pozitif seviyelerde kalmıştır ve çeyrekler bazında tutarlı bir şekilde yüzde 0,2’nin altına inmemiştir. Dolayısıyla Fransa dış talebe daha az bağımlı olması sebebiyle komşularının çoğundaki inişli çıkışlı seyirden uzak kalmıştır.

CRAFT sonuçlarına göre, İtalya’nın büyüme hızı üçüncü çeyrekte hafif bir yükselişle yüzde 0,1 olarak gerçekleşecek, sonrasında yılın son çeyreğinde tekrar durağanlaşacaktır. Ancak, İtalyan ekonomisi avro bölgesindeki ekonomiler arasında 2019 yılında da üst üste ikinci yılda en kötü performansı sergilemiştir.

İspanya’da da GSYH artışının üçüncü çeyrekte hızlanması (yüzde 0,6), yılın son çeyreğinde ise biraz yavaşlaması (yüzde 0,5) beklenmektedir. Her çeyrekte yüzde 0,8 ile 0,9 arasında bir büyüme kaydedilen 2017 yılına göre faaliyet daha az dinamik olmakla birlikte, halen sağlam bir görünüm sergilemekte ve oldukça kademeli bir şekilde yavaşlamaktadır. Halen oldukça yüksek bir işsizlik oranına sahip olmasına (Haziran sonu itibariyle çalışma çağındaki nüfusun yüzde 14’ü) ve siyasi istikrarsızlığa rağmen, İspanya ekonomisi 2013 sonunda başlayan toparlanmadan bu yana kayda değer bir düzenlilik sergilemiştir.”

Coface: “Almanya’da şirket ödemelerine ilişkin 2019 anketi: işler tersine dönüyor”


Coface’ın 24 Ekim tarihli basın bülteninde Almanya’nın ödeme performansı mercek altına alınıyor. Bültende Almanya’da şirketlerin yüzde 85’inin 2019 yılında ödemelerde gecikme yaşadığı; bu rakamın 2017 yılına göre 7 puan daha yüksek bir oran olduğu belirtiliyor. Bültende şu detaylar yer alıyor:

“Coface’ın 442 şirketin katılımıyla gerçekleştirdiği 2019 Almanya ödemeler anketine göre, ülke bir değişim sürecinde. Uluslararası rekabetin şirketler üzerinde yarattığı baskı artıyor. Nakit akşının azalmaya devam etmesinin sebeplerinden birini bu oluşturuyor. Ortalama olarak, Almanya’daki şirketlerin ödeme vadeleri 2017 yılında 29,8 gün iken 2019 itibariyle 35,9 güne yükseldi.

Alacak riskleri sigortalansa bile, şirketlerin müşterilerine olan güvenleri azalıyor. Kısa ve orta dönemli alacak vadeleri halen piyasada hakim durumda. Şirketlerin yüzde 87’si ödemelerin 60 gün içerisinde yapılmasını talep ediyor ve bunun uluslararası karşılaştırmalara göre oldukça kısa bir vade olduğu söylenebilir. Ödeme vadelerini kaçıran müşteriler iki yıl önce Alman şirketlerinin yüzde 78’ini etkilerken, bugün bu oran yüzde 85’e yükseldi.

Faaliyet sektörlerine göre durum farklılaşıyor

Borcunu vadesinde ödeyemeyen şirket sayısındaki en büyük artış, tekstil ve hazır giyim sektöründe (yüzde 58’den 78’e), toptan ve perakende ticaret sektöründe (yüzde 75’ten 89’a) ve otomotiv sektöründe (yüzde 73’ten 81’e) kaydedilmiştir. İlaç ve metal sektörlerinde de ödeme vadelerinin uzadığı görülmektedir.

Ulaştırma sektöründe ödeme vadeleri kısalmıştır ancak yine de halen yüksek düzeydedir: yüzde 86’dan 81’e düşmüştür.

Gecikme sebepleri temel olarak şirketlerin yönetim sorunları sebebiyle yaşadıkları finansal güçlüklerin yanında artan rekabetten ve finansman eksikliğinden oluşmaktadır. Öte yandan, veriler Almanya’daki işletmelerin geleceğe ilişkin güvenlerinin önemli ölçüde aşındığını göstermektedir; şirketlerin sadece yüzde 20’sinin 2019 yılına ait görüşleri olumludur.

Özellikle iyimser olan tek sektör BİT (bilgi ve iletişim teknolojileri) sektörüdür ve sektördeki şirketlerin neredeyse yarısı 2019 yılına ilişkin ticari beklentilerinin 2018 yılına göre daha iyi olduğunu bildirmiştir.

Ufukta kara bulutlar görünüyor

Alman şirketlerinin iyimserliğindeki bu kötüleşmenin sebepleri arasında küresel ölçekteki siyasi riskleri ön plana çıkarabiliriz. Şirketlerin neredeyse yüzde 20’si Donald Trump’ın korumacı politikalarının ve ABD ile Çin arasındaki ticaret anlaşmazlıklarının ihracat faaliyetlerinin önündeki en temel risk olduğunu bildirmiştir. Bunu yüzde 15 ile Brexit takip etmiştir; 2017 yılında Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden çıkışı ile ilgili endişeleri olan şirketlerin oranı sadece yüzde 3 idi.”

Coface Barometre: “Merkez bankalarının müdahalelerine rağmen küresel ekonomide genel bir yavaşlama yaşanıyor”

Dünya genelinde siyasi belirsizlik alanlarının katlanarak arttığı bir yaz döneminin işletmelerin morallerini etkilediği bir ortamda, 2020 yılının bir ekonomik yavaşlama yılı olması olası görünüyor.

Arjantin’deki kur krizi, Hong Kong ve Rusya’daki önemli gösteriler, Brexit, Suudi Arabistan’ın petrol tesislerine yapılan saldırı 2019 yılının üçüncü çeyreğine damgasını vuran olaylardan sadece bazıları olarak sayılabilir. Artan siyasi belirsizlikler, dünya ticaret hacmindeki daralma, petrol fiyatlarındaki oynaklıklar ve Avrupa ile Çin’de otomobil satışlarında yaşanan azalma ile birlikte işletmelerin morallerini etkilemeye devam etti.

İmalat şirketlerinin karamsarlığı ekonominin geri kalan alanlarına yayılacak mı?

Bugün Avrupa ve Asya şirketlerine ek olarak Amerikan şirketleri de artık Başkan Trump’ın korumacı söylemlerinden açık bir şekilde endişe duyduklarını ifade ediyorlar. Çin-ABD ticaret savaşının iki büyük küresel güç arasında bir ticaret anlaşmasına doğru evirildiği görülmekle birlikte, ABD Başkanının seçim kampanyası ve hakkında yürütülen azil süreci bağlamındaki eylemlerini kestirmek halen oldukça güç.

Öte yandan, Avrupa’daki emisyon standartları ve Çin’de tüketici davranışlarındaki değişiklikler dahil olmak üzere, otomotiv sektöründe yapısal değişiklikler yaşanmaya devam ediyor. Bu bağlamda, Avrupa ekonomileri şu anda iki farklı hızda ilerliyor: Bazıları küresel sanayiye ve ticarete özellikle bağlı iken (Almanya) ve/veya ticaret siyasi belirsizliklerden olumsuz etkilenirken (İtalya, Birleşik Krallık), Fransa, İspanya ve Hollanda ekonomileri daha dayanıklı bir görünüm sergiliyor.

Merkez bankaları hızla harekete geçiyor

ABD, Avro bölgesi ve birçok yükselen ülkedeki merkez bankaları mevcut durumu değerlendiriyor.

Hatta, büyümedeki keskin yavaşlama sonucunda, birçok merkez bankası parasal genişleme önlemleri uygulayacaklarını açıkladı.

Negatif nominal faiz oranları belirleyen para politikalarının etkileri belirsizdir. Negatif politika faiz oranları hane halklarını ve işletmeleri destekleyerek ekonomiyi canlandırabilirler, ancak bankaların karlılıklarını da aşındırabilirler. Bununla birlikte, teoride, faaliyet üzerindeki olumlu etki daha baskındır. Dolayısıyla, bu aşırı genişlemeci politikalar enflasyonun bu yaklaşımı benimseyen ülkelerin belirlediği hedeflere yaklaşmasına izin vermese de, özellikle avro bölgesi başta olmak üzere son zamanlarda uygulamaya konulan parasal genişleme önlemlerinin beklenen etkisi gerçek olacaktır.

Genel olarak, bu yaygın siyasi istikrarsızlık sebebiyle, Coface 2020 yılının bir ekonomik yavaşlama yılı olacağını öngörmektedir ancak yine de uyanma çağrısı olarak nitelenebilecek birçok olumlu sinyal tespit etmeye ve hükümetlerin ve merkez bankalarının buna karşı harekete geçtiğini gözlemlemeye devam etmektedir.

Bu bağlamda, bu çeyrekte ülke değerlendirme notlarında iki değişiklik gerçekleşti: Hong Kong (notu A2’den A3’e düşürüldü) ve Moritanya (notu D’den C’ye yükseltildi). Sektör bazında, haziran ayında otomotiv sektöründe gerçekleşen bir dizi not düşüşü sonrasında, bu çeyrekte daha az değişiklik yaşandı – ancak özellikle otomotiv sektöründe (üç ülkede daha nottu düşürüldü) ve ona bağımlı sektörlerde (örneğin Almanya’da kimya sektörü) riskler halen artmaya devam etti (13 not düşürme kaydedilirken, not artırımı olmadı). Öte yandan, Kuzey Amerika’da kağıt sektöründe şirket kredi riskleri yükseliyor. Son olarak, ticaretteki yükselen korumacılık rüzgarının yeni mağdurları ortaya çıkıyor (Kore’de bilgi ve iletişim teknolojileri sektörü).

Coface: Polonya’da iktidar ikinci kez seçimleri kazansa da muhalefet gücünü artırdı

Coface, Polonya’da yapılan son seçimlerin sandalye sayısı ve iktidarın kontrol gücünü nasıl etkilediği, ekonomik sonuçlarının neler olabileceğini değerlendiren bir rapor yayınladı. Yorum katmadan rapordaki detayları sıralayalım.

Polonya’nın iktidarda olan sağcı Hukuk ve Adalet Partisi (PiS), kıl payı da olsa ikinci kez seçimleri kazandı; ancak güçlü konumdaki alt meclisteki (Sejm-avam kamarası) çoğunluğunu artıramaması sebebiyle Senato’daki (üst meclis) kontrolünü kaybetti. Komünizmin sona erdiği son 30 yılda yapılan milletvekili seçimlerinde seçime katılım oranı ilk kez %61,7 seviyesine yükseldi.

Oyların %43,6’sını kazanıp 235 koltuk sayısı ile 460 kişilik Sejm’in çoğunluğunu elde eden PiS yeniden hükümet kuracak. PiS, 2015 yılında yapılan seçimlerde oyların %38’ünü almış ve yine 235 sandalye sayısına sahip olmuştu. Sivil Koalisyon (KO) oyların %27,4’ünü alarak 134 sandalye sayısına ulaşırken, sol kanattan Demokratik Sol İttifakı (SLD) %12,6’lık oy oranı ile 49 sandalye, Polonya Halk Partisi (PSL) %8,6’lık oyla 30 sandalye ve yeni aşırı sağ parti olan Konfederesyon (Konfederacja) %6,8 oyla 11 sandalyeye sahip oldu.

Bununla birlikte 100 sandalyeden oluşan ve üst meclis olarak adlandırılan Senato’nun kontrolünü 51 sandalye sayısı ile muhalefet partileri sahip olurken PiS 49 sandalyeye sahip oldu. Coface bu dağılımı şöyle yorumluyor “Senato yasaları erteleyebilir ve değiştirebilir, PiS’in mutlak çoğunluğa sahip olduğu Sejm ise bu tür manevraları hükümsüz kılabilir”. Coface, Senato’nun birçok kilit makamlara aday gösterme konusunda söz hakkına sahip olmasının PiS’in hükumetin tüm kurumlarını kontrol altında tutma hamlelerini zayıflatacağını öne sürüyor.

Seçimler öncesi yapılan anketler PiS’e daha fazla desteğe işaret etmişti. Bunda çocuk yardımı programı, emeklilik yaşının düşürülmesi ve 26 yaşın altındaki vatandaşların gelir vergisini rafa kaldırmayı kapsayan çeşitli sosyal tedbirlerin daha fazla seçmeni çekmesinde etkili olduğunu belirtiyor Coface. Sosyal harcamadaki artış ekonomide canlanma ve rekor seviyesindeki tüketici güveni bağlamında yapıldı. 2018 yılında %5,1 büyüyen Polonya ekonomisinin bu yıl hanehalkı harcamalarının öncülüğünde %4,4’lük büyümeye ulaşacağı bekleniyor.

Coface son seçimlerde muhalefetin oylarının artmasının büyük bir sürpriz olmadığını şöyle açıklıyor: “Seçmenlerin bir kısmı, milliyetçi ve gelenekselci söylemlere ve Polonya toplumundaki bölünmeleri daha da şiddetlendiren otoriter bir siyasi tarza karşı muhalif olduklarını dile getirdi”. Coface, Polonya’nın ilk PiS döneminde, Polonya’daki hukukun üstünlüğünü ihlal etme endişesiyle AB’nin temelini oluşturan liberal demokratik değerlerin aktif bir rakibi olarak ortaya çıktığını belirtiyor ve Aralık 2017’de Avrupa Birliği anlaşmasının 7. Maddesi’nin Polonya’ya karşı devreye alındığını, söz konusu mekanizmanın Avrupa Birliğinin temel prensip ve değerlerinin üye ülkelerden biri tarafından ihlal edilmesi durumunda devreye girdiğini ekliyor.

Riskler

PiS’in yeniden Sejm’de mutlak çoğunluğu elde etmesi iktidardaki partiye yasaları istediği formda sunulması imkanını veriyor. Ancak önceki dönemle kıyaslandığında, muhalefetin kontrolündeki üst meclis ile artık çok daha zor olacak. Bu özellikle gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde PiS’in cumhurbaşkanlığını kaybetmesi halinde geçerli olacak. 2020 yılında 5 yıllık süresi dolacak olan Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, PiS kökenli ve PiS tarafından parlamentoya sunulan yasa tasarılarının çoğunu destekledi. Coface, Polonya’daki muhalefetin yeni hedefi cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak olsa da Duda’nın anketlerde yüksek destek alması dikkate alındığında bunun ihtimal dahilinde de olsa görece olarak zor olduğunu vurguluyor. Muhalefet son seçimlerden sonra gücünü artırdı. Bu Senato’yu kontrol altına almakla ilgili fakat parlamentoya sol-kanat parti ile gelen hükumet için zor bir siyasi durum. Sol kanat parti PiS’in kürtaj yasalarını iptal ve eşcinsel haklarını teşvik ederek PiS politikalarına meydan okumayı planlıyor.

Bu dönem ekonomik ve mali durum daha az destekleyici. Hanehalkı harcamalarını güçlü seviyede tutacak sosyal tedbirlere rağmen zayıflayan küresel ortam durumu kötüleştirecek ve Polonya’nın GSYH büyümesini kademeli olarak aşağı çekecek. Alman ekonomisine bağlı olarak halihazırda cansız küresel talepten olumsuz etkileniyor, fakat bunun yanında Brexit sonrasında AB fonlarına ulaşım azalacak ve hatta Polonya’nın hukukun üstünlüğünü ihlal etmesi endişeleriyle kesintiye de uğrayabilecek. 2020 yılında hükumet devlet bütçesini dengelemeyi planlıyor fakat bu emeklilik reformu ücretleri, karbondioksit emisyon sertifikaları ve 5G frekanslarının satışı gibi tek seferlik gelirlerle sağlanacak. Bütçeyi dengelemek için dolaylı vergilerin artırılması ve sosyal katkılarda değişim gibi tedbirlerin devreye girmesi gerekecek. Zorlu ekonomik şartlarda sosyal harcamaların ele alınmasının zorlaşacağına inanıyor Coface.

Coface A3 (yeterli) olarak riskini değerlendirdiği Polonya’nın 2019 ve 2020 yılları için GSYH büyümesini sırasıyla %4,4 ve %3,6 öngörüyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Hong Kong protestoları ABD-Çin anlaşmazlığında yeni bir düğüm olabilir

1841’de İngiltere bayrağı dikilen ve 1 Temmuz 1997’de İngiltere tarafından “tek ülke-iki sistem” olarak adlandırılan bir model çerçevesinde Hong Kong tekrar Çin’e devrediliyor.

2014 yılında yarı özerk Hong Kong’un yöneticisinin seçilmesi döneminde Çin yönetimi adayları belirlemesine izin veren bir yasa değişikliği önerisinde bulunuyor ve ardından “Şemsiye Devrimi” olarak isimlendirilen protesto gösterileri patlak veriyor.

Protestoların temelinde Hong Konglu nüfusun Çin’in bireysel hakları ve özgürlükleri kısıtlayacağı endişeleri yer alıyor. Protestolar 2016’da “balık köftesi devrimi” ile sokaklara taşınıyor. 

Yarı özerk Hong Kong yönetiminin 3 Nisan 2019’da bir yasa tasarısı hazırlaması ise endişelerin artmasını tetikliyor. “Kask devrimi” olarak adlandırılan yeni protestoların başlamasına sebep olan yasa tasarısı herhangi bir suç işlediğinden şüphelenilen kişilerin Çin’e iadesi ve Çin’de yargılanmalarını kapsıyor.

9 Haziran’da özel idare binasına yürüyen ve çoğunluğu genç olan 1 milyona yakın Hong Konglu bu yasa tasarısını protesto ediyor. Öyle ki cadde, metro, tren istasyonu ve havaalanı dahil devam eden gösteriler de dahil olmak üzere polis protestoculara TOMA’lar eşliğinde biber gazı ve plastik mermilerle müdahale ediyor.

29 Temmuz’da yarı resmi olan China Daily gazetesinde yer alan bir haberde Hong Kong’da bulunan Kızıl Ordu garnizon komutanının “olayların bir ülke-iki sistem ilkesini tehlikeye attığını, asla kabul edilemez olduğunu ve gerekirse müdahale edebileceklerini” ifadelerine yer veriliyor.

4 Eylül’de ise Hong Kong lideri Carrie Lam, söz konusu düzenlemeyi geri çektiklerini duyuruyor. Ancak protestoların sürmesinin gerisinde yasa tasarısının tamamen geri çekilmediği, askıya alındığı iddiaları var.

Çin yönetiminin Hong Kong gösterilerinde ABD ve Tayvan’a işaret etmesi de BBC haberine göre ülkeler arasındaki gerginliğin artmasına sebep oluyor. Bunda 16 Ekim Çarşamba günü ABD Meclisi’nin Hong Kong protestocularını destekleyen ve bir tedbir paketi ortayan koyan Hong Kong İnsan Hakları ve Demokrasi Yasasını geçirmesinin etkisi var. ABD Senatosu tarafından onaylanması ve Başkan Trump tarafından imzalanmasının ardından yasalaşacak olan taslak öneri “temel özgürlükler ve özerkliği” baltalamaktan sorumlu olan yetkililere yaptırımlar uygulanmasını kapsıyor.

Kasım 2020’de yapılacak olan ABD seçimleri öncesinde Başkan Trump tekrar başkanlığı alma konusunda kararlı: Sermayeyi ve üretimi ABD’ye çekme, üretim ve istihdamı artırma, Meksika sınırında güvenliği sağlama, dış ticarette ABD’yi dezavantajlı duruma getiren meseleleri çözme, ülke meselesi olmayan askeri müdahalelere son vererek ABD askerinin ülkeye dönmesini sağlama ve son olarak Hong Kong’da demokrasiyi savunanları destekleme. ABD ile Çin arasında devam eden ticaret savaşı kör düğüm hissi verirken Hong Kong demokrasisini savunma Trump’ın oy gücünü artırır mı yoksa ticaret savaşını daha mı çıkılmaz hale getirir izleyip göreceğiz.

Dr. FULYA GÜRBÜZ

Coface: “Portekiz’de merkez-sol koalisyonu ikinci kez görevde. Akıllıca kullanabilecek mi?”

6 Ekim 2019’da Portekiz’de yapılan genel seçimlerde Sosyalist Parti (SP) oyların %36,7’sini alarak 230 sandalyeli parlamentonun 106 sandalyesine sahip odu. Başbakan Antonio Costa liderliğinde merkez sol parti 2015 yılındaki seçimlerde kazandığı 86 sandalyeye göre daha başarılı bir sonuç ortaya koysa da parlamentoda çoğunluk sandalye sayısını elde etmek için 10 sandalyeye daha ihtiyacı var. Coface raporunda SP’nin çoğunluk koalisyon hükumeti için iki sol partiden sadece birine ihtiyacı olduğunu belirtiyor.

Raporda yer aldığı üzere, 2015-2019 döneminde Başbakan Antonio Costa liderliğinde sol kanat koalisyon hükumeti kişi başına milli geliri kriz öncesi döneme yükseltmeyi ve işsizlik oranını %6 seviyelerine kadar geriletmeyi başarmış.

Coface’a göre seçim sonucu üç ana faktörü açıklıyor:

1. PS’nin iyi zamanlarda siyasal sermaye oluşturma ve oylara dönüştürme becerisi: Başbakan Costa turizm gelirlerindeki artıştan faydalanarak hem seçmenlerini hem de Avrupalı alacaklılarını memnun etti. Yaşam standartları desteklenirken, kamu maliyesi iyileştirildi, aylık asgari ücret 500-600 Euro aralığına yükseltildi, bütçe açığının GSYH’ye oranı %4’ten %0,5’e düşürüldü. Bunun yanında, PS koalisyon ortakları ile çalışırken sosyal harcamaları artırmayı kabul etmiş ancak öğretmen ücretlerinin artırılmasına karşı muhalif duruşunu korumuş.

2. Sağ kanadın çöküşü: 2015 seçimlerinde Sosyal Demokrat Parti ve Halkın Partisi oy oranını %39’dan %32’ye düşürmüş, bu durum sağ kanadı tasarruf tedbirleri üzerinde çalışmaya yöneltirken güç kaybetmesine sebep olmuş, PS ise oy oranını artırmıştı.

3. Portekiz’in seçim görünümü: Avrupa’nın en yoğun göç rotasından uzak olan Portekiz’de göç göze çarpan bir sorun değil. Görece olarak kalifiye genç göçmenler Portekiz’i tercih ederken demografik zorlukların farkında olan nüfus tarafından memnuniyetle karşılandığını ifade ediyor Coface ve bunun aşırı sağ popülizmin yokluğunu açıkladığını vurguluyor. Dahası krizden yaralanmış seçmenlerin bütçeye yönelik çabaları takdir ettiği belirtiliyor.

Coface olası riskleri ise şöyle sıralıyor:

1) Başbakan Costa borcun düşürülmesinin öncelikli kalacağına işaret etmesine yönelik olarak Coface, Portekiz’in altyapı eksiklikleri göz önüne alındığında bunun uzun vadede ihtiyatlı bir strateji olup olmadığını sorguluyor; nüfus yaşlanırken Portekiz’in sadece bütçe ayarlamasıyla önemli miktardaki borç yüküyle yüzleşemeyeceğini, bunun yanında faktör üretkenliğini ve potansiyel çıktıyı artırması gerektiğini belirtiyor.

2) Büyüme görünümü kötüleşirse, SP politika gündemini zor şekillendirebilir. Batıda başka bir yerde olduğu gibi, ücretlerin geri kazanımı, çıktıların gerisinde kalmıştır, ortalama yıllık reel ücret hala kriz öncesi zirvesi olan %2,3 seviyesinin altında. Avrupa’daki yavaşlama nedeniyle, dış çevre giderek daha az cesaret verici görünüyor: ihracat, 2019 yılının ilk ve ikinci çeyreğinde sırasıyla yıllık bazda %3,5 ve %3,2 oranlarında azaldı. Seçmenler şimdilik memnun görünüyor, ancak çekimser oyların yüksek olması, hayal kırıklığına uğramış seçmenin potansiyel bir oy rezervi olduğuna olduğuna işaret ediyor. SP vergi gelirlerindeki düşüşe bağlı olarak zor seçimler yapmak zorunda kalırsa, teşvikler değişebilir. SP liderliğindeki hükumet olumlu sonuçlar ortaya koymadığı takdirde Sol Blok (BE) ve Komünist Partisi/Yeşiller (UDC) siyasi manzarayı daha sola çekmek için seçmen memnuniyetsizliğinden faydalanabilirler. Coface bu senaryoyu henüz olası olmadığını ancak dış çevrenin güçlü bir şekilde bozulması ve dolayısıyla küresel risklerin gerçekleşmesine (sert Brexit, ticaret savaşında tırmanış, Avrupa ekonomisinde durgunluk) bağlı olarak olası bir senaryoya dönüşebileceğini belirtiyor.

Coface, A 2 (düşük) olarak risk değerlendirmesinde bulunduğu Portekiz ekonomisinin 2019 ve 2020 yıllarında sırasıyla %1,7 ve %1,5 büyüyeceğini tahmin ediyor.

Dr. FULYA GÜRBÜZ

2019 yılı Ekonomi Nobel Ödülü “küresel yoksulluğu azaltma konusundaki deneysel yaklaşımlara” verildi

İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi, Alfred Nobel 2019 Anısına İktisadi Bilimler Sveriges Riksbank Ödülü’nü “küresel yoksulluğu azaltma konusundaki deneysel yaklaşımları için” Abhijit Banerjee (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü, Cambridge, ABD), Esther Duflo (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü, Cambridge, ABD) ve Michael Kremer’e (Harvard Üniversitesi, Cambridge, ABD) verildiğini duyurdu.

Yayınlanan basın bülteninde Nobel ödülü alan üç değerli bilim insanının son 20 yıldır sürdürdükleri deneysel bazlı yaklaşımın şimdi gelişen bir araştırma alanı olan kalkınma ekonomisine dönüştüğü belirtiliyor.

Son dönemde yaşanan çarpıcı gelişmelere rağmen, insanlığın en acil sorunlarından birinin, küresel yoksulluğun her türlü biçimde azaltılması gerektiği ifade edilen açıklamada 700 milyondan fazla kişinin çok düşük gelirlerle geçinmek zorunda kaldığı, her yıl beş yaşın altındaki 5 milyon çocuğun hala ucuz tedavilerle önlenebilecek veya tedavi edilebilecek hastalıklardan öldüğü, dünyadaki çocuk nüfusunun yarısının temel okuryazarlık ve sayısal beceriler edinmeden okulu bıraktıkları noktalarına dikkat çekiliyor.

Bu yılki ödül sahipleri, küresel yoksullukla mücadelede en iyi yollar hakkında güvenilir cevaplar ortaya koyan yeni bir yaklaşım getirmişlerdir. Kısaca basın duyurusunda bu yaklaşımın, bu meseleyi -örneğin, eğitim sonuçlarını veya çocuk sağlığını iyileştirmeye yönelik en etkili müdahaleler gibi- daha küçük, daha yönetilebilir, sorulara bölmeyi içerdiği, böylece ödül alan üç değerli ekonomistin bu daha küçük, daha kesin sorulara en çok etkilenen insanlar arasında dikkatlice tasarlanmış deneyler yoluyla en iyi şekilde cevaplandığı ifade ediliyor.

1990’ların ortasında, Michael Kremer ve meslektaşları, Batı Kenya’daki okul sonuçlarını iyileştirebilecek bir dizi müdahaleyi test etmek için saha deneylerini kullanarak bu yaklaşımın ne kadar güçlü olabileceğini göstermişlerdir.

Abhijit Banerjee ve Esther Duflo, çoğu zaman Michael Kremer ile birlikte, başka konularda ve diğer ülkelerde de benzer çalışmalar yapmışlardır. Deneysel araştırma yöntemlerinin şimdi kalkınma ekonomisine hâkim olduğu vurgulanıyor.

Basın duyurusunda, Nobel ödüllü ekonomistler ve onları takip eden diğer araştırmacıların elde ettikleri bulguların pratikte yoksullukla mücadele yeteneğimizi çarpıcı bir şekilde geliştirdiğine dair iki örnek sunulmuş:

. Beş milyondan fazla Hintli çocuğun okullardaki etkili iyileştirici ders programlardan yararlanmaları ve

. Birçok ülkede tanıtılmış olan koruyucu sağlık hizmetleri için verilen büyük çaplı sübvansiyonlar.

2017 yılında Richard H. Thalier bilimsel çalışmalarının temeline insan davranışlarını oturttuğu davranışsal ekonomi konusunda Nobel ekonomi ödülünü almıştı. Davranışsal ekonominin finansal ve ekonomik kalkınmada olumlu sonuçlar ortaya koyduğu kanıtlandı. Ekonomi biliminde yine insanlığın açlık problemlerini ortaya koyan kalkınma ekonomisinin yeni çalışma alanlarında çok başarılı sonuçlar elde edeceğine inanıyoruz.

Dr. FULYA GÜRBÜZ

Coface: “Rus Malı” stratejisi: Ekonomik çeşitlendirme için sınırlı bir araç

3 Ekim 2019 tarihli raporunda Coface, hidrokarbon fiyatlarındaki dalgalanmalar ve Batı ülkelerinin yaptırımları karşısında Rusya’nın “Rus Malı” konseptini öne çıkaran bir strateji geliştirmesine yönelik olarak elde edilen sonuçların karışık bir tablo sergilediğini vurguluyor.

Raporda yer aldığı üzere, Rusya Kırım’ı topraklarına eklemesi sonrasında Batı ülkeleri yaptırımlar uygulamış, bu sebeple Rusya ekonomisini çeşitlendirme çabalarını hızlandırmak için ithalata ve hidrokarbon ürünlerine olan bağımlılığını azaltmak amacıyla bir dizi işleyişi uygulamaya koymuştu. Coface ithalatı yerli üretim ile ikame etme isteğinin birçok etkene bağlı olduğunu ve bunların hepsinin mevcut olmadığını belirtiyor.

Konuyla ilgili olarak yayınlanan basın bülteninde şu detaylar yer alıyor:

“Rus Malı” stratejisi ekonominin kilit sektörlerini hedefliyor

Yabancı yatırımı teşvik etmeye yönelik özel yatırım sözleşmeleri, “Rus Malı” etiketli ürünlere yönelik seçici vergi, indirimler, kamu ihalelerine imtiyazlı erişim gibi şirketlerin ölçeklerini değiştirmelerine yardımcı olacak birçok girişim bulunmaktadır. Modernizasyonu, teknolojiyi ve yenilikçiliği teşvik etmek amacıyla, Rusya İhracat Merkezi oluşturulurken çeşitli teşvik programlarına yer verilmiştir (özel ekonomik bölgeler, kamu finansmanı, araştırma ve sanayinin birbirine yakınlaştırılması, ihracat desteği, vs.).

Yerli üretimi teşvik etmeye yönelik bu girişim ile ilgili olarak, gıda, ilaç, otomotiv ve bilgi teknolojisi sektörleri halihazırda kendi düzenlemelerine ve teşvik mekanizmalarına sahiptir.

En önemli sonuçların alındığı sektör Rusya’ya yaptırım uygulayan ülkelerden yapılan ithalata ambargonun uygulandığı gıda sektörü olurken. Gıda ithalatına uygulanan ambargo sonrasında yaşanan sıkıntılar fiyatların yükselmesine yol açarken bu durum Rus tüketicileri ithal ürünlerden yerli ürünlere yönlendirmiş ve böylelikle gıda üretiminde önemli artışlar sağlanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda Rusya et üretiminde kendi kendine yeter hale gelmiştir. Ancak bazı durumlarda belirli yerli ürünlerin kalite düzeyinin düşüklüğü fiyat farkına rağmen ithalatı desteklemektedir.

Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) sektöründe, yerli üreticilerin aynı ürünleri sunduğu durumlarda kamu kurumlarının bilgisayar, telekomünikasyon cihazları ve elektrikli ev ekipmanları ithal etmeleri yasaklanmıştır. Aynı zamanda, yetkililer enerji, istihbarat ve savunma sektörlerinde teknoloji ürünlerinin satışı üzerinde Batı ülkelerinin uyguladığı ambargoya karşı elektronik bileşen üretimini de arttırmayı amaçlamaktadır ancak bu konuda geri dönüş henüz sınırlı düzeyde olmuştur.

İlaç sektöründe de aynı şekilde ithalata olan bağımlılığın azaltılması amaçlanmaktadır ve yerli üretim için sağlanan vergi teşviklerinin yanında marketlerde yerli ürün satışları desteklenmektedir. Rus makamları ile özel yatırım sözleşmesi imzalayan yabancı sanayiciler için de özel avantajlar sağlanmaktadır. Ancak burada da belirtilen hedeflerinden uzakta kalınmıştır.

Son olarak, otomotiv sektöründe, yabancı üreticiler ile yapılan özel yatırım sözleşmeleri, yerli üretim ve yenilikçi uygulamalar için verilecek taahhütler karşılığında vergi teşvikleri, kamu ihalelerine imtiyazlı erişim ve gelecekte vergi alanındaki gelişmelere karşı korunma sağlamaktadır. Ancak Opel’in Rusya pazarına dönüşünü açıklaması durumunda, Ford’un ülkedeki fabrikalarını kapatması bekleniyor. Ticari araç ve kamyon pazarı daha dinamik ve cazip bir durumdadır.

Yapısal engeller ile karşı karşıya olan “Rus Malı” stratejisi

Girdi mevcudiyetine, üretim hatlarının modernizasyonuna ve iş ortamının iyileşmesine bağlı olan “Rus Malı” stratejisi halen karmaşık ve uzun vadeli bir süreçtir. Yaptırımlar ve karşı yaptırımlar (hem mevcut hem de potansiyel yaptırımlar), iş ortamı, artan siyasi riskler ve işgücü eksikliği yerli ve yabancı yatırımları baskılayan diğer etkenlerdir.

Ülkenin kompozitler ve petrokimya ürünleri gibi belirli yüksek katma değerli petrokimya ürünlerinde ve haddelenmiş metalürji ürünlerinde ve tüplerde açığı bulunmaktadır. Bu durum yerli hammadde işleme kapasitesindeki yetersizliğe işaret etmektedir ve yetkililer bu eksikliği de gidermeyi amaçlamaktadır.

“Rus Malı” politikası geleceğin ekonomik gerçekliklerine cevap vermek için gerekli olmakla birlikte, henüz meyvelerini vermekten çok uzaktır ve Rusya’nın üretim zincirlerinde derin ve uzun vadeli bir dönüşüm gerektirecektir.”

Ekvador: “Yakıt sübvansiyonlarının sona ermesi yaygın toplumsal huzursuzluğa yol açtı”

Coface, 10 Ekim tarihli raporunda sosyal protestoların arttığı Ekvador’u mercek altına alıyor. Coface, yüksek risk grubunda değerlendirdiği Ekvador’un 2019 yılında %0,5 daralacağını, 2020 yılında ise %0,2 büyüyeceğini öngörüyor.

Raporda yer aldığı üzere 1 Ekim 2019’da Başkan Lenin Moreno, IMF programı çerçevesinde ülke ekonomisinin rekabet gücünü artırmak amacıyla 2,27 milyar dolarlık bir mali reform paketi açıklamıştı. Pakette yer alan tedbirler raporda şöyle sıralanıyor:

. Yakıt fiyatlarındaki sübvansiyonların kaldırılması ile 1,55 milyar dolar sağlanması (ülke GSYH’sinin %1,4’ü)

. Yılda 100 milyon dolar gelir elde eden şirketlere üç yıl boyunca sağlanacak özel katkılar,

. Uber ve Netflix gibi online platform hizmetlerine KDV ve plastik torba kullanımına vergi getirilmesi,

. Kamu sektöründeki geçici işçilerin ücretlerine %20 oranında kesinti yapılması ve tatil sürelerinin azaltılması,

. Kamu şirketlerinin 2020 yılında masraflarını 100 milyon dolar azaltmaları,

. Yüksek yakıt fiyatlarının hane halkı üzerindeki etkisini azaltmak amacıyla vergi teşviklerinin sağlanması,

. Teknoloji ithal malları üzerindeki vergilerin sıfırlanması/azaltılması,

.  İhracatçılara KDV iadesi sağlanması,

. KOBİ’lerin ithal ettiği tarımsal ve endüstriyel makinelerin, teçhizatların ve hammaddelerin üzerindeki vergilerin azaltılma veya sıfırlanması,

.  Kurumlar vergisi stopajlarının kaldırılması,

. Sermaye çıkış vergilerinin azaltılması,

. Düşük gelirli 300 bin aileye aylık 15 dolarlık teşvik sağlanması.

Ancak halktan, özellikle yakıt fiyatları ile ilgili bazı adımlara yönelik gelen büyük itirazlara bağlı olarak Coface, petrol fiyatlarının hızla yükseldiğine, dizel yakıtlarının %123, benzin fiyatlarının ise %29 arttığına dikkat çekiyor. Artan protestolar sebebiyle Başkan Moreno 3 Ekim 2019’da Olağanüstü Hal ilan ederken 7 Ekim Pazartesi günü hükümet Anayasa dahilinde başkent Kito’dan en büyük liman şehri olan Guayaquil’e taşındıi

Devamında,  8 Ekim Salı günü, yüzlerce protestocu Ulusal Meclis’e saldırdı ve güvenlik güçlerinin göz yaşartıcı bomba kullanmalarıyla Meclis’ten çıkartıldılar. 9 Ekim Çarşamba günü de genel grev başladı. Geçen Perşembe gününden bu yana en az 570 kişi gözaltına alındı (Quito en şiddetli protestoları kaydetti).

NEDEN?

Coface Ekvador’da sosyal patlamaya sebep olan gelişmeleri şöyle anlatıyor:

Rafael Correa’nın Başkanlık yaptığı 2007-2017 döneminde Ekvador devlet harcamaları ve petrol gelirlerinin katkısıyla yıllık ortalama %3,3 büyüme kaydetmişti. Petrol gelirleri kamu gelirlerinin üçte birini ve ihracat gelirlerinin %32’sini oluşturuyor.

2014 yılı ortalarında petrol fiyatlarında yaşanan düşüş eğilimi ülkenin büyüme lokomotifinin sürdürülemez olduğunun bir kanıtı oldu (Editörün notu: 2013 yılı sonunda 112 dolar seviyesindeki Brent petrolün varil fiyatı 45 dolar seviyesine kadar gerilemiş, Ocak 2016’da 26 dolar ile ikinci bir dip yapmıştı): Kamu borcunun GSYH’ye oranı %27,1’lerden 2018 yılın %46 seviyesine kadar yükseldi; uluslararası rezervler pozisyonu Eylül 2014’teki 6,7 milyar dolar seviyesinden Aralık 2017’de 2 milyar dolar seviyesine geriledi ki bu tutar sadece dış borç ödemesini karşılayabiliyordu. 4 Ekim 2019 itibariyle söz konusu değer 4 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. IMF anlaşmasına göre ülkenin uluslararası rezervleri ülkenin en az 3 aylık ithalat harcamalarını karşılaması gerektiği kurala bağlanmışken söz konusu değer 2,3 aylık ithalat harcamalarını kapsıyor.

Başkan Moreno mali sürdürülebilirliğe olan bağlılığını güçlendirmesiyle birlikte, IMF 29 Mart 2019’da Ekvador’a 4,2 milyar dolarlık ek fon sağlarken diğer kurumlardan 10,2 milyar dolar tutarında kredi ve finansal yardım sağlanacak. Coface bu kaynakların ülkenin üç yıl içinde temerrüde uğrama riskini azaltacağını belirtiyor.

Ek olarak hükümetin 2020 yılı için dış finansman ihtiyacını önemli ölçüde azalttığı belirtilen raporda daha ihtiyatlı mali yaklaşımın ekonomiyi etkilemeye başladığı ifade ediliyor. 2019 yılı 2. çeyreğinde GSYH önceki çeyreğe göre %0,4 büyürken (1Ç2019: %0,9 daralma) önceki yılın aynı çeyreğine göre %0,3 büyüdü (1Ç2019: %0,6 büyüme). Yıllık bazdaki yavaşlamada sabit yatırımlar ve hükumet harcamalarındaki azalmanın etkisi olduğu vurgulanıyor.

RİSKLER

Coface ülke ekonomisine yönelik riskleri ise şöyle sıralıyor:

1) IMF desteği mali görünüm açısından olumlu olsa da mevcut sosyal çatışmayı çözmeye yardımcı olmuyor zira IMF, Ekvador dahil Latin Amerika ülkeleri genelinde rağbet görmüyor. Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s açıklananan tedbirlerin tasarrufu sağlayacağı ve yatırımları tetikleyeceğine rağmen ekonominin yeni büyüme motorlarına ihtiyacı olduğu konusunda uyarıyor.  Ülkenin borç yapısı göz önüne alındığında – birçok tahvil 2022’den itibaren itfa olacak-, yönetilebilir faiz oranlarında kredilere erişme kapasitesi konusunda hala şüpheler var (itfalar 2022 yılında 2,4 milyar dolar artacak).

2) Enflasyon mevcut durumda çok düşük seviyelerde olmasına rağmen (Eylül 2019’da enflasyon yıllık %0,07 düştü), petrol fiyatlarındaki artışın ulaştırma ve gıda fiyatlarına dolaylı olarak artış etkisi yaratacağından enflasyon yükselmeye başlayacak. Son olarak da artan tansiyondan fiyat artışı ile fayda sağlamaya çalışanların olması. Nitekim Ekvador hükumeti geçen Pazar günü temel ürün fiyatlarındaki artışı önlemek amacıyla kontrol operasyonları yaptıklarını duyurmuştu.

3) Açıkçası sosyal çatışma ne kadar uzun sürerse ekonomiye etkisi o kadar fazla olacaktır. Bir yerel gazeteye göre, ülke ekonomisi günde 300 milyon dolar kaybediyor (GSYH’nin %0,3’ü). Havaalanına erişimin kısıtlı olması, göstericilerin sebep olduğu zararlar ve sivil kargaşa sebebiyle ihracatta kayıplar var. Mesele sadece ekonomideki günlük kayıplarla ilgili değil, girişimcileri, yatırımcıları ve hanehalkının güvenini de etkiliyor. Kısa vadede büyük ihtimalle ticaret, ulaştırma ve ihracatla ilgili sektörler (tarım ve madencilik gibi) en fazla etkilenen sektörler olacaklar. Kriz devam ederse, güven endeksleri çok daha düşecek ve yıpranma diğer sektörlere de (düşük yatırımlardan dolayı inşaat) sıçrayacak.

4) Not etmekte fayda var, son üç dönemde başkanlık yapan Abdalá Bucaram (1997), Jamil Mahuad (2000) and Lucio Gutiérrez (2005) sosyal karışıklıklar sonucunda devrilmişlerdi ki bunlarda başlıca rol oynayan Ekvador Yerli Milletler Konfederasyonundan hareket lideri Jaime Vargas yine mevcut kargaşaya liderlik ediyor. Ayrıca Başkan Moreno’ya %24’lük seviyesindeki düşük destek de yardımcı olmuyor. Öte yandan Ekvador ordusu ve polis teşkilatının üst yöneticilerinin Başkan Moreno’yu desteklemeleri olası darbe ihtimalini de azaltıyor. Son olarak, Başkan Moreno, halen Belçika’da sürgünde olan ve Ekvador’daki yolsuzluk suçlamalarıyla karşıya karşıya olan selefi Rafael Correa’yı Venezuella Başkanı Nicolas Maduro’dan yardım alarak kendisini görevden almaya çalışmasıyla suçladı.

Dr. FULYA GÜRBÜZ