Etiket: büyüme

Çin ilk çeyrekte %6,4 büyüdü, Mart ayında hızlanma var

Çin ekonomisi 2019 yılı ilk çeyreğinde yıllık bazda %6,4 büyüme kaydetti. Piyasada beklenti GSYH’nin %6,3 büyüyeceği yönündeydi. GSYH bir önceki çeyreğe göre ise %1,4 büyüme kaydetti, 2018 yılı 4. çeyreğinde çeyrek bazda %1,5’lik büyüme kaydedilmişti.

Çin’de Mart ayı üretim ve tüketim göstergeleri ise beklentilerden yukarıda performans gösterdi…

Çin’de sanayi üretimindeki beklentilerin çok üzerindeki artış moral verdi. Sanayi üretiminin Mart 2019’da bir önceki yılın aynı ayına göre %5,9 büyümesi beklentilerine karşılık %8,5 büyüme kaydetti. Şubat ayında sektörde yıllık bazda %5,3 büyüme kaydedilmişti. Sektör genelinde tüm kalemler büyüme gösterdi. Yılın ilk çeyreğinde sanayi üretimi %6,5 büyümüş oldu.

Öte yandan perakende satışlar Mart 2019’da bir önceki yılın aynı ayına göre %8,7 artış yaşadı. Şubat ayında perakende satışlarda %8,2’lik artış kaydedilmişti. Böylece 2019 yılı ilk çeyreğinde büyüme %8,3 olarak gerçekleşti.

Dr. Fulya Gürbüz

Gaz verip sert frene basmak yerine yeni bir yol haritası lazım: Yapısal reform

İmalat sektörü PMI endeksi Eylül 2018’de 42,7 ile 2008 krizinden sonraki en düşük seviyesini kaydetmiş, sonrasında yükselme eğilimini ortaya koymuştu; 2019’un ilk üç ayında da endeks yükselişini sürdürdü.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretimi Ocak 2019’da bir önceki aya göre %1 artış kaydetti. Şubat ve Mart aylarında imalat sektöründeki iyileşmenin sürmesi sanayi üretimi için olumlu bir gelişme. Ancak mevsimsellikten arındırılmış verilere göre Kasım 2018-Şubat 2019 dönemi boyunca ihracatın aylık bazda gerilemeye devam etmesi, 2019 yılının ilk iki ayında ihracatın sanayi üretimi ve dolayısıyla da GSYH büyümesine katkısının negatif olduğuna işaret ediyor.

Öte yandan mevsimsellikten arındırılmış ithalat hacmi aynı dönem boyunca aralıksız artışını sürdürürken dış ticaret açığı aylık bazda aralıksız artmaya devam ediyor (ki bu durum değer kaybeden TL’yi de dikkate aldığımızda cari açıkta artış eğilimini ortaya koyuyor). En büyük ticaret ortağımız olan Avrupa’dan özellikle de Almanya’dan gelen zayıflama işaretleri Türkiye’nin ihracat performansındaki gerilemeyi teyit eder nitelikte.

Tüketim tarafında ise perakende ticaret ve e.t.t.e. tüketim endekslerinin 2019 yılının ilk iki ayında hafif kıpırdandığını, artan iç talebi karşılamak adına da reel sektörün söz konusu dönemde yatırımlarını artırarak stoklarını güçlendirdiğini ortaya koydu.

Ancak takipteki alacaklar tarafına baktığımızda takipteki kredilerin toplam bankacılık sektörü kredilerine oranının Ağustos 2018’den bu yana aralıksız yükselmesiyle reel sektörün finansman tarafında giderek daha zorluk yaşadığını anlıyoruz. 2018 yılının son çeyreğinden 2019 yılı ilk çeyreği sonuna kadar tüketici ve kurumsal kredilerdeki artış eğiliminin sürdüğünü de dikkate aldığımızda takipteki alacakların bankacılık sistemi üzerinde ağırlığını daha da artırdığını anlayabiliriz hele de artan risk primimize bağlı olarak dış borçlanma maliyetleri artıyorken.

(Hatırlatalım: Dış finansman şartlarının giderek zorlu bir hal aldığı 2018 yılında TL’de yaşanan sert değer kaybı sebebiyle TCMB TL’yi korumak adına sert faiz artırım kararı aldı ve sıkı para politikası kararlılıkla sürdürülmeye devam edildi. Ekonomik faaliyette yaşanan fren etkisine paralel olarak yüksek kredi faizleri yurt içinde finansmana erişimi zorlaştırdı.)

Bunların yanında özellikle Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) katkısıyla 2017’de kaydedilen iç tüketimdeki hızlanma, 2018’de KGF’nin sonlanmasıyla yavaşlama ve düşme eğilimini beraberinde getirdi ve sonuç olarak işsizlik oranı 2017 yılında hızla düşerken 2018 yılında hızla arttı.

Enerji ve dış borca bağımlı olmamıza rağmen iç tüketimi pompalayarak büyümenin ateşlenmesi cari açık, TL’de ve üretimde sert değer kayıpları ve yüksek işsizlik oranlarıyla daha şiddetli döndü.

Hal böyle iken, küresel ekonominin yavaşlama eğilimine girdiği bir ortamda hızla artan Türkiye nüfusunu da dikkate aldığımızda Türkiye’nin mevcut tüketim, yatırım ve üretim resminde sürdürülebilir bir şekilde istihdamı artıracak, işsizliği azaltacak bir hikayesi var mı? Maalesef yok. Yerli araba da bir hikaye evet ama yapay zekanın üretim tarafında ağırlığını artırdığı bir ortamda katma değer yaratacak teknolojik ürünlerin üretilmesi, yeni iş alanları yaratması ve dünya çapında marka değeri taşıması daha güzel bir hikaye.

Gerçek şu ki mevcut yapı hem TL’yi hem de ekonomiyi daha da kırılgan hale getiriyor. Gaz verip frene basmak zorunda kalmaktansa istihdam ve sürdürülebilir bir hızda büyümeyi sağlayacak yeni bir yol haritası lazım. Mevcut yapıyla bu sağlanamadığına göre yapıyı değiştirmek yani reform yapmak gerekiyor. Bunu da “yapısal reform” olarak adlandırıyoruz.

Dr. Fulya Gürbüz

İç talepsiz büyüme lazım

2018 yılında GSYH büyümesi önce zayıfladı sonra daraldı…

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %2,4 azaldı. 2018 yılında çeyrek bazda bir önceki döneme göre kıyasla %0,92 büyüme, %0,05 büyüme, %1,57 daralma ve %2,45 daralma yaşandı. Bu düşüşün tetikleyicileri sırasıyla 2017 yılı son çeyreğinde sonlanan KGF (Kredi Garanti Fonu), ABD’den gelen korumacılık rüzgarları, Rahip Brunson Krizi’ne bağlı olarak Ağustos ayında TL’de yaşanan sert değer kaybı ve özellikle Avrupa ekonomisinde yaşanan kademeli momentum kaybı oldu.

TL’de yaşanan değer kaybı ve artan enflasyona bağlı olarak iç talep 1Ç2009’dan bu yana ilk kez 4Ç2018’de daralma yaşadı…

Yerleşik hanehalklarının ve hanehalkına hizmet eden kâr amacı olmayan kuruluşların toplam nihai tüketim harcamaları 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %5,41 daraldı; bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %8,9 azaldı. Devletin nihai tüketim harcamaları bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %0,5 arttı, gayrisafi sabit sermaye oluşumu %12,9 azaldı.

İç talepte daralma 3Ç2016’dan bu yana ilk kez sanayi üretiminde düşüş getirdi…

GSYH’nin %22,25’ini oluşturan sanayi üretimi 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %1,30 daraldı.

GSYH’nin %5,76’sını oluşturan inşaat sektörü 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %0,64 daraldı.

GSYH’nin %54,31’ini oluşturan hizmet sektörü 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %0,06 daraldı.

Küresel büyüme endişeleri ve iç talepte daralma yatırım harcamalarının 2018 yılı son iki çeyreğinde arka arkaya daralmasına sebep oldu…

Gayri safi sabit sermaye oluşumu 3Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %1,38 daralmasının ardından 4Ç2018’de %3,85 daralma yaşadı.

Son 9 çeyrektir mal ve hizmet ihracatı büyümeye pozitif katkı sağlıyor…

TL’deki değer kaybının getirdiği artan rekabet gücünün etkisiyle son iki çeyrektir ihracatın büyümeye katkısında artış var. İhracat 3Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %2,95 artış kaydetmesinin ardından 4Ç2018’de %2,21 büyüme kaydetti. Bu gelişmeye paralel olarak 2018 yılının son iki çeyreğinde mal ve hizmet ithalatı daha hızlı arttı (sırasıyla %3,79 ve %6,19).

Gelin ihracat, ithalat, iç talep ve büyüme arasındaki aşağıdaki grafiği inceleyelim:

KGF desteğiyle 2017 yılında GSYH %7,44 büyüdü, ithalat artışı ihracatın önüne, 12 aylık cari işlemler açığı 2017 yılında sürekli artarak yıl genelinde %43 artış kaydetti. 2017 yılı sonunda KGF’nin sonlanması iç talepte yavaşlamaya sebep oldu ve ithalatta düşüşü getirdi. Küresel korumacılık dalgasıı ile başladığımız 2018 yılı artan politik riskle birlikte TL’de sert değer kaybı ile birlikte iç talepte keskin daralma getirdi. 12 aylık cari işlemler açığı Mayıs 2018’de 58 milyar dolar yükselmiş olduğu seviyeden ihracat performansının da desteğiyle 2018 yılı sonunda 27,8 milyar dolara kadar geriledi. 2018 yılının son iki ayında ithalat tarafında yaşanan yükselme ise ihracattaki artıştan kaynaklanan bir gelişme.

Bundan sonra ne olacak?

Avrupa ve küresel ekonominin zayıfladığı ortamda iç talebi tetiklemek ekonomik büyümeyi hızlandıracaktır ancak ithalatta daha hızlı artış getirecektir. İhracat potansiyelinde artışın sınırlı olması cari açıkta daha hızlı artışa, finansmanında ise yüksek faiz ortamında dış borçlanmaya eğilimi artıracaktır. Kısacası ihracat potansiyeli sınırlıyken büyüme uğruna iç talebi tetiklemek kısa vadede büyüme, sanal bir güven artışı getirse de orta-uzun vadede enflasyon, güven bunalımı, ekonomik zayıflama ve işsizlikte artış getirecektir. Evet 12 aylık toplam cari işlemler açığı Mayıs 2018’deki 58 milyar dolar seviyesinden Ocak 2019 sonunda 21,6 milyar dolar seviyesine geriledi, doğru, ancak bunda iç talepte daralmanın etkisi var.

Dolayısıyla 31 Mart seçimleri sonrasında hükumet sürdürülebilir büyümeyi getirecek yapısal reformlar ortaya koymadan iç talep artırıcı hamleleri devreye sokarsa rota belli: Belki kısa süreli bir rahatlama, sonrasında ise özellikle cari açıkla ilgili veriler bozulmaya başladıkça TL’de sert dalgalanmalara karşı şimdiden tedbirli olmakta fayda var.

Dr. Fulya Gürbüz

2018 yılı 4. çeyrek GSYH büyüme beklentileri %1,0-5,5 daralma aralığında

AA Finans Büyüme Beklenti Anketi sonuçlarına göre 4Ç2018’de yıllık %3 daralma bekleniyor (en fazla %5,5 daralma, en az %1 daralma). Ankete göre 2018 yılı büyüme beklentisi %2,5, 2019 yılı büyüme öngörüsü ise %1 seviyesinde.

Bloomberg HT Araştırma Masası anketine göre 4Ç2018’de yıllık %2,8 daralma bekleniyor. 2018 ve 2019 yılları için büyüme tahminleri ise sırasıyla %2 ve %1.

Bilgi Üniversitesi simditahmin.com’a göre 4Ç2018’de %2,3 daralma beklenirken 2018 yılı geneli için %2,6 büyüme bekleniyor.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi, Betam, ise 4Ç2018’de %3,5 daralma beklerken 2018 yılı geneli için %2,7 büyüme bekliyor.

2018 yılı 3. Çeyreğinde yıllık bazda %1,6 büyüme kaydedilmiş böylece 2018 yılı ilk üç çeyreğinde ortalama %4,7 büyüme kaydedilmişti. 2017 yılında ise ortalama %7,4 büyüme kaydedilmişti.

Hükümetin Yeni Ekonomi Programı’na göre 2018, 2019 ve 2020 yılları için GSYH büyüme tahminleri sırasıyla %3,8, %2,3 ve %3,5. Anket beklentilerinde 4Ç2018’de en az %1’lik daralma bekleniyor ki 2018 yılı için %3,5’lik bir büyüme ile hükumetin beklentisinin altında kalacak.

AMB faizleri değiştirmedi, büyüme ve enflasyon tahminlerini düşürdü

Avrupa Merkez Bankası (AMB) politika faizini değiştirmeyerek %0’da tuttu ve en azından yıl sonuna kadar değiştirmeyeceğini duyurdu.

Bununla birlikte AMB, orta vadede %2 enflasyon hedefine ulaşmak ve bankalara likidite sağlamak amacıyla

1. Varlık alıp programı kapsamında satın alınmış olan tahvillerin vadeleri dolduğunda anaparanın tekrar yatırıma dönüştürülmesi uygulamasına uzun süre devam edilecek.

2. Yeni bir uzun vadeli yeniden finansman programı (TLTRO) Eylül 2019’da devreye alınacak ve Mart 2021’de sonlanacak. Böylece bankalara uygun faiz oranıyla uzun vadede kaynak sağlanmış olacak.

3. Eurosystem’in ödünç verme işlemleri de en az Mart 2021’e kadar devam edecek.

Ekonomik görünüme ilişkin olarak AMB Başkanı Draghi şu değerlendirmelerde bulundu:

. Euro Bölgesi’nde ekonomi zayıflıyor,

. Jeopolitik belirsizlikler, korumacılık tehditleri ve gelişen ekonomilerdeki kırılganlıklar ekonomik büyüme üzerinde aşağı yönlü risk oluşturuyor,

. Ekonomideki zayıflık enflasyon hedefinden uzaklaştırıyor,

. Destekleyici finansman koşulları, elverişli işgücü piyasası ve ücretlerdeki artış Euro Bölgesi’de ekonomik büyümeyi destekliyor ancak enflasyon üzerinde kısmi baskı yaratıyor.

Söz konusu ekonomik görünüme bağlı olarak AMB, Euro Bölgesi GSYH büyüme beklentilerini 2019 yılı için %1,7’den %1,1’e, 2020 yılı için %1,7’den %1,6’ya düşürdü; 2021 yılı için %1,5 olan beklentisini değiştirmedi.

AMB’nin enflasyon beklentileri ise 2019 yılı için %1,8’den %1,2’ye, 2020 yılı için %1,6’dan %1,5’e, 2021 yılı için %1,7’den %1,6’ya düşürüldü.

AMB’nın ekonomiye yönelik değerlendirmelerinin Türkiye için anlamı riskler korunduğu müddetçe en büyük ticaret ortağımız olan Euro Bölgesi’nin ihracat hacmimize katkısının sınırlı kalacak olması. ABD’nin ise Türkiye’den ithal ürünlerine gümrük muafiyetini kaldırma hamlesini de eklediğimizde son gelişmeler yüzümüzü güldürecek cinsten değil.

Dr. Fulya Gürbüz

AMB’den faiz değişikliği beklenmiyor

Avrupa Merkez Bankası (AMB) para politikasını görüşmek üzere bugün toplanıyor. AMB’den faiz değişikliği beklenmezken ekonomik görünüme ilişkin değerlendirmeleri ve beklentileri takip edeceğiz.

Euro Bölgesi 2018 yılı genelinde %1,8 büyümüş, son çeyrekte kaydettiği %1,2 büyüme ile 2014 yılından bu yana en zayıf performansı ortaya koydu.

Enflasyon ise 2019 yılı Şubat ayında yıllık %1,5 artış kaydetmişti. İmalat ve hizmet sektörleri PMI verileri fiyatlar üzerindeki baskının azaldığına işaret etti.

İşsizlik oranı ise Ocak ayındaki %7,8 değeri ile Ekim 2008’den bu yana kaydedilen en düşük seviyede.

Faiz kararı TSİ 15.45’te açıklanacak.

Büyüme ve kredibilite arasındaki yol ayrımı

Küresel yavaşlama endişeleri ile Türkiye’nin dış borç stoku azalıyor…

TCMB verilerine göre Eylül 2018 sonu itibarıyla toplam dış borç stoku 448,45 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Finans dışı sektörün dış borç yükü finans sektörünü geçti…

Mart 2015’ten Eylül 2018 sonuna kadar finans dışı sektörün dış borç stoku içindeki payı artarken finans sektörünün payı azalıyor öyle ki Eylül 2018 sonunda finans sektörünün toplam dış borcu 128,1 milyar dolar iken finans dışı sektörün dış borcu 160,3 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Aşağıdaki grafiği dikkate aldığımızda; 2008 Finansal Krizin ardından özellikle ABD, Avrupa, İngiltere ve Japonya merkez bankalarının yürüttüğü düşük faiz politikasıyla birlikte özel sektör dış borçlanmasını artırırken finans dışı sektörün toplam dış borç içindeki payı finans sektörünün üzerine çıktı.

Düşük maliyetli dış borçlanma imkânı finans dışı şirketlerin yurtdışından borçlanmasını cazip hale getirirken ekonomik büyüme 2016 yılı 3. çeyreğine kadar gücünü korumuş, 2017 yılında aktif olarak devreye giren Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) katkısıyla artan iç talep finans dışı sektörün yurt dışından borçlanmasını hızlandırmıştı. Ancak 2017 yılının son çeyreğinde KGF’nin sonlanması ve 2018 ile birlikte ABD’den esen sert korumacılık rüzgarlarının yanı sıra AB ve ABD ile olan siyasi gerginliklere ek olarak yüksek özel sektör dış borç ve yüksek cari işlemler açığına sahip Türkiye ekonomisinin kırılganlığına yönelik yorumlar Ağustos 2018’de TL’de sert değer kaybına sebep olmuş, daralan iç talebe bağlı olarak arka arkaya ekonomik yavaşlama görülmüştür. 2018 yılının son çeyreğinde ise GSYH’de sert bir daralma bekliyoruz.

Yukarıdaki grafikte görüldüğü üzere, küresel büyümeye yönelik endişelerle birlikte Türkiye’de daralan iç talebe bağlı olarak 2018 yılının 2. ve 3. çeyreklerinde finans dışı sektörün yurt dışı borç stokunda azalma var.

Dış borç yükü azalırken Türk bankacılık sektörünün takipteki alacaklar yükü artıyor…

Bankacılık sektörünün takipteki krediler hacminde Ağustos 2018’den bu yana sert bir artış yaşanıyor. Brüt takipteki alacaklar hacmi Şubat 2019 itibarıyla 100,6 milyar TL seviyesine yükselmiş durumda.

Benzer olarak bankacılık sisteminin vadesi geçmiş alacaklarının toplam kredilere oranı (takipteki alacaklar rasyosu) 18 Ocak itibarıyla %4,41 seviyesinde bulunuyor.

2008 Finansal Krizinin ardından 2009 yılında %6,20 seviyesine kadar yükselen takipteki alacaklar rasyosunun 2005’ten bu yana ortalaması ise 3,85 seviyesinde bulunuyor.

S&P kredi riskinde artışa işaret ederken Türkiye Bankalar Birliği’nden “kredinin ilk verildiği tarihe göre kredibilitesinde kısmen azalma olabileceği” değerlendirmesi geldi…

Özellikle finans dışı sektörün artan dış borç yükünü mercek altına alan kredi derecelendirme kuruluşu S&P Türk Lirası’nın önümüzdeki üç yıl boyunca istikrarlı bir şekilde değer kaybedeceğini ve takipteki alacaklar rasyosunun önümüzdeki 12 ayda ikiye katlanarak %8 düzeyine yükseleceğini tahmin ediyor. S&P, takipteki ve yeniden yapılandırılan kredilerden oluşan sorunlu kredi oranının yaklaşık %10-15 aralığında olduğunu tahmin ediyor. Bankalar Birliği ise S&P’ye yönelik olarak yazılı bir açıklama ile “…ileriye yönelik yapılan tahminler ve hesaplamalara göre ikinci grupta, yakın izlemedeki kredilerin tamamının sorunlu hale geleceğine ilişkin değerlendirme doğru değildir. Ülkemiz realitesi ile de uyuşmamaktadır” değerlendirmesine yer vermiştir.

Bankaların riskli varlıklarına karşılık ayırması gereken sermaye miktarının hesaplanmasında kullanılan sermaye yeterlilik rasyosuna ilişkin olarak Bankalar Birliği’nin Ekim 2018 tarihli “Uluslararası Karşılaştırmalar İtibariyle Bankacılık Sektörü” raporunda yer alan ve aşağıya kopyaladığımız karşılaştırmalı sermaye yeterlilik rasyosu grafiğine göre Türkiye bankacılık sektörü riskli bir resim ortaya koymuyor.

Nitekim asgari sermaye yeterlilik oranı %8 iken Türkiye bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik oranı Aralık 2018 itibarıyla %17,3 seviyesinde bulunmaktadır.

GSYH büyümesi ve takipteki alacaklar arasındaki korelasyon ters yönlü…

Bankacılık sektörü gücünü korusa da büyüme dinamikleri ile bankaların takipteki alacakları rasyosu arasında yakın bir ilişki olduğunu görüyoruz. Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi tarihsel veriler GSYH büyümesinde yavaşlama olduğu zaman takipteki alacakların arttığını, GSYH’de büyüme olduğu dönemlerde de takipteki alacaklar oranının düşmektedir.

2019’da Türkiye ekonomisinin daralacağı beklentisi takipteki alacaklarda artış getirecek…

Dolayısıyla 2019 yılı için %0,5 daralma öngören S&P’nin bankaların kredi profiline yönelik endişelerine katılıyoruz. Yılın ikinci yarısında enflasyon dinamiklerinde kalıcı iyileşmenin TCMB’ye faiz düşürmek için imkân sağlayacağı, paralelinde iç talebin artacağı ve büyüme dinamiklerinin yukarı döneceği ihtimalinde S&P’nin Ağustos ayındaki Türkiye değerlendirmesinde daha az endişe tonu duyma konusunda şüpheliyiz çünkü iç talepte olası bir artış ithalatta artış getireceğinden cari açık problemine yönelik söylemleri duyma ihtimalimiz artacaktır. Eklemekte fayda var, olası bir siyasi belirsizlik Türk Lirası’nda sert değer kayıpları yaşanmasına sebep olabilir ki bu da büyüme dinamiklerini aşağı çekecektir.

Fed’in faiz artırım belirsizliği dış borç maliyetlerinde artış demek…

Buna ek olarak Fed’in faiz artırım konusunda beklemede kalacağı ihtimali Fed Başkanı Powell’in dile getirdiği gibi yüksek görünmüyor. Ocak ayı Fed para politikası toplantı tutanaklarında belirtildiği gibi Fed üyelerinin faiz değişikliğine yönelik olarak görüş birliği ortaya koymamaları ekonomik verilerin güçlü gelmesi halinde faiz artırımının görünenden uzak olmayabileceğine işaret etti. Diğer bir deyişle Fed’in faiz artırımlarına devam etmesi Türk şirketlerinin borç alma ve döndürme maliyetlerini yukarı çekecek bir gelişme olacak.

Dönüp dolaşıp tekrar güven algısına geliyoruz…

TÜİK’in yayınladığı Tüketici Güven Endeksi Şubat ayında 57,9 seviyesine gerileyerek 2008 yılı sonu seviyelerine düştü. İşsizlik oranının %12,3 seviyesine yükseldiği, yüksek üretim maliyetlerinin çıktı fiyatlarında aşağı yönü sınırladığı, artan temel ihtiyaç maliyetleri sebebiyle yaşam şartlarının giderek zorlaştığı mevcut durumda sürdürülebilir büyümeyi getirecek yapısal reformların arka planda tutulması kısa ve orta vadeye dair bir umut ışığı vermiyor. 31 Mart seçimleri güven algısında kısa süreli bir iyileşme getirebilir ancak TL’deki seyir ve yapısal reformlara yönelik haberler S&P’nin endişelerinde haklı veya haksız olduğunu gösterecek.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın gündemi: ABD-Çin görüşmeleri, makro ekonomik veriler, Fed ve AMB yetkililerinin konuşmaları

Geçtiğimiz hafta Pekin’de yapılan ABD-Çin ticaret görüşmeleri bu hafta Washington’da devam edecek. Her iki taraf da anlaşma konusunda istekliler ancak ABD’nin adil ticaret isteğine Çin tarafı ne kadar taviz vereceği merakla beklediğimiz sonuç olacak.

Hafta genelinde Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve Fed bölge başkanları konuşmalarını takip edeceğiz. AMB Başkanı Draghi Cuma günü konuşacak.

18 Şubat 2019, Pazartesi

Türkiye’de Ocak ayı konut satışları açıklanacak. Aralık 2018’de 136,845 konut satılmıştı. Tarihsel olarak bakıldığında Aralık aylarında satışlar yıl ortalamasının üstünde artarken yeni yılda Ocak aylarında önemli oranlarda düşüş yaşanıyor. Konut satışlarında Aralık aylarındaki artışlarda vergi indirimlerinin etkisi de var. Kasım 2018’de devreye giren ve 31 Mart 2019’da sonlanacak olan uygulamaya göre konutta KDV oranı %18’den %8’e düşürülürken tapu harçlarında %4’ten %3’e düşürüldü.

19 Şubat 2019, Salı

İngiltere’de Aralık 2018 işsizlik oranı açıklanacak. Kasım ayında %4 seviyesindeki işsizlik oranının değişiklik göstermemesi bekleniyor.

Almanya’da Şubat ayı ZEW ekonomik duyarlılık endeksi açıklanacak. Nisan 2018’den bu yana eksi bölgede yer alan endeks Ocak ayında eksi 15 seviyesine yükselmişti. Şubat ayı için beklenti eksi 13,5.

20 Şubat 2019, Çarşamba

Türkiye’de Şubat ayı TÜİK tüketici güven endeksi açıklanacak (Ocak 2019: 58,5). Şubat ayı için endekste iyileşme beklemiyoruz.

ABD merkez banksı Fed Ocak ayı para politikası toplantı tutanaklarını yayınlayacak. Toplantıda %2,25-2,50 olan gösterge faiz aralığında değişiklik yapılmamıştı. Tutanaklarda 2019’da faiz öngörüsü ve bilanço küçültülmesine yönelik görüşleri inceleyeceğiz.

21 Şubat 2019, Perşembe

Avrupa’da Şubat ayı imalat ve hizmet sektörleri PMI tahminleri yayınlanacak. Ocak 2019’da imalat sektörü PMI endeksi 50,5 seviyesine gerilemiş, hizmet sektörü PMI endeksi 51,2 seviyesine yükselmişti. Endeksin 50 ve yukarısı değerleri sektörde büyümeyi gösteriyor.

22 Şubat 2019, Cuma

Türkiye’de Şubat ayı imalat sektörü kapasite kullanım oranı açıklanacak. (Ocak 2019: 74,4)

Şubat ayı reel sektör güven endeksi açıklanacak (Ocak 2019: 93). Endekste önemli bir değişiklik beklemiyoruz.

Şubat ayı sektörel güven endeksleri açıklanacak. (Ocak 2019: Hizmet: 68,9; Perakende Ticaret: 82,7; İnşaat: 54)

Almanya’da 4Ç2018 GSYH büyümesi nihai verisi açıklanacak. Çeyreksel bazda %0 büyüme, bir önceki yılın aynı dönemine göre %0,6 büyüme bekleniyor. 3Ç2018’de dönemsel bazda %0,2 daralma kaydedilmiş, yıllık bazda büyüme %1,1 olarak ölçülmüştü.

Almanya’da Şubat ayı Ifo iş ortamı endeksi açıklanacak. Ocak 2019’da 99,1 olan endeksin Şubat ayında 98,9 seviyesine gerilemesi bekleniyor.

Coface: “2019 yılında işletmeler için iki gizli tehlike: Ekonomik gerileme ve siyasi riskler”

Dünyanın önde gelen sigorta şirketlerinden olan Fransa merkezli Coface 23. Ülke Riskleri Konferansı’nı 5 Şubat 2019 tarihinde Paris’te gerçekleştirdi.

Coface Baş Ekonomisti Julien Marcilly 2011-2012 yıllarındaki devlet borçları krizinden bu yana ilk kez 2019 yılında işletmelerin iki gizli tehlikeye dikkat etmeleri gerektiğini ifade etti: Konjonktürel yavaşlama ve siyasi riskler.

Ekonomik yavaşlama belirginleşiyor…

Yayınlanan basın bülteninde yer aldığı üzere 2017 ve 2018 yıllarında %3,2 büyüyen dünya ekonomisinin artan siyasi riskler, emtia fiyatlarındaki yüksek oynaklıklar ve arz kısıtlarının etkisiyle 2019 yılında %3 seviyesine yavaşlaması bekleniyor. Euro Bölgesi GSYH büyümesinin 2019 yılında %1,6’ya, ABD’nin ise %2,3’e yavaşlaması öngörülüyor.

Zayıflama sinyallerinin Batı Avrupa’dan gelmeye başladığı ifade edilirken, konjonktürel bir yavaşlama ve siyasi belirsizliklere bağlı olarak 26 Avrupa ülkesinden 20 tanesinde işletme iflaslarının sayısının (Euro Bölgesi’nde %1,2, Orta Avrupa’da %6,5 oranlarında) artacağı tahmin ediliyor. Dünya ticaretindeki yavaşlamanın bu yıl da devam ederek %2,3 seviyesine gerilemesi öngörülüyor.

Ekonomik yavaşlama eğiliminden en fazla etkilenecek sektörün ise yaklaşık sekiz yıllık büyüme döngüsünün ardından yavaşlama sinyalleri veren otomotiv sektörünün olduğu ifade ediliyor.

Coface, Çin piyasasının doyma noktasına ulaştığı ve korumacılığın arttığı bir küresel ortamda otomotiv sektörüne yönelik olarak yatırım ihtiyacı, artan rekabet, tüketicilerin değişen yaşam tarzları ve yeni kirlilik karşıtı çevre standartlarına uyum gerekliliğine vurgu yapıyor.

Bu gelişmeler neticesinde Coface, otomotiv sektörünün risk düzeyini Batı Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamında ve Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde “Orta Risk” düzeyine, Latin Amerika ve Kuzey Amerika ülkelerinde ise “Yüksek Risk” düzeyine düşürdüğünü açıkladı.

Artan siyasi risk Coface sosyal risk göstergesini aşağı çekti…

Avrupa’da artan siyasi risk unsurlarına bağlı olarak Coface sosyal risk göstergesinin 2010 yılından bu yana en yüksek seviyesine ulaştığı kaydedilen notta bu risklerin genellikle seçim dönemlerinde belirginleştiği, bu sebeple Yunanistan’daki seçimlerin ve İtalya’daki, İspanya’daki ve Almanya’daki muhtemel erken seçimlerin yakından izlenmesi gerektiği vurgulanıyor. Coface, Mayıs 2019’da gerçekleştirilecek olan Avrupa seçimleri sonrasında oldukça bölünmüş bir Avrupa Parlamentosu yapısı riskine işaret ederken bunda yaygınlaşan sosyal memnuniyetsizlikler ve Avrupa karşıtı partilerin artan popülerliğinin etkisi olacağına parmak basılıyor.

“TL’deki değer kaybı Türkiye ihracatı açısından avantaj”…

Türkiye’ye ilişkin olarak ise Coface ekonomisti Seltem İyigün şunları kaydetti:

“2018’de TL’nin ABD doları karşısında yaklaşık yüzde 40 değer kaybetmesinin özel sektör ve tüketim üzerindeki olumsuz etkilerinin 2019’un ilk yarısında devam etmesi beklenmektedir. Öte yandan, söz konusu değer kaybı, ihracatçılar açısından 2019 yılının daha avantajlı geçmesine neden olacaktır. Bu anlamda otomotiv, tekstil, giyim, metal, kimya, gıda gibi sektörlerin ihracat gelirlerinin artacağı öngörülmektedir. Kamu tarafından uygulamaya konulan destek paketleri ve ihracat, büyüme açısından önemli olacaktır. Öte yandan son haftalarda kredi faizlerinde görülen kısmi gerileme olumlu değerlendirilmektedir ancak bu düşüşün kalıcı olabilmesi için enflasyonun düşüş trendine girmesi önem taşımaktadır.”

“Yükselen piyasalara sermaye girişi Türkiye’yi avantajlı kılacak”…

Coface basın bülteninde, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki büyümede beklenen yavaşlamanın olumlu bir etkisi olarak ABD Merkez Bankası’nın faiz artırma olasılığının azalması ile birlikte, yükselen piyasalardan sermaye çıkışı riskinin sınırlanacağı ifade ediliyor.

Bu konuya ilişkin olarak ise Türkiye bağlamında Coface Türkiye Genel Müdürü Emre Özer 2019 yılının ikinci yarısında, sıkı para politikası ve TL’deki daha dengeli seyrin enflasyonun gerileme eğilimini destekleyeceğini savunuyor. Özer, enflasyondaki düşüşün paralelinde faizlerin bir miktar daha gerilemesiyle birlikte kredi kanalının daha verimli çalıştığı, tüketim ile üretim dinamiklerinin büyümeye daha fazla destek verdiği görüleceğini ifade ediyor. Coface Türkiye’nin 2019 yılı büyümesini %1,2 olarak tahmin ediyor.

Özer “petrol fiyatlarındaki oynaklık, jeopolitik gerginlikler, AB ülkelerindeki yavaşlama, Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşlarının etkileri gibi unsurların Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelerin büyüme performansları üzerinde 2019’da aşağı yönlü baskı yaratacağını” belirterek “ABD merkez bankasının önümüzdeki dönemde faizleri artırırken daha “sabırlı”, bilançoyu küçültürken ise daha “esnek” olacağını ifade etmesi, gelişmekte olan ülkelere daha fazla sermaye girişine neden olabileceğini” ekliyor. Özer’e göre “Böyle bir durumun oluşması halinde, Türkiye hem büyüme hem enflasyon dinamikleri açısından daha olumlu bir pozisyonda olacak.”

IMF 2019 ve 2020 için küresel büyüme beklentilerini aşağı çekti, Türkiye’ye vurgu yaptı

IMF, Davos’ta gerçekleşecek Dünya Ekonomik Forumu öncesinde 2019 ve 2020 yılları için küresel büyüme beklentilerini aşağı revize etti.

Dünya Ekonomik Görünüm revizyon raporunda küresel ekonominin 2019 yılında %3,5, 2020 yılında ise %3,6 büyüyeceğini tahmin eden IMF Ekim ayındaki beklentilerine göre 2019 tahminini 0,2, 2020 tahminini ise 0,1 yüzde puan aşağı çekmiş oldu.

Revizyonun gerisinde yatan sebepler ve varsayımlar şöyle sıralanıyor:

. Euro Bölgesi ve bazı gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerindeki zayıflık ve ticaret savaşında çözüme ulaşılamamasının küresel ekonomiyi daha da yavaşlatabileceği,
. Çin ekonomisinin beklenenden daha yavaş büyüyeceği,
. Olası bir anlaşmasız Brexit’in ekonomik görünümü risk altına alacağı.

IMF gelişmekte olan Avrupa bölgesi ülkelerinin 2018 yılında %3,8 olarak öngörülen büyümesinin ardından 2019 yılında %0,7, 2020 yılında ise %2,4 büyümesini bekliyor ki bunda Türkiye ekonomisinin 2019 yılında sert bir şekilde daralacağı ve 2020 yılında hafif toparlanacağı beklentisi öne sürülüyor. Türkiye vurgusunda para politikasının sıkılaştırılması ve çok daha kısıtlayıcı yurt dışı finansman şartlarına vurgu yapılıyor.

IMF, ticaret politikalarındaki belirsizlik ve gerginliğin artması ve misillemelere yönelik endişelerin yatırım ortamını zayıflatabileceği, tedarik zincirini aksatabileceği ve üretkenlik artışını yavaşlatabileceğini belirtirken böyle bir ortamın şirketlerin karlılığını düşürerek finansal piyasalara yönelik algıyı bozabileceği ve büyümeyi daha da azaltabileceğine dikkat çekiyor.

Euro Bölgesi ekonomisine yönelik zayıf noktalar olarak ise otomobillere yönelik yakıt emisyon standartlarının Almanya’nın ihracat performansını zayıflatması ve İtalya’nın AB bütçe açığı üst limitini zorlaması sıralanıyor.