Etiket: büyüme

Euro Bölgesi ekonomisinde yavaşlama Türkiye’nin istihdam pazarı üzerinde baskı yaratıyor

Euro Bölgesi’nde sanayi üretimi Eylül 2018’de yıllık bazda %0,9 büyürken Ağustos ayı sanayi üretimi büyümesi yukarı %1,1 olarak revize edildi. Aylık bazda ise sanayi üretimi %0,3 daralma kaydetti, Ağustos ayı verisi %1,1 ile yukarı revize edildi. Almanya, Fransa ve İtalya’da sanayi üretimi aylık bazda gerilerken, yıllık bazda Almanya ve İtalya’da büyüme Fransa da ise daralma yaşandı.

Euro Bölgesi’nde GSYH ise 3Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre son 4 yılın düşüğü olan %0,2’lik büyüme kaydetti. 2Ç2018’de %0,4’lük büyüme kaydedilmişti. Bir önceki yılın aynı dönemine göre ise GSYH 3Ç2018’de 0,5 yüzde puanlık kayıpla %1,7 büyüme kaydetti.

EU-GDP-2018-Q-3

En büyük ticaret ortağımız olan Euro Bölgesi’nde hizmet ve imalat sektörünü kapsayan bileşik PMI endeksi Ekim ayında aylık 1 puan gerileme ile 53,1 puan seviyesine gerilese de endeksin 50 seviyesinin üzerinde olması ekonomik aktivitenin canlı olduğuna işaret ediyor. Eylül ayında hafif yükselen tüketici kredilerinin Ekim ayında hafif gerilediğini gördük. Bölge’de talep tarafında Ekim ayında önemli bir düşüş yaşanmaması üretim verilerinde aşağı yönlü sert bir düşüş olasılığını ortaya koymuyor. Hem Eylül hem de Ekim ayı ihracat verilerimiz de Euro Bölgesi’ndeki talep tarafındaki mevcut seyri destekliyor.

ABD merkez bankasının (Fed) finansal koşulları sıkılaştırması ve Avrupa Merkez Bankasının (AMB) yıl sonunda miktarsal genişlemeyi sonlandırmasına bağlı olarak küresel finansal şartların zorlaşması ve küresel ticarete yönelik belirsizlikler küresel büyüme üzerinde aşağı yönlü risk oluşturuyor.

En büyük ticaret ortağımız olan Avrupa ekonomisinde büyüme hızında yavaşlamanın devam edeceği beklentisi ışığında Türkiye’nin üretim tarafında büyümenin sınırlı olması ve zorlu finansal koşullara bağlı olarak tüketim ve yatırımda canlanma ihtimalinin zayıf olması sebebiyle Türkiye’nin istihdam verilerinde olumsuz seyrin devam etmesini bekliyoruz. TÜİK verilerine göre, Türkiye’de mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranı son altı aydır aralıksız yükselerek Ağustos döneminde %11,20 seviyesinde bulunuyor.

Güçlü ABD ekonomisi doların arkasındaki en büyük destek

ABD ekonomisi 2018 yılı 3. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yıllıklandırılmış olarak %3,3 büyüme beklentisine karşılık %3,5 büyüdü.

ABD ekonomisi 2. çeyrekte %4,2, 1. çeyrekte ise %2,2 büyüme kaydetmişti.

3. çeyrekte büyümenin tetikleyicileri olarak kişisel tüketim harcamaları, özel sektör envanter yatırımları, kamu harcamaları, federal hükümet harcamaları ve konut dışı yatırımlar sıralanırken ihracat hacmi ve konut yatırımlarında gerileme kaydedildi.

ABD’nin sürdürdüğü ticaret savaşının dış ticaret verilerine olumsuz yansımasına rağmen iç talepteki artış ve devlet teşvikleri ekonominin istikrarlı büyüme performansının sürmesinde etkili oluyor.

Güçlü ABD ekonomisinin yansımasını da ABD dolarında görüyoruz. İç siyasi ve finansal sorunlarla cebelleşen Avrupa ekonomisi ve ABD’nin Çin mallarına uyguladığı ek tarifelerin Çin ekonomisini finansal krizin yaşandığı 2009 yılına geriletmesine bağlı olarak ABD doları gücünü koruyor.

ABD doları 1,1380 seviyesi ile Euroya karşı Ağustos 2018 seviyelerine doğru güçlenirken bu güçlenmede Almanya Şansölyesi Merkel’in Aralık seçimlerinde başbakanlık yarışında yer almayacağı kararı da etkili oldu.

Çin hükümeti ülke para birimi yuanı güçlendirmek adına yatırım ortamını iyileştirecek ve uzun vadeli yabancı sermayeyi çekecek adımlar atacağını duyurması önemli ancak Kasım ayı sonunda bir araya gelecek olan ABD ve Çin liderlerinin yapacağı görüşmede anlaşmaya varmamaları halinde ABD yeni yaptırımları devreye sokacağını duyurdu.

Her şekilde ticaret savaşı ile elini güçlendiren ABD’nin 6 Kasım seçimlerinde Trump parlamentoda güç kaybı yaşasa bile ABD dolarının gücünü koruyacağını düşünüyoruz.

Çin ekonomisi zayıflıyor

ABD’nin Çin’e yönelik gümrük vergisi artırımlarına bağlı olarak Çin ekonomisi 2018 yılı üçüncü çeyreğinde güç kaybederek bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %6,5 büyüme (bir önceki çeyreğe göre %1,6) kaydetti.  Böylece ülke GSYH’si 2009 yılından bu yana en düşük performansını sergilemiş oldu. 2017 yılında ortalama %6,9 büyüyen Çin ekonomisinin 3. çeyrekte %6,6 büyümesi bekleniyordu.

Küresel PMI verilerinin küresel ticarette yavaşlamaya işaret etmesi ve ABD’nin güçlü ekonomik görünümüne bağlı olarak Fed’in kademeli faiz artırmaya devam edeceği 2019 yılını dikkate aldığımızda ABD ile anlaşma sağlanamadığı takdirde Çin ekonomisinde güç kaybının önümüzdeki dönemde de devam edeceğini düşünüyoruz.

Bu olumsuz beklentiyi olumluya çevirebilecek bir gelişme yaşandı. 30 Kasım’da Buenos Aires’te başlayacak olan G20 zirvesinden bir gün önce henüz resmi kaynaklar tarafından doğrulanmasa da ABD ve Çin başkanları Trump ve Xi Jinping’in bir araya gelme ihtimali var. Olumlu olabilecek herhangi bir adım küresel ticareti hareketlendirebilir. Bekleyip göreceğiz.

Büyüme hızında yavaşlama uzun soluklu görünüyor

2018 yılı 2. çeyreğinde %5,2 seviyesinde GSYH büyümesi kaydeden Türkiye ekonomisi 2017’den bu yana gözlemlenen büyüme performansının gerisinde kaldı. 2017 yılı genelinde %7,4’lük GSYH büyümesine karşın 2018 yılının ilk yarısında %6,3’lük büyüme gerçekleşti,

Üretim yöntemi baz alındığında, %5,21’lik GSYH büyümesinin kaynaklarına baktığımızda 1,79 puanı hizmet sektöründen, 1,29’luk puanı kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetlerinden, 0,88 puanı ise sanayi sektöründen gelmiştir.

Harcamalar yöntemiyle %5,21’lik GSYH büyümesinin kaynaklarına baktığımızda 3,81 puanı yerleşik hanehalklarının ve hanehalkına hizmet eden kâr amacı olmayan kuruluşların tüketiminden, 0,96 puanı devletin nihai tüketim ve harcamalarından, 1,03’lük puanı mal ve hizmet ihracatından kaynaklanmıştır.

Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış verilere göre ise GSYH 2Ç2108’de bir önceki çeyreğe göre %0,9 artış kaydetti ki bu değer de 4Ç2106’dan bu yana kaydedilen en düşük büyümeyi temsil etti. 2017 yılı genelinin ortalaması %1,8 olmuşken 2018’in ilk yarısında ortalama %1,7 büyüme gerçekleşti.

Detaylarda dikkatimizi çeken kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetlerinde kaydedilen %13’lük sıçrayışın seçim öncesi yapılmış hamleden ziyade sürekliliğini arzu ediyoruz.

Sanayi sektörü 2Ç2018’de ihracatın verdiği destekle %4,3’lük büyüme ile gücünü korusa da 4Ç2016’dan bu yana en düşük büyümeyi gerçekleştirdi. Sektör 2017 yılında ortalama %9,2 büyümüşken 2018 yılı ilk yarısında ortalama %6,2’lik büyüme kaydetti.

Rusya ile ilişkilerin iyileşmesine rağmen 2Ç2018’de %1,5 daralan tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün dışa bağımlılığı azaltması bakımından büyümesinin desteklenmesini ümit ediyoruz. Tam tersine geçen hafta gündeme gelen tarımsal destekleme ödemesi almaya hak kazanan çiftçilerin su kullanım hizmet bedeli ile tarımsal sulamada kullanılan elektrik enerji borcu alacağı destekten mahsup edileceği haberine şaşırmamak elde değil.

Artan borç yükü ve cari açık risklerine rağmen 2. çeyrekte seçim öncesi olması sebebiyle ekonomik aktivitenin canlı olduğunu gördük. 3. çeyrek öncü göstergeleri ise likidite problemine, enflasyonda hızlanmaya, iç talepte daralmaya ve üretimde hız kaybına işaret ediyor. TL’deki sert değer kayıplarının öngörülebilirliği azaltması ve likidite ihtiyacı sebebiyle özel sektörün yatırım harcamaları gerilerken kamu harcamalarında artış var. Merkez Bankası’nın faiz artırım sürecine girmesi gereken mevcut dönemde doğrudan yabancı yatırımları tetikleyecek ve sürdürülebilir büyümeyi ortaya koyacak elle tutulur bir gelişmenin yokluğunda ekonominin kırılganlığının arttığını düşünüyoruz.

Büyüme eğilimi belini kırdı

İlk iki çeyrek üretim, tüketim, yatırım ve dış talep göstergeleri ile kamu harcamalarını karşılaştırdığımızda 2. çeyrekte üretimde (sanayi üretimi, otomobil üretimi, , tüketimde (vergi gelirlerinde, perakende satışlarda, otomobil satışlarında, tüketici kredilerinde), yatırım harcamalarında, ihracat ve ithalat miktar endekslerinde, ülkeye gelen turist sayısında azalış; toplam kredilerde, kamu harcamalarında, konut satışlarında artış olduğunu görüyoruz. İlk çeyrekte GSYH büyümesi yıllık %7,36 olarak gerçekleşmişti.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi 2018 yılı 2. çeyrek GSYH büyüme oranını yıllık %6,5, simditahmin.com ise %6,25 olarak tahmin ediyor. Simditahmin.com mevcut verilerle 3. çeyrek için yıllık %5,94 büyüme öngörüyor. 3. çeyrekte konutta kampanya döneminin bitmesi büyüme üzerinde aşağı yönlü risk oluşturacak.

Son Merkez Bankası Beklenti Anketi’ne göre 2018 yılı için GSYH büyümesi %4,2 seviyesinde bulunuyor.

Yeni hükümetin Temmuz ayıyla birlikte kamu tarafında harcamaları kısıtlayıcı tedbirleri sıralaması mali disiplinin süreceğine işaret ediyor. Bakan Albayrak iç talepte daralmanın ve kısıtlayıcı tedbirlerin enflasyon üzerindeki baskıyı azaltacağını öngörüyor. Bu görüşe paralel olarak Merkez Bankası da Salı günü gerçekleştirdiği para politikası toplantısında beklentilerin aksine politika faizini %17,75’te sabit tuttu. Ancak Fitch’in de belirttiği gibi Türkiye’deki şirket ve kuruluşların hassasiyet taşıdığı alanlar:

. TL’deki değer kaybı,

. Artan borçlanma maliyetleri ve

. Yavaşlayan ekonomik büyüme.

Ve Fitch, Fed’in faiz artırmasıyla birlikte Dolar-TL’nin 2018 yılı sonunda 5,5, 2019 sonunda 6,0 seviyesine yükselebileceğine yönelik uyarıyor.

Öncelikle Merkez Bankası’nın Fed’in faiz artırımlarına önden yüklemeli olarak faiz artışıyla tedbir almak yerine beklemede kalmasıyla Dolar-TL kuru 4,80 seviyesinin üzerine yükseldi. 18 Ağustos’ta açıklanacak olan Orta Vadeli Programın cari açığı düşürücü ve finansmanı konusunda tedbirler ve sürdürülebilir büyümeye yönelik somut adımlar ortaya koymadıkça TL’deki değer kaybının dolayısıyla da enflasyon üzerindeki baskının süreceğini, maliyetlerin artmasıyla birlikte şirketlerin ayakta kalmasının giderek zorlaşacağını, bu da kısa vadeli yatırımlara bağımlı olan Türkiye’nin risk profilinin daha da kötüleşeceğini ve domino etkisiyle borçlanma kabiliyetinin daha da azalacağını, büyümeyi aşağıya çekeceğini düşünüyoruz.

Uzun vadede sürdürülebilir büyümeyi destekleyecek yapısal reformlar yerine kısa zamanda enflasyonu düşürücü tedbirlerin ne olacağı konusunda endişeli bir bekleyiş halindeyiz. Türkiye’nin finansman sorununu sekteye uğratacak her hamle Merkez Bankası’nı çok daha sert faiz artırımlarına yaklaştıracaktır.