Etiket: cari açık

Reel sektör de hanehalkı da kemer sıkmaya devam ediyor

Temmuz ayı bütçe verileri ithalatta artış olduğunu, söz konusu artışın etkisiyle Temmuz ayında 19,5 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirildiğini, böylece Temmuz ayında 3,4 milyar dolarlık dış ticaret açığına tanık olacağımızı tahmin ediyoruz. Haziran ayında 3,2 milyar dolarlık dış ticaret açığı kaydedilmişti. Turizm sektöründeki iyileşmeye bağlı olarak cari işlemler dengesindeki iyileşmenin Temmuz ayında da süreceğini tahmin ediyoruz. Cari işlemler açığı, Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre 2,47 milyar dolar azalışla 548 milyon dolar olmuş, böylece 12-aylık cari işlemler hesabı 538 milyon dolar fazla vermişti. Söz konusu azalışta dış ticaret açığındaki gerileme ve turizm gelirlerindeki artış etkili olmuştu.

Tüketim tarafında ise yine Temmuz ayı bütçe verilerini baz aldığımızda KDV gelirlerindeki azalış yurt içi tüketimde Temmuz ayında artış olmayacağına işaret ediyor. Diğer bir deyişle Temmuz ayında perakende satışlarda düşüş görme olasılığı yüksek. Perakende satış hacmi Haziran ayında aylık bazda %2,3 artmış, yıllık bazda %1,2 daralmıştı. Gıda, içecek ve tütün tüketimi aylık bazda artışlar kaydetse de önceki yılın gerisinde kalmaya devam etti. Perakende ciro ise aylık %1,2 ve yıllık %14,6 artış kaydetti.

Yukarıdaki veriler ışığında Temmuz ayında imalat sektöründe dış talep kaynaklı bir büyümeden söz edebiliyoruz, diğer bir değişle ekonomi dış taleple beslenmeye devam ederken iç talep kan kaybetmeye devam ediyor. Haziran ayında sanayi üretimi aylık bazda %3,7, yıllık bazda ise %3,9 daralma yaşamış, imalat sektörü aylık bazda %4,2 küçülmüştü.

Haziran ayı seçimlerinin ardından TL’de yaşanan değer kazancının etkisiyle TL’de Temmuz-Ağustos döneminde yaşanan değer artışı TCMB’den faiz indirimiyle cevap bulmuşken Temmuz ayında gıda fiyatlarında gerileme ve üretici fiyat endeksindeki düşüşe rağmen tüketici fiyatlarında artış yaşandı. Üreticilerin ithal girdi maliyetlerindeki düşüşe rağmen ayakta kalabilmek için Temmuz ayında çıktı fiyatlarını yükseltmek zorunda kaldıklarını tahmin ediyoruz.

Sonbaharla birlikte gıda fiyatlarında artış ve yılın son çeyreğinde artacak olan enerji tüketimi ve paralelinde ödenecek ağır fatura yükünü de dikkate aldığımızda istihdamda iyileşme sağlanmadıkça önümüzdeki dönemde hanehalkının kemer sıkmaya devam edeceğini anlıyoruz. İşsizlik oranı Mayıs döneminde 3,1 puanlık artışla %12,8 seviyesinde gerçekleşmiş, tarım dışı işsizlik oranı 3,4 puanlık artış ile %15,0 olarak tahmin edilmiş, genç işsizlik oranı 3,2 puanlık artış ile %13,1 olarak gerçekleşmişti. Kayıt dışı çalışanların oranı ise Şubat 2019 döneminden bu yana aralıksız artıyor.

Bir tarafta Arjantin’de yaşanan siyasi ve finansal kaos Türk lirası üzerinde baskı oluştururken öte yandan Almanya Finans Bakanı Scholz’dan 50 milyar Euro’luk destek müjdesi ihracat hacmimiz için iyimser kalmamıza sebep oluyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın gündemi: Dış ticaret, cari açık ve sanayi üretimi verileriyle Fed Başkanı Powell’in konuşması takip edilecek

10 Temmuz 2019, Çarşamba

Mayıs ayı dış ticaret endeksleri açıklanacak. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış ihracat hacim endeksi Nisan ayında aylık %2,6 azalırken ithalat hacim endeksi değişiklik göstermemişti. Ocak 2018’den bu yana yatırım malları ithalat hacmindeki düşüş iç talepteki daralmayı teyit ederken ihracat hacmindeki olumlu performans ekonomik büyümenin lokomotifi olmaya devam etti. Mayıs ayında mevcut eğilimin devam etmesini bekliyoruz.

Fed Başkanı Powell 2019 ilk yarı para politikası raporunu sunacak. Fed Aralık 2018 toplantısında politika hedef faiz aralığını 25 baz puan artırarak %2,25-2,50 aralığına yükseltmişti. Fed’in para politikasında yıllık %2’ye yakın olmasını hedeflediği çekirdek kişisel tüketim harcamaları enflasyonu Mayıs ayında Nisan ayına göre değişmeyerek %1,6 seviyesinde bulunuyor. Öte yandan Fed’in dikkate aldığı ve %4’ün altında olmasını hedeflediği işsizlik oranı ise Haziran ayında %3,7 seviyesine yükselirken ortalama saatlik kazançlar yıllık %3,1 artış kaydetti. Fed’in 5 Temmuz’da yayınladığı Para Politikası Raporu’nda ABD ekonomisinin 2019 yılı başından bu yana güçlü şekilde büyüdüğü, istihdam piyasasının güçlenmeye devam ettiği ancak ekonomik görünüme yönelik artan belirsizliklere ve ılımlı enflasyon dinamiklerine bağlı olarak ekonomik büyümeyi sürdürebilmek adına gerekli adımların atılacağı ifade ediliyor. Rapora göre enflasyondaki yumuşama geçici. Fed bir sonraki para politikası kararını 31 Temmuz’da açıklayacak. Ilımlı enflasyon dinamiklerine bağlı olarak piyasa Fed’in 30-31 Temmuz toplantısında kesin olarak faiz indirimine gideceğini fiyatlıyor. Raporda enflasyondaki düşüşe yönelik “geçici” yorumunu dikkate aldığımızda Fed’in olası faiz değişikliğine gitmeme kararına şaşırmayacağız.

11 Temmuz 2019, Perşembe

Mayıs ayı ödemeler dengesi verileri açıklanacak. Nisan ayında 1,33 milyar dolarlık cari açık kaydedilmiş, 12-aylık toplam cari açık ise 8,63 milyar dolar seviyesine gerilemişti. Mayıs ayında aylık bazda ihracattaki artışa ve ithalattaki gerilemeye bağlı olarak cari açıktaki gerilemenin devam edeceğini düşünüyoruz.

12 Temmuz 2019, Cuma

Mayıs ayı sanayi üretimi verisi açıklanacak. Takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi Nisan ayında yıllık %4, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi aylık %1 düşüş kaydetmişti. Mayısta aylık bazda sanayi üretiminin gerilemeye devam etmesini bekliyoruz. Haziran ayı ön göstergeleri ise imalat sektöründe üretim artışı sinyali veriyor.

Dr. Fulya Gürbüz

İç ve dış talepteki daralma ile cari açık geriliyor, ancak pahalıya üretip ucuza ihraç ediyoruz

TCMB verilerine göre Nisan 2018’de 5,6 milyar dolar açık veren cari işlemler dengesi Nisan 2019’da 1,33 milyar dolar açık verdi. Böylece 12-aylık cari işlemler açığı 8,63 milyar dolar seviyesine gerilemiş oldu (Mart 2019: 12,9 milyar dolar).

Cari açıkta yıllık bazdaki düşüşün en önemli kaynağı gerileyen dış ticaret açığı. Nisan 2018’de 5,46 milyar dolar olan dış ticaret açığı Nisan 2019’da 1,84 milyar dolar seviyesine geriledi ki bu değer 2019 yılının ilk dört ayının en yüksek seviyesi.

Nisan 2018 dönemi ile karşılaştırıldığında iç talepte yaşanan gerilemenin etkisiyle ithalat hacmi Nisan 2019’da %15 daralmasına karşılık ihracat hacmi aynı dönemde %4,6 artmış durumda. TL’de yaşanan değer kaybının rekabet gücünü artırması, ülke ve ihraç mal çeşitlendirilmesinin etkisiyle ihracat performansımız gücünü koruyor.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış Nisan ayı dış ticaret endeksi verilerini dikkate aldığımızda ise sermaye ve tüketim malları ihracat hacmi görece daha güçlü iken hammadde ihracat hacmi yatay seyrediyor.

Aşağıdaki grafik hammadde ihracat hacmindeki yatay seyrin özellikle Avrupa olmak üzere küresel otomotiv sektöründe yaşanan yavaşlamanın etkisi olduğu düşüncemizi destekliyor.

İthalat tarafında ise mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış Nisan ayı dış ticaret endeksi verilerine göre 2018 başında KGF’nin son bulmasıyla başlayan ve Ağustos 2018’de TL’de yaşanan sert değer kaybıyla süren iç talepte yaşanan gerileme yatırım ve tüketim malı ithalatını aşağı çekiyor. Her ne kadar Hükumetin 2019 yılı başında tüketimi artırmak adına vergi indirimlerine gitmesi yatırım ve tüketim malı ithalat hacmi sırasıyla Şubat ve Ocak aylarında zıplatmış olsa da devam eden aylarda yön aşağı dönmüş durumda. Öte yandan yatırım malları ihracat hacminde kaydedilen rekor seviyelere paralel olarak hammadde ithalat hacim endeksi de Ocak-Nisan döneminde aralıksız yükseliyor.

Mayıs ayı geçici verilerine göre ihracatta önceki aya göre hızlanma ithalatta ise görece hafif bir artış var. Bu gelişmenin Mayıs ayında cari açığı daraltıcı yönde etkisi olacağını tahmin ediyoruz.

Son olarak da dış ticaret haddine ilişkin gelişmelere bakalım. Dış ticaret haddini hesaplamak için ihracat birim değer endeksi ithalat birim değer endeksine bölünüp elde edilen sonuç 100 değeri ile çarpılır. Dış ticaret haddinin 100 olması halinde ithal ettiğimiz bir birim malın değeri ihraç ettiğimiz bir birim malın değerine eşitken, 100 seviyesinin altında olması bir birim ihraç malının değerinin bir birim ithal mal değerini karşılayamaması anlamına geliyor. Değer 100’den büyükse bir birim ihraç malının değeri bir birim ithal malının değerinden yüksek demektir.

Nisan ayında dış ticaret haddi 100.43 değerini alırken enerji dışı dış ticaret haddi 98,4 seviyesine gerilemiş durumda. Diğer bir deyişle enerji dışı ihracatımızın değeri ithalatımızı karşılamaya yetmiyor. Yani çark dönüyor ancak karın doyurmuyor. İşsizlik oranı üzerinde baskı oluşturabilecek bir gelişme. Elbette çözümü ithal malların Türkiye’de üretiminin sağlanması, yani üretimde dışa bağımlılığın azaltılmasıdır. Cari açık sorununu çözecek ve sürdürülebilir büyümeyi sağlayacak böyle bir gelişmenin yolu katma değeri yüksek ürünlerin üretiminden geçiyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın başlıkları: Merkez Bankası faiz kararı, cari açık ve ticaret endeksleri

12 Haziran 2019, Çarşamba

Merkez Bankası faiz kararını açıklayacak. Merkez Bankası Mayıs ayı Finansal İstikrar Raporu’nda belirtildiği üzere “Enflasyon göstergelerinde bir miktar iyileşme gözlense de, enflasyon beklentilerindeki yüksek seyir ile gıda fiyatları ve ithal girdi maliyetlerindeki artışlar fiyat istikrarı üzerinde risk oluşturmaya devam etmektedir. Bu kapsamda TCMB, sıkı para politikası duruşunu korumaktadır” ifadesine yer verdi. ABD merkez bankası Fed’den Temmuz ayıyla birlikte faiz indirimi beklentisinin artması ve Avrupa Merkez Bankasının düşük enflasyon ve düşük büyüme performansına bağlı olarak faizlerin düşük seyrini koruyacağını dikkate alsak da özellikle S-400 konusuna ilişkin olarak ABD ile süregelen gerginliğin TL üzerinde baskı yaratmaya devam edeceği riski ve gıda enflasyonundaki katılığa bağlı olarak %24 olan haftalık politika faizinde değişiklik beklemiyoruz.

14 Haziran 2019, Cuma

Nisan ayı ödemeler dengesi verileri açıklanacak. Mart 2019’da 589 milyon dolar açık veren cari işlemler dengesinin artan dış ticaret açığına bağlı olarak Nisan ayında da açık vermesini bekliyoruz.

Nisan ayı dış ticaret endeksleri açıklanacak. Takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış hacim endeksleri Mart ayında tüketim malları ihracatında aylık bazda hızlanmaya işaret etmişti. İhracat hacmindeki iyileşmenin tersine İthalat tarafında yatırım malları ithalatında %20,3’lük, tüketim malları ithalatında ise %2,1’lik düşüşe tanık olduk. İç talepte gerileme olarak değerlendirdiğimiz bu gelişmenin Nisan ayında da devam etmesini tahmin ediyoruz.

Dr. Fulya Gürbüz

Cari açık bir önceki yıla göre iyileşse de aylık gelişmeler iç açıcı değil

Mart ayı ödemeler dengesi verilerine göre cari açık 589 milyon dolar olarak gerçekleşti. Önceki aya göre 144 milyon dolar, bir önceki yılın aynı ayına göre 4.145 milyon dolarlık iyileşme var. Böylece 12-aylık cari açık 12,8 milyar dolara geriledi.

Şubat ayında 718 milyon dolar cari işlemler açığı kaydedilmiş, 12-aylık toplam açık 17 milyar dolar seviyesine gerilemişti.

Mart ayında dış ticaret açığı 916 milyon dolar seviyeinde artarken (Şubat: 843 mln$) hizmetler dengesi 1.298 milyon dolara yükseldi. (Şubat: 669 mln$). Seyahat ve taşımacılık hizmetlerindeki artışlar hizmetler dengesindeki aylık 629 milyon TL’lik iyileşmenin kaynağı oldular.

Finans hesabı tarafında ise doğrudan yatırımlardaki azalış ve portföy yatırımlarındaki çıkış Mart ayında da sürdü. Doğrudan yatırımlar Ocak-Mart döneminde 2,28 milyar dolar azalırken 9,25 milyar dolarlık portföy çıkışı yaşandı. 2018 yılında doğrudan yatırımlar toplam 9,4 milyar dolar azalmış, 2,9 milyar dolar portföy yatırımı gerçekleşmişti.

Mart ayında rezerv varlıklar ise 5,7 milyar dolar azalış kaydetti. Ocak-Şubat döneminde toplam 6,4 milyar dolar rezerv varlıklarda artış yaşanmıştı.

Merkez Bankası tarafına baktığımızda haftalık yayınlanan verilere göre net uluslararası rezervler yılbaşından Mayıs ayı başına kadar 4,3 milyar dolar azalarak 25,8 milyar dolar seviyesine geriledi. 2018 yılında net uluslararası rezervler toplam 769 milyon dolar azalma kaydetmişti. ABD ile süregelen S-400 sorunu ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik endişeler Türkiye’nin risk primini artırmaya devam ediyor. Türkiye’nin 5-yıl vadeli CDS primleri 10 Mayıs tarihli işlemlerde 490 seviyesine yakın seyretti. Dolar/TL ise Mayıs ayı başından bugüne %2,6, yılbaşına göre %15,7 değer kaybetti. Son 1-yıllık kayıp ise %38,8.

Her ne kadar cari işlemler açığında önceki yıla göre iyileşme yaşansa da küresel ticaretteki yavaşlamaya bağlı olarak ihracat potansiyelimizin artış gösterememesi, doğrudan yatırımı cazip hale getiremememiz ve kısa vadeli yabancı paranın TL’den kaçışı cari açığın finansmanı tarafında sağlıksız bir ortama işaret ediyor. Seyahat gelirlerinin desteğini azımsamıyoruz ancak TL’deki değer kaybının ucuz turizmi cezbettiğini, dolayısıyla gelirde ciddi bir artış yaratamayacağını düşünüyoruz. TİM verilerine göre Nisan ayında ihracatta yaşanan aylık bazda gerileme ve Merkez Bankası rezervlerindeki düşüş cari denge için umut vermiyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Dolar/TL 5,79, Euro/TL 6,53 seviyesini aştı

Türk lirası üzerindeki baskının azalmasında 12-aylık cari açığın Şubat ayında 17 milyar dolar seviyesine gerilemesi de etkili olmadı. Zaten olamazdı. Çünkü Şubat 2018’de 53,6 milyar dolar seviyesindeki cari açığın 36 milyar dolar azalması daralan iç talepten kaynaklandı. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Mart ayı dış ticaret verileri ihracatta ve ithalatta Mart ayında bir önceki aya göre sırasıyla 1,89 milyar dolar ve 1,84 milyar dolarlık artışa işaret etmişti. Dolayısıyla 12-aylık cari açık Mart ayında da düşmeye devam edecek. Tersinden okuduğumuzda, Avrupa ekonomisindeki yavaşlamaya bağlı olarak sınırlı ihracat potansiyelimiz ve net enerji ithalatçısı ülke konumumuzu dikkate aldığımızda iç talepte kımıldanma cari açıkta artış anlamına geliyor.

10 Nisan’da açıklanan yapısal reform başlıkları niyeti ortaya koysa da sürdürülebilir büyümeye yönelik somut adımların henüz gösterilememesi, Merkez Bankası’nın rezervlerine yönelik endişeler, özel sektörün yüksek dış borcu, sorunlu kredi görünümüne rağmen bankacılık sektörü kredi hacminde artış, ABD ile süregelen S-400 alım sorununun yaptırımlar getireceği ihtimali Türk lirası üzerinde baskının artmasına sebep oluyor. TSİ1005 itibariyle Dolar/TL kuru 5,79, Euro/TL kuru ise 6,54 seviyelerinden işlem görüyor.

Dolayısıyla ABD’de Washington’da başlayan IMF – Dünya Bankası ilkbahar toplantılarında yapılan bir ankette 2019’da en kötü performans beklenen gelişmekte olan ülke sıralamasında Türkiye’nin en üst sırada yer alması şaşırtıcı olmasa gerek.

Dr. Fulya Gürbüz

İç talepsiz büyüme lazım

2018 yılında GSYH büyümesi önce zayıfladı sonra daraldı…

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %2,4 azaldı. 2018 yılında çeyrek bazda bir önceki döneme göre kıyasla %0,92 büyüme, %0,05 büyüme, %1,57 daralma ve %2,45 daralma yaşandı. Bu düşüşün tetikleyicileri sırasıyla 2017 yılı son çeyreğinde sonlanan KGF (Kredi Garanti Fonu), ABD’den gelen korumacılık rüzgarları, Rahip Brunson Krizi’ne bağlı olarak Ağustos ayında TL’de yaşanan sert değer kaybı ve özellikle Avrupa ekonomisinde yaşanan kademeli momentum kaybı oldu.

TL’de yaşanan değer kaybı ve artan enflasyona bağlı olarak iç talep 1Ç2009’dan bu yana ilk kez 4Ç2018’de daralma yaşadı…

Yerleşik hanehalklarının ve hanehalkına hizmet eden kâr amacı olmayan kuruluşların toplam nihai tüketim harcamaları 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %5,41 daraldı; bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %8,9 azaldı. Devletin nihai tüketim harcamaları bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %0,5 arttı, gayrisafi sabit sermaye oluşumu %12,9 azaldı.

İç talepte daralma 3Ç2016’dan bu yana ilk kez sanayi üretiminde düşüş getirdi…

GSYH’nin %22,25’ini oluşturan sanayi üretimi 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %1,30 daraldı.

GSYH’nin %5,76’sını oluşturan inşaat sektörü 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %0,64 daraldı.

GSYH’nin %54,31’ini oluşturan hizmet sektörü 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %0,06 daraldı.

Küresel büyüme endişeleri ve iç talepte daralma yatırım harcamalarının 2018 yılı son iki çeyreğinde arka arkaya daralmasına sebep oldu…

Gayri safi sabit sermaye oluşumu 3Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %1,38 daralmasının ardından 4Ç2018’de %3,85 daralma yaşadı.

Son 9 çeyrektir mal ve hizmet ihracatı büyümeye pozitif katkı sağlıyor…

TL’deki değer kaybının getirdiği artan rekabet gücünün etkisiyle son iki çeyrektir ihracatın büyümeye katkısında artış var. İhracat 3Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %2,95 artış kaydetmesinin ardından 4Ç2018’de %2,21 büyüme kaydetti. Bu gelişmeye paralel olarak 2018 yılının son iki çeyreğinde mal ve hizmet ithalatı daha hızlı arttı (sırasıyla %3,79 ve %6,19).

Gelin ihracat, ithalat, iç talep ve büyüme arasındaki aşağıdaki grafiği inceleyelim:

KGF desteğiyle 2017 yılında GSYH %7,44 büyüdü, ithalat artışı ihracatın önüne, 12 aylık cari işlemler açığı 2017 yılında sürekli artarak yıl genelinde %43 artış kaydetti. 2017 yılı sonunda KGF’nin sonlanması iç talepte yavaşlamaya sebep oldu ve ithalatta düşüşü getirdi. Küresel korumacılık dalgasıı ile başladığımız 2018 yılı artan politik riskle birlikte TL’de sert değer kaybı ile birlikte iç talepte keskin daralma getirdi. 12 aylık cari işlemler açığı Mayıs 2018’de 58 milyar dolar yükselmiş olduğu seviyeden ihracat performansının da desteğiyle 2018 yılı sonunda 27,8 milyar dolara kadar geriledi. 2018 yılının son iki ayında ithalat tarafında yaşanan yükselme ise ihracattaki artıştan kaynaklanan bir gelişme.

Bundan sonra ne olacak?

Avrupa ve küresel ekonominin zayıfladığı ortamda iç talebi tetiklemek ekonomik büyümeyi hızlandıracaktır ancak ithalatta daha hızlı artış getirecektir. İhracat potansiyelinde artışın sınırlı olması cari açıkta daha hızlı artışa, finansmanında ise yüksek faiz ortamında dış borçlanmaya eğilimi artıracaktır. Kısacası ihracat potansiyeli sınırlıyken büyüme uğruna iç talebi tetiklemek kısa vadede büyüme, sanal bir güven artışı getirse de orta-uzun vadede enflasyon, güven bunalımı, ekonomik zayıflama ve işsizlikte artış getirecektir. Evet 12 aylık toplam cari işlemler açığı Mayıs 2018’deki 58 milyar dolar seviyesinden Ocak 2019 sonunda 21,6 milyar dolar seviyesine geriledi, doğru, ancak bunda iç talepte daralmanın etkisi var.

Dolayısıyla 31 Mart seçimleri sonrasında hükumet sürdürülebilir büyümeyi getirecek yapısal reformlar ortaya koymadan iç talep artırıcı hamleleri devreye sokarsa rota belli: Belki kısa süreli bir rahatlama, sonrasında ise özellikle cari açıkla ilgili veriler bozulmaya başladıkça TL’de sert dalgalanmalara karşı şimdiden tedbirli olmakta fayda var.

Dr. Fulya Gürbüz

Seçim ayına müjdelerle giriyoruz

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler öncesinde makro-ekonomik görünümü özetlersek: Yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, düşük talep, düşük üretim. Seçim ayına girerken söz konusu zayıf görünümü güçlendirecek müjdeler gelmeye devam ediyor. Kasım 2018’de dayanıklı tüketim mallarına getirilen KDV ve ÖTV indirimlerinin 31 Mart 2019 tarihine kadar uzatılmasının ardından 10 Şubat’ta BDDK, tahsili geciken ihtiyaç kredilerinin yeniden yapılandırılmasına yönelik ilgili yönetmelikte değişiklik yapmıştı.

Cuma günü (22 Şubat) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı Mehmet Ali Akben’den bireysel tüketicilerin elini rahatlatmak ve iç talebin canlanmasına katkı sağlaması amacıyla kredi kartlarında taksit sayısının artırılması ve bireysel tüketici kredilerinde vade uzatımı yönünde çalışma yaptıkları açıklaması geldi. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ise yeni haftaya 2019 yılında 2,5 milyon yeni istihdam, KOBİ’ler için yeni bir kredi paketi, faizlerde düşüş, doğrudan yabancı sermaye, yapısal reform müjdeleriyle girdi. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ise her ilave istihdama prim ve vergilerin yanı sıra ücret desteği verileceğini söyledi.

Kısacası Ağustos 2018’den bu yana gerileyen hane halkı harcamalarında artışa ek olarak devlet desteğiyle istihdam artışı hedefleniyor. 15 Şubat itibariyle toplam tüketici kredileri 911,2 milyar TL seviyesinde bulunuyor.

Peki, Ağustos 2018’de TL’de yaşanan sert değer kaybının ardından yaşanan ekonomik daralma ile enflasyonda ve işsizlikte artış kaydedilirken hükumetin cari açığı tehlikeye düşürmeden GSYH büyümesinde vites artırmayı gerektirecek ne gibi gelişmeler var?

Küresel yavaşlama endişeleri ve iç talepte daralmayla birlikte Türkiye ekonomisinin 2019’da yavaşlamaya devam edeceği (Hükumet: %2,3), hatta daralma yaşayacağı (Moody’s: eksi %2, S&P: eksi %0,5) beklentileri hükumeti yerel seçimler öncesinde aksiyon almaya yöneltti ki bunda tetikleyici unsurların enflasyonda düşüş ve doğrudan yabancı yatırımlarda artış beklentilerinin etkisi olduğunu düşünüyoruz.

Şöyle ki;

1 Eylül 2018’de hane halkının uzun süreli borçlanmasını önlemek amacıyla kredi kartında taksit sayısı ile ihtiyaç kredileri vadelerine sınırlama getirilmişti. O günden bugüne iç talepte daralma artarken, enflasyonla mücadele çerçevesinde alınan önlemlerle fiyatlarda yukarı yön sınırlanmış, Merkez Bankası (TCMB) enflasyonda kalıcı bir düşüş sağlanana kadar sıkı para politikasını sürdüreceğini açıklamış, Dolar/TL kurunda sert dalgalanmaların yerini 5,20-5,40 aralığında istikrarlı bir görünüm kazanmasına sebep olmuştu. İç talepte daralma ve petrol fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle 12-aylık toplam cari açık Aralık 2018 itibariyle 27,6 milyar dolar seviyesine gerilemişti.

TL’de sert bir değer kaybı yaşatacak olumsuz bir gelişme olmaz ise baz etkisinin azalacağı Haziran ayı ile birlikte enflasyonda düşüş görmeye başlanacak olması TCMB’nin faizleri düşürmeye başlamasına sebep olacak. Ek olarak Brexit gölgesinde Avrupa ekonomisinde toparlanma beklentisi ihracatta (dolayısıyla da üretimde) artış beklentileri yaratıyor.

Söz konusu gelişmeler ithalat hacmini artıracaktır ancak hükumetin cari açıktaki olası kötüleşmeyi artan turizm gelirleriyle birlikte doğrudan yabancı sermaye girişleriyle sınırlandırmayı hesaba kattığını düşünüyoruz. Seçim sonrası açıklanacak yapısal reform takviminin ise kredi derecelendirme kuruluşlarının kredi notunda olmasa bile görünümde iyileştirme yaratabilecek şekilde ikna edici olması gerekiyor.

Dr. Fulya Gürbüz

IIF: “TL adil değerinde, ucuz değil”

70 ayrı ülkeden 450 üyesi bulunan Institute of International Finance (IIF-Uluslararası Finans Enstitüsü) en riskli iki ülke olarak kabul edilen Arjantin ve Türkiye’nin para birimlerinin adil değerini hesapladıkları bir rapor yayınladı.

14 Şubat 2018 tarihinde yine Arjantin ve Türkiye’nin incelendiği raporda IIF peso ve liranın aşırı değerli olduğuna işaret etmiş, ardından her iki para birimi de değer kaybetmişti. 14 Şubat 2018’de 3,80 seviyesindeki Dolar/TL kuru 14 Şubat 2019 tarihli raporun yayınlandığı gün 5,27 seviyesinden işlem görüyor. IIF, peso ve liranın adil değerlerine yaklaştığını belirtiyor.

Para birimlerinin geçen yıl yaşadığı değer kaybına paralel olarak her iki ülkenin cari işlemler dengesinin iyileştiği vurgulanırken mevcut cari işlemler dengesi seviyeleri dikkate alındığında her iki ülke para biriminin adil değerine yakın oldukları, değerlerinin altında işlem görmedikleri, ifade ediliyor. Bunda şu rasyonel gerekçe sunuluyor: Cari açığın azalması ihracat destekli değil GSYH’nin düşmesi ve daralan ithalattan kaynaklanıyor.

Geçen yıl TL’de yaşanan sert değer kaybında Türkiye’nin yüksek kredi hacminin cari işlemler açığının sürdürülemez seviyeye yükseltmesinin etkisi olduğu vurgulanıyor. IIF, mevcut cari işlemler açığı seviyesinin TL’nin mevcut değerlerine işaret ettiğini, TL’nin ucuz olmadığını belirtiyor.

Dr. Fulya Gürbüz

S&P’den Türkiye’nin kredi notu ve ekonomik görünümünde iyileştirici bir hamle beklemiyoruz

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard&Poors (S&P) 2019 yılına ilişkin ilk Türkiye değerlendirmesini 15 Şubat Cuma günü yapacak.

S&P en son 17 Ağustos 2018’de Türkiye’nin uzun dönem yabancı para cinsinden kredi notunu “BB-“den “B+”ya indirmiş, görünümü ise “durağan” olarak belirlemişti. Türkiye’nin kısa dönem yerli ve yabancı para cinsinden kredi notu ise “B” seviyesinde teyit edilmişti. “BB-” yatırım yapılabilir olmayan spekülatif risk seviyesi, “B” ise yüksek risk seviyesi anlamına geliyor.

S&P görünümün durağan olarak teyit edilmesinin Türkiye’nin gelecek 12 aydaki risk dengesini yansıttığını ifade etmiş, Türk lirasının zayıf seyretmesinin, yüksek enflasyonunun ve yüksek cari açığın Türkiye’nin kırılgan olmasında ana faktör olduğuna dikkat çekmişti.

Kredi notunu olumlu etkileyebilecek faktörleri de şöyle sıralamıştı: Hükümetin başarılı bir şekilde ekonomik uyum programı oluşturması ve uygulaması, enflasyonun kontrol altına alınması.

Ağustos 2018’den bu yana söz konusu faktörlerdeki değişimlere bakalım:

. TL’de kısmen istikrar sağlandı… Ağustos 2018 ayına 5,342 seviyesinde başlayan %50-50 ABD doları ve eurodan oluşan döviz sepeti 13 Ağustos 2018’de 7,363 seviyesine yükselmesinin ardından 13 Şubat itibariyle 5,595 seviyesine gerilemiştir. TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru ise Ağustos 2018’deki 52,14 seviyesinden Aralık 2018’de 62,64 seviyesine yükseldi. Türkiye’nin en kırılgan ülkelerin başında sayılması gelişen ekonomilere yönelik olumsuzluklarda en fazla Türkiye’nin etkilenmesine sebep oluyor. Özellikle bankaların kredi stokuna yönelik endişeler TL’nin kırılgan kalmasında en büyük etken.

. Düşük enerji maliyetlerine rağmen enflasyonist baskılar sürüyor… Tüketici enflasyonu (TÜFE) Temmuz 2018’deki %15,85 seviyesinden TL’deki sert değer kaybının etkisiyle Ekim 2018’de %25,24 seviyesine yükselip, Ocak 2019’da %20,35 seviyesine geriledi. Yeni Ekonomi Programı TÜFE’nin 2019 sonunda %16 seviyesine gerilemesini hedefliyor. Yurt içi üretici fiyatları ise (Yİ-ÜFE) Temmuz 2018’deki %25 seviyesinden Eylül 2018’de %46,15 seviyesine yükselmesinin ardından Ocak 2019’da %32,93 seviyesine geriledi.

. Cari açık ithalattaki düşüşün etkisiyle geriledi… Haziran 2018’de 57,4 milyar dolar seviyesindeki 12 aylık toplam cari açık Kasım 2018’de 33,9 milyar dolar seviyesine geriledi. Bu gelişmede iç talepteki daralmaya bağlı olarak ithalatta sert düşüş etkili oldu. TL’deki değer kaybının etkisiyle 12 aylık toplam enerji dengesi aynı dönemde 36,8 milyar dolar açık seviyesinden 38,6 milyar dolar açık seviyesine yükseldi.

S&P’nin dikkate aldığı yukarıdaki üç faktörü değerlendirdiğimizde Ağustos 2018’den bu yana yaşanan gelişmeler ışığında TL’de tam anlamıyla istikrar sağlanmadığını, kırılganlıklara açık olduğunu; enflasyonda polisiye tedbirlerin gıda enflasyonunu baskılamasına sebep olduğunu, özellikle Avrupa ekonomisinin zayıflamasının etkisiyle sınırlı ihracat potansiyelimize bağlı olarak iç talebin cari dengeyi yönlendirmeye devam ettiğini görüyoruz. Bu sebeplerle, S&P’den Türkiye’nin kredi notu ve ekonomik görünümüne dair bir iyileştirici hamle beklemiyoruz.

S&P’nin 2019 yılı için ikinci ve son değerlendirmesi 2 Ağustos tarihinde gerçekleşecek.

Dr. Fulya Gürbüz