Kategori: GLOBAL

Coface: “Hollanda ticaretinin sırrı ne?”

Ticari alacak sigortası alanında önemli bir yere sahip olan Coface, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki artan korumacılık, Brexit, daralan dünya ticaretine rağmen, Hollanda ekonomisinin şaşırtıcı bir şekilde halen parlak bir görünüm sergilediğini ifade ediyor. Coface, Hollanda’yı mercek altına aldığı raporunda şu detayları öne çıkarıyor:

. On yedinci yüzyılda hâkim bir küresel denizcilik ve ekonomi gücü olan Hollanda 2018 yılında, dünyadaki altıncı en büyük ticari emtia ihracatçısı oldu.

. Coface dünya ticaretinin 2019 yılının tamamında hacim olarak yüzde 0,8 oranında daralmasını bekliyor.

. 2018 itibariyle, Hollanda’nın dış ticaret hacmi (mal ve hizmet ihracatı ve ithalatı) GSYH’nın yüzde 161’ine eşitken aynı oran Almanya için yüzde 50 oldu. Hollanda’nın söz konusu başarısında

.. petrol fiyatlarının yüksek seviyelerde olması ve ham petrol ve doğal gazın ülkede üretilen ihracatın önemli bir oranını oluşturması,

.. son yıllarda Hollanda ekonomisinin fiyat rekabetçiliğinin artmış olması,

.. işgücü maliyetlerinin 2014 yılında önemli ölçüde düşerek o zamandan bu yana istikrarlı kalması etkili olmuştur.

Coface, ‘Rotterdam etkisini’ ise şu şekilde anlatıyor:

“Hollanda’nın uygun coğrafi konumu ve rekabetçi altyapısı sayesinde, birçok emtia ticareti Hollanda üzerinden işlemektedir. Bu “yeniden ihracat” Hollanda’nın ticaret bilançosunun ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Bu ihracatın katma değeri çok olmasına rağmen, hacmi ticaret istatistikleri üzerinde önemli bir etki yaratmaktadır. Bu “Rotterdam etkisi” olarak adlandırılmaktadır. 2016 yılında, total toplam ihracat hacmi 432,5 milyar €’ya ulaşırken bunun 189,1 milyar €’luk bölümü (yaklaşık yüzde 44) yeniden ihracattan kaynaklanmıştır. Bu şu anlama gelmektedir: Hollanda 2016 yılında 52,1 milyar € ticaret fazlası kaydetmesine karşın, yeniden ihracat ve ithalat olmasaydı bu rakam 20 milyar € daha düşük olacaktı.”

Coface: “Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde iflaslar artıyor”

Ticari alacak sigortası alanında önemli bir yere sahip olan Coface, Orta ve Doğu Avrupa (CEE) ülkelerinde iflasların arttığını ancak giderek zorlaşan küresel ekonomiye rağmen durumun halen olumlu olduğunu belirtiyor. 12 Eylül tarihli basın bülteninde Coface şu detaylara yer veriyor:

. Orta ve Doğu Avrupa bölgesinde önümüzdeki yıllarda bir yavaşlama bekleniyor.

. 2017 ve 2018 yıllarında, bölgedeki GSYH artışı 2008 yılından bu yana kaydedilen en yüksek oranlar olan sırasıyla yüzde 4,6 ve yüzde 4,3’e yükseldi. CEE ekonomisindeki bu hızlanma temel olarak özellikle işsizlikteki azalmanın hanehalklarına sağladığı önemli fayda ile birlikte iç talepteki artıştan kaynaklandı. Hanehalkları aynı zamanda tüketim üzerinde doğrudan etkisi olan güçlü ücret artışından da yararlandı. Hanehalkı tüketiminin dışında, kamu ve özel sektör yatırımlarındaki artış da büyümeyi destekledi. Yukarıda belirtilen olumlu makroekonomik ortam CEE bölgesindeki şirketlerin ödeme güçleri üzerinde de etkili oldu. Bir yıl önce iflas işlemlerinde kaydedilen artışın aksine, GSYH’ya göre ağırlıklandırılmış ortalama iflas seviyesi 2018 yılında yüzde 4,2 azaldı.

. Bu olumlu gelişmelere karşın, düşük işsizlik oranı işgücü açığına yol açarken, bu durum hem gündelik faaliyetleri hem de potansiyel genişlemeleri bakımından işletmelerin önündeki ana engel haline geldi.

. İşgücü eksikliği, yüksek kapasite kullanım oranları, artan girdi maliyetleri ve dışarıdaki yavaşlamanın etkisi (doğrudan ve dolaylı) dâhil olmak üzere arz tarafı kısıtları CEE bölgesinde faaliyet gösteren şirketler için bir endişe kaynağı oluşturuyor.

. Sabit varlıklara yapılan yatırımlardaki sınırlı hızlanma ve azalan ihracat GSYH artışını biraz zayıflatsa da, hanehalkı tüketiminin GSYH artışının ana sürükleyici etkeni olmaya devam etmesi bekleniyor.

. Avro bölgesindeki yavaşlama, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin arasındaki ticaret savaşlarının tırmanması ve İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkış sürecindeki belirsizlikler, şirketler ve ekonomi üzerindeki potansiyel etkileri sebebiyle ihracatçılar için endişeye yol açıyor.

. Orta ve Doğu Avrupa bölgesinde GSYH artışında beklenen yavaşlama temel olarak dış talepteki bir yavaşlamanın doğrudan ve dolaylı etkilerinden kaynaklanacak.

. CEE bölgesinde ortalama büyümenin 2019 yılında yüzde 3,6 ve 2020 yılında yüzde 3,2 olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

. CEE ekonomileri çoğunlukla dış piyasalara yüksek derecede açık olduklarından dolayı, dış talepteki zayıflama kendini sadece büyüme oranlarında değil zamanla iflas istatistikleri ile de gösterecektir. Bu bakımdan, otomotiv sektörü ile bu sektörel parça ve aksam tedarik eden kimya ve metal sektörleri gibi dış piyasalar ile güçlü bir şekilde iş yapan sektörler bu durumdan etkilenecektir.

ABD Eylül ayı PMI verileri imalat ve hizmet sektörlerinde ılımlı büyüme ortaya koydu

ABD kompozit üretim endeksi Eylül ayında aylık 0,3 puan artışla 51,0 seviyesine yükseldiği tahmin edildi. Endeksin 50 seviyesinin üzerindeki değerler sektörde büyümeyi gösteriyor.

Hizmet sektörü PMI endeksi aylık 0,2 puan artışla 50,9 seviyesine, imalat sektörü PMI endeksi ise aylık 0,7 puan artışla 51,0 seviyesine yükseldi.

İmalat sektörü üretim alt endeksi ise aylık 0,9 puan artışla 51,7 oldu.

Eylül ayı hizmet sektörü PMI alt endeksleri 50 seviyesinin üzerinde olsa da ekonomik şartların daha az elverişli olması ekonomik aktivitenin daha yavaş seyretmesine sebep oluyor. Bu sebeple son veriler şirketlerin Ocak 2010’dan bu yana ilk kez Eylül ayında istihdamda kısıntıya gittiğini gösteriyor. Enflasyon bacağında ise girdi fiyatları son iki aydır düşerken çıktı fiyatları Eylül ayında değişiklik göstermedi.

İmalat tarafında ihracat siparişlerinin son beş ayın dördünde azalışını sürdürdüğü not ediliyor. Girdi maliyetleri ve çıktı fiyatlarındaki artışlar ise ılımlı kaldı. Anket sonuçları imalatçıların dış talep kaynaklı ılımlı bir tablo ortaya koyduğuna işaret ediyor.

Geçen hafta politika faizinde 25 baz puan indirim yapan ABD merkez bankası Fed’in 29-30 Ekim’de gerçekleştireceği para politikası toplantısı kararında ülke içi ve küresel talep şartlarındaki gelişmelerin etkisi önemli olacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Euro Bölgesi’nde imalat sektöründeki zayıflık servis sektörüne sıçradı

Eylül ayı ilk tahminlerine göre Almanya’da imalat sektörü PMI endeksi son 10 yılın en düşüğü olan 41,4 seviyesine geriledi. PMI endekslerinde 50 seviyesinin altındaki değerler sektörde daralmaya işaret ediyor.

Hizmet sektörü PMI endeksi de son 9 ayın en düşüğü olan 49,1 değeri ile daralma bölgesine girdi.

Talepteki daralma ve beklentilerdeki kötüleşmeye bağlı olarak istihdam piyasası zayıfladı.

Üretimdeki düşüşe bağlı olarak mal ve hizmet fiyat baskıları geriledi.

Böylece Almanya kompozit PMI endeksi Ekim 2012’den bu yana ilk kez 50 seviyesinin altına 49,1 seviyesine gerilemiş oldu.

Euro Bölgesi genelinde de benzer tabloyla birlikte kompozit PMI endeksi 50,4, hizmet sektörü PMI 52, imalat sektörü PMI 45,6 seviyelerine geriledi.

12 Eylül para politikası toplantısında küresel ticaret gerginliği ve Brexit belirsizliğine bağlı olarak büyüme ve enflasyonu tetiklemek amacıyla Avrupa Merkez Bankası (ECB), mevduat faiz oranını 10 baz puan indirerek eksi yüzde 0,5 seviyesine düşürmüştü. Bunlara ek olarak ECB 2019 yılı için GSYH büyüme tahminini yüzde 1,2’den yüzde 1,1’e, 2020 yılı için büyüme tahminini yüzde 1,4’ten yüzde 1,2’ye düşürdü. Enflasyon tahminleri ise 2019 için yüzde 1,3’ten yüzde 1,2’ye, 2020 yılı için yüzde 1,4’ten yüzde 1’e, 2021 yılı için yüzde 1,6’dan yüzde 1,5’e düşürmüştü.

Eylül ayı PMI ilk tahmin detayları Bölge’de büyüme dinamikleri ve enflasyon baskısının giderek zayıfladığını teyit etmiş oldu.

Dr. Fulya Gürbüz

Coface: “Çin’de finansal sektöre yönelik riskler artarken firmalar üzerindeki baskıyı azaltmayı hedefleyen Merkez Bankası hamlesi”

Ticari alacak (kredi) sigortası alanında dünyadaki en yaygın şirket olan Coface Grubu, Çin Merkez Bankasının Ağustos ayında gerçekleştirdiği faiz hamlesini bir raporla değerlendirdi.

Carlos Casanova ve Tianyu Pang tarafından hazırlanan 5 Eylül tarihli raporda Çin Merkez Bankasının para politikası kararlarının Çin şirketleri üzerindeki olası etkileri ve riskleri kaleme alınmış. Coface Grup, Çin’in ülke risk notunu B (oldukça yüksek) olarak değerlendirirken GSYH büyüme tahminleri 2019 yılı için %6,3, 2020 yılı için %6,0 seviyelerinde bulunuyor.

Çin bankacılık sisteminde hredi hacmi büyüme oranının Nisan-Temmuz 2019 döneminde ardı ardına düşmesinin ardından Çin Merkez Bankası şirketlerin borçlanma maliyetlerini düşürmek ve dolayısıyla ekonomiyi canlandırmak amacıyla %4,35 seviyesindeki 1-yıl vadeli borç verme referans faiz oranını 20 Ağustos tarihinde 10 baz puan düşürerek %4,25 seviyesine çekmişti. Söz konusu faiz oranı ülkedeki önde gelen 18 bankanın en büyük müşterilerine uygulayacağı borçlanma faiz oranını ifade ediyor.

Raporda belirtildiği üzere özellikle küçük ölçekli yerel firmaların ödeyebilme gücünü artırabilmek için Banka, her ne kadar referans faiz oranını %4,25 olarak belirlemiş olsa da şirketlerin 1-yıl vadeli borçlanma oranını %3,3 seviyesine düşmesini hedefliyor. Bunun bir anlamda parasal gevşeme olduğunu ifade eden Coface Grup ekonomistleri böyle bir hamlenin bir yandan gayrimenkul piyasasında fiyat artışlarını tetikleyebileceği riskini ortaya koyarken öte yandan Çin Merkez Bankasının eş zamanlı olarak belirli sektörleri hedefleyerek faizleri kademeli olarak indirebileceğini ifade ediyorlar. Dahası, Merkez Bankasının aldığı bu kararın, aktarım mekanizmasının iyileştirilmesi konusunda çaba göstermek suretiyle faiz oranlarının serbestleştirilmesi yönünde bir adım olduğu vurgulanıyor.

Raporda, 2019 yılında büyümeyi tetiklemek adına zorunlu karşılık oranlarının iki kere 100’er baz puan düşürüldüğü, bu sayede finansal sisteme likidite enjekte edildiği, ancak buna rağmen kredi talebi ve yatırımların zayıf kaldığı, daha fazla ve daha ucuz fonlama imkanının bankalararası faiz oranlarını aşağı çekemediği ve dolayısıyla ticari ve hanehalkı kredi faiz oranlarının düşmediği belirtiliyor. Bunda sistemin etkili para politikası aktarımını engellemesi, tüketici güveninin zayıf kalmaya devam etmesi ve yatırımın kredi açısından esnekliğinin düşmesinin etkisi olduğu vurgulanıyor.

Politika yapıcıların, bankacılık sisteminin kırılganlığına yönelik endişeli olabilecekleri ihtimalini ortaya koyan rapora göre, 2019 yılında üç bankaya el konulmasının Çin bankacılık sisteminin sistemik kırılganlığına işaret ediyor.

Raporda mevcut riskler ise şöyle sıralanıyor:

1) Çok küçük ve çok geç bir adım: 3Ç göstergeleri çok daha zayıf bir tablo ortaya koyuyor.

2) Uzun bir yolculukta atılan bir adım: Sözlü yönlendirme politikası sürdürüldüğü müddetçe varlıkların yanlış tahsisi devam edecek. Düşük faiz oranları orta ölçekli bankaların karlılığını olumsuz etkileyecek. Daha rekabetçi bir ortama uyum sağlamak adına banka birleştirmelerinin gelecek yıl da devam etmesi bekleniyor.

3) Sermaye çıkışları muamması: Parasal gevşeme yuanda değer kaybına dolayısıyla da sermaye çıkışlarına sebep olabilir. 2016 yılında yuanda yaşanan %3’lük değer kaybı uzun soluklu bir sermaye çıkış süreci yaşanmasına ve ülkede likidite sıkışıklığına sebep olmuştu.

Coface Grup, Çin Merkez Bankasının hata yapmaması halinde 7,12 seviyesinin hemen altında işlem gören Dolar-Yuan paritesinin yıl sonunu 7,10 seviyesinden kapatmasını tahmin ediyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Talep darlığı büyüme ve enflasyonu aşağı çekiyor

2019 yılı ikinci çeyrek GSYH verileri şu sonuçları ortaya koydu:
. Harcamalar tarafında, önceki yılın aynı dönemine göre ihracat ve devlet harcamaları büyümeyi desteklerken hanehalkı harcamalarındaki daralma yavaşladı,
. Üretim tarafında tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü önceki yılın aynı dönemine göre büyümeyi desteklerken, sanayi ve hizmetler sektöründeki daralma yavaşladı, inşaat sektöründe sert daralma sürdü.
. Gelirler tarafında işletmelerin karma gelirinin GSYH içindeki payı önceki çeyreğe göre yüzde 3 puanlık artışla %40 seviyesine yükselse de finans dışı sektörün net döviz pozisyonunda artış firmaların faiz harcamaları üzerinde yük oluşturmaya devam ediyor.

Nitekim Mayıs 2019’da yayınlanan İSO 500 verilerine göre 2018 yılında İSO 500’ün finansman giderlerinin faaliyet karı içindeki payı 2017 yılındaki %49,8’den 2018 yılında %88,9’a yükselmiştir. İSO YK Başkanı Sayın Erdal Bahçıvan’ın da ifade ettiği üzere “Biz bugüne kadar yüzde 50’lerden şikayetçiyken şimdi sanayi firmaları 2018 yılında elde ettikleri karın neredeyse tamamını finansman giderlerine ayırmıştır. 2018 yılının ikinci yarısında hem mali borçlardaki hem de finansman maliyetlerindeki artışlar sanayi firmalarının finansman giderlerinde sıçramaya neden olmuştur.”

Sabit sermaye tüketiminin GSYH içindeki payı ise 2Ç2019’da yüzde 2 puanlık gerileme kaydetmiştir.

Öte yandan TCMB tarafından açıklanan Haziran 2019 finansal kesim dışındaki firmaların döviz pozisyonları verilerini dikkate aldığımızda firmaların ihracat alacaklarının artış eğilimini koruduğu Mart 2017’den 2Ç2019 sonuna kadarki dönemde ise sabit sermaye yatırımlarının alt kalemi olan makine ve teçhizat kullanımında da azalma olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle TL’de yaşanan değer kaybı paralelinde finansman giderleri altında ezilen reel sektör yatırım yapmayı tercih etmiyor.

Bununla birlikte, ABD-Çin ticaret savaşının etkisiyle ihracat destekli artan üretim hacmimizde yukarı yönün sınırlı olduğu da bir gerçek. Bunun ipuçlarını ise Ağustos ayı imalat sektörü PMI verilerinden edindik. Ağustos ayı verilerine göre Euro Bölgesinde güçlü iç talebe rağmen ihracat siparişlerinde zayıflık, satın alımlarda azalma ve işten çıkarmalar dikkat çekici. ABD-Çin ticaret savaşının da etkisiyle küresel imalatta derinleşen zayıflığın etkisiyle özellikle Almanya’da firmalar Ağustos ayında son sekiz yılın en kötümser tablosunu ortaya koydu. Küresel bazda otomotiv ve iş makineleri talebindeki gerileme özellikle Almanya imalat sektörünü olumsuz etkiliyor. Belirsiz ticaret görünümüne bağlı olarak düşük talep sebebiyle Bölge genelinde şirketler işçi çıkarmak gibi maliyetlerini kısma eğilimine girerken ithal ürün fiyatlarında iskonto talep etmelerinin ihracatçı firmalarımızın karlılığı açısından olumsuz bir gelişme olduğunu not edelim.

Küresel üretim maliyetlerinde yaşanan düşüş eğilimine paralel olarak Türkiye’de yurt içi üretici fiyat enflasyonu Ağustos ayında önceki aya göre 8,21 yüzde puanlık düşüşle %13,45 seviyesine, tüketici fiyat enflasyonu da 1,64 yüzde puanlık düşüşle %15,01 seviyesine geriledi.

Talep darlığı ve enflasyondaki düşüş eğilimine paralel olarak gelecek hafta yapılacak Merkez Bankası para politikası toplantısında %19,5 seviyesindeki politika faizinde 100-200 baz puan aralığında indirime gitme olasılığının güçlü olduğunu düşünüyoruz.

GSYH’de çeyrek bazdaki gelişmeleri dikkate aldığımızda ise, sanayi ve hizmetler sektörlerinin desteğiyle GSYH’nin 2019 yılı ilk iki çeyreğinde arka arkaya büyüme kaydetmesi olumlu bir gelişme olsa da Sayın Bahçıvan uzun vadede sürdürülebilir büyümeyi yakalayabilmemiz için mevcut üretim yapımız ve modelimiz ile çok fazla yol alma imkanımızın olmadığını belirterek şu önerilerde bulunuyor:
. “Var olan kaynakların daha rasyonel ve etkin kullanılması,
. “Sanayimizin inovasyon yetkinliğinin artırılması, teknolojiye, Ar-Ge’ye daha fazla yatırım yapılması,
. “Yüksek katma değerli üretim yapısına geçilmesi,
. “Eğitimli ve nitelikli işgücünün oluşturulması,
. “Uzun dönemde büyümenin ve küresel ölçekte rekabetin anahtarı olan verimliliğin artırılması.”

Nitekim 19 Ağustos 2019 tarihli konuşmasında MÜSİAD Genel Başkanı Abdurrahman Kaan da nitelikli iş gücüne yönelik olarak şu değerlendirmeleri yapıyor: “Ancak kalifiye eleman konusunda da git gide fakirleşiyoruz. Bu bağlamda MÜSİAD olarak odak noktamızı mesleki eğitim olarak belirledik ve tematik lise kavramını geliştirdik. Bu kapsamda meslek liselerinin içinde mağazalar açtık. Yeni bir başlangıç ortaya koymaya çalışıyoruz. Meslek liselerini Türkiye’de arttırdığımız sürece, insan kaynağı ve dolayısıyla işsizlik ve işçisizlik sorununun azalacağına inanıyoruz.”

İSO ve MÜSİAD’ın eğitim alanına verdikleri desteklerin orta-uzun vadede olumlu şekilde cevap bulacağına inanıyoruz.

Dr. Fulya Gürbüz

Euro Bölgesi’nde imalat ve tüketici güven endekslerindeki bozulma Haziran ayında da sürdü

Euro Bölgesi’nde Ekonomik Duyarlılık Endeksi (Economic Sentiment Indicator) 2019 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre 1,9 puan azalışla 103,3 ile Ağustos 2016 seviyesine geriledi. Ticaret savaşı, Brexit ve otomotiv sektörünün düzenlemeleri yerine getirmeye yönelik çalışmaları sebebiyle 2018 yılı başından itibaren endeks düşüş eğilimini koruyor. İmalat sektörü (-2,7), hizmet (-1,1) ve tüketici (-0,7) alt güven endeksleri Haziran ayında gerilerken perakende ticaret (+1,0) ve inşaat (+3,6) tarafında iyileşme var. Güven kaybı sırasıyla en fazla Almanya (-2,9), İtalya (-1,5), Fransa (-1,5), Hollanda (-1) ve İspanya’da (-0,6) yaşandı.

Euro Bölgesi’nde İş Durum Endeksi ise (Business Climate Indicator) Haziran ayında önceki aya göre 0,13 puan azalışla 0,17 değerine düşerek Ekim 2014 seviyelerine geriledi. Gerilemede işletmelerin üretim beklentileri, ihracat siparişleri ve stok seviyelerindeki kötüleşme etkili oldu. Geçmiş üretim seviyesinde ise iyileşme var.

Bölge’de Tüketici Güven Endeksi ise Haziran ayında bir önceki aya göre 0,7 puan düşüşle -7,2 seviyesine geriledi.

Haziran ayı imalat sektörü PMI ilk tahminlerine göre Euro Bölgesi’nde üretim önceki aya göre değişiklik göstermeyip daralma bölgesinde kalmayı sürdürürken hizmet sektörü büyüme bölgesinde gücünü korumaya devam ediyor. Her iki sektörde ihracat siparişleri güç kaybı yaşarken istihdamda görece iyileşme var. Fiyat tarafında ise maliyet enflasyonu Eylül 2016 seviyelerine gerilerken çıktı fiyat artışı son üç yılın en düşük artışını kaydetti.

Mayıs ayında tüketici enflasyonu yıllık %1,2 seviyesine gerilemişti ki bu seviye Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) %2 olan hedefinin hayli gerisinde. Üretici fiyat enflasyonu ise Nisan ayında yıllık %2,6 seviyesine geriledi. GSYH büyümesi ise 2019 yılı I. çeyreğinde kaydettiği %1,2 büyüme ile 2013 yılı sonu seviyelerine gerilemiş durumda. Parasal genişlemeye rağmen Bölge’de büyüme ve enflasyon dinamiklerinin zayıflamaya devam etmesine bağlı olarak AMB Başkanı Draghi hazine tahvillerinin alımına devam etmek suretiyle parasal genişleme sinyali verdi.

Euro Bölgesi’nde ihracat performansının Haziran ayında düşmeye devam etmesi küresel talepte daralmanın devam ettiğine işaret ediyor. Yarın Osaka’da başlayacak iki günlük G20 zirvesinde cumartesi günü ABD ve Çin liderlerinin bir araya gelecek olması küresel ekonomi açısından belki bir umut kaynağı olabilir.

Dr. Fulya Gürbüz

Coface: “Doğal Gaz: Yükseliş ve çöküş arasında dalgalanma”

Ticari alacak sigortası alanında önde gelen sigorta şirketlerinden olan Coface, Haziran ayı raporunda doğal gaz piyasasını mercek altına aldı. “Doğal Gaz: Yükseliş ve çöküş arasında dalgalanma” başlıklı raporda doğal gaz piyasasının yükselmeye devam ettiğini, orta vadede de yükselmeye devam edeceğini, ancak birçok faktörün daha az umut vaat eden bir geleceğe işaret ettiği belirtiliyor.

En temiz fosil yakıt olarak nitelendirilen doğal gaz için raporda aşağıda sıralanan bir çok göstergenin doğal gaza yönelik talep ve üretimde artışa işaret ettiği savunuluyor:

. “Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, doğal gaz 2006 yılından bu yana tüm fosil yakıtlar içerisinde tüketimi en fazla artan yakıt türü olmuştur. Özellikle “Mavi Gökyüzü” politikası sıkı hava kalitesi hedefleri ile birlikte kömürden gaza geçişi öngören Çin başta olmak üzere Asya’daki talep artışı sebebiyle doğal gaz talebi yükselmeye devam edecektir.

. Gaz çok fazla miktarda bulunabilmesi, kaynak çeşitliliği ve diğer fosil yakıtlara göre daha düşük kirlilik seviyesi sebebiyle pratik bir enerji üretim kaynağı olarak kabul edilmektedir. Kömür ile karşılaştırıldığında doğal gaz yüzde 40 daha az karbon dioksit (CO2), parçacık madde (PM2.5), kükürt dioksit (SO2) ve azot oksit yaymaktadır (NOx). Doğal gaz; genellikle kesintili üretim yapılabilen, hızlı ve güvenilir yedek gerektiren güneş panelleri ve rüzgar santralleri gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını tamamlayıcı olarak en fazla kullanılan enerji kaynağıdır.

. Doğal gaz aynı zamanda etan rotası yoluyla petrokimya ürünleri için kullanılan bir hammadde olarak endüstriyel proseslere de entegre edilmiş bir kaynaktır. Doğal gaz ve ilgili sıvı yakıtlar kimya sanayinde kullanılan tüm fosil yakıtların yaklaşık yüzde 29’unu oluşturmaktadır.”

Söz konusu sebeplerle dağal gaz piyasasında olağanüstü bir momentum yakalanmış olsa da Coface raporunda doğal gaza yönelik olarak ufukta belirsiz bir gelecek göründüğü belirtiliyor. Bu görüşü destekleyen faktörler ise söz konusu raporda şöyle sıralanmış:

. “Doğal gaz yakıldığında petrol veya kömüre göre daha az emisyona yol açmasına rağmen, tamamen temiz bir enerji kaynağı değildir ve küresel ısınma riskini azaltmayacaktır. Ek olarak, kaya gazı üretimi yüksek derecede kirliliğe sebep olmakta, yüksek miktarlarda su tüketimini ve kayaların parçalanması için toprağa yüksek miktarlarda kimyasal enjekte edilmesini gerektirmektedir. Bu hidrolik kırma teknolojisi aynı zamanda şebeke sularını da kirletmekte, kırsal topluluklarda güvenli içme suyuna erişimi tehdit etmektedir.

. Öte yandan, yenilenebilir enerji kaynakları artık doğal gaza göre daha ucuz hale gelmektedir. Uluslararası finans şirketi Lazard tarafından yapılan son enerji maliyet analizlerine (LCOE) göre, sübvansiyonsuz rüzgar enerjisi doğal gaza dayalı en ucuz elektrik üretim yöntemi ile rekabet edebilir hale gelmiş durumdadır. Ayrıca doğal gaz fiyatlarının da oldukça değişken olduğu ve bunun karar verme sürecine ilave belirsizlikler eklediği unutulmamalıdır.

. Son olarak, elektrik depolama alanında kaydedilen teknolojik ilerlemeler göz önüne alındığında, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretimini tamamlayıcı olarak doğal gazın kullanılması uygulaması muhtemelen artık son aşamalarına gelmiş durumdadır. Wood McKenzie tasarım ve enerji şirketine göre, GW/h bazında elektrik depolama kapasitesi 2018 yılında yüzde 140’lık artışla iki katının üzerine çıkmıştır. Otomobil üreticisi Tesla Avustralya’da Hornsdale rüzgar santraline bağlı bir batarya depolama sistemini test etmektedir. Teknoloji henüz ilk aşamalarında olmasına rağmen, için birçok piyasa aktörü ve hükümet Avrupa’nın en büyük batarya üreticisi olmayı hedefleyen İsveçli Northvolt gibi kendi batarya depolama markalarını geliştirmek istemektedir.”

Coface, avantaj ve dezavantajlarıyla doğal gazın önünde halen parlak bir gelecek bulunsa da uzun vadede her zamankinden daha fazla tehdit altında olduğunu, bu durumun gezegenimizin korunmasına daha fazla katkıda bulunabilecek enerji kaynaklarının önünü açtığını vurguluyor.

TL’de değerlenme güven endekslerini yukarı çekti, devamlılığı G20 Osaka Zirvesi’ndeki gelişmelere bağlı

ABD ile süregelen S-400 krizi ve 23 Haziran seçimlerine yönelik belirsizlikler Mayıs ayı başında Dolar-TL kurunun 6,0 seviyesinin üzerine çıkmasına sebep olmuştu. ABD merkez bankası Fed’in faiz indireceğine yönelik artan beklentiler, Avrupa Merkez Bankasının (AMB) genişlemeci politika söylemlerine ağırlık vermesi ve 23 Haziran seçimlerinin sorunsuz sonuçlanmasıyla Dolar-TL kuru Haziran ayı başındaki 5,90 seviyelerinden Haziran ayı sonunda 5,70 seviyelerine kadar geriledi. Türk lirasında yaşanan değer kazancının etkisiyle de Haziran ayında güven endeksleri arttı.

Mevsimsellikten arındırılmış verilere göre;

. Reel kesim güven endeksi Haziran ayında bir önceki aya göre 4,9 puan artışla 99,6 seviyesine yükseldi,

. Hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endeksleri sırasıyla aylık 5,9, 3,3 ve 0,6 puan artışla sırasıyla 85,4, 93,2 ve 50,4 seviyelerine yükseldi,

. Tüketici güven endeksi aylık 2,3 puan artışla 57,6 seviyesine yükseldi.

Haziran ayı reel kesim güven endeksi verileri üretim maliyetlerinde ve istihdam beklentilerinde zayıflama ortaya koydu; üretim, sipariş ve yatırım alt endeksleri ise önceki aya göre güçlendi. Üretici fiyat endeksi için olumlu olsa da üretim ve yatırımlardaki iyileşmenin devamlılığı için soru işaretleri var.

Evet, 23 Haziran seçimleri sorunsuz sonuçlandı ancak ABD-Türkiye arasında yaşanan S-400 gerilimi ve Akdeniz’de yürüttüğümüz sondaj faaliyetlerinin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile tansiyonu yükseltmesi Dolar-TL kurunun 5,70 seviyelerinin altına gerilemesine olanak vermiyor.

Mevduat ve kredi gelişmeleri ise mevcut risklerin tasarruf ve finansman üzerindeki ağırlığını korumaya devam ettiğini gösteriyor:

. Kur etkisinden arındırılmış verilere göre Haziran ayında tüketici kredilerinde bir önceki yıla göre yavaşlama devam ederken kurumsal kredilerde zayıflama ağırlığını artırıyor.

. Takipteki kredilerde devam eden artışı dikkate aldığımızda reel sektörde kan kaybı devam ediyor.

. Mevduat tarafında dış ve iç politikada yaşanan gerilimlerin etkisiyle yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatı rekor seviyelere yükselmiş durumda.

. Mevduatların krediye dönüşme oranı 2018 ortasından bu yana düşüş eğilimini korurken tahvil ve bono portföyünde artış eğilimi devam ediyor. Diğer bir deyişle tasarruflar, reel sektöre değil yüksek getiri sunan sabit getirili varlıklara kayıyor. Elbette başta Avrupa olmak üzere küresel ekonomideki yavaşlama Türkiye’nin makro-ekonomik dinamiklerini aşağı çeken önemli bir faktör ancak TL’ye güven kaybının yarattığı yüksek maliyetli finansmana erişim zorluğu reel sektörün belini kırmış durumda.

Şimdi gözler 28-29 Haziran’da Osaka’da yapılacak G20 zirvesinde. ABD Başkanı Trump ile Çin lideri Xi Jinping’in 29 Haziran’da bir araya gelmesi bekleniyor. Bize göre en iyimser senaryo ABD ve Çin’in görüşmeleri tekrar başlatma kararı alması; en olası senaryo ise uzlaşma olmaması ki bu küresel yavaşlamanın devam etmesi demek.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump görüşmesi ise S-400 krizinin dolayısıyla da Türk lirasının akıbeti açısından kritik öneme sahip.

Dr. Fulya Gürbüz

Küresel bazda üretim Mayıs’ta otomotiv sektörü önderliğinde daraldı, hizmetlere olan talep sürdü

IHS Markit verilerini dikkate aldığımızda küresel bazda Mayıs ayında üretimde gerileme ve hizmetlerde ise büyümenin sürdüğünü gördük:

. JP Morgan küresel hizmet sektörü PMI endeksi Mayıs ayında 51,6 değeri ile zayıflayarak da olsa büyümeye devam etti. İmalat sektörü PMI endeksi ise Mayıs ayında kaydettiği 49,8 değeri ile Ekim 2012’den bu yana ilk kez daralma bölgesine girdi. Yatırım ve ara mal üretimi daralırken, tüketim malları üretimi yavaşlasa da büyüme bölgesinde yer aldı.

. IHS Markit sektör bazlı verilerine göre küresel bazda otomotiv sektörü Mayıs ayında son sekiz aydır daralmasını sürdürürken teknolojik yazılım ve hizmetleri, finans, gıda ve içecek, sigorta, sağlık, ilaç ve telekomünikasyon sektörleri büyümeyi sürdürdü.

. ABD’de tüketici malları üretimi Mayıs ayında zayıflayarak büyümeye devam etti, 2013’ten bu yana en düşük oranlı artış kaydedildi. Sektörler genelinde girdi maliyetlerindeki artış çıktı maliyetlerinin hayli üzerinde seyrediyor.

. Avrupa’da yazılım ve hizmetleri, gıda ve içecek, kağıt, ulaştırma, finans sektörleri büyürken başta otomotiv sektörü olmak üzere sanayi sektörü ile sağlık ve gayrimenkul sektörlerindeki yavaşlama dikkat çekici.

. Asya’da sanayi, makine ve ekipmanları ile kimya sektörleri daralmaya devam ederken bankacılık sektörü önderliğinde hizmet sektörü büyümeyi sürdürdü.

. Özellikle Asya kaynaklı olarak küresel bazda çelik talebi düşerken, bakır talebindeki düşüş Avrupa kaynaklı oldu. Alüminyumda ise ABD kaynaklı talepte artış görülürken Avrupa ve Asya’dan talep geriledi. Otomotiv ve gayrimenkul talebindeki gerileme emtialara olan talebin gerilemesinde etkili olmaya devam ediyor.

Dr. Fulya Gürbüz