Yeni Seçim yaklaşıyor: Ya ekonomik yavaşlama ya IMF

Seçimlere 4,70 seviyelerinin hemen altından giren Dolar-TL kuru seçimin 2. tura uzamamasıyla birlikte 4,50 seviyesine geriledi. Ancak sorunun seçimin uzaması olmadığı gerçeği ile kur tekrar 4,70 seviyesine yükseldi.

Neydi bu görmezden gelinen gerçek?

TL üzerindeki kara bulutların dağılmadığı:

. Değer kaybeden TL’nin enflasyon üzerindeki baskısı

. Nisan’dan bu yana TCMB’nin toplam 500 baz puanlık faiz artırımı

. Beraberinde kredi ve tahvil faizlerinde artış

. Seçim öncesi devlet kasasından yapılan harcamaların bütçeye ve iç borçlanma gereğine artısıyla yansıtılması

. Cari açığın yükselmesi ve finansmanına yönelik belirsizlik

. Yüksek iç ve dış borç

. Borçlanma maliyetlerinin artması

. Başkanlık sistemiyle birlikte meclisin ve bakanlığın etkinliğini kaybetmesi

. OHAL’in Temmuz ayında son bulacağına yönelik belirsizlik.

Nitekim Haziran ayı enflasyonu TÜFE’de %15, yurt içi ÜFE’de %23, çekirdek enflasyonda %14 seviyelerini geçtik.Yansımasını 2 yıl vadeli gösterge tahvilin faizinin %20’ye, kredi faizlerinin %25’e yaklaşmasında gördük.

Reel sektör tarafında ise likidite sorunu yaşayan şirketlerin haberlerine ek olarak üretimde yavaşlama verileri geliyor, gelmeye de devam edecek.

Zam haberleri gelmeye başladı, sırada doğal gaz ve ekmeğe yansıtılacak zamlar var. Zincirleme etki devam edecek. TÜFE’nin yılı %15 civarında tamamlayacağını düşünüyoruz.

Enflasyondaki baskı ve TL’deki istikrarsızlık Merkez Bankası’nı 23 Temmuz toplantısında mevcut %17,50 olan politika faizini 100–150 baz puan artırmak zorunda bırakabilir. Ancak Sayın Erdoğan’ın 8 Temmuz yemin töreninden sonra faizlere yönelik tavrı önemli olacak.

Eğer yapısal reformlar, kurumların bağımsızlığı, demokratikleşme, özgürlük, OHAL ve büyümeye ilişkin somut gelişmeler ortaya konmaz ise yüksek faiz, yüksek enflasyon ve büyümede sert iniş ve paralelinde IMF programı uzak bir son değil.

Haziran ayında enflasyon rekor kırdı

Tüketici fiyatları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %15,4 (Mayıs: %12,15), yurtiçi üretici fiyatları ise %23,7 (Mayıs: %20,16), çekirdek enflasyon %14,6 artış ile 2004’ten bu yana kaydedilen en yüksek seviyelere yükseldi.

Dün açıklanan Haziran ayı Türkiye imalat sektörü PMI verilerinde artan hammadde fiyatlarının etkisiyle girdi maliyetlerinin arttığını ancak çıktı fiyatlarının tüketiciye aynı derecede yansıtılmadığını gördük.

Üretim maliyetleri sadece Türkiye’de değil dün açıklanan Çin, Avrupa ve ABD PMI verilerinin gösterdiği gibi küresel olarak da artıyor. Üreticiler devam edecek enflasyonist baskıya istinaden çıktı fiyatlarını da artıracaklar. JP Morgan küresel imalat sektörü PMI verileri de girdi maliyetleri ve çıktı fiyatlarında artan bir hızla yükseliş olduğunu teyit etti.

Üretim, yeni sipariş ve ihracat tarafında küresel olarak yavaşlamanın etkisiyle talep baskısından ziyade arz baskısı fiyatları yukarı itmeye devam edecek. Fed ve Avrupa Merkez Bankası’nın para politikasını sıkılaştırmaya başladığı mevcut ortamda tahvil ve kredi faizlerinin artması borçlu ve likidite sorunu yaşayan şirketleri zorluyor. Kısacası azalan talebin ekonomik durgunluğa ve yüksek enflasyon sürecinin uzun döneme yayılacağını görüyoruz.

Haziran ayında üretimde yavaşlama, enflasyonda ise artış baskısı devam etti

Sigara ve Avrasya Tüneli geçiş ücretlerine hafta sonu gelen zam sonrasında bugün açıklanan imalat sektörü PMI verileri de enflasyonist baskının, üretimde ise hız kaybının sürdüğüne işaret etti. PMI verilerinde genel olarak ihracat siparişlerinde azalma ve hammadde fiyatlarının girdi maliyetleri üzerinde artış baskısı var. Özellikle çelik fiyatlarındaki artış ABD’nin yürüttüğü ticaret savaşının enflasyon üzerindeki olumsuz etkisini teyit etti. Ülkeler arası devam eden karşılıklı ticari misillemelerin de etkisiyle enflasyonda yukarı seyir korunacak.

Detaylar…

Türkiye imalat sektörü PMI endeksi yavaşlamaya işaret eden 50 seviyesinin altında 46,8 olarak ölçüldü. Üretim ve yeni siparişlerdeki düşüş hafif hız kesti, enflasyonist baskılar güçlü kalmaya devam etti.

En büyük ticaret ortağımız olan Almanya’da imalat sektörü PMI endeksi Haziran ayında siparişlerdeki azalışın etkisiyle son 18 ayın en düşüğü olan 55,9 seviyesine geriledi. Özellikle Çin ve ABD kaynaklı siparişlerdeki gerilemeye bağlı olarak yeni siparişlerin hızında yavaşlama devam ediyor. Üretim tarafında ise kaydedilen düşüş siparişlerdeki kadar sert olmadı. Endeks son 6 aydır geriliyor.

Euro Bölgesi genelinde imalat PMI endeksi de Haziran ayını önceki 55,0 olan tahminin gerisinde 54,9 seviyesinden kapatarak son 18 ayın en düşüğünü gördü. Endeksin düşüşünde yeni siparişlerdeki azalma etkili oldu, girdi fiyatları sen 4 ayın en yüksek artışını kaydetti.

Çin’de ise üretimde artış sürse de ihracat siparişleri son üç aydır azalıyor. Çelik gibi hammadde fiyatlarındaki artışa bağlı olarak girdi maliyetleri son beş ayın en hızlı yükselişini yaşadı, paralelinde çıktı fiyatları arttı.

ABD ISM imalat sektörü PMI endeksi ise TSİ 1700’de açıklanacak.

2 – 6 Temmuz 2018 haftası ekonomik gündem ve beklentiler

Hafta genelinde açıklanacak olan Haziran ayı PMI verileri küresel 2. çeyrek büyümesine yönelik önemli ipuçları verecek. Genel olarak bakıldığında ABD’de imalat sektöründe 2 çeyrekte hızlanma, Euro Bölgesi ve Japonya’da yavaşlama, Çin’de ise zayıflama işaretleri var. Perşembe günü ise Fed tarafından yayınlanacak Haziran ayı para politikası toplantı tutanaklarında ABD’de büyüme ve enflasyon görünümü ve faiz beklentilerine yönelik tablo ortaya konacak. Türkiye özelinde ise Pazartesi günü açıklanacak PMI verisi büyüme görünümünü, Salı günü açıklanacak enflasyon verileri Haziran ayında sert değer kaybı yaşayan TL’nin fiyatlar üzerindeki etkisini ortaya koyacak.

 

2 Temmuz 2018, Pazartesi

10:00 Türkiye – Haziran 2018 – İmalat sektörü PMI (Mayıs: 46,4)

10:45 Almanya – Haziran 2018 – İmalat sektörü PMI (Mayıs: 56,9)

11:00 Euro Bölgesi – Haziran 2018 – İmalat sektörü PMI (Mayıs: 55,5)

12:00 Euro Bölgesi – Mayıs 2018 – İşsizlik oranı (Nisan: %8,5)

17:00 ABD – Haziran 2018 – ISM imalat sektörü PMI (Mayıs: 58,7)

 

3 Temmuz 2018, Salı

10:00 Türkiye – Haziran 2018 – Enflasyon (Mayıs: TÜFE %12,15, Yurt içi ÜFE %20,16)

Türkiye – Haziran 2018 – TEPAV perakende güven endeksi (Mayıs: -13,9)

12:00 Euro Bölgesi – Haziran 2018 – Perakende satışlar (Mayıs: %0,1 a/a, %1,7 y/y)

17:00 ABD – Haziran 2018 – Fabrika siparişleri (Mayıs: -%0,8 a/a)

 

4 Temmuz 2018, Çarşamba

03:30 Japonya – Haziran 2018 – Hizmet sektörü PMI (Mayıs: 51)

04:45 Çin – Haziran 2018 – Caixin hizmet sektörü PMI (Mayıs: 52,9)

 

5 Temmuz 2018, Perşembe

09:00 Almanya – Haziran 2018 – Fabrika siparişleri (Mayıs: -%2,5 a/a)

15:15 ABD – Haziran 2018 – ADP istihdam değişimi (Mayıs: 178.000)

17:00 ABD – Haziran 2018 – ISM imalat-dışı sektörü PMI (Mayıs: 58,6)

21:00 ABD merkez bankası Fed Haziran ayı toplantı tutanaklarını yayınlayacak.

 

6 Temmuz 2018, Cuma

09:00 Almanya – Mayıs 2018 – Sanayi üretimi (Nisan: -%1 a/a)

15:30 ABD – Haziran 2018 – İşsizlik oranı (Mayıs: %3,8)

Dış ticaret verilerinde hız kaybı var

2018 yılı Mayıs ayında hem ihracat hem de ithalatta momentum kaybı yaşanırken tüketim malları ithalatını dikkate aldığımızda iç tüketimde zayıflığın işaretini alıyoruz.  %6’lara yükselen GSYH içindeki cari işlemler açığının payı ve finansmanında sıcak paraya bağımlılığı, yüksek dış borç ile artan enflasyon baskısını dikkate aldığımızda yüksek faiz ortamında yeni hükümetin tüketim tarafını hızlandırıcı tedbirler almayacaklarını ümit ediyoruz.

Detaylar…

Mayıs 2018’de son 12-aylık dış ticaret açığı Temmuz 2014’ten bu yana en yüksek seviye olan 87,12 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Ocak-Nisan döneminde yıllık olarak ortalama %21,5 artan ithalat Mayıs ayında sadece %5,5 artış kaydetti. İhracat ise Ocak-Nisan döneminde yıllık ortalama %8,65 artış kaydetmişken Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %5,3 arttı.

Takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış verilere göre ise ihracatta (Şubat’taki %9,02 artıştan Mayıs’ta %5,19 artışa doğru) kademeli bir performans kaybı yaşanırken ithalatta Mayıs ayında sert bir performans kaybı yaşandı (Nisan: %15,40 artış, Mayıs: %3,36 artış).

Reel sektörde güven geriliyor

Haziran ayı verilerine göre;

. Reel kesim güven endeksi Haziran’da bir önceki aya göre 5,3 puan azalarak 104,6 seviyesinde gerçekleşti.

. Hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endeksleri Haziran’da bir önceki aya göre sırasıyla %0,8, %2,8 ve %2,4 oranlarında azalış kaydetti.

Reel sektör güven endeksi Şubat 2018’den bu yana aralıksız düşüyor. Endeksin detaylarına baktığımızda dış talebe bağlı üretim performansı korunurken yatırım harcamaları ve iç talepteki zayıflık sürüyor.

Kredi Garanti Fonu’nun 2017 yılı başında devreye alınması ile sektörel güven endekslerinde yaşanan yükseliş yerini 2018 yılı başında son dilimin kullanılmasının ardından düşüşe bıraktı. Kamu bankaları halen kredi yolu ile reel sektörü desteklemeye devam ediyor ancak özel bankaların kredi hacimleri 2017 Ağustos ayından bu yana düşüş eğilimini sürdürüyor. Kısacası 2017 yılında ihracat ve iç talep destekli büyüyen Türkiye ekonomisi 2018 yılında finansal şartların sıkılaşmasına bağlı olarak ihracat ile ayakta kalmaya çabalıyor.

Ancak ihracat tarafında yılın ilk 5 ayında 2017 yılının gerisinde bir performans sergileniyor. 2018 yılı 1. çeyreğinde ihracatın GSYH içindeki payı %0,11 oldu ki 2017 yılı ortalaması %2,56 seviyesindeydi. 2018 geneli için ihracat performansına yönelik başlıca risk ABD’de Trump yönetiminin sürdürdüğü ticaret savaşları. ABD’nin dördüncü en büyük otomobil ithalatçısı olan Almanya’nın otomobillerine %35 vergi getirme tehdidi Alman ekonomisine yönelik beklentileri ve yatırımları aşağı çekiyor, özellikle de iş ortamı anlamında. En büyük ticaret ortağımız olan Almanya ve dolayısıyla da Euro Bölgesi’nde 2. çeyrek öncü göstergeler ve yılın 2. yarısına yönelik beklentiler Türkiye’nin büyüme potansiyelini aşağı çekecek gelişmeler arasında.

2017 yılında iç talep artırıcı tedbirler ve görece uygun dış ortam cari açıkta artış pahasına Türkiye’nin büyüme potansiyelini yukarı çekmeyi başardı ancak yeni hükümetin cari ve mali dengeyi tehlikeye atacak lüksü yok.

Yılın 2. yarısına yönelik kritik olan ekonomi yönetiminin cari işlemler açığını tehlikeye atmayacak ve büyümeyi şişirmek yerine katma değer yaratacak bir büyüme modeli ortaya koymasını, bununla birlikte Merkez Bankası üzerinde baskı yaratmadan sıkı para ve maliye politikalarını sürdürmelerini temenni ediyoruz.

Oxford Economics: Yeni kabinenin seçenekleri sınırlı olacak

Oxford Economics son yıllarda Erdoğan hükümetinin uyguladığı ‘her-ne-pahasına-olursa-olsun-büyüme’ yaklaşımı önemli ölçüde yumuşatılmaz ise yeni hükümetin önündeki seçeneklerin sınırlı olduğunu söylüyor:

Ya güvenirliğin, ödemeler dengesi krizinin (ve muhtemel bir IMF programının) gerçekleşeceği noktaya kadar düşmesi ya da politik anlamda hayli maliyetli olacak ancak dengesizlikleri ortadan kaldıracak sıkı mali ve para politikalarının yürütülmesi.

Siyasal zemine yönelik olarak ise raporda cumhurbaşkanının yetkilerinin genişlemiş olmasına rağmen parlamentonun başta bütçeyi veto etme ve erken seçim çağrısı gibi önemli rollerini koruduğuna dikkat çekiliyor.

Önce Türkiye sonra ekonomi

İlk turda Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olacağını söyleyerek yine haklı çıkan siyaset yorumcumuzun seçim sonrası görüşleriyle devam edelim.

“24 Haziran seçimlerinde AK Parti ciddi bir kayıp yaşadı. Özellikle ekonomik gelişmeler AKP’nin oyunu aşağı çekti.

16 yılın ardından Türkiye yine koalisyon dönemlerini yaşayacak.

Ayrıca görünen o ki…

İYİ Parti CHP’den ciddi oy almış. MHP ise AKP’ye giden oyları geri çekmiş.”

Oluşan yeni siyasi tablonun ardından Avrupa ve ABD merkez bankalarının likiditeyi sıkılaştırmaya başladıkları mevcut küresel ortamda Türkiye’nin makro-ekonomik görünümünü şöyle özetleyelim:

Yüksek enflasyon, yüksek faiz, kötüleşen yatırım ortamı, zayıf istihdam piyasası, yüksek dış borç, yüksek cari açık, işsizlikte azalma, en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa’da ılımlı büyümenin bir sonucu olarak ihracat performansımızda zayıflama.

Bu tabloyu iyileştirecek, güven ortamını oluşturacak, sürdürülebilir büyümenin temellerini atacak, yapısal ekonomik reformlara ağırlık verecek bir yeni ekonomik program görmek istiyoruz.

Para politikasının sürdürülmesinde ise Merkez Bankası’nın bağımsızlığı kilit öneme sahip.

Aksi durumda ve yeni hükümetin yapısal reformlar yerine Mart 2019 yerel seçimlerine ağırlık vermesi halinde TL’de sert değer kayıpları, faiz artırımlarında hızlanma, yüksek enflasyon, finansman şartlarında bozulma yani kısacası uzun soluklu bir ekonomik yavaşlama ve durgunluk dönemine tanık olacağız.

ABD dolar endeksi Temmuz 2017 seviyelerine yükseldi

Küresel piyasalar ABD’nin Çin’e 200 milyar dolarlık yeni gümrük vergisi hamlesini sindirmeye çalışırken Avrupa’da devam eden politik anlaşmazlıklar ABD dolarının değer kazanmasına sebep oluyor.

ABD dolarının öncü para birimlerinden oluşan sepete karşı değerini ölçen ABD dolar endeksi 95,10 seviyesi ile Temmuz 2017 seviyelerine yükseldi.

Dün 1,1574 seviyesinde kapanan Euro-Dolar paritesi TSİ 1045 itibariyle 1,1557, Dolar-TL ise 4,7547 seviyelerinden işlem görüyor.

Bugün faiz kararını açıklayacak olan İngiltere Merkez Bankası’ndan bir değişiklik beklenmiyor zira 2018 yılı 1. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yıllıklandırılmış olarak %0,4 büyüyen İngiltere ekonomisinde öncü göstergeler ekonomide şahin bir görüntü ortaya koymasa da bunun geçici olduğunu düşünen ekonomistler Ağustos’ta faiz artırım olabileceği ihtimaline yer veriyor.

ABD dolarına talebin etkisi İngiliz sterlininde de görülüyor. Sterlin, dolar karşısında 1,3130 seviyelerine kadar geriledi ki en son Kasım 2017 ortalarında bu seviyeler görülmüştü.

Paritede yeni dalgaya az zaman var

ABD’nin 200 milyar dolar değerinde Çin ithal mallarına %10 ek vergi uygulayacağı haberiyle artan ticaret savaşı endişeleri ile ABD doları değer kazanmaya devam ediyor. Oxford Economics ABD’nin önce başlattığı 50 milyar büyüklüğündeki Çin mallarına %25 vergi uygulamasından sonra gelecek olan bu yeni dilimin 2019-20120’de Çin’in GSYH’sini %0,3, ABD’nin GSYH’sini %0,2 puan aşağı çekeceğini hesaplamış. Ancak olası etki küçük gibi dursa da sadece Çin değil diğer Asya ülkelerinin de ekonomisinin olumsuz etkileneceği ve Avrupa açısından yeni vergi uygulamalarıyla her an karşı karşıya kalınabileceği riskleri var. İlgisi var mı yok mu bilinmez ama Trump’ın Merkel’i koltuğundan etmek istediği ve Avrupa’da mülteci sorununun bütçeye nasıl yansıyacağına ilişkin belirsizlikler var.

Siyasi ve ticari belirsizliklere rağmen ABD’nin kazançlı çıkacağı bir formülde diğer para birimleri olumsuz etkileniyor. ABD’nin en çok ticaret yaptığı ülkelerin para birimlerinden oluşan ABD dolar endeksi 94,98 değeri ile Ekim 2017 seviyelerine kadar yükseldi.

Geçen hafta politika faizini 25 baz puan artıran ve 2018 yılı için toplam faiz artırım olasılığını 3’ten 4’e çıkaran, 2019 yılında 3 faiz artırımı öngören Fed sonrasında yüksek faiz imkanı sunan ABD tahvillerine talep sürüyor. Mayıs ortasında %3,10 seviyesinin üzerine yükselen ABD 1-yıl vadeli tahvilin faizi %2,88-2,90 aralığına gerilemiş durumda.

ABD doları ve ABD tahvillerine yönelik ilgiye karşılık Avrupa’da önce Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) 2018 yılı sonunda tahvil alım programını sonlandırabileceği fakat bunun yanında ekonomik büyüme potansiyelinde zayıflık sebebiyle AMB’nin faiz artırımlarında yavaş kalacağı ihtimali Euro’nun ABD doları karşısında 1,15 seviyelerine doğru tekrar hareket etmesine sebep oluyor.

Seçim belirsizliği ve ekonomik sorunlarla boğuşan Türk lirası ise ABD dolarına karşı bugün %0,13 kayıpla 4,74’ün hemen altında işlem görüyor.