Etiket: Dolar-TL

Cari açık bir önceki yıla göre iyileşse de aylık gelişmeler iç açıcı değil

Mart ayı ödemeler dengesi verilerine göre cari açık 589 milyon dolar olarak gerçekleşti. Önceki aya göre 144 milyon dolar, bir önceki yılın aynı ayına göre 4.145 milyon dolarlık iyileşme var. Böylece 12-aylık cari açık 12,8 milyar dolara geriledi.

Şubat ayında 718 milyon dolar cari işlemler açığı kaydedilmiş, 12-aylık toplam açık 17 milyar dolar seviyesine gerilemişti.

Mart ayında dış ticaret açığı 916 milyon dolar seviyeinde artarken (Şubat: 843 mln$) hizmetler dengesi 1.298 milyon dolara yükseldi. (Şubat: 669 mln$). Seyahat ve taşımacılık hizmetlerindeki artışlar hizmetler dengesindeki aylık 629 milyon TL’lik iyileşmenin kaynağı oldular.

Finans hesabı tarafında ise doğrudan yatırımlardaki azalış ve portföy yatırımlarındaki çıkış Mart ayında da sürdü. Doğrudan yatırımlar Ocak-Mart döneminde 2,28 milyar dolar azalırken 9,25 milyar dolarlık portföy çıkışı yaşandı. 2018 yılında doğrudan yatırımlar toplam 9,4 milyar dolar azalmış, 2,9 milyar dolar portföy yatırımı gerçekleşmişti.

Mart ayında rezerv varlıklar ise 5,7 milyar dolar azalış kaydetti. Ocak-Şubat döneminde toplam 6,4 milyar dolar rezerv varlıklarda artış yaşanmıştı.

Merkez Bankası tarafına baktığımızda haftalık yayınlanan verilere göre net uluslararası rezervler yılbaşından Mayıs ayı başına kadar 4,3 milyar dolar azalarak 25,8 milyar dolar seviyesine geriledi. 2018 yılında net uluslararası rezervler toplam 769 milyon dolar azalma kaydetmişti. ABD ile süregelen S-400 sorunu ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik endişeler Türkiye’nin risk primini artırmaya devam ediyor. Türkiye’nin 5-yıl vadeli CDS primleri 10 Mayıs tarihli işlemlerde 490 seviyesine yakın seyretti. Dolar/TL ise Mayıs ayı başından bugüne %2,6, yılbaşına göre %15,7 değer kaybetti. Son 1-yıllık kayıp ise %38,8.

Her ne kadar cari işlemler açığında önceki yıla göre iyileşme yaşansa da küresel ticaretteki yavaşlamaya bağlı olarak ihracat potansiyelimizin artış gösterememesi, doğrudan yatırımı cazip hale getiremememiz ve kısa vadeli yabancı paranın TL’den kaçışı cari açığın finansmanı tarafında sağlıksız bir ortama işaret ediyor. Seyahat gelirlerinin desteğini azımsamıyoruz ancak TL’deki değer kaybının ucuz turizmi cezbettiğini, dolayısıyla gelirde ciddi bir artış yaratamayacağını düşünüyoruz. TİM verilerine göre Nisan ayında ihracatta yaşanan aylık bazda gerileme ve Merkez Bankası rezervlerindeki düşüş cari denge için umut vermiyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Financial Times haberi sonrasında Dolar/TL tekrar 5,82 seviyelerinde

Seçimlerin tamamlanmasından 17 gün sonra İBB Başkanlığına Ekrem İmamoğlu’na mazbata verilmesi sonrasında Dolar-TL 5,70 seviyelerine gerilerken bugünkü işlemlerde kur tekrar 5,80 seviyesine dayanmış durumda.

Evet mazbata ortadan kalktı ancak S-400, F-35, olası yaptırımlar, özel sektörün yüksek dış borcu, artan faizler, TCMB’nin net döviz rezervleri, daralan ekonomi, yapısal reform açıklamalarının tatmin etmemesi gibi başlıkların bizi getirdiği yer dış finansmana ihtiyaç duyan Türkiye’nin güven artırıcı hamleleri almakta yetersiz kalması.

Bu başlıklara 18 Nisan tarihli basımında TCMB’yi kapağa taşıyan Financial Times (FT) haberi ile bir yenisi eklendi: TCMB’nin net döviz rezervi ilan ettiğinden daha düşük.

FT makalesinde, TCMB’nin net döviz rezervlerinin TCMB’nin raporladığı gibi 28,7 milyar dolar olmadığı, swap işlemlerinin çıkartılması halinde gerçekte 11,5 milyar dolar olduğu hesaplanmış. FT’ye göre TCMB’nin 77 milyar dolarlık brüt rezervi bile Türkiye’nin gelecek 12 ayda çevirmesi gereken 177 milyar dolar dış borcu için yetersiz bir miktar. Konuyla ilgili olarak paraanaliz.com’da yer alan haberi okumanızı tavsiye ederim.

Haber sonrasında Dolar-TL kuru üzerindeki baskı tekrar arttı ve kur 5,82 seviyesini gördü.

Dr. Fulya Gürbüz

Dolar/TL 5,79, Euro/TL 6,53 seviyesini aştı

Türk lirası üzerindeki baskının azalmasında 12-aylık cari açığın Şubat ayında 17 milyar dolar seviyesine gerilemesi de etkili olmadı. Zaten olamazdı. Çünkü Şubat 2018’de 53,6 milyar dolar seviyesindeki cari açığın 36 milyar dolar azalması daralan iç talepten kaynaklandı. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Mart ayı dış ticaret verileri ihracatta ve ithalatta Mart ayında bir önceki aya göre sırasıyla 1,89 milyar dolar ve 1,84 milyar dolarlık artışa işaret etmişti. Dolayısıyla 12-aylık cari açık Mart ayında da düşmeye devam edecek. Tersinden okuduğumuzda, Avrupa ekonomisindeki yavaşlamaya bağlı olarak sınırlı ihracat potansiyelimiz ve net enerji ithalatçısı ülke konumumuzu dikkate aldığımızda iç talepte kımıldanma cari açıkta artış anlamına geliyor.

10 Nisan’da açıklanan yapısal reform başlıkları niyeti ortaya koysa da sürdürülebilir büyümeye yönelik somut adımların henüz gösterilememesi, Merkez Bankası’nın rezervlerine yönelik endişeler, özel sektörün yüksek dış borcu, sorunlu kredi görünümüne rağmen bankacılık sektörü kredi hacminde artış, ABD ile süregelen S-400 alım sorununun yaptırımlar getireceği ihtimali Türk lirası üzerinde baskının artmasına sebep oluyor. TSİ1005 itibariyle Dolar/TL kuru 5,79, Euro/TL kuru ise 6,54 seviyelerinden işlem görüyor.

Dolayısıyla ABD’de Washington’da başlayan IMF – Dünya Bankası ilkbahar toplantılarında yapılan bir ankette 2019’da en kötü performans beklenen gelişmekte olan ülke sıralamasında Türkiye’nin en üst sırada yer alması şaşırtıcı olmasa gerek.

Dr. Fulya Gürbüz

S-400 gerginliği TL’yi vurdu

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün yaptığı “S-400 konusunda işi bitirdik, geri dönüşümüz asla olamaz. Ruslarla anlaştık, ortak üretime gireceğiz, belki S-400’den sonra S-500’e gireceğiz” açıklamanın ardından Dolar/TL kuru 5,43 seviyesinin üzerinde işlem görüyor.

Türkiye’nin Rusya tarafından üretilen S-400 alımına karşı çıkan ABD yönetimi 5 Mart’ta Türk ithal ürünlerine vergi muafiyetini kaldıracağını duyurmuştu.

Dış politikadaki olumsuz gelişmelere ek olarak;

. 31 Mart yerel seçimlerine yaklaşırken erken seçim ihtimalinin konuşulmaya başlanması,

. Daralma işaretleri veren ekonomik görünüm,

. En büyük ticaret ortağımız olan ve Brexit sorunuyla uğraşan Avrupa’dan gelen zayıflama işaretleri ve

. ABD dolarının gücünü koruması Türk lirasını sert dalgalanmalara açık bırakıyor.

Neyse ki TCMB dünkü toplantısında temkinli tavrını koruyup faizde bir değişiklik yapmadı; bu en azından dalga boyunu sınırlandırıyor.

Karşıdan esen rüzgarlara karşı kürek çekmeye devam. 2019 yılı sürprizlere açık olacak. Etkisinin 2020’ye uzayacağı çok ağır bir daralma yaşanabilir. Her şey seçim sonrasında atılacak ekonomik adımlara bağlı. Geçici değil kalıcı çözümlerle sağlam bir reform paketi gelmeli.

Dr. Fulya Gürbüz

Dolar-TL’nin adil değeri için iki öngörü

Dün yaptığı para politikası toplantısında faizleri %24 seviyesinde sabit tutan Merkez Bankası’nın enflasyonda belirgin bir iyileşme görene kadar kararlı tutumunu sürdüreceğini tekrar gördük.

TL’deki kırılganlığı azaltan bu hamlenin ardından TL’ye olan talep Dolar/TL kurunu tekrar 5,30-5,40 aralığına taşıdı.

Bütçe rakamlarının hedeflere uygun gelmesi, 12-aylık toplam cari işlemler açığının 34 milyar dolar seviyesine gerilemesi, ABD ile Türkiye’nin belirli alanlarda aynı paydada buluşması gibi etkenleri dikkate aldığımızda TL’de adil değer ne olabilir sorusuna cevaplar gelmeye başladı.

Deutsche Bank 15 Ocak tarihli raporunda kısa vadede Dolar/TL için adil değeri 5,15, BNP Paribas ise16 Ocak tarihli raporunda 5,25 olarak öngörüyor.

Hazine’nin ilk icraatı para bulmak olmalı

Yeni kabinenin açıklanacağı Pazartesi günü Dolar-TL kuru 4,51 seviyelerine gerilerken, seans kapanışı sonrasında kabinenin açıklanmasıyla birlikte kur 4,7529 seviyesine kadar yükseldi. Yeni kabinenin sindirilmeye çalışıldığı ilk gün kur TSİ1200 itibariyle 4,73 seviyesinden işlem görüyor.

Ne oldu da kurda bir günde %5,4’lük bir marj yaşandı?

Öne çıkan başlıca etken yürütülecek ekonomi politikasına olan güvensizlik.

Güvensizlik hem TL’ye hem de tahvil faizlerine anında yansıyor. 2008 küresel finansal krizde %11’lere yükselen beklenen reel faiz, 2013’te sıfır değerinin altına (eksi %0,92) gerilemiş, gösterge tahvilin bileşik faizi ise %5 seviyesine kadar düşmüştü. Sonrasında kademeli olarak yaşanan artışlarla 2018 yılı Haziran ayında reel faiz %7,55’e yükselirken gösterge tahvilin bileşik faizi %20 seviyesini tekrar geçti.

ABD merkez bankası FED’in kademeli faiz artırımlarına, Avrupa Merkez Bankası’nın da (AMB) para politikasını sıkılaştırmaya başladığı mevcut ortamda faizlerde artış süreci devam edecek. Öncü merkez bankalarının 2008 krizi etkilerine karşı büyümeyi getirecek gevşek para politikasının ortaya koyduğu düşük faiz döneminde görece yüksek getiri potansiyeli sunan Türkiye finansal varlıklarına talepte artış yaşanmıştı. Ancak gelen sıcak paranın rehaveti ekonomi yönetimini

. yapısal değil geçici tedbirler almaya yönelterek,

. yapısal reformlar yerine katma değeri düşük yatırımlara öncelik vermesine ve

. büyüme uğruna iç talebi ateşlemesine neden oldu.

Sonuç olarak Türkiye ekonomisini, cari açığın kötüleşmesi ve artan finansman ihtiyacı noktasına getirdi.

TCMB ise ‘düşük faiz’ baskısı altında kalarak faiz artırmakta geç kaldı, TL’de sert dalgalanmalar yaşandı ve artan riskler sebebiyle kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin kredi notunu düşürdü. Cazibesini kaybeden TL en kötü performans gösteren para birimi oldu.

Hala devam eden  düşük faiz baskısı TL’ye güveni aşağı çekmeye devam ediyor. Yeni ekonomi yönetiminin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘düşük faiz’ vurgusunu destekleyici şekilde faaliyetlerini sürdüreceğine ve başta Merkez Bankası olmak üzere kurumların bağımsızlığına yönelik endişeler hâkim.

Dolayısıyla finansman ihtiyacında yabancı sermayeye bağımlılık ve Hazine’nin iç borçlanma ihtiyacının artması yabancı yatırımcının elini daha da kuvvetlendiriyor.

Güven artırıcı somut adımlar atılmadıkça, önce enflasyonun düşmesi değil faizde düşüşe odaklanılması halinde, Dolar-TL’de her aşağı hareket daha hızlı yukarı sıçrayışı beraberinde getirecek.

Sözün özü piyasalar iyi dengede her türlü olumsuzluğu görmekten imtina ederken bu aralar gelişen piyasalardaki olumlu havanın şiddetinin azalması ile birlikte olumlu zamanlarda bile zincirdeki yüksek beta dediğimiz olumluluğa da olumsuzluğa da aşırı tepki veren ülkeler arasında Türkiye.

Kapasite kullanım oranının çok arttığı, dolayısıyla kurdaki artışın ihracatta yeterli olumlu katkı yapamadığı bir dönemde evet icraatlar çok önemli olacak ama kaçınılmaz olarak yurtiçi ve yurtdışı kaynaklı ciddi bir dalgalanma göreceğimizi söylemek herhalde hiç de zor değil.

Merkez Bankası politika faizini 125 baz puan artırdı

50-100 baz puan arasında faiz artışı öngören piyasa beklentisine karşın Merkez Bankası  1-hafta vadeli repo ihale faiz oranı olan politika faizini 125 baz puan artırarak %17,75 seviyesine yükseltti.

Merkez Bankası basın duyurusunda “Talep koşullarındaki ılımlı görünüme rağmen enflasyon ve enflasyon beklentilerinin bulunduğu yüksek seviyeler fiyatlama davranışları üzerinde risk oluşturmaya devam etmektedir” açıklamasına yer verdi.

Güne 4,55-4,58 aralığında başlayan Dolar-TL kuru beklenenden güçlü gelen faiz artırım kararı sonrasında 4,4565 seviyesine kadar gerilerken TSİ 1440 itibariyle 4,47 seviyesinden işlem görüyor.

YORUM: Faiz artmış olsa da küresel piyasalarda belirsizlik bitmedi. Seçim yaklaşırken yurt dışı kaynaklı olumsuzluklar Doları tekrar yükseltebilir.

Stagflasyona doğru

Haziran ayında enflasyonda yeni zirvelerin görülmesi Merkez Bankası’na bağlı çünkü Mayıs ayında enflasyon dört koldan zirve yaptı…

Mayıs ayı imalat sektörü PMI verileri artan maliyet baskılarının nihai ürün fiyatlarını artırdığına işaret etmişti. TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verilerine göre ise Mayıs ayında enerji fiyatlarındaki artış ve TL’de yaşanan sert değer kayıplarının etkisiyle ara malı fiyatları yükseldi. Böylece yurt içi üretici fiyat endeksi (ÜFE) Eylül 2003’ten bu yana gördüğü en yüksek seviye olan %20,2’ye, tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) son 6 ayın en yükseği olan %12,15’e, gıda ve enerji fiyatlarını kapsamayan çekirdek TÜFE ise 2004 baz yılından bu yana en yüksek değer olan %12,64’e yükseldi.

2016 yılı sonundan bu yana TL’deki değer kaybı enflasyonu kademeli olarak zirveye taşıdı…

Türk lirası, Mayıs ayında eşit ağırlıklı ABD doları ve Euro’dan oluşan döviz sepetine karşı %28,98 ile en sert yıllık değer kaybını yaşadı.

Aralık 2016’dan bu yana çekirdek TÜFE %7 seviyesinden %12,6 seviyesine kademeli olarak yükselirken aynı dönemde döviz sepetindeki artış ortalama %20,3 oldu.

Önümüzdeki dönemde enflasyondaki seyir yeni hükümet ve politikalarına bağlı…

Enflasyon yükselecek çünkü TL üzerindeki baskı fiyat seviyelerini yukarı çekiyor. 22 Haziran seçimlerinin 8 Temmuz’a ötelenmesi Temmuz ayında da enflasyonist baskının sürmesine sebep olacak. Ardından yeni hükümetin oluşması ve ortaya konacak politikalar kurun yönünü etkileyecek.

Merkez Bankası 7 Haziran toplantısında ne yapacak?

TL’de değer kaybının enflasyonu doğrudan etkilemesi ve seçim belirsizliğinin TL üzerinde baskı oluşturmaya devam etmesi TCMB’nin temkinli bir dil kullanmasını gerektirecek.

Hatta ithalatın ihracattan daha hızlı artmasıyla birlikte dış ticaret açığındaki artışın ödemeler dengesi üzerinde baskı oluşturmaya devam etmesi sebebiyle sıkı para politikasının sürdürülmesi gerektiği ifade edilecek.

Son ani kararla %16,50 seviyesine yükselen TCMB fonlama maliyetinin bu toplantıda 100 baz puan daha artırılması bekleniyor. Çünkü Merkez Bankası Başkanı Çetinkaya son Londra toplantısında Mayıs ayı enflasyonu yüksek çıkarsa faiz tarafında ek aksiyon alacaklarını söylemişti. Eğer TCMB Mayıs ayı enflasyonunu yeterince yüksek değerlendirmez ise Dolar-TL’de yukarı hızlanma ve devamında seçimlere kadar 4,75 civarında dengelenme görebiliriz.