Etiket: büyüme

Üçüncü çeyrekte büyümenin lokomotifine iç talep de eklendi

Takvim ve mevsimsellikten arındırılmış verilere ve harcamalar yöntemine göre çeyrek bazda en fazla artış %10,5 ile ithalatta gerçekleşti

Takvim ve mevsimsellikten arındırılmış verileri dikkate aldığımızda, üçüncü çeyrekte önceki çeyreğe göre en hızlı artış %10,5 ile ithalatta yaşandı ve ithalat yılın ilk 9 ayında ortalama %3,1 büyümüş oldu.

İkinci çeyrekte ekonomik büyümenin lokomotifi dış talep iken üçüncü çeyrekte iç talep de ortak oldu

2019 yılının üçüncü çeyreğinde önceki çeyreğe göre %5,49 büyüyen mal ve hizmet ihracatı ise yılın ilk 9 ayında ortalama %2 büyüme kaydetti.

Tüketici harcamaları ise üçüncü çeyrekte bir önceki çeyreğe göre %1,95 artarak ilk üç çeyrekte ortalama %2,1 artış kaydetti.

Devletin tüketim ve harcamaları ise üçüncü çeyrekte bir önceki çeyreğe göre %1,94 artışla ilk üç çeyrek ortalaması %1,9 oldu.

Toparlarsak, harcamalar yöntemi üçüncü çeyrekte iç tüketimde önceki döneme kıyasla bir yavaşlama da olsa artışın sürdüğünü, paralelinde ihracatta büyüme potansiyelinin korunduğunu ithalatta ise son çeyrekte bir hızlanma yaşandığını ortaya koyuyor.

Takvim ve mevsimsellikten arındırılmış verilere ve üretim yöntemine göre çeyrek bazda en fazla artış %2,1 ile sanayi üretiminde gerçekleşti

Üretim yönteminde ise sanayi üretimi ile hizmetler sektörü endekslerindeki paralel hareketi aşağı grafikte açıkça görüyoruz. Çeyreksel dönemdeki değişimi dikkate aldığımızda inşaat sektörü 1Ç2018’den bu yana ilk kez 3Ç2019’da büyüme kaydetti. 3Ç2019’da ithalattaki hızlanma sanayi üretiminde önceki çeyreğe göre %2,1’lik artışı açıklıyor. Dolayısıyla ikinci çeyrekte ekonomik büyümenin lokomotifi dış talepken üçüncü çeyrekte iç talebin de ortak olduğunu görüyoruz.

İnşaat sektörü üçüncü çeyrekte pozitif büyüme kaydetti

Öncü göstergeler 2019 yılı dördüncü çeyreği için neler söylüyor?  

Bilgi Üniversitesi Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin online olarak sunduğu simditahmin.com’da yer aldığı üzere 25 Kasım tarihli veriler dikkate alınarak GSYH’nin son çeyrekte önceki çeyreğe göre %3,07, önceki yılın aynı dönemine göre %6,29 büyümesi tahmin ediliyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Tüketici fiyatlarında aylık artışlar sürecek, düşük talep çıktı fiyatlarını aşağı çekiyor

Enflasyonda dibi gördük

Ekim ayı enflasyon verilerine göre TÜFE yıllık bazda %8,6’ya Yİ-ÜFE %1,7 gerilemiş olsa da aylık değişimler farklı bir resim ortaya koyuyor: TÜFE ilk 10 ayda aylık bileşik olarak %10,6, Yİ-ÜFE ise %6,7 artış kaydetti.

Havalar soğumaya ve günler kısalmaya başladıkça ısınma ve elektrik harcamaları da beraberinde artacak. Gıda tarafında ise Ekim ayında önceki aya göre %1,7 artış yaşandı ki gıda fiyatlarındaki artış kış aylarıyla birlikte devam edecek.

Enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içecekler ve tütün ürünleri hariç TÜFE, yani çekirdek enflasyon (C-endeksi) Ekim ayında önceki aya göre %1,8 artış kaydetti. Yıllık rakamları dikkate aldığımızda enflasyonda dibe ulaştık.

Küresel üretimde zayıflık Türkiye’nin potansiyelini aşağı çekiyor

Ekim ayına ait Markit PMI verileri küresel bazda üretimin zayıfladığını, ihracat siparişlerinin düşmeye devam ettiğini, istihdamın azaldığını ve güven algısının rekor düşük seviyelere gerilediğini gösterdi. Türkiye PMI verileri de üretimde hafif yavaşlamaya, iç talep ve ihracat talebinde zayıflığa, istihdam tarafında artışa, nihai ürün fiyatlarında üst üste ikinci ay düşüşe işaret etti.

Küresel yavaşlama ihracat performansımızı sınırlıyor

TİM verileri ise Ekim ayında ihracatımızın Eylül ayına göre 1,1 milyar dolar arttığına işaret etti. TL’de değer kaybının küresel bazda rekabet gücümüzü artırmaya katkısı oluyor ancak düşük fiyatlarla satışların karlılık performansını aşağı çektiğini söylemek yanlış olmaz. Öte yandan artan turizm gelirleri ve düşük iç talep cari işlemler dengesinde olumlu bir tablo ortaya koyuyor.

Mevcut veriler Fitch’in görünüm kararını teyit etti, devamlılığı bütçe performansına bağlı

Fitch’in Türkiye’nin kredi not görünümünü “durağan” seviyesine yükseltmesi sürpriz olmadı. Kritik konu ise mevcut şartların devam etmesi halinde bütçe verilerindeki performansın ne şekilde gelişeceği.

Küresel büyüme ve küresel ticarette iyileşme yaşanmazsa, Barış Pınarı operasyonuna yurt dışından mali destek sağlanamazsa Hükümetin 2020 yılında %5’lik ekonomik büyüme hedefi şimdilik olası gözükmüyor özellikle de en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa ekonomisi durgunluğa girmişken.

Dr. Fulya Gürbüz

Coface: Polonya’da iktidar ikinci kez seçimleri kazansa da muhalefet gücünü artırdı

Coface, Polonya’da yapılan son seçimlerin sandalye sayısı ve iktidarın kontrol gücünü nasıl etkilediği, ekonomik sonuçlarının neler olabileceğini değerlendiren bir rapor yayınladı. Yorum katmadan rapordaki detayları sıralayalım.

Polonya’nın iktidarda olan sağcı Hukuk ve Adalet Partisi (PiS), kıl payı da olsa ikinci kez seçimleri kazandı; ancak güçlü konumdaki alt meclisteki (Sejm-avam kamarası) çoğunluğunu artıramaması sebebiyle Senato’daki (üst meclis) kontrolünü kaybetti. Komünizmin sona erdiği son 30 yılda yapılan milletvekili seçimlerinde seçime katılım oranı ilk kez %61,7 seviyesine yükseldi.

Oyların %43,6’sını kazanıp 235 koltuk sayısı ile 460 kişilik Sejm’in çoğunluğunu elde eden PiS yeniden hükümet kuracak. PiS, 2015 yılında yapılan seçimlerde oyların %38’ünü almış ve yine 235 sandalye sayısına sahip olmuştu. Sivil Koalisyon (KO) oyların %27,4’ünü alarak 134 sandalye sayısına ulaşırken, sol kanattan Demokratik Sol İttifakı (SLD) %12,6’lık oy oranı ile 49 sandalye, Polonya Halk Partisi (PSL) %8,6’lık oyla 30 sandalye ve yeni aşırı sağ parti olan Konfederesyon (Konfederacja) %6,8 oyla 11 sandalyeye sahip oldu.

Bununla birlikte 100 sandalyeden oluşan ve üst meclis olarak adlandırılan Senato’nun kontrolünü 51 sandalye sayısı ile muhalefet partileri sahip olurken PiS 49 sandalyeye sahip oldu. Coface bu dağılımı şöyle yorumluyor “Senato yasaları erteleyebilir ve değiştirebilir, PiS’in mutlak çoğunluğa sahip olduğu Sejm ise bu tür manevraları hükümsüz kılabilir”. Coface, Senato’nun birçok kilit makamlara aday gösterme konusunda söz hakkına sahip olmasının PiS’in hükumetin tüm kurumlarını kontrol altında tutma hamlelerini zayıflatacağını öne sürüyor.

Seçimler öncesi yapılan anketler PiS’e daha fazla desteğe işaret etmişti. Bunda çocuk yardımı programı, emeklilik yaşının düşürülmesi ve 26 yaşın altındaki vatandaşların gelir vergisini rafa kaldırmayı kapsayan çeşitli sosyal tedbirlerin daha fazla seçmeni çekmesinde etkili olduğunu belirtiyor Coface. Sosyal harcamadaki artış ekonomide canlanma ve rekor seviyesindeki tüketici güveni bağlamında yapıldı. 2018 yılında %5,1 büyüyen Polonya ekonomisinin bu yıl hanehalkı harcamalarının öncülüğünde %4,4’lük büyümeye ulaşacağı bekleniyor.

Coface son seçimlerde muhalefetin oylarının artmasının büyük bir sürpriz olmadığını şöyle açıklıyor: “Seçmenlerin bir kısmı, milliyetçi ve gelenekselci söylemlere ve Polonya toplumundaki bölünmeleri daha da şiddetlendiren otoriter bir siyasi tarza karşı muhalif olduklarını dile getirdi”. Coface, Polonya’nın ilk PiS döneminde, Polonya’daki hukukun üstünlüğünü ihlal etme endişesiyle AB’nin temelini oluşturan liberal demokratik değerlerin aktif bir rakibi olarak ortaya çıktığını belirtiyor ve Aralık 2017’de Avrupa Birliği anlaşmasının 7. Maddesi’nin Polonya’ya karşı devreye alındığını, söz konusu mekanizmanın Avrupa Birliğinin temel prensip ve değerlerinin üye ülkelerden biri tarafından ihlal edilmesi durumunda devreye girdiğini ekliyor.

Riskler

PiS’in yeniden Sejm’de mutlak çoğunluğu elde etmesi iktidardaki partiye yasaları istediği formda sunulması imkanını veriyor. Ancak önceki dönemle kıyaslandığında, muhalefetin kontrolündeki üst meclis ile artık çok daha zor olacak. Bu özellikle gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde PiS’in cumhurbaşkanlığını kaybetmesi halinde geçerli olacak. 2020 yılında 5 yıllık süresi dolacak olan Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, PiS kökenli ve PiS tarafından parlamentoya sunulan yasa tasarılarının çoğunu destekledi. Coface, Polonya’daki muhalefetin yeni hedefi cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak olsa da Duda’nın anketlerde yüksek destek alması dikkate alındığında bunun ihtimal dahilinde de olsa görece olarak zor olduğunu vurguluyor. Muhalefet son seçimlerden sonra gücünü artırdı. Bu Senato’yu kontrol altına almakla ilgili fakat parlamentoya sol-kanat parti ile gelen hükumet için zor bir siyasi durum. Sol kanat parti PiS’in kürtaj yasalarını iptal ve eşcinsel haklarını teşvik ederek PiS politikalarına meydan okumayı planlıyor.

Bu dönem ekonomik ve mali durum daha az destekleyici. Hanehalkı harcamalarını güçlü seviyede tutacak sosyal tedbirlere rağmen zayıflayan küresel ortam durumu kötüleştirecek ve Polonya’nın GSYH büyümesini kademeli olarak aşağı çekecek. Alman ekonomisine bağlı olarak halihazırda cansız küresel talepten olumsuz etkileniyor, fakat bunun yanında Brexit sonrasında AB fonlarına ulaşım azalacak ve hatta Polonya’nın hukukun üstünlüğünü ihlal etmesi endişeleriyle kesintiye de uğrayabilecek. 2020 yılında hükumet devlet bütçesini dengelemeyi planlıyor fakat bu emeklilik reformu ücretleri, karbondioksit emisyon sertifikaları ve 5G frekanslarının satışı gibi tek seferlik gelirlerle sağlanacak. Bütçeyi dengelemek için dolaylı vergilerin artırılması ve sosyal katkılarda değişim gibi tedbirlerin devreye girmesi gerekecek. Zorlu ekonomik şartlarda sosyal harcamaların ele alınmasının zorlaşacağına inanıyor Coface.

Coface A3 (yeterli) olarak riskini değerlendirdiği Polonya’nın 2019 ve 2020 yılları için GSYH büyümesini sırasıyla %4,4 ve %3,6 öngörüyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Küresel ticaretteki zayıflığa rağmen Yeni Ekonomi Programı umut dağıtıyor

ABD, Avrupa, Asya dahil olmak üzere Eylül ayı imalat sektörü PMI verileri yurtdışı talepte zayıflama, enflasyonist baskılarda azalma, istihdamda güç kaybına işaret etti. İç talep kaynaklı hafif toparlanmalar görülse de ticaret gerginliği dünya genelinde hissediliyor.

Yunanistan 53,6 değeri ile en yüksek imalat sektörü PMI değerine sahipken (endeksin 50 ve yukarısındaki değerler sektörde büyümeye işaret ediyor), en büyük ticaret ortağımız Almanya 41,7 değeri ile en kötü performans gösteren ekonomi oldu. ABD-Çin ticaret anlaşmazlığı ve Brexit ile ilgili belirsizlikler sürdükçe küresel ekonomide canlanmayı destekleyecek bir hikâye yakalamak gittikçe zorlaşıyor.

Türkiye imalat sektörü PMI endeksi de Eylül ayında aylık 2 puan artışla Mart 2018’dan bu yana ilk kez 50 seviyesine yükseldi. Eylül ayında Türkiye dahil küresel bazda ihracat siparişlerinde zayıflama var. Yurt içi yeni siparişlerdeki artış yüzümüzü güldürdü. Bayram ve yaz tatillerinin ardından okulların açılmasıyla birlikte iç talepte hareketlenme şaşırtıcı değil. Devamı gelir mi?

Küresel ekonomideki belirsizliğe bağlı olarak henüz biz ümitli olamasak da Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak 30 Eylül Pazartesi günü açıkladığı 2020-2022 dönemini kapsayan Yeni Ekonomi Program (YEP) ile umut dağıtsa da bizde soru işaretleri bıraktı: 2020-2022 döneminde büyüme %5 olarak sabitleniyor; enflasyon, Cari Açık/GSYH, Bütçe Açığı/GSYH ve işsizlik düşüyor.

Sayın Albayrak programın ana temasını “Değişim Başlıyor” olarak ifade etse de söz konusu değişim ekonomik göstergelerdeki eğimin iyileşmesi yönünde olsa da bu eğilimi destekleyen programların takvime oturtulmuş bir süreç olarak gösterilmesini arzu ederdik.

Bakan Albayrak 2019-2020 dönemini “dengelenme dönemi” olarak ifade etse de bize Merkez Bankası raporlarında sıkça vurgulanan “dengelenme” ifadesini hatırlattı. Önceki yorumlarımızı tekrarlamak gereği duyuyoruz: İç talepte daralmanın etkisiyle ithalattaki gerileme cari açığın düşmesinde baş rolü oynaması “dengelenme” değil bir sonuç. Elbette Sayın Albayrak’ın hakkını yemiyoruz zira turizm gelirlerindeki artış sektörde “dengelenme dönemine” iyi bir örnek oluşturuyor.

Katılmadığımız diğer bir nokta da Sayın Albayrak’ın 2009 ve 2019 yılları karşılaştırması. Sayın Albayrak soruyor: “2009 yılında neden bu kadar küçülürken cari fazla vermedik?”. Cevaplamaya çalışalım:

Küresel finansal krizin patladığı 2008 yılının hemen ardından gelen 2009 yılına bir bakalım. 12-aylık toplam olarak bakıldığında 2009 yılında ithalat ve ihracat paralel hızda gerilemiş, turizm gelirleri ise yatay kalmıştı. Bunların sonucu olarak 2009 yılında cari açık daralmış ancak artıya geçememişti. Aşağıdaki grafik dış ticarette hızlı gerilemenin cari dengeyi iyileştirdiğini gösterirken dış ticaretteki yatay seyre geçişte cari dengedeki iyileşme de daha düşük hıza geriliyor.

Eylül 2018-Ağustos 2019 döneminde ise iç talepteki daralmaya bağlı olarak ithalat sert gerilemiş ancak ihracat hacmi ve turizm gelirlerinde yaşanan kademeli artış ile 12-aylık toplam cari işlemler hesabı Haziran ve Temmuz 2019’da pozitif bölgeye geçmiştir.

Kış mevsimine yaklaşırken turizm gelirlerindeki yavaşlamayı dikkate aldığımızda, iç talepte kıpırdanma olması halinde cari dengenin zayıflayacağını hatırlatmaya gerek kalmadan Sayın Albayrak müjdeyi verdi: “…yılın ikinci yarısında ertelenen özel tüketimde de ivmelenme bekliyoruz”. Evet doğrudur, 26 Temmuz’da Merkez Bankasının politika faizini %24’ten %19,75 seviyesine, 13 Eylül tarihinde de %16,50 seviyesine düşürmesinin etkisini tüketici kredileri ve kredi kartlarında artış olarak görüyoruz.

Buna ek olarak Sayın Albayrak 2018 ve 2019’da “kur saldırısına” maruz kaldığımızı tekrarladı. Ancak yine görüşümüzü tekrarlarsak TL saldırıya uğramadı. TL’deki değer kaybının sebebi artan iç ve dış siyasi gerginlikler, şirketlerin ödeme kabiliyetlerine yönelik endişeler, finansman zorlukları, ABD kaynaklı yaptırım belirsizliği ve Fed’in faiz artıracağı beklentisinin Türkiye’nin dış borç maliyetini artıracağına yönelik endişelerin ortaya çıkardığı arz-talep dengesindeki bozulma olduğunu düşünüyoruz.

Gelelim enflasyon yapışkanlığına. Sayın Albayrak, Enflasyonla Mücadele Programı ile “enflasyon yapışkanlığına karşı tarihte eşine ender rastlanan çok önemli bir başarı elde edildiğini” söyledi. Merkez Bankasının yürüttüğü sıkı para politikası, ABD ile ilişkilerde korkulanın olmaması Türk lirasında sert dalgalanmaları yatıştırırken küresel talepteki daralmanın emtia fiyatlarını aşağı çekmesi, baz etkisi ve küresel mal fiyatlarında yaşanan aşağı yönlü eğilim enflasyondaki yapışkanlığı aşağı çeken önemli etkenler oldu. Petrol fiyatlarına ilişkin jeopolitik olumsuz bir durum olmadığı ve küresel ekonomide zorluklar devam ettiği sürece enflasyon tarafında ivmelenme ihtimalini düşük görüyoruz.

Bunların yanında, Sayın Albayrak’ın vurguladığı yerli ve katma değeri yüksek üretimi elbette destekliyoruz. Sanayide kapasiteyi artıracak, maliyetleri düşürecek, rekabet potansiyeli kazandıracak Ulusal Verimlilik Planı da kulağa hoş geliyor. İçeriği görmek lazım.

Buraya kadarki açıklamalar sıradandı, şaşırtıcı bir şey yoktu. Soğuk duş etkisi yaratan ise inşaat sektörüyle ilgili açıklamalar oldu.  İnşaat sektörüne ilişkin olarak “Son bir yıldaki istihdam kaybının yaklaşık üçte ikisi inşaat sektöründen kaynaklandı. Tamamlanmaya yakın yapıların bitirilmesinin desteklenmesiyle kısa dönemde bu alandaki istihdama olumlu katkı sunacağını göreceğiz” diyor Sayın Albayrak. Bütçe disiplinini bozmadan ve enflasyonu tetiklemeden büyüme ve istihdam artışı adına katma değeri düşük inşaat sektörünü canlandırmaya çalışmanın maliyetini de elbette bankalar dolayısıyla da hanehalkı üstlenecek.

Sayın Albayrak “Yılın ikinci yarısından itibaren kapasite artırıcı yatırımların başlaması, düşen faizlerle birlikte görülmeye başlandı. Yapılan çalışmalar sadece bu sürecin başlı başına yüzde 4’lük bir büyümeyi doğal seyrinde sağlayacağını gösteriyor” diyor. Sayın Albayrak 2020’de %5’lik büyümenin enflasyona sebep olmayacağını da ekliyor.

İnşaat sektöründeki canlanmanın istihdamı artıracağı söylemine ek olarak Sayın Albayrak sulama ve sera yatırımlarının desteklenmesiyle tarımda arzı artırmaya yönelik zamanında verilen uygun fiyat ve yapılan alımlarla tarım sektöründe de işsizliğin azalmasının sağlanacağını belirterek, bireysel tüketimin artmasının, uygun kredi şartlarının, stok ve revizyon yatırımlarının, sanayi ve hizmet sektöründe ve turizm alanında istihdamı artıracağını dile getiriyor. Umarız önümüzdeki süreç YEP hedeflerini destekler.

Dr. Fulya Gürbüz

Talep darlığı büyüme ve enflasyonu aşağı çekiyor

2019 yılı ikinci çeyrek GSYH verileri şu sonuçları ortaya koydu:
. Harcamalar tarafında, önceki yılın aynı dönemine göre ihracat ve devlet harcamaları büyümeyi desteklerken hanehalkı harcamalarındaki daralma yavaşladı,
. Üretim tarafında tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü önceki yılın aynı dönemine göre büyümeyi desteklerken, sanayi ve hizmetler sektöründeki daralma yavaşladı, inşaat sektöründe sert daralma sürdü.
. Gelirler tarafında işletmelerin karma gelirinin GSYH içindeki payı önceki çeyreğe göre yüzde 3 puanlık artışla %40 seviyesine yükselse de finans dışı sektörün net döviz pozisyonunda artış firmaların faiz harcamaları üzerinde yük oluşturmaya devam ediyor.

Nitekim Mayıs 2019’da yayınlanan İSO 500 verilerine göre 2018 yılında İSO 500’ün finansman giderlerinin faaliyet karı içindeki payı 2017 yılındaki %49,8’den 2018 yılında %88,9’a yükselmiştir. İSO YK Başkanı Sayın Erdal Bahçıvan’ın da ifade ettiği üzere “Biz bugüne kadar yüzde 50’lerden şikayetçiyken şimdi sanayi firmaları 2018 yılında elde ettikleri karın neredeyse tamamını finansman giderlerine ayırmıştır. 2018 yılının ikinci yarısında hem mali borçlardaki hem de finansman maliyetlerindeki artışlar sanayi firmalarının finansman giderlerinde sıçramaya neden olmuştur.”

Sabit sermaye tüketiminin GSYH içindeki payı ise 2Ç2019’da yüzde 2 puanlık gerileme kaydetmiştir.

Öte yandan TCMB tarafından açıklanan Haziran 2019 finansal kesim dışındaki firmaların döviz pozisyonları verilerini dikkate aldığımızda firmaların ihracat alacaklarının artış eğilimini koruduğu Mart 2017’den 2Ç2019 sonuna kadarki dönemde ise sabit sermaye yatırımlarının alt kalemi olan makine ve teçhizat kullanımında da azalma olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle TL’de yaşanan değer kaybı paralelinde finansman giderleri altında ezilen reel sektör yatırım yapmayı tercih etmiyor.

Bununla birlikte, ABD-Çin ticaret savaşının etkisiyle ihracat destekli artan üretim hacmimizde yukarı yönün sınırlı olduğu da bir gerçek. Bunun ipuçlarını ise Ağustos ayı imalat sektörü PMI verilerinden edindik. Ağustos ayı verilerine göre Euro Bölgesinde güçlü iç talebe rağmen ihracat siparişlerinde zayıflık, satın alımlarda azalma ve işten çıkarmalar dikkat çekici. ABD-Çin ticaret savaşının da etkisiyle küresel imalatta derinleşen zayıflığın etkisiyle özellikle Almanya’da firmalar Ağustos ayında son sekiz yılın en kötümser tablosunu ortaya koydu. Küresel bazda otomotiv ve iş makineleri talebindeki gerileme özellikle Almanya imalat sektörünü olumsuz etkiliyor. Belirsiz ticaret görünümüne bağlı olarak düşük talep sebebiyle Bölge genelinde şirketler işçi çıkarmak gibi maliyetlerini kısma eğilimine girerken ithal ürün fiyatlarında iskonto talep etmelerinin ihracatçı firmalarımızın karlılığı açısından olumsuz bir gelişme olduğunu not edelim.

Küresel üretim maliyetlerinde yaşanan düşüş eğilimine paralel olarak Türkiye’de yurt içi üretici fiyat enflasyonu Ağustos ayında önceki aya göre 8,21 yüzde puanlık düşüşle %13,45 seviyesine, tüketici fiyat enflasyonu da 1,64 yüzde puanlık düşüşle %15,01 seviyesine geriledi.

Talep darlığı ve enflasyondaki düşüş eğilimine paralel olarak gelecek hafta yapılacak Merkez Bankası para politikası toplantısında %19,5 seviyesindeki politika faizinde 100-200 baz puan aralığında indirime gitme olasılığının güçlü olduğunu düşünüyoruz.

GSYH’de çeyrek bazdaki gelişmeleri dikkate aldığımızda ise, sanayi ve hizmetler sektörlerinin desteğiyle GSYH’nin 2019 yılı ilk iki çeyreğinde arka arkaya büyüme kaydetmesi olumlu bir gelişme olsa da Sayın Bahçıvan uzun vadede sürdürülebilir büyümeyi yakalayabilmemiz için mevcut üretim yapımız ve modelimiz ile çok fazla yol alma imkanımızın olmadığını belirterek şu önerilerde bulunuyor:
. “Var olan kaynakların daha rasyonel ve etkin kullanılması,
. “Sanayimizin inovasyon yetkinliğinin artırılması, teknolojiye, Ar-Ge’ye daha fazla yatırım yapılması,
. “Yüksek katma değerli üretim yapısına geçilmesi,
. “Eğitimli ve nitelikli işgücünün oluşturulması,
. “Uzun dönemde büyümenin ve küresel ölçekte rekabetin anahtarı olan verimliliğin artırılması.”

Nitekim 19 Ağustos 2019 tarihli konuşmasında MÜSİAD Genel Başkanı Abdurrahman Kaan da nitelikli iş gücüne yönelik olarak şu değerlendirmeleri yapıyor: “Ancak kalifiye eleman konusunda da git gide fakirleşiyoruz. Bu bağlamda MÜSİAD olarak odak noktamızı mesleki eğitim olarak belirledik ve tematik lise kavramını geliştirdik. Bu kapsamda meslek liselerinin içinde mağazalar açtık. Yeni bir başlangıç ortaya koymaya çalışıyoruz. Meslek liselerini Türkiye’de arttırdığımız sürece, insan kaynağı ve dolayısıyla işsizlik ve işçisizlik sorununun azalacağına inanıyoruz.”

İSO ve MÜSİAD’ın eğitim alanına verdikleri desteklerin orta-uzun vadede olumlu şekilde cevap bulacağına inanıyoruz.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın gündemi: Büyüme, ihracat, PMI ve enflasyon rakamları

2 Eylül 2019, Pazartesi

2. çeyrek GSYH büyüme verileri açıklanacak (1Ç2019: %-2,6 y/y, %1,3 ç/ç)… GSYH ile sanayi üretiminin arasında güçlü bir ilişki var. 1. çeyrekte mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi bir önceki çeyreğe göre %1,6 büyürken 2. çeyrekte sanayi üretimi çeyrek bazda %0,6 artış kaydetti. 2. çeyrekte bir önceki çeyreğe göre GSYH’de %0,5’lik bir artış öngörüyoruz. Yıllık bazda ise GSYH’de %0,3 ile %1 arasında daralma bekliyoruz.

Mevsimsellikten arındırılmış çeyrek dönemdeki değişim olarak değerlendirdiğimizde; üretim tarafında ilk çeyrekteki iyileşmenin ardından ikinci çeyrekte de kısmen iyileşmeye paralel olarak tüketim tarafında da kısmi bir iyileşme var. Yatırım göstergelerinde ise bozulma devam ediyor. Dış talep göstergelerinde ise ihracat ve ithalat hacminde düşüş var.

TCMB Beklenti Anketine göre 2019 yılı için büyüme beklentisi %0,02 seviyesinde.

Ağustos ayı TİM ihracat verileri açıklanacak… TÜİK verilerine göre ihracat Temmuz 2019’da yıllık %7,9 artışla 15,2 milyar dolar, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise ihracat Temmuz ayında bir önceki aya göre %15,2 artış kaydetmişti.

İSO ve IHS Markit işbirliğiyle hazırlanan Ağustos ayı imalat sektörü PMI verisi açıklanacak… Haziran ayında 47,9 olarak ölçülen PMI endeksi Temmuz’da hafif çapta gerileyerek 46,7 düzeyinde gerçekleşmişti. TCMB tarafından yayınlanan Ağustos ayı Reel Kesim Güven Endeksi ihracat siparişlerinde iyileşme, iç talepte zayıflık, birim maliyetlerde ise düşüş sinyali vermişti.  Küresel imalat sektörü PMI verisi ise Temmuz ayında 49,3 değeri ile daralma bölgesinde yer alıyor.

3 Eylül 2019, Salı

Ağustos ayı enflasyon verileri açıklanacak… TCMB Beklenti Anketine göre tüketici fiyatlarında aylık %1,3’lük artış beklenirken yıllık bazda %15,5 artış öngörülüyor. Üretici fiyatlarının ise %16,3 seviyesine gerilemesi bekleniyor. (Temmuz 2019: TÜFE %16,65, Yİ-ÜFE %21,66).

6 Eylül 2019, Cuma

ABD’de Ağustos ayı işsizlik verileri açıklanacak… Temmuz ayında işsizlik oranı %3,7 olarak değişiklik göstermemiş, enflasyon üzerindeki etkisi olan ortalama saatlik kazançlar ise yıllık %3,21 seviyesine yükselmişti.

Dr. Fulya Gürbüz

Enflasyonda zayıflık faizde düşüşü getiriyor, uzun vadede eğitim reformu sürdürülebilir büyümeyi getirecek

Geçen haftaki toplantısında politika faizini değiştirmeyen Avrupa Merkez Bankası, orta vadeli enflasyon hedefine ulaşana kadar gevşek para politikasının sürdürüleceğini, faizlerin en az 2020 ilk yarısına kadar mevcut seviyesini koruyacağını veya daha düşük seviyelere gerileyebileceği beklentisini ortaya koydu. Banka, istihdam piyasası ve ücret artışlarının Avrupa ekonomisini desteklediğini, öte yandan ise yavaşlayan küresel büyüme dinamikleri ve zayıf uluslararası ticaretin ekonomik görünümü olumsuz etkilediğini vurguluyor. Dahası, jeopolitik belirsizlikler, artan korumacılık tehdidi ve gelişen ülke ekonomilerine yönelik kırılganlıkların ise özellikle Avrupa imalat sektöründe ekonomik algının bozulmasında rol oynadığı belirtiliyor.

Avrupa’da imalat sektörüne yönelik belirsizlikler Türkiye imalat sektörü özelinde de olumsuz bir tablo ortaya koyuyor. Temmuz ayında Türkiye imalat sektöründe kapasite kullanım oranı, ihracat beklentileri ve yatırım harcamalarındaki gerilemeler yurt dışı ve yurt içinde talep daralmasının devam ettiğini teyit eden gelişmeler.

Küresel bazda enflasyon dinamiklerinin zayıflaması, TL’nin değer kazanması, ithalat maliyetlerinin azalmasına paralel olarak yurt dışı üretici fiyat endeksinin Haziran ayında önceki aya göre düşmesi, Avrupa Merkez Bankasının gevşek para politikasını sürdürmeye devam etmesi ve ABD Merkez Bankası Fed’in politika faizini Temmuz ayı toplantısında aşağı çekecek olması gibi sebepler Türkiye’de enflasyon dinamikleri üzerindeki baskının azalmaya devam edeceği ihtimalini ortaya koyuyor. Nitekim TCMB de geçen haftaki para politikası toplantısı karar özetinde enflasyonda düşüş beklentisini ortaya koymuştu.

Doğrudur, mevcut veriler enflasyon görünümünde dolayısıyla da faizde aşağı yönü destekliyor ancak sürdürülebilir şekilde istihdamı artıracak büyüme denklemi “düşük faiz + tüketim artışı” ile sınırlı kalmamalı. Nitekim Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk‘un şu açıklaması mevcut ekonomik durumu özetliyor: “Biz geleneksel enstrümanlarla ekonomiyi gerçekten canlandıramayız. Bizim uluslararası standartları ele alan evrensel bakış açısına sahip bir eğitim sistematiği içinde olmamız lazım“.

Düşük enflasyon ve düşük faiz kısa vadede hane halkına nefes aldıracak bir gelişme. Uzun vadede ise eğitim reformu sürdürülebilir büyüme için önemli bir yapı taşı olacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Coface: “Küresel düşük faiz ortamı TL cinsi varlıkları destekliyor”

Ticari alacak sigortası alanında dünyadaki en yaygın şirket olan Coface Grubu Haziran ayında açıklanan makro-ekonomik verileri değerlendirdiği Temmuz ayı aylık raporunu yayınladı.

Raporda, ABD Merkez Bankası Fed’in faiz indirim sinyalinin TL cinsi varlıkları desteklemesine rağmen reel sektörün borç ve düşük kar marjı sorunları ile jeopolitik risklerin devam ettiği belirtiliyor.

Raporda, Genel Değerlendirme başlığı altında şu noktalar ön plana çıkıyor:

. Küresel geopolitik gelişmeler son dönemlerde piyasalar üzerinde belirleyici etkiye sahip oluyor.

. ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşlarının, Avrupa ekonomilerine olumsuz yansımalarının ardından, ABD Merkez Bankası da küresel büyümedeki sıkıntılar, ticaret savaşları ve düşen enflasyona atıfta bulunarak Temmuz ayı için indirim sinyali verdi.

. Mart ayında Avrupa Merkez Bankası da benzer büyüme sorunlarına dikkat çekerek yeni bir TLTRO programı açıklamış, Nisan ayında da Japonya Merkez Bankası yetkilileri, ekonominin tehdit altında olması halinde para politikası araçlarını kullanarak karşılık verebileceklerini belirtmişti.

. Türkiye ekonomisi birinci çeyrek dönemde resesyondan çıkmasına karşın, hala zayıf büyüme dinamikleri gösteriyor. Bu dönemde ekonomimiz için en olumlu gelişme, ABD Merkez Bankası’nın faizleri düşürebileceğine ilişkin verdiği sinyal oldu.

. İstanbul seçimlerinin geride kalması siyasi belirsizliği azalttı.

. Bu gelişmeler bir araya geldiğinde, risk primimizin göstergelerinden olan 5 yıllık CDS’imiz 29 Mayıs tarihinde 515 seviyesindeyken 365’e geriledi. Dolar/TL ise 6,05 seviyelerinden 5,63’e düştü. Gösterge faiz ise Mayıs ortasında %25’in üzerindeyken %18’e yaklaştı. Enflasyonda ise baz etkisi nedeniyle gerileme görülüyor. Bu durum, küresel olarak düşen faiz ortamında Merkez Bankası’nın da faiz indirmesini destekleyici olabilir.

. Göstergelerdeki iyileşmeler henüz risklerin aşıldığı anlamına gelmiyor. S400 ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin ekonomiye yansımaları takip edilecek. S400 konusunda ABD’nin yaptırım uygulama kararı vermesi halinde, yaptırımların kapsamının geniş olması, piyasalarda düzeltmeye neden olabilir. . Reel sektör tarafında ise düşük satışlara ve yüksek finansman maliyetleri nedeniyle baskılanan kar marjları hala öncelikli sorun. Bu durum, ödeme sürelerinin de uzamasına neden oluyor. İhracat yapan firmalar ve sektörlerin bu dönemde daha avantajlı olabildiğini görüyoruz. Ancak birincil ticaret ortağımız Avrupa ekonomisindeki büyümenin yavaşlaması, önümüzdeki dönemde ihracatçılar açısından sorun oluşturabilir. Bu anlamda, Avrupa Merkez Bankası’nın 25 Temmuz’daki toplantısında açıklayacağı ekonomiyi destekleyici önlemler ve bunların ne derece etkili olacağı, ihracatçılarımız açısından önemli olacak.”

Sektörler baz alındığında Coface, Elektronik ve IT, Enerji, İnşaat, Metal ile Perakende sektörlerini “Çok Yüksek Riskli”, Ağaç, Gıda, Kağıt, Kimya, Otomotiv ve Tekstil sektörlerini “Yüksek Riskli”, İlaç ve Ulaştırma sektörlerini ise “Orta Riskli” olarak değerlendiriyor.

Merkez Bankası temkinli kaldı, faizi değiştirmedi

Merkez Bankası (TCMB) Haziran ayı para politikası toplantısında politika faizini beklediğimiz gibi %24 seviyesinde sabit tuttu.

Evet bekliyorduk çünkü;

. Küresel enflasyonist baskıların azalması ve özellikle ABD’de düşük enflasyon dinamiklerine bağlı olarak Fed’in faiz düşüreceği beklentilerinin ağırlık kazanması,

. ancak buna rağmen Türk lirası üzerindeki risklerin artması (S-400 alımı sebebiyle ABD’den yaptırım tehditleri, TCMB’nin rezervlerine ilişkin endişeler, enflasyonist baskıların sürmesi, bütçe gelirlerindeki azalmanın vergi artışları ihtimalini doğurması, 23 Haziran İBB seçimine yönelik belirsizlik) TCMB’nin Haziran ayı toplantısında beklemede kalmasına işaret ediyordu.

Fed 19 Haziran Çarşamba günü faiz kararını açıklayacak. ABD’de Mayıs ayı enflasyonunun %1,8’e gerilemesine rağmen ticaret savaşındaki gelişmelerin büyüme ve enflasyon üzerinde risk oluşturmaya devam etmesine bağlı olarak Fed Haziran toplantısında politika faizini değiştirmeyecek.

Öte yandan küresel ekonomideki yavaşlama eğilimi ve paralelinde hem küresel enflasyon baskılarının azalması hem de ABD özelinde enflasyon dinamiklerindeki yumuşama eğilimine bağlı olarak Fed’in 31 Temmuz tarihli toplantısında faiz indirimi yapma ihtimali giderek artıyor. Fed’in 31 Temmuz toplantısında faiz indirimine gitme olasılığı vadeli piyasalarda yükselerek %83 olarak fiyatlanıyor.

Evet, Fed’in düşük faiz politikasının Türkiye piyasaları için anlamı dış borçlanma maliyetlerinin aşağı gelmesi demek ancak Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme rotasına girmeden harcamaları artıracak olası bir eğilim enflasyon dolayısıyla da faiz üzerindeki baskıyı daha da artıracaktır.

Büyüme dinamiklerine baktığımızda ikinci çeyrek öngöstergeleri ihracattaki performansın korunmasına rağmen iç talepteki daralmanın devam ettiğine, yatırımlarda ise yavaşlamaya işaret ediyor. Bu sebeple Türkiye ekonomisinin birinci çeyrekte GSYH’de bir önceki çeyreğe göre kaydettiği %1,3’lük büyüme performansının ikinci çeyrekte yakalanamayacağını tahmin ediyoruz (1. çeyrekte bir önceki çeyreğe göre GSYH %1,3 artmıştı).

Ancak ekonomik büyümedeki zayıflama eğilimine rağmen mevcut risklerin TL üzerindeki baskıları canlı tutması sebebiyle TCMB’nin sıkı para politikasını sürdürüp faiz indiriminde sabırlı davranacağı senaryosunu daha olası görüyoruz.

Mevcut risklerin azalması halinde TCMB, 25 Temmuz toplantısında politika faizinde sınırlı bir indirime gidebilir. Aksi durumda 12 Eylül tarihli toplantısındaki faiz kararı yine risklerdeki gelişmeye bağlı olacak.

TCMB’nin 2019 yılının geri kalanında PPK toplantı tarihleri 25 Temmuz, 12 Eylül, 24 Ekim ve 12 Aralık. ABD merkez bankası Fed ise 19 Haziran, 31 Temmuz, 18 Eylül, 30 Ekim ve 11 Aralık tarihlerinde faiz kararını açıklayacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın gündemi: 1Ç2019 GSYH büyüme ve Nisan ayı dış ticaret verileri

28 Mayıs 2019, Salı

Mayıs ayı ekonomik güven endeksi açıklanacak. Mayıs ayında tüketici güven endeksi, reel kesim güven endeksi, hizmet sektörü güven endeksi ve inşaat sektörü güven endeksinde kaydedilen gerilemeye bağlı olarak Nisan ayında 84,7 puana yükselen endeksin Mayıs ayında gerilemesini bekliyoruz.

31 Mayıs 2019, Cuma

2019 yılı birinci çeyrek GSYH büyüme verisi açıklanacak. Reuters anketinde %2,5 daralma öngörülüyor. GSYH 4Ç2018’de %2,98 daralmış böylece 2018 yılı genelinde ortalama %2,7 büyüme kaydedilmişti (2017: %7,44). Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre %2,4 azaldı. Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (Betam) 1Ç2019’da yıldan yıla %3,7 daralma, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilerle bir önceki çeyreğe %0,2 büyüme öngörüyor. Bilgi Üniversitesi simditahmin.com’a göre yıldan yıla %2,2 daralma, mevsim etkilerinden arındırılmış verilerle bir önceki çeyreğe göre %1,8 büyüme öngörülüyor.

Nisan ayı dış ticaret verileri açıklanacak. Mart ayında ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre %0,44, ithalat ise %17,79 daralmıştı. Mevsimsellikten arındırılmış verilere göre ihracat Mart ayında %2,4, ithalat ise %2,5 artmıştı. TİM verilerine göre ihracat Nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %4,13 artış kaydetti. Kasım 2018’den Mart 2019 sonuna kadar mevsimsellikten arındırılmış ithalat aylık bazda aralıksız artarken merkezi yönetim bütçe verisi Nisan ayında hafif gerileme işareti ortaya koyuyor.

Dr. Fulya Gürbüz