Almanya verileri yurt dışı talepte zayıflığı doğruladı

Almanya’da iş dünyası ortamını ölçen Ifo endeksi Mayıs ayında 102,2 seviyesi ile bir önceki aya göre değişmedi. Endeks Aralık 2017’den Nisan ayına kadar aralıksız düşüş kaydetmişti. Alt endekslere göre geleceğe yönelik beklentilerde gerileme var.

Son açıklanan GfK tüketici güven endeksi ise mayıs ayına göre 0,1 puan gerilemeyle 10,7 olarak gerçekleşti.  Son 1 yıldır endeks Temmuz 2017’de 10,6 ile en düşük değerini, Şubat 2018’de de 11,0 ile en yüksek değerini gördü. Tüketicilerin son 1 yıldır beklentilerinde kalıcı bir iyimserlik veya kötümserlik gözlemlemiyoruz.

Büyüme tarafına baktığımızda geleceğe yönelik endişelerin izlerini buluyoruz. 2018 yılı 1. Çeyrek nihai büyümesi önceki tahminlere benzer olarak bir önceki çeyreğe göre %0,3 oldu. 4Ç2017’de %0,6’lık büyüme kaydedilmişti.

Bir önceki yılın aynı dönemine göre karşılaştırıldığında reel sektör yatırım harcamalarında zayıflama görülürken önceki çeyrekle karşılaştırıldığında artış söz konusu.

Hane halkının tüketim harcamaları hem bir önceki çeyreğe hem de bir önceki yılın aynı dönemine göre artış kaydetmesi yurtiçi talepte canlılığın sürdüğüne işaret etti.

Hem bir önceki çeyreğe hem de bir önceki yılın aynı dönemine göre ihracatta kaydedilen düşüş yurtdışı talebin zayıflığına işaret etti.

İthalat tarafında ise bir önceki çeyreğe göre düşüşün Türkiye dış ticaret rakamlarında bir değişiklik yaratıp yaratmadığı konusunda etkisini izleyeceğiz.

Fed, hızlı faiz artırımlarına temkinli yaklaşıyor

Fed, 1-2 Mayıs tarihlerinde yaptığı para politikası toplantı tutanaklarını yayınladı. 12-13 Haziran’da toplanacak olan Fed’in faiz artıracağı ihtimali kuvvetlendi.

%1,9 seviyesindeki çekirdek tüketici enflasyonu Fed’in %2 hedefine çok yaklaşmışken işsizlik oranı %3,9 seviyesine geriledi. Enflasyonun önümüzdeki süreçte artışının ne hızda olacağı ve  istihdamdaki artışın enflasyon ve büyüme üzerinde nasıl bir etkiye sahip olacağı şu an tartışılan konular arasında.

Dolayısıyla Fed’in faizleri hızlı artırması konusunda aceleci davranmayacağını anlıyoruz.

Trump yönetiminin yılbaşında vergi indirimleri ve teşvikleri devreye sokmasının meyveleri toplanıyor; imalat ve hizmet sektörünü kapsayan ve ekonomik aktiviteyi ölçen PMI endeksi Mayıs ayında da artışını sürdürdü.

Tartışmaların Fed’in ekonominin aşırı ısınmasını engelleyecek ve fiyat istikrarının korunacağı bir para politikasına yoğunlaştığını görüyoruz.

Öte yandan, beklentileri karşılamayan başta Almanya olmak üzere Euro Bölgesi ekonomisi ABD’deki korumacılık politikasından olumsuz etkileniyor. Euro-Dolar paritesi de bu olumsuzluğu kanıtlar şekilde Nisan ortasından bu yana düşüşünü koruyor. Paritenin 1,17 sınırını aşağı yönlü kırması ve 1,10 seviyelerine doğru gerilemesi bekleniyor.

ABD dolarındaki değerlenme sürecek

Euro Bölgesi’nde ekonomik aktivite zayıflamaya devam ediyor. İmalat ve hizmet sektörlerini kapsayan PMI endeksi Şubat ayında başladığı düşüşünü Mayıs ayında da sürdürdü, Alman ekonomisindeki zayıflık dikkat çekici. Euro-Dolar paritesi 1,17’nin hemen üzerinde beklemede.

Brexit kaynaklı olarak İngiltere ekonomisinde yaşanan zayıflama ve henüz başbakan seçilmemiş olan İtalya’da tahvil faizlerinde yükselişin devam etmesi Euro-Dolar paritesinde aşağı seyri ateşliyor.

Bununla beraber 5 seviyesine yaklaşan Dolar-TL’deki seyir tüm gelişen piyasalara bir satış baskısı yaratabilir.

Avrupa bankaları nezdindeki Türkiye ve diğer gelişen piyasaların yükümlülükleri düşünüldüğünde bulaşıcılık etkisi ile bir gelişen piyasa ve euro krizi tetiklenebilir.

Diğer taraftan Fed’in faiz artışı sürecine paralel olarak ABD dolarındaki değerlenme ons başına altın fiyatını 1300 dolar seviyesinin altında seyretmesine sebep oluyor.

Genel itibariyle vurucu nokta ABD dolarının tüm para birimlerine karşı değer kazanması ki bu süreç güçlenerek devam edecek.

 

ABD-Çin ticaret görüşmelerinden somut adım geldi, sıra Rusya ve İran’da

Washington’da süren görüşmeler sonrasında Pekin yönetiminin en üst düzey ekonomi yetkilisi Liu He ile ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin haftasonu ortak bir bildiriye imza attılar:

“Taraflar Çin’in ABD’den tarım ve enerji ürünleri ithalatında anlamlı bir artışta anlaştı. Bu ABD’nin büyümesine ve istihdamına olumlu katkı yapacak”

YORUM: Anlaşma bu şekilde mi kalacak yoksa örneğin teknoloji ürünleri ile ilgili nasıl bir gelişme olacak bekleyip göreceğiz.

ABD-Çin arasındaki ticaret savaşında Başkan Trump’ın amacı ABD mallarının aleyhine işleyen ticari anlaşmaları dengeye getirmekti, ilk uzlaşı geldi. Şimdi sırada ABD’nin Rusya ve İran ile dengelenme süreci var.

ABD dolar endeksi Aralık 2017 seviyelerine yükseldi

ABD-Çin arasındaki ticaret savaşında hafta sonu gelen somut adımlar ve bugün açıklanan ve beklentileri karşılamayan Japonya ihracat verileri sonrasında Dolar-Yen paritesi 111,25 ile Ocak ayı seviyelerine yükseldi.

ABD dolar endeksi ise 93,79 ile Aralık 2017’den bu yana en yüksek seviyede işlem görüyor.

Dolar-TL ise 4,53 sınırında yukarı yönlü hareketini sürdürüyor.

Oxford Economics: ABD faizlerindeki artıştan en fazla etkilenecek ülke Türkiye

Oxford Economics, ABD tahvil faizlerindeki yükselişten en fazla etkilenecek ülkeleri sıraladı.

Yayınlanan raporda ABD’de politika ve piyasa faizlerinin yükselmesinin gelişmekte olan ülkelerin borç servis oranına GSYH’nin %0,1-0,2 gibi sınırlı bir aralıkta etkileyeceğini yazmış.

Artacak borçlanma maliyetlerine bağlı olarak ise örneğin 10-yıl vadeli ABD tahvilinin 100 baz puan artması halinde gelişmekte olan ülkelerin faizlerinde ortalama 40 baz puan artış olacağı hesap ediliyor. Meksika, Endonezya ve Türkiye’nin ise 100 baz puandan fazla artış olacağı belirtilmiş.

ABD faizlerindeki yükselişle birlikte ABD dolarının değer kazanması durumunda yüksek cari açığı olan Türkiye, Güney Afrika, Kolombiya ve Arjantin’de ise yerel faiz oranlarının çok daha sert artışlar getirdiği vurgulanıyor.

ABD dolarının değer kazandığı ve/veya gelişmekte olan ülkelere sermaye akımlarının zayıfladığı dönemlerde yurtiçi hanehalkı ve şirket kredi faiz oranlarının risksiz faiz oranının çok üzerinde yükseldiği ve 2014-2016 döneminde özellikle Brezilya ve Türkiye’de en sert biçimde yaşandığı ifade ediliyor.

Yabancı para cinsinden borçlanma araçlarının payının yüksek olduğu bazı gelişmekte olan ülkelerde ise kredi faizlerinin sert artışlar yaşadığı not ediliyor.

Bir dizi değişkeni baz alarak artan ABD faizlerine bağlı dalgalanmaları özel sektör borç oranlarıyla karşılaştıran Oxford Economics, Türkiye, Brezilya, Şili, Malezya, Kolombiya, Güney Afrika ve Arjantin’in ABD faiz oranlarındaki artıştan en fazla etkilenecek ülkeler olarak sıralıyor.

Gelişmekte olan ülkeler arasında en risksiz ülkeler olarak Hindistan, Polonya ve Macaristan gösteriliyor. Çin’in ise yüksek borç oranına sahip olmasına rağmen ABD faizlerindeki artışa karşı düşük duyarlılığa sahip olduğu belirtilmiş.

ABD’de imalat sektörü Mayıs’ta hızlandı

ABD Philadelphia Fed İmalat Endeksi Mayıs 2018’de 21 seviyesinde gerçekleşmesi beklenirken aylık 11,2 puan artışla 34,4 seviyesine yükseldi. Ocak-Nisan döneminde endeks ortalama 23,4 seviyesindeydi.

İmalat sektöründe Mayıs ayında başta yeni siparişler olmak üzere nakliye, istihdam ve stoklarda artış kaydedildi.

Fiyat tarafında ise ödenmiş fiyat yayılma endeksinde aylık %8’lik gerileme yaşanırken imalatçıların fiyatlarını gösteren endeks %24 artış kaydetti.

YORUM: ABD ekonomisi rayında iken fiyat tarafındaki sessizlik sürüyor. Ocak-Nisan döneminde üretici ve tüketici fiyat endeksleri nispeten yatay seyretti.

Murat Üçer: “Euro-Dolar’da 1,05’lere doğru hareket şaşırtıcı olur”

Artunç Kocabalkan: Hızlı bir tur yapalım. Birinci sorum şu: Fed’in sen enflasyonla mücadelede curve’ün gerisinde kaldığını (yavaş hareket ettiğini) düşünmüyorsun, hatta bir miktar daha faiz artırmak konusunda temkinli davranacak, bu da gelişen piyasalar üzerinde 2018’de son çeyrekte çok büyük bir baskı yaratmaz diyebilir miyiz?

Murat Üçer: Bence normalleşme devam edecek ama bu normalleşme içerisinde 3 beklerken 5 faiz artırım beklenmesi gibi bir durum çıkmayacak. Yani bilanço meselesi devam edecek, faizin yukarı doğru hareketlenmesi devam edecek, 10-yıllık (tahvilin faizi) %3,5’a doğru devam edecek ama bu süreçte büyük şahince bir sürpriz bence olmayacak diye düşünüyorum açıkçası.

Bu ne demek bizim gibi ülkeler açısından? “Durum artık eskisi gibi değil, dikkat et evini topla” demek. Hani biz buna push (itmek) ve pull (çekmek) deriz. Yani sermayeyi sana iten faktörler, global ortam, risk iştahı; bir de sermayeyi çeken senin yaptıkların önemli. Dolayısıyla bu selektivite (seçicilik) önemli bir kelime olacak. Yani Türkiye, Arjantin, vs. bir yandan konuşuluyor maalesef, diğer yanda adjustment dedikleri evini toparlamış, kırılganlıklarını kontrol altına almış ekonomiler daha bir ayrışıyorlar. Dolayısıyla her EM (yükselen piyasalar) aynı değil demek mümkün.

Artunç Kocabalkan: Gelişen piyasalar içerisinde ilginin azalmış olmasına rağmen belki de bazı piyasalar bundan daha fazla etkilenecek, bazıları daha az etkilenecek diyebiliriz. Peki Avrupa tarafına baktığın zaman Avrupa’da enflasyonist baskı çok yok. Dolayısıyla Avrupa Merkez Bankası buna tepki vermek zorunda değil, uzun süre faizi düşük götürecek demek doğru mu? Bu da Euro-Dolar paritesinde o neredeyse bir ay önce 1,30’lar denen Euro-Dolar paritesinin Dolar lehine giderek hızlanan şekilde gelişmesi anlamına geliyor mu? Biraz abartarak sorayım ama yılsonunda Euro-Dolar paritesini mesela 1,05’lerde görsen şaşırır mısın?

Murat Üçer: Şaşırırım açıkçası. O kadar güçlü bir ayrışma olacak mı cycle’larda (döngülerde) emin değilim. Yani sonuçta ben biraz düz mantık makro düşünüyorum. Yani ABD dolarının kuvvetlenmesi, ABD’nin QE’ye (parasal genişlemeye) herkesten önce başlamasıyla ilgiliydi. Bu çok agresif (sert) fiyatlandı. Doları bir anlamda aşırı değerli territory (bölgeye) götürdü. Sonra birdenbire ne gördük geçen sene? Bu da tabi lag’li -gecikmeli- oluyor ama ne gördük? Çok beklentilere göre daha güçlü daha sağlam bir Avrupa ekonomisi Euro Bölgesi ekonomisi olduğu ortaya çıktı. (Avrupa Merkez Bankası Başkanı) Draghi doğru mesajlar verdi, “Ben de artık normalleşiyorum” dedi. Cycle bu defa – ibre veyahut – Euro lehine döndü. Şimdi tekrar Dolar’ın güçlendiğini görüyoruz. Neden? İşte Trump harcayacak, ABD ekonomisinde istihdam piyasası sıkıştı, ücretler gelecek vesaire. Yani bu trend devam eder herhalde ama buradan 1,05 agresif geliyor bana açıkçası.

Murat Üçer: “Orta vadeli büyüme dinamikleri hala zayıf; ABD’de %2 üzeri enflasyon mümkün, Avrupa’da bu beklentiyi korumuyorum”

 

Artunç Kocabalkan’ın ekonomist Murat Üçer ile gerçekleştirdiği röportajın ilk bölümünde küresel büyüme ve enflasyon konuları değerlendiriliyor.

Küresel büyüme…

Küresel büyüme konusunda IMF Bahar toplantılarına değinen Murat Üçer, 2011’den beri büyüme oranlarını tutturan küresel ekonominin önündeki risklerin başında korumacılığın geldiğini ve Trump’ın küçümsenmeyecek bir risk olduğunu belirtti.

Üçer, Çin’le olan tartışmanın kısa vadede sonuçlanmayacak gibi gözüktüğünü ifade etti.

Kısa ve orta dönem büyüme dinamiklerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Üçer şöyle devam ediyor:

“Kısa dönem sonrasında belli bölgeler ve ülkeler tekrar ayağa kalkıyor. Brezilya ve Rusya iki sene öncesine kadar resesyondaydı. Avrupa 2017’de olumlu yönde bizi şaşırttı. Bunun sürdürülebilirliği açısından bakıldığında birtakım endişeler var.

Demokratik problemler, üretkenlik problemlerini de dikkate aldığımızda orta vadeli büyüme dinamiklerinin hala zayıf gittiğini eklemek lazım.

IMF, politikaları daha iyi koordine edelim, yapısal reformlarımızı yapalım ki büyüme fırsatını kaçırmayalım görüşünü savunuyor.

Aslında sağlıklı bir dünya ekonomisi olduğunu söylemek yanlış olmaz.”

Küresel boyutta enflasyon görünümü…

Enflasyon görünümü hakkında Üçer şu değerlendirmelerde bulundu:

“Enflasyon üzerinde yapısal baskılar var: Globalleşme, işçilerin eski gücünün olmayışı, gelir dağılımı sorunu sebebiyle -orta sınıfın gelirleri büyümedikçe- talep zayıf seyrediyor. Yani düşük faizin ve parasal genişlemenin talebe dönüşmesinde hala tahribat devam ediyor; yapısal birtakım enflasyon üzerindeki aşağı yönlü baskıların dışında.

Temel soru şu: “Phillips Eğrisi öldü mü yoksa sessiz sakin bekliyor ve bir noktada geri gelecek mi?” Yani istihdam piyasası bu kadar sıkıştığı, işsizlik oranları böyle tarihi düşük seviyelerde seyrettiği zaman bir noktada ücret artışlarının hızlanması ve enflasyonun geri gelmesi gerekiyor.

Bence enflasyon dinamikleri göründüğü kadar zayıf değil.  Yavaş yavaş ABD’de yukarı doğru bir hareket beklemek lazım. Son rakam çok güçlü gelmedi ama sonuç itibariyle biraz daha zaman vermek lazım.

Benim görüşüm en azından ABD’de Phillips Eğrisi’nin ölmediği, sessiz sakin beklediği yönünde. Doğrudur büyük bilmeceler devam ediyor, ücretler hala çok güçlü değil ama sonuçta %2’yi konuşuyoruz. %2’nin üstüne çıkacak bir enflasyon kalıcı olarak ABD’de konuşmak bence mümkün.

Ama Avrupa tarafı çok daha farklı. Avrupa’da daha büyük bir bilmece var. Avrupa’daki enflasyon dinamikleri daha bir merak konusu. Avrupa’da ABD’deki gibi bir beklentiyi korumuyorum.

Ama tabi ABD’de enflasyonun 6 ay içerisinde sorun olması mümkün. Fakat buna Fed’in çok sert reaksiyon vereceğini düşünmüyorum. Çünkü çok riskli bir şey olur o. Hatta bence enflasyon tarafında yukarı doğru kaçırma toleransları var diye hissediyorum ve düşünüyorum. Bu kadar uzun süre enflasyonsuz bir dünyada iki sene öncesine kadar enflasyonu konuştuğumuz bir dünyada Fed’in hemen davranacağını ben düşünmüyorum. Ama enflasyon var yani %2 üstü bir enflasyon ABD’de yerleşecek bunu göreceğiz diye düşünüyorum.”