Etiket: coface

Coface avro bölgesinde büyümenin tahmin edilmesinde kullanılacak yeni tahmin aracı CRAFT’ı tanıttı

Coface, 21 Ekim tarihli basın bülteninde, avro bölgesindeki önemli ekonomilerde resesyon veya hafif bir küçülme halinde yavaşlamanın anahtarlarını ortaya koyduğu CRAFT tahmin aracını tanıttı. Bültende yer alan detaylar şöyle:

“2019 yılının başlarından bu yana, küresel büyümede yavaşlama işaretleri giderek artıyor. Tüm ekonomistler 2017 yılında döngünün zirvesine ulaşan yavaşlama sonrasında bu aşağı yönlü eğilim üzerinde hemfikir iken, şu anda soru işaretleri özellikle avro bölgesinde olmak üzere bu yavaşlamanın şiddeti üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bazıları 2020 yılı için bir resesyon yaşanacağını öngörürken, ekonomistlerin çoğu “sadece” hafif bir yavaşlama olacağını tahmin ediyor.

Dolayısıyla, daha net bir tablonun ortaya konulabilmesi için, mevcut göstergelerden yararlanacak güvenilir ve yenilikçi tahmin araçlarına sahip olmak önem taşımaktadır. Bu sebeple, Coface CRAFT (Coface Araştırma Faaliyeti Tahmin Aracı) adı verilen kendi tahmin aracını geliştirmiştir.

CRAFT: Önemli eğilimlerin tespiti için değerli bir araç

Faaliyet göstergesi Ana Bileşen Analizi (PCA) olarak adlandırılan istatistik yöntemine dayanmaktadır. Makine öğrenimi modellerinin kullanılması, yaklaşık yüz değişkenin analiz edilmesine olanak tanımaktadır ve sadece GSYH büyüme oranının modellenmesi için gerekli olanlar tutulmaktadır. Tutulan değişkenler, (her bir ülke için otuz ile elli arasında) PCA analizine dahil edilmekte ve beş ayrı kategori altında gruplandırılabilmektedir.
. Rakamsal veriler;
. Anket verileri;
. Parasal ve finansal değişkenler;
. Uluslararası göstergeler;
. Şirketlerin Coface tarafından sigortalanan ticaret alacaklarındaki temerrüt oranı.

İlk dört değişken türü faaliyet göstergelerinin oluşturulmasında yaygın bir şekilde kullanılırken, beşinci değişken sadece Coface tarafından kullanılmaktadır. CRAFT üç aylık dönemlere ait GSYH artış oranı ile direkt ilişkilidir ve içinde bulunulan üç aylık dönem (cari dönem tahmini) ve takip eden dönem (gelecek dönem tahmini) için doğru tahmin yapılabilmesini mümkün kılmaktadır.

Fransız ve İspanyol ekonomileri dayanıklılık sergilerken, Almanya’nın resesyona, İtalya’nın ise durgunluğa girmesi bekleniyor

Bu modelden elde edilen sonuçlara göre, Almanya üçüncü çeyrekte resesyona girecek (bir önceki çeyrekteki yüzde -0,1’in üzerine yine yüzde -0,1), sonrasında ise yılın son üç aylık döneminde durağanlaşacaktır. Özellikle sanayiye bağımlı olan ve ihracatın ağırlığı sebebiyle dış çalkantılara maruz kalan Almanya ekonomisi 2018 yılının başlarından bu yana uluslararası ekonomik ortamdaki kötüleşmeden etkilenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Birleşik Krallık Almanya’nın en büyük beş ihracat pazarı arasında yer aldığından dolayı, bu bölgelerdeki gelişmeler faaliyetteki büyüme bakımından büyük önem taşıyacaktır.

Fransız ekonomisinin de üçüncü çeyrekte yavaşlaması (yüzde 0,2), sonrasında ise bu zorlu ortama dayanıklılık göstererek yılın son çeyreğinde yüzde 0,3 büyümesi beklenmektedir. Böylelikle yılın tamamına ait GSYH artış oranı yüzde 1,3 olacaktır. 2017 yılından bu yana faaliyette yavaşlama kaydedilmesine rağmen, (2017 yılında yüzde 2,4 ve 2018 yılında yüzde 1,7), Fransa’nın büyüme performansı pozitif seviyelerde kalmıştır ve çeyrekler bazında tutarlı bir şekilde yüzde 0,2’nin altına inmemiştir. Dolayısıyla Fransa dış talebe daha az bağımlı olması sebebiyle komşularının çoğundaki inişli çıkışlı seyirden uzak kalmıştır.

CRAFT sonuçlarına göre, İtalya’nın büyüme hızı üçüncü çeyrekte hafif bir yükselişle yüzde 0,1 olarak gerçekleşecek, sonrasında yılın son çeyreğinde tekrar durağanlaşacaktır. Ancak, İtalyan ekonomisi avro bölgesindeki ekonomiler arasında 2019 yılında da üst üste ikinci yılda en kötü performansı sergilemiştir.

İspanya’da da GSYH artışının üçüncü çeyrekte hızlanması (yüzde 0,6), yılın son çeyreğinde ise biraz yavaşlaması (yüzde 0,5) beklenmektedir. Her çeyrekte yüzde 0,8 ile 0,9 arasında bir büyüme kaydedilen 2017 yılına göre faaliyet daha az dinamik olmakla birlikte, halen sağlam bir görünüm sergilemekte ve oldukça kademeli bir şekilde yavaşlamaktadır. Halen oldukça yüksek bir işsizlik oranına sahip olmasına (Haziran sonu itibariyle çalışma çağındaki nüfusun yüzde 14’ü) ve siyasi istikrarsızlığa rağmen, İspanya ekonomisi 2013 sonunda başlayan toparlanmadan bu yana kayda değer bir düzenlilik sergilemiştir.”

Coface Barometre: “Merkez bankalarının müdahalelerine rağmen küresel ekonomide genel bir yavaşlama yaşanıyor”

Dünya genelinde siyasi belirsizlik alanlarının katlanarak arttığı bir yaz döneminin işletmelerin morallerini etkilediği bir ortamda, 2020 yılının bir ekonomik yavaşlama yılı olması olası görünüyor.

Arjantin’deki kur krizi, Hong Kong ve Rusya’daki önemli gösteriler, Brexit, Suudi Arabistan’ın petrol tesislerine yapılan saldırı 2019 yılının üçüncü çeyreğine damgasını vuran olaylardan sadece bazıları olarak sayılabilir. Artan siyasi belirsizlikler, dünya ticaret hacmindeki daralma, petrol fiyatlarındaki oynaklıklar ve Avrupa ile Çin’de otomobil satışlarında yaşanan azalma ile birlikte işletmelerin morallerini etkilemeye devam etti.

İmalat şirketlerinin karamsarlığı ekonominin geri kalan alanlarına yayılacak mı?

Bugün Avrupa ve Asya şirketlerine ek olarak Amerikan şirketleri de artık Başkan Trump’ın korumacı söylemlerinden açık bir şekilde endişe duyduklarını ifade ediyorlar. Çin-ABD ticaret savaşının iki büyük küresel güç arasında bir ticaret anlaşmasına doğru evirildiği görülmekle birlikte, ABD Başkanının seçim kampanyası ve hakkında yürütülen azil süreci bağlamındaki eylemlerini kestirmek halen oldukça güç.

Öte yandan, Avrupa’daki emisyon standartları ve Çin’de tüketici davranışlarındaki değişiklikler dahil olmak üzere, otomotiv sektöründe yapısal değişiklikler yaşanmaya devam ediyor. Bu bağlamda, Avrupa ekonomileri şu anda iki farklı hızda ilerliyor: Bazıları küresel sanayiye ve ticarete özellikle bağlı iken (Almanya) ve/veya ticaret siyasi belirsizliklerden olumsuz etkilenirken (İtalya, Birleşik Krallık), Fransa, İspanya ve Hollanda ekonomileri daha dayanıklı bir görünüm sergiliyor.

Merkez bankaları hızla harekete geçiyor

ABD, Avro bölgesi ve birçok yükselen ülkedeki merkez bankaları mevcut durumu değerlendiriyor.

Hatta, büyümedeki keskin yavaşlama sonucunda, birçok merkez bankası parasal genişleme önlemleri uygulayacaklarını açıkladı.

Negatif nominal faiz oranları belirleyen para politikalarının etkileri belirsizdir. Negatif politika faiz oranları hane halklarını ve işletmeleri destekleyerek ekonomiyi canlandırabilirler, ancak bankaların karlılıklarını da aşındırabilirler. Bununla birlikte, teoride, faaliyet üzerindeki olumlu etki daha baskındır. Dolayısıyla, bu aşırı genişlemeci politikalar enflasyonun bu yaklaşımı benimseyen ülkelerin belirlediği hedeflere yaklaşmasına izin vermese de, özellikle avro bölgesi başta olmak üzere son zamanlarda uygulamaya konulan parasal genişleme önlemlerinin beklenen etkisi gerçek olacaktır.

Genel olarak, bu yaygın siyasi istikrarsızlık sebebiyle, Coface 2020 yılının bir ekonomik yavaşlama yılı olacağını öngörmektedir ancak yine de uyanma çağrısı olarak nitelenebilecek birçok olumlu sinyal tespit etmeye ve hükümetlerin ve merkez bankalarının buna karşı harekete geçtiğini gözlemlemeye devam etmektedir.

Bu bağlamda, bu çeyrekte ülke değerlendirme notlarında iki değişiklik gerçekleşti: Hong Kong (notu A2’den A3’e düşürüldü) ve Moritanya (notu D’den C’ye yükseltildi). Sektör bazında, haziran ayında otomotiv sektöründe gerçekleşen bir dizi not düşüşü sonrasında, bu çeyrekte daha az değişiklik yaşandı – ancak özellikle otomotiv sektöründe (üç ülkede daha nottu düşürüldü) ve ona bağımlı sektörlerde (örneğin Almanya’da kimya sektörü) riskler halen artmaya devam etti (13 not düşürme kaydedilirken, not artırımı olmadı). Öte yandan, Kuzey Amerika’da kağıt sektöründe şirket kredi riskleri yükseliyor. Son olarak, ticaretteki yükselen korumacılık rüzgarının yeni mağdurları ortaya çıkıyor (Kore’de bilgi ve iletişim teknolojileri sektörü).

Coface: “Ekonomiden toparlanma sinyalleri gelirken dış borçlar risk oluşturmaya devam ediyor”

Coface ekonomisti Seltem İyigün’ün kaleme aldığı makalede kura hassasiyeti yaratan ekonomideki temel kırılganlığa dikkat çekiliyor.

Türkiye ekonomisine yönelik kırılganlıklar olarak zayıf talep, düşük yatırım iştahı, Avrupa’daki yavaşlamanın ihracatımıza olası etkileri olarak sıralanırken dış borçların da çözülmesi gereken bir sorun olduğuna vurgu yapılarak şu çıkarımlar öne çıkıyor:

. Yurt içi tasarrufların yetersizliği nedeniyle büyüme yurt dışından borçlanma ile finanse ediliyor… 2019 yılının ikinci çeyreğinde dış borç stokunun milli gelire oranı %62 seviyesinde.

. Toplam dış borç stoku olan 447 milyar doların %17’si kısa vadeli borçlardan oluşuyor. Bu rakam içinde kamunun dış borcunun payı %19 iken, özel sektörün payı %75,6 seviyesinde (milli gelirin %12,8’i). Bunda da aslan payı finansal olmayan kuruluşlara ait. Bankacılık dışı özel sektör olarak nitelendirebileceğimiz kesimin kısa vadeli dış borç stoku içindeki payı %47 seviyesinde bulunuyor (milli gelirin %8’i).

. Merkez Bankası tarafından açıklanan ve Türkiye’nin yurt dışından alacakları ve yurt dışına borçlarının net farkını gösteren Net Uluslararası Yatırım Pozisyonu’na göre ise Türkiye’nin net uluslararası yatırım pozisyonu 2017’de -463,9 milyar dolar iken 2018’de -373,6 milyar dolar oldu. 2019 yılının Temmuz ayında ise -351,5 milyar dolara geriledi. Bu rakam, milli gelirin neredeyse yarısına denk geliyor.

. Avrupa, doğrudan yatırımlarda liderliği koruyor… Doğrudan yatırımların coğrafi kırılımlarına bakıldığında Avrupa’nın sürekli olarak en temel yatırımcı olduğunu görüyoruz. 2010 yılında doğrudan yatırımların %78’i Avrupa’dan gelirken 2018’de bu oran %77 oldu. ABD’nin payı aynı dönemde %9’dan %3,3’e gerilerken Asya’nın payı %11’den %18,5’e çıktı. Bu eğilim, Türkiye’ye gelen yatırımların artık daha çeşitli ülkelerden geldiğini göstermesi açısından önem taşıyor.

. AB piyasasına ihracat bağımlılığı sürüyor… Dış ticaret tarafında, her ne kadar Türk ihracatçıları kriz dönemlerinde üretim ve pazar çeşitliliğini sağlama kabiliyetine sahip olsalar da, başlıca ihracat pazarımız Avrupa Birliği olmaya devam ediyor. 2010 yılında ihracatımızın %46’sı AB-28 bölgesine yapılırken, 2018 yılında bu oran %50’ye yükseldi. 2019 yılının ilk sekiz ayında ise toplam ihracatımızın %49’unu AB-28 bölgesine yaptık. Bu dönemde Yakın ve Orta Doğu’ya olan ihracatımız toplam ihracatımızın  %17-18’si civarında, diğer Asya bölgesine yaptığımız ihracatımız da yaklaşık %7-8’si kalmaya devam etti. Bu açıdan değerlendirildiğinde AB piyasasına ihracat bağımlılığından söz edilebilir. AB ülkelerine ihracat yapmanın, coğrafi yakınlık, ödemelerin daha güvenilir olması, tahsilat kolaylığı, ticaret teamüllerinin bilinmesi gibi açılardan faydası olsa da, herhangi bir dalgalanma döneminde, ihracat pazarlarının çeşitlendirilmiş olması, risklerin üstesinden daha rahat gelinebilmesini sağlıyor.

. İhracatın ülkenin refah seviyesinin artmasına verdiği destek sınırlı kalıyor… 2019 yılının ilk sekiz ayında toplam ihracatımız yıllık %2,6 artarken ithalatımız %16,4 geriledi. Ancak aynı dönemde, ihracat birim değer endeksimiz ihracat için yıllık %5,3, ithalat için de %3,2 geriledi. Yani ithalatımız düşerken ithal ettiğimiz ürünlerin de fiyatlarında gerileme görüldü ancak ihracatımızın artmasına karşı ihracatımızın birim değer endeksi geriledi.

Makalede ihraç ürünlerin katma değerinin ve teknolojik içeriğinin artması, en stratejik sektörler arasında yer alan gıda ve tarım sektörlerinin öne çıktığı politikalar izlenmesi, ihracattan elde edilen kazancın artmasına ve refah seviyesinin yükselmesine yardımcı olacağı, bu sayede kilogram başına elde edilen ihracat kazancı olan 1,14 doların da yükseleceği öngörülüyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Coface: “Rus Malı” stratejisi: Ekonomik çeşitlendirme için sınırlı bir araç

3 Ekim 2019 tarihli raporunda Coface, hidrokarbon fiyatlarındaki dalgalanmalar ve Batı ülkelerinin yaptırımları karşısında Rusya’nın “Rus Malı” konseptini öne çıkaran bir strateji geliştirmesine yönelik olarak elde edilen sonuçların karışık bir tablo sergilediğini vurguluyor.

Raporda yer aldığı üzere, Rusya Kırım’ı topraklarına eklemesi sonrasında Batı ülkeleri yaptırımlar uygulamış, bu sebeple Rusya ekonomisini çeşitlendirme çabalarını hızlandırmak için ithalata ve hidrokarbon ürünlerine olan bağımlılığını azaltmak amacıyla bir dizi işleyişi uygulamaya koymuştu. Coface ithalatı yerli üretim ile ikame etme isteğinin birçok etkene bağlı olduğunu ve bunların hepsinin mevcut olmadığını belirtiyor.

Konuyla ilgili olarak yayınlanan basın bülteninde şu detaylar yer alıyor:

“Rus Malı” stratejisi ekonominin kilit sektörlerini hedefliyor

Yabancı yatırımı teşvik etmeye yönelik özel yatırım sözleşmeleri, “Rus Malı” etiketli ürünlere yönelik seçici vergi, indirimler, kamu ihalelerine imtiyazlı erişim gibi şirketlerin ölçeklerini değiştirmelerine yardımcı olacak birçok girişim bulunmaktadır. Modernizasyonu, teknolojiyi ve yenilikçiliği teşvik etmek amacıyla, Rusya İhracat Merkezi oluşturulurken çeşitli teşvik programlarına yer verilmiştir (özel ekonomik bölgeler, kamu finansmanı, araştırma ve sanayinin birbirine yakınlaştırılması, ihracat desteği, vs.).

Yerli üretimi teşvik etmeye yönelik bu girişim ile ilgili olarak, gıda, ilaç, otomotiv ve bilgi teknolojisi sektörleri halihazırda kendi düzenlemelerine ve teşvik mekanizmalarına sahiptir.

En önemli sonuçların alındığı sektör Rusya’ya yaptırım uygulayan ülkelerden yapılan ithalata ambargonun uygulandığı gıda sektörü olurken. Gıda ithalatına uygulanan ambargo sonrasında yaşanan sıkıntılar fiyatların yükselmesine yol açarken bu durum Rus tüketicileri ithal ürünlerden yerli ürünlere yönlendirmiş ve böylelikle gıda üretiminde önemli artışlar sağlanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda Rusya et üretiminde kendi kendine yeter hale gelmiştir. Ancak bazı durumlarda belirli yerli ürünlerin kalite düzeyinin düşüklüğü fiyat farkına rağmen ithalatı desteklemektedir.

Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) sektöründe, yerli üreticilerin aynı ürünleri sunduğu durumlarda kamu kurumlarının bilgisayar, telekomünikasyon cihazları ve elektrikli ev ekipmanları ithal etmeleri yasaklanmıştır. Aynı zamanda, yetkililer enerji, istihbarat ve savunma sektörlerinde teknoloji ürünlerinin satışı üzerinde Batı ülkelerinin uyguladığı ambargoya karşı elektronik bileşen üretimini de arttırmayı amaçlamaktadır ancak bu konuda geri dönüş henüz sınırlı düzeyde olmuştur.

İlaç sektöründe de aynı şekilde ithalata olan bağımlılığın azaltılması amaçlanmaktadır ve yerli üretim için sağlanan vergi teşviklerinin yanında marketlerde yerli ürün satışları desteklenmektedir. Rus makamları ile özel yatırım sözleşmesi imzalayan yabancı sanayiciler için de özel avantajlar sağlanmaktadır. Ancak burada da belirtilen hedeflerinden uzakta kalınmıştır.

Son olarak, otomotiv sektöründe, yabancı üreticiler ile yapılan özel yatırım sözleşmeleri, yerli üretim ve yenilikçi uygulamalar için verilecek taahhütler karşılığında vergi teşvikleri, kamu ihalelerine imtiyazlı erişim ve gelecekte vergi alanındaki gelişmelere karşı korunma sağlamaktadır. Ancak Opel’in Rusya pazarına dönüşünü açıklaması durumunda, Ford’un ülkedeki fabrikalarını kapatması bekleniyor. Ticari araç ve kamyon pazarı daha dinamik ve cazip bir durumdadır.

Yapısal engeller ile karşı karşıya olan “Rus Malı” stratejisi

Girdi mevcudiyetine, üretim hatlarının modernizasyonuna ve iş ortamının iyileşmesine bağlı olan “Rus Malı” stratejisi halen karmaşık ve uzun vadeli bir süreçtir. Yaptırımlar ve karşı yaptırımlar (hem mevcut hem de potansiyel yaptırımlar), iş ortamı, artan siyasi riskler ve işgücü eksikliği yerli ve yabancı yatırımları baskılayan diğer etkenlerdir.

Ülkenin kompozitler ve petrokimya ürünleri gibi belirli yüksek katma değerli petrokimya ürünlerinde ve haddelenmiş metalürji ürünlerinde ve tüplerde açığı bulunmaktadır. Bu durum yerli hammadde işleme kapasitesindeki yetersizliğe işaret etmektedir ve yetkililer bu eksikliği de gidermeyi amaçlamaktadır.

“Rus Malı” politikası geleceğin ekonomik gerçekliklerine cevap vermek için gerekli olmakla birlikte, henüz meyvelerini vermekten çok uzaktır ve Rusya’nın üretim zincirlerinde derin ve uzun vadeli bir dönüşüm gerektirecektir.”

Coface, 4.kez üst üste ‘Türkiye’deki En İyi Alacak Sigortası Şirketi’ seçildi

IFM, uluslararası finans kuruluşları arasında belirgin fark yaratan ve katma değer oluşturan kurumları teşvik etmek için her yıl düzenlediği elemeler neticesinde Coface Türkiye’yi ödüle layık gördü. IFM’nin ödülleri ilgili alanlarda inovasyon ve üstün hizmet kalitesinin en üst standartta olduğunu kanıtlıyor. IFM ayrıca; uluslararası finans çevrelerine fayda yaratan sosyal sorumluluk, vakıf faaliyetleri ve kurumsal yönetim alanlarında gelişmek için inisiyatif alan kurum ve bireyleri de destekliyor ve ödüllendiriyor.

2007’den beri Türkiye’de faaliyette olan Coface, kurulduğundan bu yana ticari alacak sigortası alanında sektöründe lider konumda. Coface Türkiye Genel Müdürü Ali Gençtürk konuyla ilgili şunları söyledi: “Müşterilerimize sunduğumuz hizmetlerin uluslararası tanınmış kuruluşlar tarafından ödüllendirilmesi bizim için büyük bir onur ve ekibimiz için motivasyon açısından önemli. Özellikle global anlamda güvenli ticaretin ve risk kavramlarının daha fazla önem kazandığı bu dönemde ticari alacak riski yöneten bir firma olarak ‘en iyi’ sıfatıyla değerlendirilmek, Türk firmalarına gerek ihracat, gerek yurt içi alacakları ile ilgili verdiğimiz hizmetin değerini artırıyor. Müşteri odaklılık, uzmanlık, işbirliği, cesaret ve hesap verebilirlik değerlerinin üzerinde tek tek çalışmamızın da bu ödülde büyük payının olduğunu düşünüyorum. IFM ödülünü almamıza katkı sağlayan ve bugüne kadar bizimle işbirliği içinde bulunan bütün iş arkadaşlarıma, iş ortaklarımıza ve müşterilerimize teşekkür ederim.”

Ali Gençtürk, Coface Türkiye Genel Müdürü

Merkezi Londra’da bulunan International Finance Magazine, küresel olarak finans sektörü ve finans piyasalarının en prestijli yayınlardan biri olarak kabul ediliyor ve 185’den fazla ülkede finans profesyonelleri tarafından okunuyor. Dünya genelinde üst düzey yöneticilerin farklı sektörel gelişmeleri takip etmenin yanı sıra uluslararası piyasalar, işletme stratejileri, birleşme ve satın alma işlemleri ile ilgili bilgi edinmek için yakından takip ettiği yayınlardan biri olarak görülüyor.

Coface: Enflasyondaki düşüş kalıcı olursa hanehalkı harcama yapmaya başlayabilir

Coface’ın Ekim ayı raporunda enflasyon gelişmeleri mercek altına alınmış. Raporda şu detaylara dikkat çekiliyor:

Eylül ayında enflasyon, 2017 yılı Temmuz ayından bu yana ilk kez yıllık bazda tek haneye inerek %9,26 oldu. Bu düşüşte, geçen sene Eylül ayında aylık enflasyonun %6,3 olması etkili oldu. Aylık enflasyonu gıda grubu 0,14 puan aşağı çekti ancak doğalgaza yapılan zam nedeniyle konut grubu fiyatları aylık %2,15, yıllık ise %10,3 yükseldi. Ulaşım ücretlerine yapılan zam nedeniyle ise ulaştırma grubu fiyatları aylık bazda %1,6 yükseldi.

Çekirdek göstergelerde de düzelmeler görülmeye devam etti. İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç fiyat değişimlerini gösteren B grubu çekirdek enflasyondaki yıllık artış sene başında %20’ye yakınken Eylül ayında %9’a yaklaştı.

Fiyatı yönlendirilen ürünler hariç TÜFE ise yıllık %7 oldu. Bu durum, zamların enflasyondaki düşüşü sınırlandırdığını gösteriyor.

Hafta başında açıklanan Yeni Ekonomi Programı’na (YEP) göre de sene sonu yıllık enflasyonun 2019 sonunda %12, 2020 sonunda %8,5 olacağı öngörülüyor. Merkez Bankası’nın son enflasyon raporunda ise 2019 enflasyon tahmini orta noktası %13,9’da bulunuyor.

TL’nin son dönemde daha istikrarlı seyretmesi ve iç talebin zayıf seyri gibi unsurlar da enflasyondaki düşüşe katkı verdi. Merkez Bankası, enflasyondaki bu gerilemeyi öngörerek önden yüklemeli faiz indirimleri yapmıştı.

Enflasyondaki gerilemenin, enflasyon beklentilerini de olumlu etkilediği görülüyor. Eylül ayında 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentileri %12,2’ye geriledi. Bu durum, Merkez Bankası’nın %16,5 seviyesinde bulunan faizini indirmesi için de imkan yaratıyor.

Ancak makro taraftaki bu olumlu gelişmeler, henüz tüketici ve şirketler kesimlerine tam olarak yansımış değil. Son açıklanan reel kesim güven endeksi şirketlerin bir miktar güven kaybının olduğuna işaret ederken, 2 tüketici güven endeksi de henüz net bir toparlanma göstermiyor. Yabancı para mevduatların artmaya devam etmesi de bu tabloya eklendiğinde, hanehalkının ekonomik ortama güveninin henüz tam olarak tesis edilmediğini görebiliyoruz.

Sene sonuna doğru baz etkisinin kalkmasıyla birlikte enflasyonda bir miktar yukarı ivmelenme görebiliriz. Ancak 2018 sonlarında gördüğümüz seviyelere göre enflasyonun düşmesi, eğer kalıcı olabilirse, tekrar hanehalkının harcama yapmaya başlayabileceğine işaret ediyor. Önümüzdeki dönemde iç talebin büyümeye yaptığı katkının, senenin ilk yarısındakinden daha fazla olması beklenebilir.

Öte yandan ihracat tarafı miktar bazında artmaya devam ediyor ancak ihracatçılar pariteden olumsuz etkileniyorlar. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin açıklamasına göre yılın ilk dokuz ayındaki parite kaybı 3,5 milyar dolar oldu. Buna karşılık miktar bazında ihracat Eylül’de %11,1, Ocak-Eylül döneminde ise %18,6 artış gösterdi. Bu konu, Avrupa ve Amerika Merkez Bankaları’nın para politikaları doğrultusunda, 2020’de de konuşmaya devam edeceğimiz gündem maddeleri arasında yer alacaktır.

Coface: “Hollanda ticaretinin sırrı ne?”

Ticari alacak sigortası alanında önemli bir yere sahip olan Coface, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki artan korumacılık, Brexit, daralan dünya ticaretine rağmen, Hollanda ekonomisinin şaşırtıcı bir şekilde halen parlak bir görünüm sergilediğini ifade ediyor. Coface, Hollanda’yı mercek altına aldığı raporunda şu detayları öne çıkarıyor:

. On yedinci yüzyılda hâkim bir küresel denizcilik ve ekonomi gücü olan Hollanda 2018 yılında, dünyadaki altıncı en büyük ticari emtia ihracatçısı oldu.

. Coface dünya ticaretinin 2019 yılının tamamında hacim olarak yüzde 0,8 oranında daralmasını bekliyor.

. 2018 itibariyle, Hollanda’nın dış ticaret hacmi (mal ve hizmet ihracatı ve ithalatı) GSYH’nın yüzde 161’ine eşitken aynı oran Almanya için yüzde 50 oldu. Hollanda’nın söz konusu başarısında

.. petrol fiyatlarının yüksek seviyelerde olması ve ham petrol ve doğal gazın ülkede üretilen ihracatın önemli bir oranını oluşturması,

.. son yıllarda Hollanda ekonomisinin fiyat rekabetçiliğinin artmış olması,

.. işgücü maliyetlerinin 2014 yılında önemli ölçüde düşerek o zamandan bu yana istikrarlı kalması etkili olmuştur.

Coface, ‘Rotterdam etkisini’ ise şu şekilde anlatıyor:

“Hollanda’nın uygun coğrafi konumu ve rekabetçi altyapısı sayesinde, birçok emtia ticareti Hollanda üzerinden işlemektedir. Bu “yeniden ihracat” Hollanda’nın ticaret bilançosunun ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Bu ihracatın katma değeri çok olmasına rağmen, hacmi ticaret istatistikleri üzerinde önemli bir etki yaratmaktadır. Bu “Rotterdam etkisi” olarak adlandırılmaktadır. 2016 yılında, total toplam ihracat hacmi 432,5 milyar €’ya ulaşırken bunun 189,1 milyar €’luk bölümü (yaklaşık yüzde 44) yeniden ihracattan kaynaklanmıştır. Bu şu anlama gelmektedir: Hollanda 2016 yılında 52,1 milyar € ticaret fazlası kaydetmesine karşın, yeniden ihracat ve ithalat olmasaydı bu rakam 20 milyar € daha düşük olacaktı.”

Coface: “Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde iflaslar artıyor”

Ticari alacak sigortası alanında önemli bir yere sahip olan Coface, Orta ve Doğu Avrupa (CEE) ülkelerinde iflasların arttığını ancak giderek zorlaşan küresel ekonomiye rağmen durumun halen olumlu olduğunu belirtiyor. 12 Eylül tarihli basın bülteninde Coface şu detaylara yer veriyor:

. Orta ve Doğu Avrupa bölgesinde önümüzdeki yıllarda bir yavaşlama bekleniyor.

. 2017 ve 2018 yıllarında, bölgedeki GSYH artışı 2008 yılından bu yana kaydedilen en yüksek oranlar olan sırasıyla yüzde 4,6 ve yüzde 4,3’e yükseldi. CEE ekonomisindeki bu hızlanma temel olarak özellikle işsizlikteki azalmanın hanehalklarına sağladığı önemli fayda ile birlikte iç talepteki artıştan kaynaklandı. Hanehalkları aynı zamanda tüketim üzerinde doğrudan etkisi olan güçlü ücret artışından da yararlandı. Hanehalkı tüketiminin dışında, kamu ve özel sektör yatırımlarındaki artış da büyümeyi destekledi. Yukarıda belirtilen olumlu makroekonomik ortam CEE bölgesindeki şirketlerin ödeme güçleri üzerinde de etkili oldu. Bir yıl önce iflas işlemlerinde kaydedilen artışın aksine, GSYH’ya göre ağırlıklandırılmış ortalama iflas seviyesi 2018 yılında yüzde 4,2 azaldı.

. Bu olumlu gelişmelere karşın, düşük işsizlik oranı işgücü açığına yol açarken, bu durum hem gündelik faaliyetleri hem de potansiyel genişlemeleri bakımından işletmelerin önündeki ana engel haline geldi.

. İşgücü eksikliği, yüksek kapasite kullanım oranları, artan girdi maliyetleri ve dışarıdaki yavaşlamanın etkisi (doğrudan ve dolaylı) dâhil olmak üzere arz tarafı kısıtları CEE bölgesinde faaliyet gösteren şirketler için bir endişe kaynağı oluşturuyor.

. Sabit varlıklara yapılan yatırımlardaki sınırlı hızlanma ve azalan ihracat GSYH artışını biraz zayıflatsa da, hanehalkı tüketiminin GSYH artışının ana sürükleyici etkeni olmaya devam etmesi bekleniyor.

. Avro bölgesindeki yavaşlama, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin arasındaki ticaret savaşlarının tırmanması ve İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkış sürecindeki belirsizlikler, şirketler ve ekonomi üzerindeki potansiyel etkileri sebebiyle ihracatçılar için endişeye yol açıyor.

. Orta ve Doğu Avrupa bölgesinde GSYH artışında beklenen yavaşlama temel olarak dış talepteki bir yavaşlamanın doğrudan ve dolaylı etkilerinden kaynaklanacak.

. CEE bölgesinde ortalama büyümenin 2019 yılında yüzde 3,6 ve 2020 yılında yüzde 3,2 olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

. CEE ekonomileri çoğunlukla dış piyasalara yüksek derecede açık olduklarından dolayı, dış talepteki zayıflama kendini sadece büyüme oranlarında değil zamanla iflas istatistikleri ile de gösterecektir. Bu bakımdan, otomotiv sektörü ile bu sektörel parça ve aksam tedarik eden kimya ve metal sektörleri gibi dış piyasalar ile güçlü bir şekilde iş yapan sektörler bu durumdan etkilenecektir.

Coface: “Küresel düşük faiz ortamı TL cinsi varlıkları destekliyor”

Ticari alacak sigortası alanında dünyadaki en yaygın şirket olan Coface Grubu Haziran ayında açıklanan makro-ekonomik verileri değerlendirdiği Temmuz ayı aylık raporunu yayınladı.

Raporda, ABD Merkez Bankası Fed’in faiz indirim sinyalinin TL cinsi varlıkları desteklemesine rağmen reel sektörün borç ve düşük kar marjı sorunları ile jeopolitik risklerin devam ettiği belirtiliyor.

Raporda, Genel Değerlendirme başlığı altında şu noktalar ön plana çıkıyor:

. Küresel geopolitik gelişmeler son dönemlerde piyasalar üzerinde belirleyici etkiye sahip oluyor.

. ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşlarının, Avrupa ekonomilerine olumsuz yansımalarının ardından, ABD Merkez Bankası da küresel büyümedeki sıkıntılar, ticaret savaşları ve düşen enflasyona atıfta bulunarak Temmuz ayı için indirim sinyali verdi.

. Mart ayında Avrupa Merkez Bankası da benzer büyüme sorunlarına dikkat çekerek yeni bir TLTRO programı açıklamış, Nisan ayında da Japonya Merkez Bankası yetkilileri, ekonominin tehdit altında olması halinde para politikası araçlarını kullanarak karşılık verebileceklerini belirtmişti.

. Türkiye ekonomisi birinci çeyrek dönemde resesyondan çıkmasına karşın, hala zayıf büyüme dinamikleri gösteriyor. Bu dönemde ekonomimiz için en olumlu gelişme, ABD Merkez Bankası’nın faizleri düşürebileceğine ilişkin verdiği sinyal oldu.

. İstanbul seçimlerinin geride kalması siyasi belirsizliği azalttı.

. Bu gelişmeler bir araya geldiğinde, risk primimizin göstergelerinden olan 5 yıllık CDS’imiz 29 Mayıs tarihinde 515 seviyesindeyken 365’e geriledi. Dolar/TL ise 6,05 seviyelerinden 5,63’e düştü. Gösterge faiz ise Mayıs ortasında %25’in üzerindeyken %18’e yaklaştı. Enflasyonda ise baz etkisi nedeniyle gerileme görülüyor. Bu durum, küresel olarak düşen faiz ortamında Merkez Bankası’nın da faiz indirmesini destekleyici olabilir.

. Göstergelerdeki iyileşmeler henüz risklerin aşıldığı anlamına gelmiyor. S400 ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin ekonomiye yansımaları takip edilecek. S400 konusunda ABD’nin yaptırım uygulama kararı vermesi halinde, yaptırımların kapsamının geniş olması, piyasalarda düzeltmeye neden olabilir. . Reel sektör tarafında ise düşük satışlara ve yüksek finansman maliyetleri nedeniyle baskılanan kar marjları hala öncelikli sorun. Bu durum, ödeme sürelerinin de uzamasına neden oluyor. İhracat yapan firmalar ve sektörlerin bu dönemde daha avantajlı olabildiğini görüyoruz. Ancak birincil ticaret ortağımız Avrupa ekonomisindeki büyümenin yavaşlaması, önümüzdeki dönemde ihracatçılar açısından sorun oluşturabilir. Bu anlamda, Avrupa Merkez Bankası’nın 25 Temmuz’daki toplantısında açıklayacağı ekonomiyi destekleyici önlemler ve bunların ne derece etkili olacağı, ihracatçılarımız açısından önemli olacak.”

Sektörler baz alındığında Coface, Elektronik ve IT, Enerji, İnşaat, Metal ile Perakende sektörlerini “Çok Yüksek Riskli”, Ağaç, Gıda, Kağıt, Kimya, Otomotiv ve Tekstil sektörlerini “Yüksek Riskli”, İlaç ve Ulaştırma sektörlerini ise “Orta Riskli” olarak değerlendiriyor.

Coface: “Doğal Gaz: Yükseliş ve çöküş arasında dalgalanma”

Ticari alacak sigortası alanında önde gelen sigorta şirketlerinden olan Coface, Haziran ayı raporunda doğal gaz piyasasını mercek altına aldı. “Doğal Gaz: Yükseliş ve çöküş arasında dalgalanma” başlıklı raporda doğal gaz piyasasının yükselmeye devam ettiğini, orta vadede de yükselmeye devam edeceğini, ancak birçok faktörün daha az umut vaat eden bir geleceğe işaret ettiği belirtiliyor.

En temiz fosil yakıt olarak nitelendirilen doğal gaz için raporda aşağıda sıralanan bir çok göstergenin doğal gaza yönelik talep ve üretimde artışa işaret ettiği savunuluyor:

. “Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, doğal gaz 2006 yılından bu yana tüm fosil yakıtlar içerisinde tüketimi en fazla artan yakıt türü olmuştur. Özellikle “Mavi Gökyüzü” politikası sıkı hava kalitesi hedefleri ile birlikte kömürden gaza geçişi öngören Çin başta olmak üzere Asya’daki talep artışı sebebiyle doğal gaz talebi yükselmeye devam edecektir.

. Gaz çok fazla miktarda bulunabilmesi, kaynak çeşitliliği ve diğer fosil yakıtlara göre daha düşük kirlilik seviyesi sebebiyle pratik bir enerji üretim kaynağı olarak kabul edilmektedir. Kömür ile karşılaştırıldığında doğal gaz yüzde 40 daha az karbon dioksit (CO2), parçacık madde (PM2.5), kükürt dioksit (SO2) ve azot oksit yaymaktadır (NOx). Doğal gaz; genellikle kesintili üretim yapılabilen, hızlı ve güvenilir yedek gerektiren güneş panelleri ve rüzgar santralleri gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını tamamlayıcı olarak en fazla kullanılan enerji kaynağıdır.

. Doğal gaz aynı zamanda etan rotası yoluyla petrokimya ürünleri için kullanılan bir hammadde olarak endüstriyel proseslere de entegre edilmiş bir kaynaktır. Doğal gaz ve ilgili sıvı yakıtlar kimya sanayinde kullanılan tüm fosil yakıtların yaklaşık yüzde 29’unu oluşturmaktadır.”

Söz konusu sebeplerle dağal gaz piyasasında olağanüstü bir momentum yakalanmış olsa da Coface raporunda doğal gaza yönelik olarak ufukta belirsiz bir gelecek göründüğü belirtiliyor. Bu görüşü destekleyen faktörler ise söz konusu raporda şöyle sıralanmış:

. “Doğal gaz yakıldığında petrol veya kömüre göre daha az emisyona yol açmasına rağmen, tamamen temiz bir enerji kaynağı değildir ve küresel ısınma riskini azaltmayacaktır. Ek olarak, kaya gazı üretimi yüksek derecede kirliliğe sebep olmakta, yüksek miktarlarda su tüketimini ve kayaların parçalanması için toprağa yüksek miktarlarda kimyasal enjekte edilmesini gerektirmektedir. Bu hidrolik kırma teknolojisi aynı zamanda şebeke sularını da kirletmekte, kırsal topluluklarda güvenli içme suyuna erişimi tehdit etmektedir.

. Öte yandan, yenilenebilir enerji kaynakları artık doğal gaza göre daha ucuz hale gelmektedir. Uluslararası finans şirketi Lazard tarafından yapılan son enerji maliyet analizlerine (LCOE) göre, sübvansiyonsuz rüzgar enerjisi doğal gaza dayalı en ucuz elektrik üretim yöntemi ile rekabet edebilir hale gelmiş durumdadır. Ayrıca doğal gaz fiyatlarının da oldukça değişken olduğu ve bunun karar verme sürecine ilave belirsizlikler eklediği unutulmamalıdır.

. Son olarak, elektrik depolama alanında kaydedilen teknolojik ilerlemeler göz önüne alındığında, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretimini tamamlayıcı olarak doğal gazın kullanılması uygulaması muhtemelen artık son aşamalarına gelmiş durumdadır. Wood McKenzie tasarım ve enerji şirketine göre, GW/h bazında elektrik depolama kapasitesi 2018 yılında yüzde 140’lık artışla iki katının üzerine çıkmıştır. Otomobil üreticisi Tesla Avustralya’da Hornsdale rüzgar santraline bağlı bir batarya depolama sistemini test etmektedir. Teknoloji henüz ilk aşamalarında olmasına rağmen, için birçok piyasa aktörü ve hükümet Avrupa’nın en büyük batarya üreticisi olmayı hedefleyen İsveçli Northvolt gibi kendi batarya depolama markalarını geliştirmek istemektedir.”

Coface, avantaj ve dezavantajlarıyla doğal gazın önünde halen parlak bir gelecek bulunsa da uzun vadede her zamankinden daha fazla tehdit altında olduğunu, bu durumun gezegenimizin korunmasına daha fazla katkıda bulunabilecek enerji kaynaklarının önünü açtığını vurguluyor.