Etiket: faiz

Coface: “Çin’de finansal sektöre yönelik riskler artarken firmalar üzerindeki baskıyı azaltmayı hedefleyen Merkez Bankası hamlesi”

Ticari alacak (kredi) sigortası alanında dünyadaki en yaygın şirket olan Coface Grubu, Çin Merkez Bankasının Ağustos ayında gerçekleştirdiği faiz hamlesini bir raporla değerlendirdi.

Carlos Casanova ve Tianyu Pang tarafından hazırlanan 5 Eylül tarihli raporda Çin Merkez Bankasının para politikası kararlarının Çin şirketleri üzerindeki olası etkileri ve riskleri kaleme alınmış. Coface Grup, Çin’in ülke risk notunu B (oldukça yüksek) olarak değerlendirirken GSYH büyüme tahminleri 2019 yılı için %6,3, 2020 yılı için %6,0 seviyelerinde bulunuyor.

Çin bankacılık sisteminde hredi hacmi büyüme oranının Nisan-Temmuz 2019 döneminde ardı ardına düşmesinin ardından Çin Merkez Bankası şirketlerin borçlanma maliyetlerini düşürmek ve dolayısıyla ekonomiyi canlandırmak amacıyla %4,35 seviyesindeki 1-yıl vadeli borç verme referans faiz oranını 20 Ağustos tarihinde 10 baz puan düşürerek %4,25 seviyesine çekmişti. Söz konusu faiz oranı ülkedeki önde gelen 18 bankanın en büyük müşterilerine uygulayacağı borçlanma faiz oranını ifade ediyor.

Raporda belirtildiği üzere özellikle küçük ölçekli yerel firmaların ödeyebilme gücünü artırabilmek için Banka, her ne kadar referans faiz oranını %4,25 olarak belirlemiş olsa da şirketlerin 1-yıl vadeli borçlanma oranını %3,3 seviyesine düşmesini hedefliyor. Bunun bir anlamda parasal gevşeme olduğunu ifade eden Coface Grup ekonomistleri böyle bir hamlenin bir yandan gayrimenkul piyasasında fiyat artışlarını tetikleyebileceği riskini ortaya koyarken öte yandan Çin Merkez Bankasının eş zamanlı olarak belirli sektörleri hedefleyerek faizleri kademeli olarak indirebileceğini ifade ediyorlar. Dahası, Merkez Bankasının aldığı bu kararın, aktarım mekanizmasının iyileştirilmesi konusunda çaba göstermek suretiyle faiz oranlarının serbestleştirilmesi yönünde bir adım olduğu vurgulanıyor.

Raporda, 2019 yılında büyümeyi tetiklemek adına zorunlu karşılık oranlarının iki kere 100’er baz puan düşürüldüğü, bu sayede finansal sisteme likidite enjekte edildiği, ancak buna rağmen kredi talebi ve yatırımların zayıf kaldığı, daha fazla ve daha ucuz fonlama imkanının bankalararası faiz oranlarını aşağı çekemediği ve dolayısıyla ticari ve hanehalkı kredi faiz oranlarının düşmediği belirtiliyor. Bunda sistemin etkili para politikası aktarımını engellemesi, tüketici güveninin zayıf kalmaya devam etmesi ve yatırımın kredi açısından esnekliğinin düşmesinin etkisi olduğu vurgulanıyor.

Politika yapıcıların, bankacılık sisteminin kırılganlığına yönelik endişeli olabilecekleri ihtimalini ortaya koyan rapora göre, 2019 yılında üç bankaya el konulmasının Çin bankacılık sisteminin sistemik kırılganlığına işaret ediyor.

Raporda mevcut riskler ise şöyle sıralanıyor:

1) Çok küçük ve çok geç bir adım: 3Ç göstergeleri çok daha zayıf bir tablo ortaya koyuyor.

2) Uzun bir yolculukta atılan bir adım: Sözlü yönlendirme politikası sürdürüldüğü müddetçe varlıkların yanlış tahsisi devam edecek. Düşük faiz oranları orta ölçekli bankaların karlılığını olumsuz etkileyecek. Daha rekabetçi bir ortama uyum sağlamak adına banka birleştirmelerinin gelecek yıl da devam etmesi bekleniyor.

3) Sermaye çıkışları muamması: Parasal gevşeme yuanda değer kaybına dolayısıyla da sermaye çıkışlarına sebep olabilir. 2016 yılında yuanda yaşanan %3’lük değer kaybı uzun soluklu bir sermaye çıkış süreci yaşanmasına ve ülkede likidite sıkışıklığına sebep olmuştu.

Coface Grup, Çin Merkez Bankasının hata yapmaması halinde 7,12 seviyesinin hemen altında işlem gören Dolar-Yuan paritesinin yıl sonunu 7,10 seviyesinden kapatmasını tahmin ediyor.

Dr. Fulya Gürbüz

İç talebi harcanabilir gelirdeki artış tetikleyebilir

ABD Merkez Bankası Fed’in 2008 krizinden bu yana ilk kez 31 Temmuz’da gerçekleştirdiği 25 baz puanlık indirimin gerekçesinde yer aldığı ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının yine aynı gün yayınladığı 3. çeyrek Enflasyon Raporu’nda mevcut riskler kapsamında sıralandığı üzere küresel ekonomilerdeki yavaşlama, korumacılık çatısı altında devam eden ticaret savaşı ve jeopolitik gelişmeler uluslararası ticareti olumsuz etkilediği gibi yerel imalat sektörlerinin de güç kaybetmesinde etkili oluyor.

Her ne kadar basın toplantısında Fed Başkanı Powell söz konusu faiz indiriminin uzun süreli bir indirim sürecine girildiği anlamı taşımadığını söylese de son PMI verileri imalat sektöründe ülkede istihdamın zayıfladığını ortaya koydu. Enflasyonist baskıların küresel bazda azalması ve istihdamdaki zayıflığın devam etmesi halinde Fed’den faiz indirimi beklentileri de canlı kalacaktır. ABD-Çin arasındaki ticaret savaşı ABD yönetiminin 1 Eylül’den itibaren geçerli olmak üzere 300 milyar dolarlık Çin ithal ürünlerine %10 vergi uygulayacak olması iki ülke arasındaki müzakerelerde sürecin zorlu geçtiğinin işareti. Olumlu adımlar gelmediği sürece ticaret savaşı faktörü küresel ekonomiler üzerinde baskı oluşturmaya devam edecek.

Hal böyle iken üstün ihracat performansımıza rağmen Türkiye imalat sektörünün yaşadığı kan kaybının aksine turizm sektöründe yaşanan olumlu hava bir miktar nefes alışımızı rahatlatıyor. İşsizlik oranı yükselmeye devam ederken TCMB’nin 425 baz puanlık faiz indiriminin kredi faizlerine düşüş yönünde yansımaya başlaması iç talebi kısa vadede canlandırmaya yetecek mi kuşkuluyuz. Enflasyon Raporu’nda da vurgulandığı üzere merkezi yönetim bütçe hedeflerinden uzaklaşmaya devam edilmesi halinde faizler dolayısıyla da enflasyon hedefi üzerinde risk oluşturacaktır ki bu ek vergi artışlarını beraberinde getirecektir ki hane halkının harcanabilir geliri üzerinde yük oluşturmaya devam edecek bir gelişme. İşsizlik rakamının yükselmeye devam ettiği mevcut ortamda gerileyen kredi faizlerinin iç talebi canlandırmaya yetmeyeceği aşikar. Sürdürülebilir istihdamı yaratacak iş ortamının sağlanması dolayısıyla harcanabilir gelirde artış güven algısındaki artışla birlikte iç talebi artıracaktır.

Dr. Fulya Gürbüz

Enflasyonda zayıflık faizde düşüşü getiriyor, uzun vadede eğitim reformu sürdürülebilir büyümeyi getirecek

Geçen haftaki toplantısında politika faizini değiştirmeyen Avrupa Merkez Bankası, orta vadeli enflasyon hedefine ulaşana kadar gevşek para politikasının sürdürüleceğini, faizlerin en az 2020 ilk yarısına kadar mevcut seviyesini koruyacağını veya daha düşük seviyelere gerileyebileceği beklentisini ortaya koydu. Banka, istihdam piyasası ve ücret artışlarının Avrupa ekonomisini desteklediğini, öte yandan ise yavaşlayan küresel büyüme dinamikleri ve zayıf uluslararası ticaretin ekonomik görünümü olumsuz etkilediğini vurguluyor. Dahası, jeopolitik belirsizlikler, artan korumacılık tehdidi ve gelişen ülke ekonomilerine yönelik kırılganlıkların ise özellikle Avrupa imalat sektöründe ekonomik algının bozulmasında rol oynadığı belirtiliyor.

Avrupa’da imalat sektörüne yönelik belirsizlikler Türkiye imalat sektörü özelinde de olumsuz bir tablo ortaya koyuyor. Temmuz ayında Türkiye imalat sektöründe kapasite kullanım oranı, ihracat beklentileri ve yatırım harcamalarındaki gerilemeler yurt dışı ve yurt içinde talep daralmasının devam ettiğini teyit eden gelişmeler.

Küresel bazda enflasyon dinamiklerinin zayıflaması, TL’nin değer kazanması, ithalat maliyetlerinin azalmasına paralel olarak yurt dışı üretici fiyat endeksinin Haziran ayında önceki aya göre düşmesi, Avrupa Merkez Bankasının gevşek para politikasını sürdürmeye devam etmesi ve ABD Merkez Bankası Fed’in politika faizini Temmuz ayı toplantısında aşağı çekecek olması gibi sebepler Türkiye’de enflasyon dinamikleri üzerindeki baskının azalmaya devam edeceği ihtimalini ortaya koyuyor. Nitekim TCMB de geçen haftaki para politikası toplantısı karar özetinde enflasyonda düşüş beklentisini ortaya koymuştu.

Doğrudur, mevcut veriler enflasyon görünümünde dolayısıyla da faizde aşağı yönü destekliyor ancak sürdürülebilir şekilde istihdamı artıracak büyüme denklemi “düşük faiz + tüketim artışı” ile sınırlı kalmamalı. Nitekim Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk‘un şu açıklaması mevcut ekonomik durumu özetliyor: “Biz geleneksel enstrümanlarla ekonomiyi gerçekten canlandıramayız. Bizim uluslararası standartları ele alan evrensel bakış açısına sahip bir eğitim sistematiği içinde olmamız lazım“.

Düşük enflasyon ve düşük faiz kısa vadede hane halkına nefes aldıracak bir gelişme. Uzun vadede ise eğitim reformu sürdürülebilir büyüme için önemli bir yapı taşı olacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Fed faiz değiştirmedi, sabırlı olmaya devam edecek

ABD Merkez Bankası Fed Mayıs ayı toplantısında politika faiz aralığını %2,25-2,50 aralığında sabit tuttu.

Fed’in para politikasında baz aldığı iki gösterge var: İşsizlik oranı ve Gıda ve enerji fiyatlarını baz almayan (çekirdek) kişisel tüketim harcamaları (PCE) enflasyonu.

Fed işsizlik oranında %4, çekirdek PCE’de %2 seviyesi hedefleniyor. Mart 2018’den bu yana %4 ve altında seyreden işsizlik oranı Mart 2019’da %3,8 değerini korudu. Dünkü para politikası toplantısı sonrasında yayınlanan basın duyurusunda da belirtildiği gibi istihdam piyasası gücünü koruyor.

Enflasyon tarafında ise çekirdek PCE Aralık 2011 sonrasından bu yana ilk kez Temmuz 2018’de yıllık %2,04 artış kaydederek Fed’in hedefine ulaşmıştı. Ancak özellikle petrol fiyatlarındaki aşağı yönlü hareketin üretim maliyetlerini aşağı çekmesiyle birlikte enflasyon dinamikleri yumuşama eğilimine girdi ve çekirdek PCE Mart 2019’da %1,55 seviyesine kadar geriledi.

Fed geçen toplantıda belirttiği faiz değiştirme konusunda sabırlı olacakları ifadesini bu toplantıda da korudu. Fed Başkanı Powell basın toplantısında ekonomideki toparlanmaya dikkat çekerek enflasyondaki yumuşaklığın geçici olduğunu belirtti ve öncekinden farklı olarak şahin bir görünüm ortaya koydu.

Piyasalarda Aralık ayında %50 ihtimalle faiz indirimi olacağı fiyatlanıyor.

Fed’in faiz değişikliğinde sabırlı olması TL açısından olumlu bir gelişme ancak gücünü koruyan ABD ekonomisi karşısında potansiyelinin altında ekonomik aktiviteye sahip Türkiye ekonomisinin yatırım çekme konusunda şansı çok düşük. Sürdürülebilir büyüme konusunda atılacak her olumlu ve kararlı adım Türkiye hikayesine dikkatleri çekebilir.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın başlığı: Fed faiz kararı

ABD Merkez Bankası (FED) 19-20 Mart tarihlerinde Mart ayı para politikası toplantısını gerçekleştirecek. Faiz kararını çarşamba günü açıklayacak olan Fed’den faiz değişikliği beklemiyoruz.

3Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre yıllık bazda %3,4 büyüyen ABD ekonomisi 4Ç2018’de beklentilerden yukarıda %2,6 büyüme kaydetti. Böylece 2017’de %2,5 büyümenin ardından ABD ekonomisi 2018 genelinde ortalama %3,1 büyüme kaydetmiş oldu.

Ocak ve Şubat aylarına ilişkin verilere baktığımızda,

. İşsizlik oranı Şubat ayında %3,8 seviyesine geriledi (Fed’in para politikasında işsizlik oranı hedefi %4).

. Ortalama saatlik kazançlar Şubat ayında yıllık %3,4 seviyesine yükseldi.

. Fed’in baz aldığı çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat edeksi (PCE) ise Aralık 2018’de Kasım ayına göre değişiklik göstermeyerek %1,9 yükseldi (Fed’in para politikasında çekirdek PCE hedefi %2).

. Tüketici enflasyonu Şubat benzin ve tekstilde gerilemeye paralel olarak ayında yıllık %1,5 seviyesine geriledi.

. İmalat sektöründe Şubat ayında zayıflama görülse de büyümeyi sürdürdü, hizmet sektörü Ocak ayına göre güçlü bir sıçrama yaptı.

. Ocak ayında devlet harcamaları arttı.

. Perakende satışlar Ocak ayında yükseldi.

Öncü göstergeler ABD ekonomisinin 2019 yılına güçlü girdiğini gösterdi. ABD-Çin ticaret anlaşmasının netlik kazanmaması ve Fed’in küresel zayıflığı başlıca risk olarak değerlendirmesini dikkate aldığımızda bu toplantıda beklemede kalacağını düşünüyoruz.

Fed, bir sonraki faiz kararını 1 Mayıs’ta açıklayacak.

Dr. Fulya Gürbüz

AMB’den faiz değişikliği beklenmiyor

Avrupa Merkez Bankası (AMB) para politikasını görüşmek üzere bugün toplanıyor. AMB’den faiz değişikliği beklenmezken ekonomik görünüme ilişkin değerlendirmeleri ve beklentileri takip edeceğiz.

Euro Bölgesi 2018 yılı genelinde %1,8 büyümüş, son çeyrekte kaydettiği %1,2 büyüme ile 2014 yılından bu yana en zayıf performansı ortaya koydu.

Enflasyon ise 2019 yılı Şubat ayında yıllık %1,5 artış kaydetmişti. İmalat ve hizmet sektörleri PMI verileri fiyatlar üzerindeki baskının azaldığına işaret etti.

İşsizlik oranı ise Ocak ayındaki %7,8 değeri ile Ekim 2008’den bu yana kaydedilen en düşük seviyede.

Faiz kararı TSİ 15.45’te açıklanacak.

Bej Kitap, Fed’in 20 Mart toplantısı için faiz artırım sinyali vermedi

20 Mart’ta faiz kararını görüşmek üzere toplanacak olan ABD merkez bankası (Fed) Mart ayı ekonomik görünümü sunan Bej Kitap’ı yayınladı.

Ülke genelinde yılın iki ayında ekonomik aktivitede canlılık sürerken, istihdamda artış devam etti, fiyatlar genel seviyesi hızlı olmasa da arttı. Hükumet kapanması, küresel talepte yavaşlama, gümrük tarifeleri ve ticaret politikası belirsizliğinin ekonomik aktivite üzerinde olumsuz etkisinden bahsedildi.

Raporda yer alan detaylar şöyle:

. ABD’de 12 bölgenin 10’unda büyüme hızı hafif ılımlı iken diğer ikisinde yatay kaldı.

. Bölgelerin yarısında hükumet kapanması perakende, emlak, lokanta, imalat ve personel hizmetlerini olumsuz etkiledi.

. Küresel talepte yavaşlama, gümrük tarifelerine bağlı yüksek maliyetler ve devam eden ticaret politikası belirsizliği imalat sektörüne yönelik endişeler olarak sıralandı.

. Finans-dışı hizmetler sektörü çoğu bölgede ılımlıdan ve orta seviye hıza doğru büyüdü.

. Konut inşaatı faaliyetleri ülke genelinde sabit veya kısmen büyürken konut satışları genel olarak düştü.

. Tarım koşulları zayıf kaldı, enerji faaliyeti ülke genelinde farklılık gösterdi.

. İstihdam bölgelerin çoğunda arttı.

. Fiyatlar genel olarak ılımlıdan ve orta seviye hıza doğru arttı. Girdi maliyetleri satış fiyatlarından daha hızlı artış kaydetti.

ABD ekonomisi 3Ç2018’de çeyrek bazda yıllık %3,4 büyümesinin ardından 4Ç2018’de %2,6 büyüme ile vites küçülttü. 2018 yılında %2,9 büyüyen ABD ekonomisinin 2019 yılında %2,5, 2020 yılında ise %2’ye doğru yavaşlaması bekleniyor. OECD’nin 6 Mart tarihli Ara Dönem Ekonomik Görünüm raporunda dünya ekonomisinin 2018 yılında %3,6’lık büyümeden sonra 2019 yılında %3,3’e yavaşlayacağı tahmin ediliyor. Söz konusu yavaşlamanın tetikleyicileri ise Bej Kitap ile paralel: Küresel büyümede momentum kaybı, politika belirsizliğinde artış, devam eden ticari gerilimler ile iş ve tüketici güveninde düşüş.

Bej Kitap, Fed’in tam istihdam hedefini koruduğuna, enflasyonda ise ılımlı bir artışa işaret ediyor. Fed’in 20 Mart tarihli toplantısında faiz artırım için zemin çok güçlü değil. Başkan Trump’ın Çarşamba günü (6 Mart) Çin ile ticaret görüşmelerinin olumlu gittiğini tekrarlamasına rağmen Fed’in bu toplantısında dikkate alacağı bir gelişme olmayacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankası temkinli kaldı, faizi değiştirmedi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bugün gerçekleştirdiği para politikası toplantısında bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı olan politika faizini %24 seviyesinde sabit tuttu.

Fiyat baskıları ve belirsizliklere bağlı olarak faiz değişikliği beklemiyorduk.

TCMB’nin faiz değişikliğine gitmeme sebeplerini ve ilgili yorumlarımızı sıralayalım:

“Son dönemde açıklanan veriler ekonomideki dengelenme eğiliminin belirginleştiğini göstermektedir. Dış talep nispeten gücünü korurken finansal koşullardaki sıkılığın da etkisiyle iktisadi faaliyet yavaş bir seyir izlemektedir. Cari dengedeki iyileşme eğiliminin sürmesi beklenmektedir.”

İç talepte daralma, ihracat hacminde ve turizm gelirlerinde artış 12-aylık cari açığın Aralık 2018’de 27,6 milyar gerilemesine sebep oldu. TL’deki değer kaybı ihraç ürünlerimizin rekabetçi konumunu güçlendirdi. TİM verilerine göre Ocak ayında hafif gerileyen ihracat Şubat ayında bir miktar arttı. İthalattaki düşüşün devam etmesiyle birlikte ilk çeyrekte cari işlemler dengesinde iyileşme sürecek. Ancak, olası bir talep artışı ithalatı tetikleyeceğinden söz konusu gelişmeyi “dengelenme” değil “şimdilik nefes aldırıcı” olarak değerlendiriyoruz.

“İthal girdi maliyetleri ve iç talep gelişmelerine bağlı olarak enflasyon göstergelerinde bir miktar iyileşme gözlenmektedir. Bununla birlikte, fiyat istikrarına yönelik riskler devam etmektedir. Bu çerçevede Kurul, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar sıkı parasal duruşun korunmasına karar vermiştir.”

Tüm önlemlere rağmen Şubat ayında gıda enflasyonu yıllık %29,3 artış kaydetti, tüketici fiyat enflasyonundaki (TÜFE) artış %19,7 oldu. Üretici fiyatları (yurt içi ÜFE) ise %29,3 arttı. Emtia fiyatları, TL’deki değer kaybı ve yapısal sorunlar enflasyonda sürdürülebilir iyileşmenin önünde engel.

31 Mart yerel seçimlerin ardından TCMB ilk toplantısını 25 Nisan’da yapacak. Reuters anketine göre katılımcılar TCMB’nin yıl sonuna kadar toplam 200 baz puan ile 900 baz puan arasında (medyan 500 baz puan) indirim yapacağını tahmin ediyorlar.

Şubat ayı küresel PMI verileri hem girdi maliyetlerinde hem de çıktı fiyatlarında artışa işaret ediyor. Türkiye’de düşük talebin etkisiyle çıktı fiyatlarında kısmen yavaşlama oldu. Seçim sonrasındaki tablonun sonucuna, yurt içi ve yurt dışı talep koşullarına bağlı olarak enflasyonun yönü de belli olacak.

Mevcut şartlarda TCMB’nin Haziran ayı ile birlikte indirime gitmesini ve kademeli olarak yıl sonuna kadar toplamda 500 baz puanlık indirim yapmasını öngörüyoruz.

TCMB’nin 2019 yılı sonuna kadar toplantı takvimi şöyle: 25 Nisan, 12 Haziran, 25 Temmuz, 12 Eylül, 24 Ekim ve 12 Aralık.

Dr. Fulya Gürbüz

Fed Başkanı Powell: “Fed bilançosu kademeli olarak küçülmeye devam edecek”

ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell dün ABD Kongre’sine ilk yarıyıl para politikası raporunu sundu. Powell faiz artırımları için ön koşulun Fed’in iki temel hedefi olan maksimum istihdam ve %2’lik enflasyon seviyesine ulaşmak olduğunu, bu sebeple veri bazlı para politikasını sürdüreceklerini, paralelinde 4,1 trilyon büyüklüğündeki Fed bilançosunun kademeli olarak azaltılmaya devam edeceğini söyledi. Konuşmasından satır başlarına bakarsak;

. ABD ekonomisi 2018 yılında tüketici harcamaları ve özel sektör yatırımlarındaki artışın önderliğinde %3’e çok yakın bir büyüme kaydetti (2017: %2,5). İstihdam ve ücretlerdeki artış, hanehalkı ve özel sektörün güven algısındaki iyileşme ve mali politikalar büyümeyi destekledi.

. Harcama tarafı gücünü korumakla birlikte kısmi hükumet kapanmalarına bağlı olarak son aylarda ekonomik verilerde yavaşlama var kapanmaların yarattığı olumsuz etki önümüzdeki birkaç ayda yok olacak.

. İstihdam piyasası gücünü koruyor, ücret artışları halen sürüyor. Düşük vasıflı çalışanların ücretlerinde güçlü artış var. Bununla birlikte Afrika ve Latin kökenli Amerikalıların işsizlik oranı beyaz ve Asya kökenli Amerikalıların çok üzerindeyken kentsel ve kırsal bölgeler arasındaki istihdam eşitsizliği son 10 yıldır artıyor.

. Düşük enerji fiyatlarına bağlı olarak yıllık kişisel tüketim harcamaları enflasyonunun (PCE) Aralık 2018’de %1,7 olması tahmin ediliyor. Gıda ve enerji hariç çekirdek PCE ise %2’lik hedefin hemen altında %1,9 seviyesinde.

. Ekonomik aktivite 2018 yılına göre yavaşlasa da gücünü koruyor.

. Geçen yıl sonunda finansal piyasalarda dalgalanmalar artarken finansal koşullar büyümeyi geçen yılın başlarına göre daha az destekledi. Özellikle Çin ve Avrupa ekonomilerinde yavaşlama var. Brexit ve ticaret müzakereleri yakından takip ediliyor.

. Uzun vadede karşı karşıya kalınacak zorluklar var. Üretkenlik artışı azalıyor, çalışabilecek yaştaki kadın ve erkeklerin istihdama katılımı 25 yıl öncesine göre daha düşük. Düşük gelir grubundaki aileler arasında ekonomik olarak yükselme kabiliyeti düşük olanlar mevcut. Hükumet borcu sürdürülemez noktada.

. Para politikasına yönelik veri bazlı yaklaşım devam edecek.

. Fed tarafından tutulan devlet tahvilleri ve kamusal menkul kıymetler kademeli olarak azaltılarak Fed bilançosu küçülmeye devam edecek. Fed bilançosunun büyüklüğü şu anda 4,1 trilyon dolar seviyesinde ki bu değer 2014 yılındaki zirvesinden 1,2 trilyon dolar daha az.

. Uzun vadede bilançonun büyüklüğü döviz ve banka rezervleri gibi Federal Rezerv yükümlülüklerine olan talep ile belirlenecek.

Dr. Fulya Gürbüz

Büyüme ve kredibilite arasındaki yol ayrımı

Küresel yavaşlama endişeleri ile Türkiye’nin dış borç stoku azalıyor…

TCMB verilerine göre Eylül 2018 sonu itibarıyla toplam dış borç stoku 448,45 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Finans dışı sektörün dış borç yükü finans sektörünü geçti…

Mart 2015’ten Eylül 2018 sonuna kadar finans dışı sektörün dış borç stoku içindeki payı artarken finans sektörünün payı azalıyor öyle ki Eylül 2018 sonunda finans sektörünün toplam dış borcu 128,1 milyar dolar iken finans dışı sektörün dış borcu 160,3 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Aşağıdaki grafiği dikkate aldığımızda; 2008 Finansal Krizin ardından özellikle ABD, Avrupa, İngiltere ve Japonya merkez bankalarının yürüttüğü düşük faiz politikasıyla birlikte özel sektör dış borçlanmasını artırırken finans dışı sektörün toplam dış borç içindeki payı finans sektörünün üzerine çıktı.

Düşük maliyetli dış borçlanma imkânı finans dışı şirketlerin yurtdışından borçlanmasını cazip hale getirirken ekonomik büyüme 2016 yılı 3. çeyreğine kadar gücünü korumuş, 2017 yılında aktif olarak devreye giren Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) katkısıyla artan iç talep finans dışı sektörün yurt dışından borçlanmasını hızlandırmıştı. Ancak 2017 yılının son çeyreğinde KGF’nin sonlanması ve 2018 ile birlikte ABD’den esen sert korumacılık rüzgarlarının yanı sıra AB ve ABD ile olan siyasi gerginliklere ek olarak yüksek özel sektör dış borç ve yüksek cari işlemler açığına sahip Türkiye ekonomisinin kırılganlığına yönelik yorumlar Ağustos 2018’de TL’de sert değer kaybına sebep olmuş, daralan iç talebe bağlı olarak arka arkaya ekonomik yavaşlama görülmüştür. 2018 yılının son çeyreğinde ise GSYH’de sert bir daralma bekliyoruz.

Yukarıdaki grafikte görüldüğü üzere, küresel büyümeye yönelik endişelerle birlikte Türkiye’de daralan iç talebe bağlı olarak 2018 yılının 2. ve 3. çeyreklerinde finans dışı sektörün yurt dışı borç stokunda azalma var.

Dış borç yükü azalırken Türk bankacılık sektörünün takipteki alacaklar yükü artıyor…

Bankacılık sektörünün takipteki krediler hacminde Ağustos 2018’den bu yana sert bir artış yaşanıyor. Brüt takipteki alacaklar hacmi Şubat 2019 itibarıyla 100,6 milyar TL seviyesine yükselmiş durumda.

Benzer olarak bankacılık sisteminin vadesi geçmiş alacaklarının toplam kredilere oranı (takipteki alacaklar rasyosu) 18 Ocak itibarıyla %4,41 seviyesinde bulunuyor.

2008 Finansal Krizinin ardından 2009 yılında %6,20 seviyesine kadar yükselen takipteki alacaklar rasyosunun 2005’ten bu yana ortalaması ise 3,85 seviyesinde bulunuyor.

S&P kredi riskinde artışa işaret ederken Türkiye Bankalar Birliği’nden “kredinin ilk verildiği tarihe göre kredibilitesinde kısmen azalma olabileceği” değerlendirmesi geldi…

Özellikle finans dışı sektörün artan dış borç yükünü mercek altına alan kredi derecelendirme kuruluşu S&P Türk Lirası’nın önümüzdeki üç yıl boyunca istikrarlı bir şekilde değer kaybedeceğini ve takipteki alacaklar rasyosunun önümüzdeki 12 ayda ikiye katlanarak %8 düzeyine yükseleceğini tahmin ediyor. S&P, takipteki ve yeniden yapılandırılan kredilerden oluşan sorunlu kredi oranının yaklaşık %10-15 aralığında olduğunu tahmin ediyor. Bankalar Birliği ise S&P’ye yönelik olarak yazılı bir açıklama ile “…ileriye yönelik yapılan tahminler ve hesaplamalara göre ikinci grupta, yakın izlemedeki kredilerin tamamının sorunlu hale geleceğine ilişkin değerlendirme doğru değildir. Ülkemiz realitesi ile de uyuşmamaktadır” değerlendirmesine yer vermiştir.

Bankaların riskli varlıklarına karşılık ayırması gereken sermaye miktarının hesaplanmasında kullanılan sermaye yeterlilik rasyosuna ilişkin olarak Bankalar Birliği’nin Ekim 2018 tarihli “Uluslararası Karşılaştırmalar İtibariyle Bankacılık Sektörü” raporunda yer alan ve aşağıya kopyaladığımız karşılaştırmalı sermaye yeterlilik rasyosu grafiğine göre Türkiye bankacılık sektörü riskli bir resim ortaya koymuyor.

Nitekim asgari sermaye yeterlilik oranı %8 iken Türkiye bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik oranı Aralık 2018 itibarıyla %17,3 seviyesinde bulunmaktadır.

GSYH büyümesi ve takipteki alacaklar arasındaki korelasyon ters yönlü…

Bankacılık sektörü gücünü korusa da büyüme dinamikleri ile bankaların takipteki alacakları rasyosu arasında yakın bir ilişki olduğunu görüyoruz. Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi tarihsel veriler GSYH büyümesinde yavaşlama olduğu zaman takipteki alacakların arttığını, GSYH’de büyüme olduğu dönemlerde de takipteki alacaklar oranının düşmektedir.

2019’da Türkiye ekonomisinin daralacağı beklentisi takipteki alacaklarda artış getirecek…

Dolayısıyla 2019 yılı için %0,5 daralma öngören S&P’nin bankaların kredi profiline yönelik endişelerine katılıyoruz. Yılın ikinci yarısında enflasyon dinamiklerinde kalıcı iyileşmenin TCMB’ye faiz düşürmek için imkân sağlayacağı, paralelinde iç talebin artacağı ve büyüme dinamiklerinin yukarı döneceği ihtimalinde S&P’nin Ağustos ayındaki Türkiye değerlendirmesinde daha az endişe tonu duyma konusunda şüpheliyiz çünkü iç talepte olası bir artış ithalatta artış getireceğinden cari açık problemine yönelik söylemleri duyma ihtimalimiz artacaktır. Eklemekte fayda var, olası bir siyasi belirsizlik Türk Lirası’nda sert değer kayıpları yaşanmasına sebep olabilir ki bu da büyüme dinamiklerini aşağı çekecektir.

Fed’in faiz artırım belirsizliği dış borç maliyetlerinde artış demek…

Buna ek olarak Fed’in faiz artırım konusunda beklemede kalacağı ihtimali Fed Başkanı Powell’in dile getirdiği gibi yüksek görünmüyor. Ocak ayı Fed para politikası toplantı tutanaklarında belirtildiği gibi Fed üyelerinin faiz değişikliğine yönelik olarak görüş birliği ortaya koymamaları ekonomik verilerin güçlü gelmesi halinde faiz artırımının görünenden uzak olmayabileceğine işaret etti. Diğer bir deyişle Fed’in faiz artırımlarına devam etmesi Türk şirketlerinin borç alma ve döndürme maliyetlerini yukarı çekecek bir gelişme olacak.

Dönüp dolaşıp tekrar güven algısına geliyoruz…

TÜİK’in yayınladığı Tüketici Güven Endeksi Şubat ayında 57,9 seviyesine gerileyerek 2008 yılı sonu seviyelerine düştü. İşsizlik oranının %12,3 seviyesine yükseldiği, yüksek üretim maliyetlerinin çıktı fiyatlarında aşağı yönü sınırladığı, artan temel ihtiyaç maliyetleri sebebiyle yaşam şartlarının giderek zorlaştığı mevcut durumda sürdürülebilir büyümeyi getirecek yapısal reformların arka planda tutulması kısa ve orta vadeye dair bir umut ışığı vermiyor. 31 Mart seçimleri güven algısında kısa süreli bir iyileşme getirebilir ancak TL’deki seyir ve yapısal reformlara yönelik haberler S&P’nin endişelerinde haklı veya haksız olduğunu gösterecek.

Dr. Fulya Gürbüz