Etiket: gsyh

Merkez Bankası’ndan faiz değişikliği beklemiyoruz

3. çeyrek GSYH büyüme verileri iç talebin durduğuna, yüksek ihracat performansının ve güçlü hizmet sektörünün büyümeyi desteklediğine işaret etti.
4. çeyreğe ait öncü göstergeler ise ekonomide daralmanın süreceğini gösteriyor: Üretim, tüketim ve kamu kesimi harcamalarında daralma, özel sektör yatırım harcamalarında yavaşlama var.
4. çeyrekte %2 daralma ile birlikte 2018 yılını ortalama %3 civarı bir büyüme ile tamamlayacağımızı öngörüyoruz.
İç talepte daralmanın Hükümet’i Kasım ayında dayanıklı tüketim mallarında vergi indirimleri yapmaya yöneltmişti. Söz konusu uygulamanın 2019’a uzatılması olası gözüküyor. Zira mevcut veriler 2019’da büyüme üzerinde aşağı yönlü risklere işaret ediyor:
. Ticaret savaşı ve Brexit gelişmelerine bağlı olarak ABD, Çin ve Avrupa ekonomilerine yönelik büyüme eğilimi zayıflıyor. 
. Yurt içinde %11,1 seviyesindeki işsizlik oranı üzerinde yukarı yönlü riskler artıyor.
. PMI verileri girdi ve çıktı fiyatları üzerindeki baskıya işaret ediyor.
. Son OPEC toplantısında 2019 yılı ilk yarısı için alınan üretim kesintisi kararı fiyat genel seviyeleri üzerinde yukarı yönlü risk oluşturuyor.
. Her ne kadar Fed 2019’da verilere dayalı faiz artırımına gidecek olsa da borçlanma maliyetleri yüksek kalacak. 
. Zorlu finansal koşullar reel sektörde likidite şartlarını zorlamaya devam edecek. 
Mevcut görünüm 2019 yılında Türkiye ekonomisinin %1 civarı büyüyeceğine yani daralma yaşanacağına işaret ediyor. 2019 yılında sıkı maliye politikasının süreceği varsayımı altında, TCMB’nin ‪13 Aralık‬ toplantısında ne ekonomiyi ısıtmak için faiz indirimine gitmesini ne de soğutmak için faiz artırımına gitmesini destekliyor.

Türkiye ekonomisi 3. çeyrekte yıllık %1,6 büyüdü, dönemlik %1,1 daraldı

Türkiye’de GSYH 2018 yılı Temmuz-Eylül dönemini kapsayan 3. çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre piyasanın ortalama %2 artış beklentisine karşılık %1,6 artış kaydetti. Mevsimsellikten arındırılmış veriye göre GSYH bir önceki çeyreğe göre %1,1 daraldı. Böylece 2018 yılının ilk üç çeyreğinde ortalama %4,7 yıllık, %0,4 dönemsel büyüme yaşandı.

Sanayi sektörünün katma değeri bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %0,3 artış kaydetti. Tarım sektörü toplam katma değeri %1 artarken inşaat sektörünün katma değeri %5,3 azaldı. Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan hizmetler sektörünün katma değeri ise %4,5 arttı.

Üçüncü çeyrekte öncü verilerin de işaret ettiği gibi hanehalkı ve hanehalkına hizmet eden kar amacı olmayan kuruluşların nihai tüketim harcamaları yıllık %1,1 artış ile önceki çeyreklere göre sert geriledi. Tüketim harcamaları 1. çeyrekte %9,1, 2. çeyrekte %6,4 artış kaydetmişti. Böylece ilk üç çeyreğin büyüme ortalaması %5,5 oldu. 2017 yılı ortalama nihai tüketim harcamaları artışı ise %6,1 olarak gerçekleşmişti.

2018 yılı ikinci çeyreğinde GSYH bir önceki yılın aynı dönemine göre %5,2, bir önceki çeyreğe göre %0,9 artış kaydedilmişti. 2017 yılında GSYH çeyrek bazda ortalama %1,8, yıllık bazda ise ortalama %7,35 büyümüştü.

2018 yılı 4. çeyrek öncü verileri ise üretim ve tüketimde daralmaya, özel sektör yatırım harcamalarında yavaşlamaya, kamu kesimi harcamalarında daralmaya işaret ediyor.

2019 yılında kırılgan yapıdaki ülkelerde resesyon riski korunurken, gelişmiş ekonomilerde büyüme hızı yavaşlayacak

ABD’nin 2018’de kaydettiği güçlü performans 2019’da zayıflayacak…

2017 yılında %2,2 büyüyen ABD ekonomisi, mali teşvikler ve Fed’in yürüttüğü şeffaf para politikasının desteğiyle güçlü istihdam ve enflasyon görünümü ortaya koyarak 2018 yılında %2,9’luk büyümeyi yakaladı. ABD’nin özellikle Çin’e karşı yürüttüğü ticaret savaşına rağmen ABD hanehalkı ve reel sektörünün yüksek ekonomik güven algısı iç talebin canlı kalmasında etkili oldu. Teşvikler ve ABD’nin korumacılık politikası iç talebi canlı tutarken korumacılık politikasının şirketler üzerindeki olumsuz etkisinin düşük düzeyde kaldığını gördük. 3. çeyrek bilanço verileri açıklamalarında şirketlerin 2019 yılı ile birlikte tarifelerin %25’e yükseltilmesi halinde satış ve kar rakamlarında düşüş olasılığının artacağı yorumlarını okuduk. Ancak yine de devam eden mali teşviklerin ABD ekonomisi büyümesini 2019’da %2,5 gibi bir seviyede tutması bekleniyor. 2020 yılı ise kritik çünkü mali teşviklerin sonlanması talepte daralmayla birlikte GSYH büyümesini %2’nin altına çekeceği tahmin ediliyor.

Çin hükümeti büyümeyi destekleyici adımlar atmaya devam edecek…

Karşı kanatta yani Çin ekonomisinde ise 2017 yılında kaydedilen %6,9’luk büyümenin ardından 2018 yılında %6,5’lik bir büyüme tablosu var önümüzde. Çin hükümeti de ticaret savaşının etkilerini azaltabilmek adına şirketlerin ekonomik faaliyetlerini sürdürmesi ve hanehalkının harcama eğilimini devam ettirmesinde etkili olan parasal ve mali tedbirler alıyor. 2019 yılında da hükümet desteğini sürdürmeye devam edecek ki bu durum Uzak Doğu ülkelerinin ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmeleri açısından da önemli.

Euro Bölgesi yavaşlıyor…

Avrupa tarafında ise 2017’de kaydedilen %2,5’lik büyümeden sonra ekonomi 2018’de %1,9 ile vites düşürdü. Bunda özellikle otomotiv sektörü üzerindeki baskılar ve ticaret savaşının bölge halkı ve şirketleri üzerinde yarattığı ekonomik güven kaybı etkili oldu. Oxford Economics 2019 için %1,6’lık büyüme öngörüyor.

Japonya ekonomisi doğal afetlerin gölgesinde kaldı…

Japonya’da ise 2018 yılında yaşanan doğal afetler ekonomi üzerinde olumsuz bir tablo yaşanmasına sebep oldu. 2017 yılında kaydedilen %1,7’lik büyüme sonrasında 2018 yılında %1’lik bir büyümeye tanık oluyoruz. Oxford Economics Japon ekonomisinin 2019 yılında %1,2, 2020 yılında ise %0,1 büyüyeceğini tahmin ediyor.

Küresel büyüme hız kesiyor…

Görünen tablo 2019 ve 2020 yıllarında büyüme performansında hız kaybı yaşanacağına işaret ediyor. 2017’de %3,1 büyüyen dünya ekonomisinin 2018 yılında %3, 2019’da %2,8, 2020’de ise %2,7 büyüyeceğini tahmin ediyor Oxford Economics. Yavaşlamanın şiddetinin ABD politikalarına ve ekonomik performansına bağlı olacağını düşünüyoruz. Brexit ve İtalya sorunlarıyla boğuşan Avrupa Birliği’ni dikkate aldığımızda Euro’nun seyrini çözüm süreci belirleyecek. ABD ekonomisinin güçlü yapısı korundukça ABD doları Euro’ya karşı görece güçlü kalmaya devam edecek.

Kırılgan ülkelerde resesyon riski artıyor…

Küresel ekonominin dümenini ABD politikaları yönlendirirken bir yanda ABD ekonomisinin aşırı ısındığına dair tartışmalar sürerken, diğer yanda Brexit, İtalya endişeleri ve sıkılaşan finansman şartlarının kırılgan yapıdaki gelişmekte olan ekonomiler üzerinde artan baskısının ABD ekonomisi büyümesi üzerinde aşağı yönlü risk oluşturacağına dair söylemler Fed’in faiz artırım beklentilerinin sorgulanmasına sebep oluyor. Fed Aralık ayında 1, 2019 yılı genelinde ise 3 olmak üzere 2019 yılı sonuna kadar toplam 4 faiz artırımı öngörüyor. Mevcut risklerin küresel ekonomide “resesyon” endişelerini artırması Fed’in Aralık ayı toplantısında beklemede kalacağı beklentilerini gündeme taşıdı.

ABD ekonomisi son 9 çeyrektir büyümesini sürdürürken işsizlik oranı 49 yılın en düşük seviyesi olan %3,7 seviyesine gerilerken Fed’in baz aldığı çekirdek kişisel tüketim harcamaları endeksi tarihi rekor seviyesini Ağustos 2018’de kırarak yıllık bazda %2 hedefine ulaştı ve Eylül ayında da %2’lik artışını sürdürdü. Fed’in Aralık ayı toplantısında faizde beklemede kalacağını düşünmüyoruz, 25 baz puanlık artış hamlesini gerçekleştirecektir. Ancak Fed’in küresel ekonomiye yönelik yorumları ve 2019 yılına dair faiz artırım beklentileri önemli olacak. 2019 yılı için faiz artırım sayısında artış beklemiyoruz. Finansal koşulların sıkılaşmasının 2019 yılında küresel bazda stagflasyon riskini azalttığını, Türkiye gibi kırılgan yapıdaki gelişmekte olan ekonomiler için ise resesyon riskini artırdığını düşünüyoruz. Çin hükümetinin ekonomi politikaları Asya-Pasifik ekonomileri üzerinde etkili olmaya devam ederken Latin Amerika ülkelerinin yatırım açısından daha cazip görüldüğünü raporlardan okuyoruz. Türkiye ekonomisinin ayakta kalması dış politika ve sürdürülebilir büyüme açısından atacağı somut adımlara bağlı olacak. ABD ve AB ile ilişkiler konusunda suların durulduğunu, yapıcı görüşmelerin Türk lirası üzerinde olumlu etkisini gördük. Sürdürülebilir büyüme tarafında yapısal reformlara yönelik atılacak her adım ise TL’ye güvenin artmasını sağlayacaktır.

Euro Bölgesi ekonomisinde yavaşlama Türkiye’nin istihdam pazarı üzerinde baskı yaratıyor

Euro Bölgesi’nde sanayi üretimi Eylül 2018’de yıllık bazda %0,9 büyürken Ağustos ayı sanayi üretimi büyümesi yukarı %1,1 olarak revize edildi. Aylık bazda ise sanayi üretimi %0,3 daralma kaydetti, Ağustos ayı verisi %1,1 ile yukarı revize edildi. Almanya, Fransa ve İtalya’da sanayi üretimi aylık bazda gerilerken, yıllık bazda Almanya ve İtalya’da büyüme Fransa da ise daralma yaşandı.

Euro Bölgesi’nde GSYH ise 3Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre son 4 yılın düşüğü olan %0,2’lik büyüme kaydetti. 2Ç2018’de %0,4’lük büyüme kaydedilmişti. Bir önceki yılın aynı dönemine göre ise GSYH 3Ç2018’de 0,5 yüzde puanlık kayıpla %1,7 büyüme kaydetti.

EU-GDP-2018-Q-3

En büyük ticaret ortağımız olan Euro Bölgesi’nde hizmet ve imalat sektörünü kapsayan bileşik PMI endeksi Ekim ayında aylık 1 puan gerileme ile 53,1 puan seviyesine gerilese de endeksin 50 seviyesinin üzerinde olması ekonomik aktivitenin canlı olduğuna işaret ediyor. Eylül ayında hafif yükselen tüketici kredilerinin Ekim ayında hafif gerilediğini gördük. Bölge’de talep tarafında Ekim ayında önemli bir düşüş yaşanmaması üretim verilerinde aşağı yönlü sert bir düşüş olasılığını ortaya koymuyor. Hem Eylül hem de Ekim ayı ihracat verilerimiz de Euro Bölgesi’ndeki talep tarafındaki mevcut seyri destekliyor.

ABD merkez bankasının (Fed) finansal koşulları sıkılaştırması ve Avrupa Merkez Bankasının (AMB) yıl sonunda miktarsal genişlemeyi sonlandırmasına bağlı olarak küresel finansal şartların zorlaşması ve küresel ticarete yönelik belirsizlikler küresel büyüme üzerinde aşağı yönlü risk oluşturuyor.

En büyük ticaret ortağımız olan Avrupa ekonomisinde büyüme hızında yavaşlamanın devam edeceği beklentisi ışığında Türkiye’nin üretim tarafında büyümenin sınırlı olması ve zorlu finansal koşullara bağlı olarak tüketim ve yatırımda canlanma ihtimalinin zayıf olması sebebiyle Türkiye’nin istihdam verilerinde olumsuz seyrin devam etmesini bekliyoruz. TÜİK verilerine göre, Türkiye’de mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranı son altı aydır aralıksız yükselerek Ağustos döneminde %11,20 seviyesinde bulunuyor.

Çin ekonomisi zayıflıyor

ABD’nin Çin’e yönelik gümrük vergisi artırımlarına bağlı olarak Çin ekonomisi 2018 yılı üçüncü çeyreğinde güç kaybederek bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %6,5 büyüme (bir önceki çeyreğe göre %1,6) kaydetti.  Böylece ülke GSYH’si 2009 yılından bu yana en düşük performansını sergilemiş oldu. 2017 yılında ortalama %6,9 büyüyen Çin ekonomisinin 3. çeyrekte %6,6 büyümesi bekleniyordu.

Küresel PMI verilerinin küresel ticarette yavaşlamaya işaret etmesi ve ABD’nin güçlü ekonomik görünümüne bağlı olarak Fed’in kademeli faiz artırmaya devam edeceği 2019 yılını dikkate aldığımızda ABD ile anlaşma sağlanamadığı takdirde Çin ekonomisinde güç kaybının önümüzdeki dönemde de devam edeceğini düşünüyoruz.

Bu olumsuz beklentiyi olumluya çevirebilecek bir gelişme yaşandı. 30 Kasım’da Buenos Aires’te başlayacak olan G20 zirvesinden bir gün önce henüz resmi kaynaklar tarafından doğrulanmasa da ABD ve Çin başkanları Trump ve Xi Jinping’in bir araya gelme ihtimali var. Olumlu olabilecek herhangi bir adım küresel ticareti hareketlendirebilir. Bekleyip göreceğiz.

TL’de kırılganlık devam edecek

6 Kasım’da ABD’de yapılacak olan parlamento seçimleri önemli çünkü Demokratlar en az iki yeni sandalye kazanması halinde meclis kontrolünü tekrar elde etmiş olacaklar. Diğer bir deyişle Başkan Trump meclis hakimiyetini kaybetmiş olacak. Böyle bir durumda Trump’ın başlattığı ticaret savaşının daha kontrollü olacağı ihtimalini dikkate almak istiyoruz. Zira dolardaki belirsizliğin küresel bazda fiyatlamalar üzerinde de belirsizlik yaratması kur ve likidite riskine karşı şirketlerin pozisyon almalarını gerektirecek.

Peki ABD ekonomisi ABD dolarını yeterince güçlü kılıyor mu?

Hem evet hem hayır.

Açıklamaya çalışalım.

ABD’nin uluslararası ticaret hacminde (ihracat ve ithalat) 2016 yılında başlayan yükseliş devam ederken son açıklanan makro-ekonomik veriler ekonominin gücünü koruduğunu doğruladı:

. GSYH 1. Çeyrekteki %2,2’lik büyümenin ardından 2. çeyrekte %4,2 büyüme kaydetti. (2017 ortalaması %2,5)

. İşsizlik oranı Eylül ayında kaydettiği %3,7 seviyesi ile son 49 yılın en düşük seviyesine geriledi.

. Enflasyonda ılımlı yükseliş yaşansa da dinamikler güçlü. Ağustos ayında TÜFE yıllık %2,7 seviyesine hafif gerilerken Fed’in dikkate aldığı çekirdek kişisel harcamalar fiyat endeksi yıllık %2 ile Temmuz ayına göre değişiklik göstermedi.

. Saatlik ortalama işçi ücretleri Ağustos ayında yıllık bazda %2,9 artış ile son 9 yılın yükseğini gördü. İstihdam piyasası gücünü koruyor ancak kişisel gelir ve kişisel harcamaların tarihsel ortalamalarının altında seyretmesi enflasyon üzerindeki baskıyı azaltıyor. Ücret artışlarında devamlılık enflasyon üzerindeki baskıyı artıracaktır.

. Sanayi üretimi Ağustos ayında yıllık %4,9’luk artış ile son 8 yılın en güçlü artışını kaydetti.

Kısacası ABD makro-ekonomik verileri son 9 yıldır süren ekonomik büyüme eğiliminin devam ettiğini teyit ediyor.

Güçlü ekonomik görünüme bağlı olarak ABD merkez bankası Fed, politika faizini Eylül ayındaki toplantısında beklentiler dahilinde 25 baz puan artırarak %2,25 seviyesine yükseltmiş, sene sonuna kadar ek bir faiz artırım ihtimalini korumuştu. Fed 2019 yılında toplam üç faiz artırımı öngörüyor. Dolayısıyla önümüzdeki yıl bu zamanlar politika faizi %3 seviyesine yükselmiş olacak.

Seçim belirsizliği, güçlü ekonomik görünüm ve ABD’nin Çin üzerinde yarattığı ticaret savaşı baskısı üçlemesine bağlı olarak 10 yıl vadeli ABD tahvilinin faizi son 7 yılın yükseği olan %3,23 seviyesine çıktı. Devamı gelir mi? Evet, söz konusu üçlemeye bağlı olarak faizlerde yukarı yönlü hareket devam edecek.

Kısacası makro-ekonomik görünüm ABD dolarını destekliyor ancak meclis aritmetiğindeki belirsizliğin ABD doları üzerinde baskı yaratabileceğini düşünüyoruz.

Avrupa tarafında ise özellikle ABD’nin çelik ithalatına yönelik yaptırımları sebebiyle Avrupa otomotiv üreticilerinin maruz kaldığı olumsuz durum ve düşük talep 3. çeyrek GSYH büyümesi üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturuyor.  3. çeyrekte otomobil üretimi tarihinde en büyük düşüşünü yaşadı. Düşüş, daralan talep ve emisyon ölçümündeki yeni standartlardan kaynaklandı. Güçlü ücret artışları ve istihdam piyasasında devam eden iyileşme önümüzdeki dönemde talep koşullarını iyileştirmesi halinde ekonomik büyüme üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir ancak bu konuda pek de ümitli olamıyoruz. Çünkü ABD’nin Avrupa’yı da baz alan ticaret savaşının bölge halkının beklentileri üzerinde olumsuz etkisi devam ediyor. Haziran ayında eksi bölgeye geçen Zew ekonomik duyarlılık endeksi son dört aydır pozitif bölgeye geçebilmiş değil. Etkisini, son iki aydır daralma kaydeden perakende satışlarda görüyoruz. Halihazırda korumacılığa yönelik endişeler, yüksek petrol fiyatları, Brexit kaynaklı belirsizlikler ve dünyanın 9. büyük ekonomisi olan İtalya’da henüz istikrar ortamının sağlanamamış olması sebebiyle Avrupa’da sağlıklı bir güven ortamı için şartlar mevcut değil. Zayıflayan küresel ticareti de dikkate aldığımızda yakın vadede Avrupa’da ekonomik büyümede hızlanma öngörmüyoruz.

Dolayısıyla ABD’den gelecek her olumlu haberin Euro-Dolar paritesinde dolar lehine momentum yaratacağını düşünüyoruz.

Türkiye açısından baktığımızda ABD’nin yürüttüğü ticaret savaşına bağlı olarak yaptırım uygulamaları Türk şirketlerini de etkiliyor. Hem dövizdeki şiddetli oynaklığa hem de likidite riskine karşı ayakta kalmaya çalışan Türkiye ekonomisinin kırılganlığı devam ediyor. T.C. Merkez Bankası’nın politika faizini Eylül ayında 6,25 yüzde puan artırarak %24 seviyesine yükseltmesi Dolar-TL kurunun 7,0 seviyesinin altına gelmesinde etkili oldu ancak sadece makro-ekonomik belirsizlikler değil Papaz Brunson davası ve Halk Bankası’nın ABD kaynaklı olarak olası bir cezaya maruz kalmasına bağlı olarak kurdaki dalgalanmanın sert rüzgarlara karşı kırılganlığını artıracağını düşünüyoruz.

Özetle kısa-orta vadede Türk lirasını destekleyecek ne ekonomik ne de siyasi ortamın varlığını hissedebiliyoruz.

Büyüme hızında yavaşlama uzun soluklu görünüyor

2018 yılı 2. çeyreğinde %5,2 seviyesinde GSYH büyümesi kaydeden Türkiye ekonomisi 2017’den bu yana gözlemlenen büyüme performansının gerisinde kaldı. 2017 yılı genelinde %7,4’lük GSYH büyümesine karşın 2018 yılının ilk yarısında %6,3’lük büyüme gerçekleşti,

Üretim yöntemi baz alındığında, %5,21’lik GSYH büyümesinin kaynaklarına baktığımızda 1,79 puanı hizmet sektöründen, 1,29’luk puanı kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetlerinden, 0,88 puanı ise sanayi sektöründen gelmiştir.

Harcamalar yöntemiyle %5,21’lik GSYH büyümesinin kaynaklarına baktığımızda 3,81 puanı yerleşik hanehalklarının ve hanehalkına hizmet eden kâr amacı olmayan kuruluşların tüketiminden, 0,96 puanı devletin nihai tüketim ve harcamalarından, 1,03’lük puanı mal ve hizmet ihracatından kaynaklanmıştır.

Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış verilere göre ise GSYH 2Ç2108’de bir önceki çeyreğe göre %0,9 artış kaydetti ki bu değer de 4Ç2106’dan bu yana kaydedilen en düşük büyümeyi temsil etti. 2017 yılı genelinin ortalaması %1,8 olmuşken 2018’in ilk yarısında ortalama %1,7 büyüme gerçekleşti.

Detaylarda dikkatimizi çeken kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetlerinde kaydedilen %13’lük sıçrayışın seçim öncesi yapılmış hamleden ziyade sürekliliğini arzu ediyoruz.

Sanayi sektörü 2Ç2018’de ihracatın verdiği destekle %4,3’lük büyüme ile gücünü korusa da 4Ç2016’dan bu yana en düşük büyümeyi gerçekleştirdi. Sektör 2017 yılında ortalama %9,2 büyümüşken 2018 yılı ilk yarısında ortalama %6,2’lik büyüme kaydetti.

Rusya ile ilişkilerin iyileşmesine rağmen 2Ç2018’de %1,5 daralan tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün dışa bağımlılığı azaltması bakımından büyümesinin desteklenmesini ümit ediyoruz. Tam tersine geçen hafta gündeme gelen tarımsal destekleme ödemesi almaya hak kazanan çiftçilerin su kullanım hizmet bedeli ile tarımsal sulamada kullanılan elektrik enerji borcu alacağı destekten mahsup edileceği haberine şaşırmamak elde değil.

Artan borç yükü ve cari açık risklerine rağmen 2. çeyrekte seçim öncesi olması sebebiyle ekonomik aktivitenin canlı olduğunu gördük. 3. çeyrek öncü göstergeleri ise likidite problemine, enflasyonda hızlanmaya, iç talepte daralmaya ve üretimde hız kaybına işaret ediyor. TL’deki sert değer kayıplarının öngörülebilirliği azaltması ve likidite ihtiyacı sebebiyle özel sektörün yatırım harcamaları gerilerken kamu harcamalarında artış var. Merkez Bankası’nın faiz artırım sürecine girmesi gereken mevcut dönemde doğrudan yabancı yatırımları tetikleyecek ve sürdürülebilir büyümeyi ortaya koyacak elle tutulur bir gelişmenin yokluğunda ekonominin kırılganlığının arttığını düşünüyoruz.

Son üç çeyrekte %6,8 büyüme kaydeden Çin ekonomisi 2Ç2018’de %6,7 büyüdü

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin, 2018 yılı 2. çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %6,7 büyüme ile 2016 yılı 3. çeyreğinden bu yana en düşük büyüme performansını gösterdi. Bir önceki çeyreğe göre büyüme %1,8 oldu.

Aynı dönemde enflasyon bir önceki yılın aynı çeyreğine göre ortalama %1,8 ile artan; sanayi üretimi %6,6 ve perakende satışlar %9 ile azalan seyirde performans gösterdi.

Dış ticaret verilerinde hız kaybı var

2018 yılı Mayıs ayında hem ihracat hem de ithalatta momentum kaybı yaşanırken tüketim malları ithalatını dikkate aldığımızda iç tüketimde zayıflığın işaretini alıyoruz.  %6’lara yükselen GSYH içindeki cari işlemler açığının payı ve finansmanında sıcak paraya bağımlılığı, yüksek dış borç ile artan enflasyon baskısını dikkate aldığımızda yüksek faiz ortamında yeni hükümetin tüketim tarafını hızlandırıcı tedbirler almayacaklarını ümit ediyoruz.

Detaylar…

Mayıs 2018’de son 12-aylık dış ticaret açığı Temmuz 2014’ten bu yana en yüksek seviye olan 87,12 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Ocak-Nisan döneminde yıllık olarak ortalama %21,5 artan ithalat Mayıs ayında sadece %5,5 artış kaydetti. İhracat ise Ocak-Nisan döneminde yıllık ortalama %8,65 artış kaydetmişken Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %5,3 arttı.

Takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış verilere göre ise ihracatta (Şubat’taki %9,02 artıştan Mayıs’ta %5,19 artışa doğru) kademeli bir performans kaybı yaşanırken ithalatta Mayıs ayında sert bir performans kaybı yaşandı (Nisan: %15,40 artış, Mayıs: %3,36 artış).

ABD’nin korumacılık rüzgarı Avrupa’yı sallıyor

Almanya’da Mayıs ayında -8,2 olarak ölçülen ZEW ekonomik algı endeksi Haziran ayında -16,1 seviyesine gerileyerek Eylül 2012’den bu yana kaydedilen en düşük değeri gördü. Son üç aydır negatif bölgede olan Almanya’da ekonomik algı bozulmaya devam ediyor.

Euro Bölgesi genelinde ise ZEW endeksi Haziran ayında aylık 15 puan kayıpla son 1 yılda ilk kez negatif bölgeye geçerek -12,6 seviyesine geriledi.

ABD Başkanı Trump’ın “Önce Amerika” sloganıyla devreye aldığı korumacılık politikasının yarattığı belirsizlik, daralma sinyali veren küresel ekonomi ve İtalya’da yükselen politik riskin etkisiyle Euro Bölgesi’nde  yatırım ortamı zayıflıyor.

Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı olan Euro Bölgesi’nden gelen yavaşlama sinyallerinin Türkiye’ye yansımasını birince çeyrek GSYH verilerinde gördük; ihracattan büyümeye katkı olmadı. Euro Bölgesi’nde yatırım ortamı iyileşene kadar Türkiye’nin ihracat performansının iyileşme şansı yok. Büyüme sürdürülebilir değil, kurdaki yükseliş cari açığı kapatmıyor. Kurdaki yükselişin de cari açığın da ilacı ekonominin yavaşlaması.

Euro-Dolar paritesi Avrupa’daki yavaşlama dolayısıyla dolar lehine gelişecek.