Etiket: abd

Çin Başkan Yardımcısı’ndan Washington ile görüşme talebi

Geçen hafta ABD Başkanı Trump ve Çin Başkanı Xi Jinping’in arasında gerçekleşen telefon görüşmesi her iki taraftan olumlu olarak değerlendirilmişti ve Trump görüşme ardından Çin ile anlaşmak istediğini dile getirmişti.

Bugün Çin Başkan Yardımcısı Wang Qishan’dan bir açıklama geldi. Singapur’da Bloomberg Yeni Ekonomi Forumu’na katılan Wang Qishan, iki ülke arasında devam eden ticaret anlaşmazlığını çözmek için Washington ile görüşmeyi arzu ettiklerini söyledi.

Trump ve Xi Jinping Kasım sonunda Arjantin’de yapılacak olan G20 zirvesinde ikili görüşme yapacaklar.

 

ABD’de imalat sektörü Ekim ayında artan siparişlerin etkisiyle büyümeyi sürdürdü

ABD’de mevsimsellikten arındırılmış IHS Markit imalat sektörü satın alma müdürleri (PMI) endeksi Ekim ayında aylık 0,1 puan artışla 55,7 seviyesine yükseldi. Yurt içi pazar kaynaklı artan talebe bağlı olarak yeni siparişler son 5 ayın yükseğine çıktı.

ABD-PMI-2018-Ekim

Genel olarak gelişmelere bakıldığında,

. İş yapma koşulları iyileşti.

. Yeni ihracat siparişleri son üç ayın en zayıf yükselişini kaydetti.

. Siparişlerdeki artışın 4. çeyrekte de süreceği beklentisiyle işe alımlar son 10 ayın en yüksek artışını kaydetti.

. Gümrük vergisi artışlarını etkisiyle hammadde ve metal fiyatlarındaki artışa paralel olarak girdi fiyatlarında son üç ayın en yüksek artışının yaşanması şirketlerin kâr marjı üzerinde baskı yarattı. Firmalar girdi maliyetlerindeki artışı çıktı fiyatlarına yansıttı.

. Stokları artırma gayretiyle fabrikaların satın alımları hızlandı. Tedariklerde yaşanan kısıtlara rağmen üretim öncesi envanterleri son 17 ayın en yüksek seviyesine çıktı.

. İş güveninde Eylül ayında son 12-ayın dip seviyesi görülmüştü. Yeni siparişlerde son çeyrekte artış beklentisine bağlı olarak iş güveni Ekim ayında yükseldi.

Güçlü ABD ekonomisi doların arkasındaki en büyük destek

ABD ekonomisi 2018 yılı 3. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yıllıklandırılmış olarak %3,3 büyüme beklentisine karşılık %3,5 büyüdü.

ABD ekonomisi 2. çeyrekte %4,2, 1. çeyrekte ise %2,2 büyüme kaydetmişti.

3. çeyrekte büyümenin tetikleyicileri olarak kişisel tüketim harcamaları, özel sektör envanter yatırımları, kamu harcamaları, federal hükümet harcamaları ve konut dışı yatırımlar sıralanırken ihracat hacmi ve konut yatırımlarında gerileme kaydedildi.

ABD’nin sürdürdüğü ticaret savaşının dış ticaret verilerine olumsuz yansımasına rağmen iç talepteki artış ve devlet teşvikleri ekonominin istikrarlı büyüme performansının sürmesinde etkili oluyor.

Güçlü ABD ekonomisinin yansımasını da ABD dolarında görüyoruz. İç siyasi ve finansal sorunlarla cebelleşen Avrupa ekonomisi ve ABD’nin Çin mallarına uyguladığı ek tarifelerin Çin ekonomisini finansal krizin yaşandığı 2009 yılına geriletmesine bağlı olarak ABD doları gücünü koruyor.

ABD doları 1,1380 seviyesi ile Euroya karşı Ağustos 2018 seviyelerine doğru güçlenirken bu güçlenmede Almanya Şansölyesi Merkel’in Aralık seçimlerinde başbakanlık yarışında yer almayacağı kararı da etkili oldu.

Çin hükümeti ülke para birimi yuanı güçlendirmek adına yatırım ortamını iyileştirecek ve uzun vadeli yabancı sermayeyi çekecek adımlar atacağını duyurması önemli ancak Kasım ayı sonunda bir araya gelecek olan ABD ve Çin liderlerinin yapacağı görüşmede anlaşmaya varmamaları halinde ABD yeni yaptırımları devreye sokacağını duyurdu.

Her şekilde ticaret savaşı ile elini güçlendiren ABD’nin 6 Kasım seçimlerinde Trump parlamentoda güç kaybı yaşasa bile ABD dolarının gücünü koruyacağını düşünüyoruz.

Ticaret savaşının olumsuz etkileri şirket karlılıkları üzerinde artarak devam ediyor

ABD ve Çin’in gümrük vergisi uygulamalarının olumsuz etkisi ABD şirketlerinin bilançolarında görülmeye başlandı.

Caterpillar 3. çeyrekte yüksek çelik fiyatları ve gümrük vergilerinin şirketin üretim maliyetlerini yukarı çektiğini ifade etti. Bir diğer şirket 3M ise tarife kaynaklı maliyet artışlarına ek olarak ABD dolarındaki değerlenmenin 3. çeyrekte satış gelirlerini aşağı çektiğini bildirdi. United Technologies yine tarif kaynaklı maliyet artışlarını fiyat artışları ile dengelediklerini belirtirken, Harley-Davidson yüksek maliyet artışlarına dikkat çekti.

Bloomberg, ABD’nin Çin’e yönelik 200 milyar dolar, Çin’in ise ABD’ye yönelik 60 milyar dolar büyüklüğünde karşılıklı başlattıkları gümrük tarifelerinin şirketleri nasıl etkilediklerine dair hazırladığı sayfasında (https://www.bloomberg.com/graphics/tariff-tracker/) şirket yetkilileri tarafından yapılan toplam 64 yorum içerisinde 57 tanesinin olumsuz etkilendiğini yazıyor. Artan maliyetlerin satış gelirlerini azalttığı ve bu sebeple ürün fiyatlarında artışa gidildiği belirtiliyor.  Geleceğe yönelik olarak ise tarife oranının 2019 yılında %25 seviyesine yükselmesi ile birlikte satış ve karlılık beklentilerinde daha hızlı bir düşüş öngörülüyor.

Kısacası, ticaret savaşının getirdiği maliyet artışları gelir beklentilerini aşağı çekerken tüketiciler fiyat artışlarından etkilenmeye başladılar. 2019 ile birlikte bu etki daha da artacak.

ABN-AMRO %10’luk tarifenin ABD enflasyonu üzerinde önemli bir değişiklik yaratmayacağını öte yandan %25’lik tarifenin 2019 sonunda TÜFE’yi %2,4, çekirdek TÜFE’yi %2,4 ve Fed’in para politikasında dikkate aldığı çekirdek PCE’nin %2,3 seviyelerine yükselebileceğini belirtiyor. Fed sıkı para politikasına geçiş için çekirdek PCE’de %2 hedefini koymuş, bu seviyeye yaklaşılmasıyla birlikte kademeli faiz artırımlarına başlamıştı. Enflasyonist baskının dolayısıyla da yüksek faizlerin büyümeyi soğutabileceği endişeleri Fed üyeleri arasında faiz artırımları konusunda fikir ayrılığı yaratıyor. 8 Kasım’da para politikasını görüşmek üzere toplanacak olan Fed’in enflasyon ve büyüme üzerindeki riskleri yinelemesini ancak faiz oranlarında değişikliğe gitmemesini bekliyoruz.

Büyüme tarafında ise, ticaret savaşının küresel ekonomiye yönelik en büyük tehlike olduğunu ifade eden IMF küresel ekonominin 2018-2019-2020 yıllarında büyüme oranını 2017 ile aynı %3,7 olarak öngörürken 2017 yılında %2,3 büyüme kaydeden gelişmiş ekonomilerin 2020 yılı sonunda 0,6 yüzde puan kayıpla %1,7’lik büyüme göstereceğini öngörüyor. IMF, söz konusu riske istinaden küresel ekonomide yukarı doğru bir sürpriz beklemiyor.

Papaz kaçtı

Açıkçası düşündüğümü en sonda değil en baştan söyleyeyim. Amerikalı rahibin ev hapsine çıkarılması Merkez Bankası’nın faiz artırmasının yerini tutar mı bence tutar ama yan etkileri olur. Çünkü bu, piyasaların bildiğinden daha farklı bir oyun ve politika tarzı.

Ekonomi ve/ya finansal piyasalar güven ve beklentiler üzerine kurulu. Elbette belirsizlikleri artırıyor olmak bir ülkeye ilişkin risk primini ve dolayısıyla faiz oranlarını yani faiz talebini arttırır.

Diğer taraftan bir ülkenin risk primi, örneğin Türkiye’nin kredi notu ticari partnerleri ile ya da siyasi partnerleri ile olan ilişkisine bağlıdır. ABD ile olan problemlerimiz dolayısıyla değil miydi Türkiye’deki borçlanma maliyetlerinin yükselmesi ya da Türkiye’de belirsizliğin artması?

Dolayısıyla papazı bir politika aracı olarak kullanmak ABD ile zaten çıkar üzerine olan ilişkilerin karşılıklı iyi niyetten karşılıklı birbirini kollamaya döndüğü bu dönemde gayet normal.

Çünkü eğer ABD ile olan ilişkiler belli bir bazda doğrudan çıkar ilişkisine dönüşürse bu çıkarların çatışması yerine aynı amaca yönelmesi sonucunu da doğurabilir.

Dolayısıyla faiz artırarak zaman kazanacak olan Türkiye Cumhuriyeti şimdi papazı kaçırarak zaman kazanmış gibi gözüküyor.

Aynı hükümet daha önce borçlanma maliyetlerini tasarruf ederek hızlı şekilde aşağı indirebilmişti. O zaman faiz konusunda bir ön yargısı da yoktu. Mali disiplinin ve reformların faizi aşağı getireceğini biliyordu ve ona göre hareket etti. Şimdi ise piyasaya verilen mesaj ‘ne olursa olsun faizi aşağıda tutmaya çalışacağım’ şeklinde.

Esasında 75 ya da 100 baz puanlık faiz artırımı yapılsaydı papazla birlikte Türk Lirası’nın çok daha fazla değer kazandığını görürdük. Reformlarla desteklendiğinde de yumuşak bir iniş anlamına gelirdi ekonomi açısından. Ama şimdi hem piyasalarda ‘ben faizi aşağı tutmak için elimden geleni yapacağım’ düşüncesi oluştu hem de ‘kur yukarı gitse de bundan çok rahatsız değilim’ şeklindeki bir mesaj da dolaylı şekilde verilmiş oldu.

Yapılması gereken, bir reform takvimini de kapsayacak Orta Vadeli Planı bir an önce açıklamak ve devreye sokmak.

Yani faiz arttırmak yerine papazı kaçıran Türkiye Cumhuriyeti ekonomi yönetiminin yapacağı, yine zaman kaybetmeden hızlı şekilde reformlara odaklanmak.

Bu işte önemli bir risk daha var. Eğer ABD ile ilişkiler bu hareketlere rağmen istediğimiz ortak çıkarlar platformuna taşınamazsa ne papazı kaçırmak ne de faiz artırmak işe yarar. Ama unutmayalım önemli olan, piyasalara yapılacakları doğru ve belirgin şekilde anlatarak hızla bir reform takvimine odaklanılacağı konusunda onları ikna etmek.

Türkiye’nin sorunu güven sorunu. Güveni kazanmak kolay olmuyor, kaybedildi mi de yerine kolay gelmiyor.