Etiket: bütçe

Eylül ayında sanayi üretimindeki sert artış perakende satışlarda cevap buldu

Takvim ve mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi Eylül ayında önceki aya göre %3,2 artış kaydederken perakende ticaret hacim endeksindeki artış %0,6 oldu. Ekim ayı merkezi yönetim bütçe verileri ithalde alınan katma değer vergisinde aylık %18,5 (ABD doları bazında %16,7)’lik artışa işaret etti. Söz konusu artış Ekim ayında tüketim malları ithalatında dolayısıyla da perakende satışlarda artış sinyali veriyor.

Eylül ayında perakende ticaretteki sınırlı artışı ve ithalat hacim endeksindeki azalışı dikkate aldığımızda sanayi üretimindeki artışın ihracatı desteklediğini anlıyoruz. Diğer bir deyişle sanayi üretimi ve dolayısıyla ihracat üçüncü çeyrekte de GSYH büyümesini destekleyecek ana etkenler olacak.

Arındırılmamış verilerle sanayi üretiminde 3. çeyrekte kaydedilen yıllık %0,9’luk artış GSYH büyümesini pozitif haneye taşıyacak…

Eylül ayı verisiyle birlikte takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış sanayi üretimi 2019 yılının ilk üç çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre sırasıyla %1,8, %0,7 ve %1,6 artış kaydetmiş oldu. Sanayi üretimindeki değişimle benzer hareket eden GSYH’de üçüncü çeyrekte artış görme ihtimalimiz yüksek.

İşgücü piyasasında ise iç talepteki daralmanın işsizlik oranı üzerindeki baskısını sürdürdüğünü görüyoruz…

Dr. Fulya Gürbüz

Haftalık makro-ekonomik gündem: Ödemeler dengesi, sanayi üretimi, bütçe, işsizlik oranı ve perakende ticaret

12 Kasım 2019, Salı

Eylül ayı ödemeler dengesi verileri açıklanacak (Ağu-19: 2,6 mlr $, 12-aylık toplam denge: 5,1 mlr $). Eylül ayında mevsimsellikten arındırılmış ihracat önceki aya göre 48 mln $, ithalat ise 771 mln $ azalmış, böylece dış ticaret açığı 1,9 mlr $ seviyesine gerilemişti. Net turizm gelirleri ise Eylül ayında 760 mln $ azaldı. Eylül ayında cari fazlada önceki aya göre hafif bir azalma görebiliriz.

13 Kasım 2019, Çarşamba

ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Powell Çarşamba günü ABD Kongresi Ortak Ekonomi Komitesi’ne ve Perşembe günü Bütçe Komitesi’ne sunum yapıp soruları cevaplayacak. Fed, 30 Ekim toplantısında ticaret riski ve düşük enflasyon dinamiklerine bağlı olarak politika faiz hedef aralığını 25 baz puan düşüşle %1,5-1,75 aralığına çekmiş, sonraki toplantı kararlarında ekonomik verilere göre hareket edeceklerini duyurmuştu. Mevcut veriler Fed’in 11 Aralık toplantısında faiz değişikliğine gitmeyeceğine işaret ediyor.

14 Kasım 2019, Perşembe

Eylül ayı sanayi üretimi verileri açıklanacak. Takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi Ağustos 2019’da yıllık bazda %3,6, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretimi aylık bazda %2,8 daralmıştı.

15 Kasım 2019, Cuma

Ekim ayı merkezi yönetim bütçe verileri açıklanacak. YEP 2020-2022 tahminlerini dikkate aldığımızda 2019 yılının ilk 9 ayında hem toplam gelir hem de toplam gider hedeflerinin %75’ine ulaşılmış durumda. Yıl sonunda bütçenin 125 milyar TL açık vermesi hedefleniyor. Finansman tarafında ise yılın ilk 9 ayında 199 milyar TL borçlanma gerçekleştirildi. 2019 yılı için 241 milyar TL borçlanma hedefleniyor.

Ağustos dönemi işsizlik verileri açıklanacak. Temmuz döneminde işsizlik oranı %13,9, tarım dışı işsizlik oranı %16,5, genç işsizlik oranı %27,1 seviyelerine yükselmişti.

Eylül ayı perakende ticaret endeksleri açıklanacak. Ağustos ayında mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış perakende satış hacmi aylık bazda binde 3 artışla 108,8 seviyesine yükselmişti.

Eylül ayı özel sektör uzun vade borç stoku açıklanacak. Ağustos ayında stok 1,7 milyar dolar azalışla 196,6 milyar dolar seviyesine gerilemişti. Finansal olmayan özel sektör kuruluşlarının uzun vadeli dış borç stoku ise Ağustos ayında 104,5 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. TCMB Kasım ayı Beklenti Anketi sonuçları açıklanacak. Ekim ayı anketine göre yıl sonu enflasyon tahmini %12,7, yıl sonu ABD doları/TL kuru tahmini 6,047, yıl sonu 12-aylık cari açık beklentisi 852 milyon dolar, yıl sonu GSYH büyüme beklentisi %0,09, 2020 yıl sonu GSYH büyüme beklentisi %%2,96 seviyelerinde bulunuyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Tüketici fiyatlarında aylık artışlar sürecek, düşük talep çıktı fiyatlarını aşağı çekiyor

Enflasyonda dibi gördük

Ekim ayı enflasyon verilerine göre TÜFE yıllık bazda %8,6’ya Yİ-ÜFE %1,7 gerilemiş olsa da aylık değişimler farklı bir resim ortaya koyuyor: TÜFE ilk 10 ayda aylık bileşik olarak %10,6, Yİ-ÜFE ise %6,7 artış kaydetti.

Havalar soğumaya ve günler kısalmaya başladıkça ısınma ve elektrik harcamaları da beraberinde artacak. Gıda tarafında ise Ekim ayında önceki aya göre %1,7 artış yaşandı ki gıda fiyatlarındaki artış kış aylarıyla birlikte devam edecek.

Enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içecekler ve tütün ürünleri hariç TÜFE, yani çekirdek enflasyon (C-endeksi) Ekim ayında önceki aya göre %1,8 artış kaydetti. Yıllık rakamları dikkate aldığımızda enflasyonda dibe ulaştık.

Küresel üretimde zayıflık Türkiye’nin potansiyelini aşağı çekiyor

Ekim ayına ait Markit PMI verileri küresel bazda üretimin zayıfladığını, ihracat siparişlerinin düşmeye devam ettiğini, istihdamın azaldığını ve güven algısının rekor düşük seviyelere gerilediğini gösterdi. Türkiye PMI verileri de üretimde hafif yavaşlamaya, iç talep ve ihracat talebinde zayıflığa, istihdam tarafında artışa, nihai ürün fiyatlarında üst üste ikinci ay düşüşe işaret etti.

Küresel yavaşlama ihracat performansımızı sınırlıyor

TİM verileri ise Ekim ayında ihracatımızın Eylül ayına göre 1,1 milyar dolar arttığına işaret etti. TL’de değer kaybının küresel bazda rekabet gücümüzü artırmaya katkısı oluyor ancak düşük fiyatlarla satışların karlılık performansını aşağı çektiğini söylemek yanlış olmaz. Öte yandan artan turizm gelirleri ve düşük iç talep cari işlemler dengesinde olumlu bir tablo ortaya koyuyor.

Mevcut veriler Fitch’in görünüm kararını teyit etti, devamlılığı bütçe performansına bağlı

Fitch’in Türkiye’nin kredi not görünümünü “durağan” seviyesine yükseltmesi sürpriz olmadı. Kritik konu ise mevcut şartların devam etmesi halinde bütçe verilerindeki performansın ne şekilde gelişeceği.

Küresel büyüme ve küresel ticarette iyileşme yaşanmazsa, Barış Pınarı operasyonuna yurt dışından mali destek sağlanamazsa Hükümetin 2020 yılında %5’lik ekonomik büyüme hedefi şimdilik olası gözükmüyor özellikle de en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa ekonomisi durgunluğa girmişken.

Dr. Fulya Gürbüz

Coface: Polonya’da iktidar ikinci kez seçimleri kazansa da muhalefet gücünü artırdı

Coface, Polonya’da yapılan son seçimlerin sandalye sayısı ve iktidarın kontrol gücünü nasıl etkilediği, ekonomik sonuçlarının neler olabileceğini değerlendiren bir rapor yayınladı. Yorum katmadan rapordaki detayları sıralayalım.

Polonya’nın iktidarda olan sağcı Hukuk ve Adalet Partisi (PiS), kıl payı da olsa ikinci kez seçimleri kazandı; ancak güçlü konumdaki alt meclisteki (Sejm-avam kamarası) çoğunluğunu artıramaması sebebiyle Senato’daki (üst meclis) kontrolünü kaybetti. Komünizmin sona erdiği son 30 yılda yapılan milletvekili seçimlerinde seçime katılım oranı ilk kez %61,7 seviyesine yükseldi.

Oyların %43,6’sını kazanıp 235 koltuk sayısı ile 460 kişilik Sejm’in çoğunluğunu elde eden PiS yeniden hükümet kuracak. PiS, 2015 yılında yapılan seçimlerde oyların %38’ünü almış ve yine 235 sandalye sayısına sahip olmuştu. Sivil Koalisyon (KO) oyların %27,4’ünü alarak 134 sandalye sayısına ulaşırken, sol kanattan Demokratik Sol İttifakı (SLD) %12,6’lık oy oranı ile 49 sandalye, Polonya Halk Partisi (PSL) %8,6’lık oyla 30 sandalye ve yeni aşırı sağ parti olan Konfederesyon (Konfederacja) %6,8 oyla 11 sandalyeye sahip oldu.

Bununla birlikte 100 sandalyeden oluşan ve üst meclis olarak adlandırılan Senato’nun kontrolünü 51 sandalye sayısı ile muhalefet partileri sahip olurken PiS 49 sandalyeye sahip oldu. Coface bu dağılımı şöyle yorumluyor “Senato yasaları erteleyebilir ve değiştirebilir, PiS’in mutlak çoğunluğa sahip olduğu Sejm ise bu tür manevraları hükümsüz kılabilir”. Coface, Senato’nun birçok kilit makamlara aday gösterme konusunda söz hakkına sahip olmasının PiS’in hükumetin tüm kurumlarını kontrol altında tutma hamlelerini zayıflatacağını öne sürüyor.

Seçimler öncesi yapılan anketler PiS’e daha fazla desteğe işaret etmişti. Bunda çocuk yardımı programı, emeklilik yaşının düşürülmesi ve 26 yaşın altındaki vatandaşların gelir vergisini rafa kaldırmayı kapsayan çeşitli sosyal tedbirlerin daha fazla seçmeni çekmesinde etkili olduğunu belirtiyor Coface. Sosyal harcamadaki artış ekonomide canlanma ve rekor seviyesindeki tüketici güveni bağlamında yapıldı. 2018 yılında %5,1 büyüyen Polonya ekonomisinin bu yıl hanehalkı harcamalarının öncülüğünde %4,4’lük büyümeye ulaşacağı bekleniyor.

Coface son seçimlerde muhalefetin oylarının artmasının büyük bir sürpriz olmadığını şöyle açıklıyor: “Seçmenlerin bir kısmı, milliyetçi ve gelenekselci söylemlere ve Polonya toplumundaki bölünmeleri daha da şiddetlendiren otoriter bir siyasi tarza karşı muhalif olduklarını dile getirdi”. Coface, Polonya’nın ilk PiS döneminde, Polonya’daki hukukun üstünlüğünü ihlal etme endişesiyle AB’nin temelini oluşturan liberal demokratik değerlerin aktif bir rakibi olarak ortaya çıktığını belirtiyor ve Aralık 2017’de Avrupa Birliği anlaşmasının 7. Maddesi’nin Polonya’ya karşı devreye alındığını, söz konusu mekanizmanın Avrupa Birliğinin temel prensip ve değerlerinin üye ülkelerden biri tarafından ihlal edilmesi durumunda devreye girdiğini ekliyor.

Riskler

PiS’in yeniden Sejm’de mutlak çoğunluğu elde etmesi iktidardaki partiye yasaları istediği formda sunulması imkanını veriyor. Ancak önceki dönemle kıyaslandığında, muhalefetin kontrolündeki üst meclis ile artık çok daha zor olacak. Bu özellikle gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde PiS’in cumhurbaşkanlığını kaybetmesi halinde geçerli olacak. 2020 yılında 5 yıllık süresi dolacak olan Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, PiS kökenli ve PiS tarafından parlamentoya sunulan yasa tasarılarının çoğunu destekledi. Coface, Polonya’daki muhalefetin yeni hedefi cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak olsa da Duda’nın anketlerde yüksek destek alması dikkate alındığında bunun ihtimal dahilinde de olsa görece olarak zor olduğunu vurguluyor. Muhalefet son seçimlerden sonra gücünü artırdı. Bu Senato’yu kontrol altına almakla ilgili fakat parlamentoya sol-kanat parti ile gelen hükumet için zor bir siyasi durum. Sol kanat parti PiS’in kürtaj yasalarını iptal ve eşcinsel haklarını teşvik ederek PiS politikalarına meydan okumayı planlıyor.

Bu dönem ekonomik ve mali durum daha az destekleyici. Hanehalkı harcamalarını güçlü seviyede tutacak sosyal tedbirlere rağmen zayıflayan küresel ortam durumu kötüleştirecek ve Polonya’nın GSYH büyümesini kademeli olarak aşağı çekecek. Alman ekonomisine bağlı olarak halihazırda cansız küresel talepten olumsuz etkileniyor, fakat bunun yanında Brexit sonrasında AB fonlarına ulaşım azalacak ve hatta Polonya’nın hukukun üstünlüğünü ihlal etmesi endişeleriyle kesintiye de uğrayabilecek. 2020 yılında hükumet devlet bütçesini dengelemeyi planlıyor fakat bu emeklilik reformu ücretleri, karbondioksit emisyon sertifikaları ve 5G frekanslarının satışı gibi tek seferlik gelirlerle sağlanacak. Bütçeyi dengelemek için dolaylı vergilerin artırılması ve sosyal katkılarda değişim gibi tedbirlerin devreye girmesi gerekecek. Zorlu ekonomik şartlarda sosyal harcamaların ele alınmasının zorlaşacağına inanıyor Coface.

Coface A3 (yeterli) olarak riskini değerlendirdiği Polonya’nın 2019 ve 2020 yılları için GSYH büyümesini sırasıyla %4,4 ve %3,6 öngörüyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Coface: “Portekiz’de merkez-sol koalisyonu ikinci kez görevde. Akıllıca kullanabilecek mi?”

6 Ekim 2019’da Portekiz’de yapılan genel seçimlerde Sosyalist Parti (SP) oyların %36,7’sini alarak 230 sandalyeli parlamentonun 106 sandalyesine sahip odu. Başbakan Antonio Costa liderliğinde merkez sol parti 2015 yılındaki seçimlerde kazandığı 86 sandalyeye göre daha başarılı bir sonuç ortaya koysa da parlamentoda çoğunluk sandalye sayısını elde etmek için 10 sandalyeye daha ihtiyacı var. Coface raporunda SP’nin çoğunluk koalisyon hükumeti için iki sol partiden sadece birine ihtiyacı olduğunu belirtiyor.

Raporda yer aldığı üzere, 2015-2019 döneminde Başbakan Antonio Costa liderliğinde sol kanat koalisyon hükumeti kişi başına milli geliri kriz öncesi döneme yükseltmeyi ve işsizlik oranını %6 seviyelerine kadar geriletmeyi başarmış.

Coface’a göre seçim sonucu üç ana faktörü açıklıyor:

1. PS’nin iyi zamanlarda siyasal sermaye oluşturma ve oylara dönüştürme becerisi: Başbakan Costa turizm gelirlerindeki artıştan faydalanarak hem seçmenlerini hem de Avrupalı alacaklılarını memnun etti. Yaşam standartları desteklenirken, kamu maliyesi iyileştirildi, aylık asgari ücret 500-600 Euro aralığına yükseltildi, bütçe açığının GSYH’ye oranı %4’ten %0,5’e düşürüldü. Bunun yanında, PS koalisyon ortakları ile çalışırken sosyal harcamaları artırmayı kabul etmiş ancak öğretmen ücretlerinin artırılmasına karşı muhalif duruşunu korumuş.

2. Sağ kanadın çöküşü: 2015 seçimlerinde Sosyal Demokrat Parti ve Halkın Partisi oy oranını %39’dan %32’ye düşürmüş, bu durum sağ kanadı tasarruf tedbirleri üzerinde çalışmaya yöneltirken güç kaybetmesine sebep olmuş, PS ise oy oranını artırmıştı.

3. Portekiz’in seçim görünümü: Avrupa’nın en yoğun göç rotasından uzak olan Portekiz’de göç göze çarpan bir sorun değil. Görece olarak kalifiye genç göçmenler Portekiz’i tercih ederken demografik zorlukların farkında olan nüfus tarafından memnuniyetle karşılandığını ifade ediyor Coface ve bunun aşırı sağ popülizmin yokluğunu açıkladığını vurguluyor. Dahası krizden yaralanmış seçmenlerin bütçeye yönelik çabaları takdir ettiği belirtiliyor.

Coface olası riskleri ise şöyle sıralıyor:

1) Başbakan Costa borcun düşürülmesinin öncelikli kalacağına işaret etmesine yönelik olarak Coface, Portekiz’in altyapı eksiklikleri göz önüne alındığında bunun uzun vadede ihtiyatlı bir strateji olup olmadığını sorguluyor; nüfus yaşlanırken Portekiz’in sadece bütçe ayarlamasıyla önemli miktardaki borç yüküyle yüzleşemeyeceğini, bunun yanında faktör üretkenliğini ve potansiyel çıktıyı artırması gerektiğini belirtiyor.

2) Büyüme görünümü kötüleşirse, SP politika gündemini zor şekillendirebilir. Batıda başka bir yerde olduğu gibi, ücretlerin geri kazanımı, çıktıların gerisinde kalmıştır, ortalama yıllık reel ücret hala kriz öncesi zirvesi olan %2,3 seviyesinin altında. Avrupa’daki yavaşlama nedeniyle, dış çevre giderek daha az cesaret verici görünüyor: ihracat, 2019 yılının ilk ve ikinci çeyreğinde sırasıyla yıllık bazda %3,5 ve %3,2 oranlarında azaldı. Seçmenler şimdilik memnun görünüyor, ancak çekimser oyların yüksek olması, hayal kırıklığına uğramış seçmenin potansiyel bir oy rezervi olduğuna olduğuna işaret ediyor. SP vergi gelirlerindeki düşüşe bağlı olarak zor seçimler yapmak zorunda kalırsa, teşvikler değişebilir. SP liderliğindeki hükumet olumlu sonuçlar ortaya koymadığı takdirde Sol Blok (BE) ve Komünist Partisi/Yeşiller (UDC) siyasi manzarayı daha sola çekmek için seçmen memnuniyetsizliğinden faydalanabilirler. Coface bu senaryoyu henüz olası olmadığını ancak dış çevrenin güçlü bir şekilde bozulması ve dolayısıyla küresel risklerin gerçekleşmesine (sert Brexit, ticaret savaşında tırmanış, Avrupa ekonomisinde durgunluk) bağlı olarak olası bir senaryoya dönüşebileceğini belirtiyor.

Coface, A 2 (düşük) olarak risk değerlendirmesinde bulunduğu Portekiz ekonomisinin 2019 ve 2020 yıllarında sırasıyla %1,7 ve %1,5 büyüyeceğini tahmin ediyor.

Dr. FULYA GÜRBÜZ

Barış Pınarı Harekatı’nın süresi ekonomiyi etkileyecek, sertliği yaptırımlara ve finansmana bağlı

7-14 Ekim tarihlerinde açıklanan makro ekonomik verileri ve 9 Ekim’de başlayan Barış Pınarı Harekatı’nın olası etkilerini değerlendireceğiz.

Öncelikle makro-ekonomik veriler:

– Sanayi üretimi Ağustos 2019’da bir önceki yılın aynı ayına göre %3,6, bir önceki aya göre %2,8 azaldı.

– Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ihracat miktar endeksi Ağustos 2019’da aylık %1,9, ithalat miktar endeksi %0,9 azaldı.

– Cari işlemler fazlası Ağustos 2019’da 2,6 milyar dolara, 12-aylık cari fazla 5,1 milyar dolara yükseldi.

Ağustos ayında mevsimsellikten arındırılmış dış ticaret verilerinin Temmuz ayına göre yataya yakın kalması sanayi üretimindeki azalışı açıklıyor. Eylül ayı TİM ihracat verileri ise önceki aya göre 2 milyar dolarlık (%16’lık) artışa işaret ediyor. Eylül ayı merkezi yönetim bütçe verileri de uluslararası ticaret ve muamelelerden alınan vergilerde Ağustos ayına göre artış olduğunu gösteriyor. Diğer bir deyişle ihracattaki artışa ek olarak ithalatta da Eylül ayında artış var. İhracat desteğiyle büyüyen Türkiye ekonomisinin mevcut seyrini dikkate aldığımızda Eylül ayında sanayi üretiminde düzelme göreceğiz.

İç talepte zayıflığın devam etmesi ithalatın ihracat performansıyla orantılı hareket etmesine sebep oluyor. Turizm gelirlerindeki iyileşmeler, ihracat performansındaki olumlu seyir ve iç talepte zayıflık cari dengede iyileşme sağlarken Barış Pınarı Harekatı’nın TL üzerinde yarattığı baskı ve yaptırımlara yönelik belirsizlikler cari denge üzerinde baskı oluşturacaktır.

İlk sekiz aylık merkezi yönetim bütçe verilerine baktığımızda hedeflerin ulaşılabilir olduğunu söyleyebiliyoruz. Ancak Barış Pınarı Harekatı’nın uzaması ve finansmanına destek sağlanamaması ise bütçe üzerindeki baskıların dolayısıyla da borçlanma maliyetleri üzerindeki baskının artacağı anlamına gelecektir.

Öte yandan küresel ekonomideki zayıflığın giderek belirgin hal alması Fed ve ECB’nin düşük faiz politikasına devam edeceğini gösteriyor olsa da bu gelişmenin TL üzerindeki baskıyı azaltmakta yetersiz kalacağı aşikâr.

Nitekim ABD Başkanı Trump 14 Ekim’de attığı son tweet ile Türkiye’nin Kuzey Doğu Suriye’ye yönelik harekatının bölgede insan haklarının ihlal edilmesine, barış, güven ve istikrarın tehlikeye atılmasına yol açması halinde uygulanacak yaptırımları şöyle sıraladı:

. “Buna sebep olacak, destekleyecek ve finansman sağlayacak herkese ağır ekonomik yaptırımlar uygulanması,

. Türk ithal çelik ürünlerine uygulanan gümrük vergisinin tekrar %50’ye yükseltilmesi,

. ABD Ticaret Bakanlığının Türkiye ile 100 milyar dolarlık ticaret anlaşması müzakerelerini sonlandırması,

. Kuzey Suriye’ye yönelik harekatın tüm (mevcut ve önceki) sorumlularına yönelik yaptırımlar uygulanması (finansal yaptırımlar, varlıklarının dondurulması, ABD’ye giriş yasağı).”

Yönetmesi zor bir süreç. Açık olan Türkiye ekonomisinin belini bükecek her hamle doğrulmasını çok daha fazla zorlaştıracak.

Dr. FULYA GÜRBÜZ

Haftanın ekonomi gündemi: Sanayi üretimi, işsizlik, bütçe, dış borç ve beklenti anketi

14 Ekim 2019, Pazartesi

Eylül ayı tarım ürünleri üretici fiyat endeksi açıklanacak. Ağustos ayında Tarım-ÜFE aylık bazda %0,7 azalmış, yıllık bazda %19,7 artış göstermişti. Eylül ayı yurt içi ÜFE verileri gıda üretim fiyatlarında aylık bazda %1,4’lük düşüşe işaret etti.

Ağustos ayı sanayi üretimi verileri açıklanacak. Temmuz ayında takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre %1,22 daralmış, takvim ve mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi bir önceki aya göre %4,27 artış kaydetmişti. Artışta ihracat odaklı sektörlerdeki artışların yanında diğer ulaşım araçları imalatındaki %44,6 artış dikkat çekiciydi. Bu artışın savunma sanayi kaynaklı olduğunu düşünüyoruz. Ağustos ayında hammadde ithalat hacmindeki aylık artış sanayi üretimini destekleyen bir gösterge olarak karşımıza çıkıyor.

15 Ekim 2019, Salı

Eylül ayı merkezi yönetim bütçe verileri açıklanacak.

Temmuz dönemi işgücü piyasası verileri açıklanacak. Haziran döneminde işsizlik oranı %13’e yükselmişti. Temmuz ayında sanayi sektöründeki artış istihdamda artış ihtimalini ortaya koyuyor.

Ağustos ayı perakende ve sanayi ciro verileri açıklanacak.

16 Ekim 2019, Çarşamba

Ağustos ayı Merkez Bankası konut fiyat endeksi açıklanacak. Temmuz ayında konut fiyatları aylık bazda %0,9 artış kaydetmişti.

Eylül ayı konut satışları açıklanacak. Ağustos ayında konut satışları aylık bazda %8,1 artış kaydetmişti.

Ağustos ayı özel sektör uzun vadeli kredi borcu açıklanacak. Temmuz ayında kredi borcu aylık 3,2 milyar dolar azalışla 198,5 milyar dolara gerilemişti.

17 Ekim 2019, Perşembe

Türkiye’nin Ağustos ayı toplam kısa vadeli dış borç stoku açıklanacak. Temmuz ayında stok, aylık 3,6 milyar dolar artışla 126 milyar dolara yükselmişti.

18 Ekim 2019, Cuma

Ekim ayı Merkez Bankası beklenti anketi açıklanacak. Eylül ayında yılsonu TÜFE %13,96’ya, cari yıl sonu GSYH büyüme beklentisi %0,1’e, 2020 yılı sonu GSYH büyüme beklentisi %2,6’ya, yıl sonu 12-aylık toplam cari açık 5,9 milyar dolara gerilemiş; yıl sonu Dolar/TL kuru beklentisi 5,995 seviyesine yükselmişti.

Dr. FULYA GÜRBÜZ

Küresel ticaretteki zayıflığa rağmen Yeni Ekonomi Programı umut dağıtıyor

ABD, Avrupa, Asya dahil olmak üzere Eylül ayı imalat sektörü PMI verileri yurtdışı talepte zayıflama, enflasyonist baskılarda azalma, istihdamda güç kaybına işaret etti. İç talep kaynaklı hafif toparlanmalar görülse de ticaret gerginliği dünya genelinde hissediliyor.

Yunanistan 53,6 değeri ile en yüksek imalat sektörü PMI değerine sahipken (endeksin 50 ve yukarısındaki değerler sektörde büyümeye işaret ediyor), en büyük ticaret ortağımız Almanya 41,7 değeri ile en kötü performans gösteren ekonomi oldu. ABD-Çin ticaret anlaşmazlığı ve Brexit ile ilgili belirsizlikler sürdükçe küresel ekonomide canlanmayı destekleyecek bir hikâye yakalamak gittikçe zorlaşıyor.

Türkiye imalat sektörü PMI endeksi de Eylül ayında aylık 2 puan artışla Mart 2018’dan bu yana ilk kez 50 seviyesine yükseldi. Eylül ayında Türkiye dahil küresel bazda ihracat siparişlerinde zayıflama var. Yurt içi yeni siparişlerdeki artış yüzümüzü güldürdü. Bayram ve yaz tatillerinin ardından okulların açılmasıyla birlikte iç talepte hareketlenme şaşırtıcı değil. Devamı gelir mi?

Küresel ekonomideki belirsizliğe bağlı olarak henüz biz ümitli olamasak da Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak 30 Eylül Pazartesi günü açıkladığı 2020-2022 dönemini kapsayan Yeni Ekonomi Program (YEP) ile umut dağıtsa da bizde soru işaretleri bıraktı: 2020-2022 döneminde büyüme %5 olarak sabitleniyor; enflasyon, Cari Açık/GSYH, Bütçe Açığı/GSYH ve işsizlik düşüyor.

Sayın Albayrak programın ana temasını “Değişim Başlıyor” olarak ifade etse de söz konusu değişim ekonomik göstergelerdeki eğimin iyileşmesi yönünde olsa da bu eğilimi destekleyen programların takvime oturtulmuş bir süreç olarak gösterilmesini arzu ederdik.

Bakan Albayrak 2019-2020 dönemini “dengelenme dönemi” olarak ifade etse de bize Merkez Bankası raporlarında sıkça vurgulanan “dengelenme” ifadesini hatırlattı. Önceki yorumlarımızı tekrarlamak gereği duyuyoruz: İç talepte daralmanın etkisiyle ithalattaki gerileme cari açığın düşmesinde baş rolü oynaması “dengelenme” değil bir sonuç. Elbette Sayın Albayrak’ın hakkını yemiyoruz zira turizm gelirlerindeki artış sektörde “dengelenme dönemine” iyi bir örnek oluşturuyor.

Katılmadığımız diğer bir nokta da Sayın Albayrak’ın 2009 ve 2019 yılları karşılaştırması. Sayın Albayrak soruyor: “2009 yılında neden bu kadar küçülürken cari fazla vermedik?”. Cevaplamaya çalışalım:

Küresel finansal krizin patladığı 2008 yılının hemen ardından gelen 2009 yılına bir bakalım. 12-aylık toplam olarak bakıldığında 2009 yılında ithalat ve ihracat paralel hızda gerilemiş, turizm gelirleri ise yatay kalmıştı. Bunların sonucu olarak 2009 yılında cari açık daralmış ancak artıya geçememişti. Aşağıdaki grafik dış ticarette hızlı gerilemenin cari dengeyi iyileştirdiğini gösterirken dış ticaretteki yatay seyre geçişte cari dengedeki iyileşme de daha düşük hıza geriliyor.

Eylül 2018-Ağustos 2019 döneminde ise iç talepteki daralmaya bağlı olarak ithalat sert gerilemiş ancak ihracat hacmi ve turizm gelirlerinde yaşanan kademeli artış ile 12-aylık toplam cari işlemler hesabı Haziran ve Temmuz 2019’da pozitif bölgeye geçmiştir.

Kış mevsimine yaklaşırken turizm gelirlerindeki yavaşlamayı dikkate aldığımızda, iç talepte kıpırdanma olması halinde cari dengenin zayıflayacağını hatırlatmaya gerek kalmadan Sayın Albayrak müjdeyi verdi: “…yılın ikinci yarısında ertelenen özel tüketimde de ivmelenme bekliyoruz”. Evet doğrudur, 26 Temmuz’da Merkez Bankasının politika faizini %24’ten %19,75 seviyesine, 13 Eylül tarihinde de %16,50 seviyesine düşürmesinin etkisini tüketici kredileri ve kredi kartlarında artış olarak görüyoruz.

Buna ek olarak Sayın Albayrak 2018 ve 2019’da “kur saldırısına” maruz kaldığımızı tekrarladı. Ancak yine görüşümüzü tekrarlarsak TL saldırıya uğramadı. TL’deki değer kaybının sebebi artan iç ve dış siyasi gerginlikler, şirketlerin ödeme kabiliyetlerine yönelik endişeler, finansman zorlukları, ABD kaynaklı yaptırım belirsizliği ve Fed’in faiz artıracağı beklentisinin Türkiye’nin dış borç maliyetini artıracağına yönelik endişelerin ortaya çıkardığı arz-talep dengesindeki bozulma olduğunu düşünüyoruz.

Gelelim enflasyon yapışkanlığına. Sayın Albayrak, Enflasyonla Mücadele Programı ile “enflasyon yapışkanlığına karşı tarihte eşine ender rastlanan çok önemli bir başarı elde edildiğini” söyledi. Merkez Bankasının yürüttüğü sıkı para politikası, ABD ile ilişkilerde korkulanın olmaması Türk lirasında sert dalgalanmaları yatıştırırken küresel talepteki daralmanın emtia fiyatlarını aşağı çekmesi, baz etkisi ve küresel mal fiyatlarında yaşanan aşağı yönlü eğilim enflasyondaki yapışkanlığı aşağı çeken önemli etkenler oldu. Petrol fiyatlarına ilişkin jeopolitik olumsuz bir durum olmadığı ve küresel ekonomide zorluklar devam ettiği sürece enflasyon tarafında ivmelenme ihtimalini düşük görüyoruz.

Bunların yanında, Sayın Albayrak’ın vurguladığı yerli ve katma değeri yüksek üretimi elbette destekliyoruz. Sanayide kapasiteyi artıracak, maliyetleri düşürecek, rekabet potansiyeli kazandıracak Ulusal Verimlilik Planı da kulağa hoş geliyor. İçeriği görmek lazım.

Buraya kadarki açıklamalar sıradandı, şaşırtıcı bir şey yoktu. Soğuk duş etkisi yaratan ise inşaat sektörüyle ilgili açıklamalar oldu.  İnşaat sektörüne ilişkin olarak “Son bir yıldaki istihdam kaybının yaklaşık üçte ikisi inşaat sektöründen kaynaklandı. Tamamlanmaya yakın yapıların bitirilmesinin desteklenmesiyle kısa dönemde bu alandaki istihdama olumlu katkı sunacağını göreceğiz” diyor Sayın Albayrak. Bütçe disiplinini bozmadan ve enflasyonu tetiklemeden büyüme ve istihdam artışı adına katma değeri düşük inşaat sektörünü canlandırmaya çalışmanın maliyetini de elbette bankalar dolayısıyla da hanehalkı üstlenecek.

Sayın Albayrak “Yılın ikinci yarısından itibaren kapasite artırıcı yatırımların başlaması, düşen faizlerle birlikte görülmeye başlandı. Yapılan çalışmalar sadece bu sürecin başlı başına yüzde 4’lük bir büyümeyi doğal seyrinde sağlayacağını gösteriyor” diyor. Sayın Albayrak 2020’de %5’lik büyümenin enflasyona sebep olmayacağını da ekliyor.

İnşaat sektöründeki canlanmanın istihdamı artıracağı söylemine ek olarak Sayın Albayrak sulama ve sera yatırımlarının desteklenmesiyle tarımda arzı artırmaya yönelik zamanında verilen uygun fiyat ve yapılan alımlarla tarım sektöründe de işsizliğin azalmasının sağlanacağını belirterek, bireysel tüketimin artmasının, uygun kredi şartlarının, stok ve revizyon yatırımlarının, sanayi ve hizmet sektöründe ve turizm alanında istihdamı artıracağını dile getiriyor. Umarız önümüzdeki süreç YEP hedeflerini destekler.

Dr. Fulya Gürbüz

Sabretmeye devam: İç talep zayıf, üretim ihracata endeksli, küresel büyüme yavaşlıyor

9-16 Eylül döneminde açıklanan makro-ekonomik veriler bize neler söylüyor, gelin grafiklerle anlatmaya çalışalım.

İç talep Temmuz ayında zayıfladı, sanayi üretimi arttı…

Mevsimsellikten arındırılmış perakende satışlar Temmuz ayında bir önceki aya göre azalsa da Ekim 2018’den bu yana olan yukarı yönlü eğilim devam ediyor. Ancak bu eğilim, ithalatı artıracak bir etki ortaya koymuyor.

Haziran ayında daralan sanayi üretimi ise Temmuz ayında yükseliş yaşadı. İç talepte zayıflık sürerken sanayi üretimi ihracat bazlı hareketini sürdürüyor.

…ancak Ağustos ayı verileri sanayi üretiminde daralmaya işaret ediyor…

Ağustos ayında TİM verileri ihracatta gerileme, merkezi yönetim bütçe verileri ise ithalatta gerileme ortaya koydu. Dolayısıyla sanayi üretiminin Ağustos ayında aylık bazda gerileme ihtimalinin yüksek olduğunu belirtelim.

…sanayi sektöründe inişli çıkışlı hareketler ise Temmuz döneminde istihdamda artış ihtimalini ortaya koymuyor.

Dış ticaret açığında gerileme ve turizm gelirlerindeki artış sebebiyle cari işlemler dengesindeki iyileşmenin Ağustos ayında da sürmesini bekliyoruz.

Dolayısıyla iç talepte devam eden zayıflık, ihracat destekli büyüme eğilimi, küresel büyümeye yönelik aşağı yönlü baskılar enflasyonist baskıları da hafifletiyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) geçen haftaki toplantısında söz konusu gelişmelere vurgu yaparak politika faizini %16,50 seviyesine düşürmesi ve Avrupa Merkez Bankasının da yine geçen haftaki toplantısında mevduat faiz oranını 10 baz puan düşürmesi ve tahvil alımlarına 1 Kasım’dan itibaren yeniden başlayacak olmasına paralel olarak ABD Merkez Bankasının 18 Mart Çarşamba günkü para politikası toplantısında çeyrek puanlık indirim beklentileri ekonomik büyüme üzerindeki baskıların süreceği anlamına geliyor.

Petrol piyasasına yönelik riskler hariç tutulduğunda, enflasyonda düşüş eğilimi ve dış borçlanma maliyetlerindeki azalma şirketleri finansal olarak rahatlatacaktır ancak fiyat düşürme baskıları ciroların da azalmasında etkili olacaktır.

Para kazanmanın giderek zorlaştığı küresel ortamda yüksek teknolojik ürün geliştirmeye harcanacak zaman ve parayı, kısa vadede olmasa bile uzun vadede dışa bağımlılığımızı azaltacak önemli bir faktör olarak görüyoruz. Sabretmeye devam.

Dr. Fulya GÜRBÜZ

Reel sektör de hanehalkı da kemer sıkmaya devam ediyor

Temmuz ayı bütçe verileri ithalatta artış olduğunu, söz konusu artışın etkisiyle Temmuz ayında 19,5 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirildiğini, böylece Temmuz ayında 3,4 milyar dolarlık dış ticaret açığına tanık olacağımızı tahmin ediyoruz. Haziran ayında 3,2 milyar dolarlık dış ticaret açığı kaydedilmişti. Turizm sektöründeki iyileşmeye bağlı olarak cari işlemler dengesindeki iyileşmenin Temmuz ayında da süreceğini tahmin ediyoruz. Cari işlemler açığı, Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre 2,47 milyar dolar azalışla 548 milyon dolar olmuş, böylece 12-aylık cari işlemler hesabı 538 milyon dolar fazla vermişti. Söz konusu azalışta dış ticaret açığındaki gerileme ve turizm gelirlerindeki artış etkili olmuştu.

Tüketim tarafında ise yine Temmuz ayı bütçe verilerini baz aldığımızda KDV gelirlerindeki azalış yurt içi tüketimde Temmuz ayında artış olmayacağına işaret ediyor. Diğer bir deyişle Temmuz ayında perakende satışlarda düşüş görme olasılığı yüksek. Perakende satış hacmi Haziran ayında aylık bazda %2,3 artmış, yıllık bazda %1,2 daralmıştı. Gıda, içecek ve tütün tüketimi aylık bazda artışlar kaydetse de önceki yılın gerisinde kalmaya devam etti. Perakende ciro ise aylık %1,2 ve yıllık %14,6 artış kaydetti.

Yukarıdaki veriler ışığında Temmuz ayında imalat sektöründe dış talep kaynaklı bir büyümeden söz edebiliyoruz, diğer bir değişle ekonomi dış taleple beslenmeye devam ederken iç talep kan kaybetmeye devam ediyor. Haziran ayında sanayi üretimi aylık bazda %3,7, yıllık bazda ise %3,9 daralma yaşamış, imalat sektörü aylık bazda %4,2 küçülmüştü.

Haziran ayı seçimlerinin ardından TL’de yaşanan değer kazancının etkisiyle TL’de Temmuz-Ağustos döneminde yaşanan değer artışı TCMB’den faiz indirimiyle cevap bulmuşken Temmuz ayında gıda fiyatlarında gerileme ve üretici fiyat endeksindeki düşüşe rağmen tüketici fiyatlarında artış yaşandı. Üreticilerin ithal girdi maliyetlerindeki düşüşe rağmen ayakta kalabilmek için Temmuz ayında çıktı fiyatlarını yükseltmek zorunda kaldıklarını tahmin ediyoruz.

Sonbaharla birlikte gıda fiyatlarında artış ve yılın son çeyreğinde artacak olan enerji tüketimi ve paralelinde ödenecek ağır fatura yükünü de dikkate aldığımızda istihdamda iyileşme sağlanmadıkça önümüzdeki dönemde hanehalkının kemer sıkmaya devam edeceğini anlıyoruz. İşsizlik oranı Mayıs döneminde 3,1 puanlık artışla %12,8 seviyesinde gerçekleşmiş, tarım dışı işsizlik oranı 3,4 puanlık artış ile %15,0 olarak tahmin edilmiş, genç işsizlik oranı 3,2 puanlık artış ile %13,1 olarak gerçekleşmişti. Kayıt dışı çalışanların oranı ise Şubat 2019 döneminden bu yana aralıksız artıyor.

Bir tarafta Arjantin’de yaşanan siyasi ve finansal kaos Türk lirası üzerinde baskı oluştururken öte yandan Almanya Finans Bakanı Scholz’dan 50 milyar Euro’luk destek müjdesi ihracat hacmimiz için iyimser kalmamıza sebep oluyor.

Dr. Fulya Gürbüz