Etiket: gsyh

İşsizlik oranı %13,5’e yükseldi, zirveyi henüz görmedik

Pazartesi açıklanan ve 2018 yılı 4. çeyreğinde (4Ç2018) %3 daralan GSYH verisinin ardından Aralık ayı işsizlik verileri de ekonomide daralmanın iz düşümü oldu. İşsizlik oranı %13,5 seviyesine tırmanarak rekor tazeledi.

Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerin sayısı, tarım sektöründe 54 bin, sanayi sektöründe 182 bin, inşaat sektöründe 77 bin kişi azalırken, hizmet sektöründe ise 16 bin kişi arttı.

Ocak ve Şubat ayı verilerini dikkate aldığımızda;

. PMI verilerine göre imalat sektöründe istihdamın Ağustos 2018’den bu yana aralıksız azalması,

. Sektörel güven endekslerine göre hizmet sektöründe çalışan sayısında azalması, perakende ticaret iş hacminde azalma ve inşaat sektörü faaliyetlerindeki gerileme işsizlik oranındaki artışın Ocak ve Şubat aylarında da süreceğine işaret ediyor.

Aşağıdaki grafik mevsimsel etkilerden arındırılmış sektörel güven endeksleri ve işsizlik oranı arasındaki ters ilişkiyi açıkça gösteriyor:

Detaylar…

TÜİK tarafından açıklanan işsizlik oranı Aralık 2018 döneminde 3,1 puanlık artış ile %13,5 seviyesinde gerçekleşirken tarım dışı işsizlik oranı 3,3 puanlık artış ile %15,6 olarak tahmin edildi.

Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 375 bin, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 258 bin kişi azaldı. İstihdam edilenlerin %17,3’ü tarım, %19,8’i sanayi, %5,8’i inşaat, %57’si ise hizmet sektöründe yer aldı. Önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında tarım sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 1 puan, inşaat sektörünün payı 1,5 puan azalırken, sanayi sektörünün payı 0,3 puan, hizmet sektörünün payı 2 puan arttı.

Kayıt dışı çalışanların oranı bir önceki yılın aynı dönemine göre 0,1 puan artarak %33,4 olarak gerçekleşti.

Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı 0,6 puan artarak %12,7 oldu, tarım dışı işsizlik oranı 0,7 puanlık artış ile %14,9 olarak tahmin edildi.

Mevsim etkisinden arındırılmış işgücüne katılma oranı 0,3 puan azalarak %53,1 olarak gerçekleşti. Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerin sayısı, tarım sektöründe 54 bin, sanayi sektöründe 182 bin, inşaat sektöründe 77 bin kişi azalırken, hizmet sektöründe ise 16 bin kişi arttı.

Dr. Fulya Gürbüz

İç talepsiz büyüme lazım

2018 yılında GSYH büyümesi önce zayıfladı sonra daraldı…

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %2,4 azaldı. 2018 yılında çeyrek bazda bir önceki döneme göre kıyasla %0,92 büyüme, %0,05 büyüme, %1,57 daralma ve %2,45 daralma yaşandı. Bu düşüşün tetikleyicileri sırasıyla 2017 yılı son çeyreğinde sonlanan KGF (Kredi Garanti Fonu), ABD’den gelen korumacılık rüzgarları, Rahip Brunson Krizi’ne bağlı olarak Ağustos ayında TL’de yaşanan sert değer kaybı ve özellikle Avrupa ekonomisinde yaşanan kademeli momentum kaybı oldu.

TL’de yaşanan değer kaybı ve artan enflasyona bağlı olarak iç talep 1Ç2009’dan bu yana ilk kez 4Ç2018’de daralma yaşadı…

Yerleşik hanehalklarının ve hanehalkına hizmet eden kâr amacı olmayan kuruluşların toplam nihai tüketim harcamaları 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %5,41 daraldı; bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %8,9 azaldı. Devletin nihai tüketim harcamaları bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %0,5 arttı, gayrisafi sabit sermaye oluşumu %12,9 azaldı.

İç talepte daralma 3Ç2016’dan bu yana ilk kez sanayi üretiminde düşüş getirdi…

GSYH’nin %22,25’ini oluşturan sanayi üretimi 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %1,30 daraldı.

GSYH’nin %5,76’sını oluşturan inşaat sektörü 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %0,64 daraldı.

GSYH’nin %54,31’ini oluşturan hizmet sektörü 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %0,06 daraldı.

Küresel büyüme endişeleri ve iç talepte daralma yatırım harcamalarının 2018 yılı son iki çeyreğinde arka arkaya daralmasına sebep oldu…

Gayri safi sabit sermaye oluşumu 3Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %1,38 daralmasının ardından 4Ç2018’de %3,85 daralma yaşadı.

Son 9 çeyrektir mal ve hizmet ihracatı büyümeye pozitif katkı sağlıyor…

TL’deki değer kaybının getirdiği artan rekabet gücünün etkisiyle son iki çeyrektir ihracatın büyümeye katkısında artış var. İhracat 3Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %2,95 artış kaydetmesinin ardından 4Ç2018’de %2,21 büyüme kaydetti. Bu gelişmeye paralel olarak 2018 yılının son iki çeyreğinde mal ve hizmet ithalatı daha hızlı arttı (sırasıyla %3,79 ve %6,19).

Gelin ihracat, ithalat, iç talep ve büyüme arasındaki aşağıdaki grafiği inceleyelim:

KGF desteğiyle 2017 yılında GSYH %7,44 büyüdü, ithalat artışı ihracatın önüne, 12 aylık cari işlemler açığı 2017 yılında sürekli artarak yıl genelinde %43 artış kaydetti. 2017 yılı sonunda KGF’nin sonlanması iç talepte yavaşlamaya sebep oldu ve ithalatta düşüşü getirdi. Küresel korumacılık dalgasıı ile başladığımız 2018 yılı artan politik riskle birlikte TL’de sert değer kaybı ile birlikte iç talepte keskin daralma getirdi. 12 aylık cari işlemler açığı Mayıs 2018’de 58 milyar dolar yükselmiş olduğu seviyeden ihracat performansının da desteğiyle 2018 yılı sonunda 27,8 milyar dolara kadar geriledi. 2018 yılının son iki ayında ithalat tarafında yaşanan yükselme ise ihracattaki artıştan kaynaklanan bir gelişme.

Bundan sonra ne olacak?

Avrupa ve küresel ekonominin zayıfladığı ortamda iç talebi tetiklemek ekonomik büyümeyi hızlandıracaktır ancak ithalatta daha hızlı artış getirecektir. İhracat potansiyelinde artışın sınırlı olması cari açıkta daha hızlı artışa, finansmanında ise yüksek faiz ortamında dış borçlanmaya eğilimi artıracaktır. Kısacası ihracat potansiyeli sınırlıyken büyüme uğruna iç talebi tetiklemek kısa vadede büyüme, sanal bir güven artışı getirse de orta-uzun vadede enflasyon, güven bunalımı, ekonomik zayıflama ve işsizlikte artış getirecektir. Evet 12 aylık toplam cari işlemler açığı Mayıs 2018’deki 58 milyar dolar seviyesinden Ocak 2019 sonunda 21,6 milyar dolar seviyesine geriledi, doğru, ancak bunda iç talepte daralmanın etkisi var.

Dolayısıyla 31 Mart seçimleri sonrasında hükumet sürdürülebilir büyümeyi getirecek yapısal reformlar ortaya koymadan iç talep artırıcı hamleleri devreye sokarsa rota belli: Belki kısa süreli bir rahatlama, sonrasında ise özellikle cari açıkla ilgili veriler bozulmaya başladıkça TL’de sert dalgalanmalara karşı şimdiden tedbirli olmakta fayda var.

Dr. Fulya Gürbüz

2018 yılı 4. çeyrek GSYH büyüme beklentileri %1,0-5,5 daralma aralığında

AA Finans Büyüme Beklenti Anketi sonuçlarına göre 4Ç2018’de yıllık %3 daralma bekleniyor (en fazla %5,5 daralma, en az %1 daralma). Ankete göre 2018 yılı büyüme beklentisi %2,5, 2019 yılı büyüme öngörüsü ise %1 seviyesinde.

Bloomberg HT Araştırma Masası anketine göre 4Ç2018’de yıllık %2,8 daralma bekleniyor. 2018 ve 2019 yılları için büyüme tahminleri ise sırasıyla %2 ve %1.

Bilgi Üniversitesi simditahmin.com’a göre 4Ç2018’de %2,3 daralma beklenirken 2018 yılı geneli için %2,6 büyüme bekleniyor.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi, Betam, ise 4Ç2018’de %3,5 daralma beklerken 2018 yılı geneli için %2,7 büyüme bekliyor.

2018 yılı 3. Çeyreğinde yıllık bazda %1,6 büyüme kaydedilmiş böylece 2018 yılı ilk üç çeyreğinde ortalama %4,7 büyüme kaydedilmişti. 2017 yılında ise ortalama %7,4 büyüme kaydedilmişti.

Hükümetin Yeni Ekonomi Programı’na göre 2018, 2019 ve 2020 yılları için GSYH büyüme tahminleri sırasıyla %3,8, %2,3 ve %3,5. Anket beklentilerinde 4Ç2018’de en az %1’lik daralma bekleniyor ki 2018 yılı için %3,5’lik bir büyüme ile hükumetin beklentisinin altında kalacak.

Şubat 2019’da Japonya imalat sektörü PMI endeksi son 32 ayda ilk kez daraldı

Japonya’da imalat sektörü PMI endeksi Şubat 2019’da yeni siparişlerdeki düşüşe bağlı olarak aylık 1,4 puan azalışla 48,9 seviyesine geriledi. Endekste 50 seviyesinin altındaki değerler sektörde daralmaya işaret ediyor.

. Talep şartları güçlü oranda bozuldu, yurt içi ve yurt dışından yeni siparişler düşüş yaşandı. Yeni ihracat siparişleri son 2,5 yılın en hızlı düşüşünü kaydetti.

. Çin’e yapılan düşük satışlara bağlı olarak yeni ihracat siparişleri düşüşünü sürdürdü.

. Hammadde fiyatları, istihdam ve taşıma maliyetlerindeki artış girdi fiyatlarında artışın sürmesine sebep olsa da son 16 ayın en düşük artışı kaydedildi.

. Zayıflayan girdi maliyetleri ve talepteki azalmaya paralel olarak çıktı fiyatları yavaş hızda arttı.

. İstihdamda Eylül 2016’dan bu yana yaşanan artış devam etti.

. İşletmelerin üretim beklentileri son 8 aylık düşüşünü sürdürdü. Küresel ticaretteki zorluklar, üretimde düşüş beklentisi ve yıl sonunda devreye girecek olan vergi artışları görünümdeki riskler olarak öne çıkarıldı.

Japon ekonomisi 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %0,3 artmış, bir önceki yılın ilk çeyreğine göre değişiklik göstermemişti. Mevcut imalat sektörü görünümü GSYH üzerinde daralma riskini ortaya koysa da hizmet sektörü PMI verisi belirleyici olacak.

Seçim ayına müjdelerle giriyoruz

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler öncesinde makro-ekonomik görünümü özetlersek: Yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, düşük talep, düşük üretim. Seçim ayına girerken söz konusu zayıf görünümü güçlendirecek müjdeler gelmeye devam ediyor. Kasım 2018’de dayanıklı tüketim mallarına getirilen KDV ve ÖTV indirimlerinin 31 Mart 2019 tarihine kadar uzatılmasının ardından 10 Şubat’ta BDDK, tahsili geciken ihtiyaç kredilerinin yeniden yapılandırılmasına yönelik ilgili yönetmelikte değişiklik yapmıştı.

Cuma günü (22 Şubat) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı Mehmet Ali Akben’den bireysel tüketicilerin elini rahatlatmak ve iç talebin canlanmasına katkı sağlaması amacıyla kredi kartlarında taksit sayısının artırılması ve bireysel tüketici kredilerinde vade uzatımı yönünde çalışma yaptıkları açıklaması geldi. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ise yeni haftaya 2019 yılında 2,5 milyon yeni istihdam, KOBİ’ler için yeni bir kredi paketi, faizlerde düşüş, doğrudan yabancı sermaye, yapısal reform müjdeleriyle girdi. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ise her ilave istihdama prim ve vergilerin yanı sıra ücret desteği verileceğini söyledi.

Kısacası Ağustos 2018’den bu yana gerileyen hane halkı harcamalarında artışa ek olarak devlet desteğiyle istihdam artışı hedefleniyor. 15 Şubat itibariyle toplam tüketici kredileri 911,2 milyar TL seviyesinde bulunuyor.

Peki, Ağustos 2018’de TL’de yaşanan sert değer kaybının ardından yaşanan ekonomik daralma ile enflasyonda ve işsizlikte artış kaydedilirken hükumetin cari açığı tehlikeye düşürmeden GSYH büyümesinde vites artırmayı gerektirecek ne gibi gelişmeler var?

Küresel yavaşlama endişeleri ve iç talepte daralmayla birlikte Türkiye ekonomisinin 2019’da yavaşlamaya devam edeceği (Hükumet: %2,3), hatta daralma yaşayacağı (Moody’s: eksi %2, S&P: eksi %0,5) beklentileri hükumeti yerel seçimler öncesinde aksiyon almaya yöneltti ki bunda tetikleyici unsurların enflasyonda düşüş ve doğrudan yabancı yatırımlarda artış beklentilerinin etkisi olduğunu düşünüyoruz.

Şöyle ki;

1 Eylül 2018’de hane halkının uzun süreli borçlanmasını önlemek amacıyla kredi kartında taksit sayısı ile ihtiyaç kredileri vadelerine sınırlama getirilmişti. O günden bugüne iç talepte daralma artarken, enflasyonla mücadele çerçevesinde alınan önlemlerle fiyatlarda yukarı yön sınırlanmış, Merkez Bankası (TCMB) enflasyonda kalıcı bir düşüş sağlanana kadar sıkı para politikasını sürdüreceğini açıklamış, Dolar/TL kurunda sert dalgalanmaların yerini 5,20-5,40 aralığında istikrarlı bir görünüm kazanmasına sebep olmuştu. İç talepte daralma ve petrol fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle 12-aylık toplam cari açık Aralık 2018 itibariyle 27,6 milyar dolar seviyesine gerilemişti.

TL’de sert bir değer kaybı yaşatacak olumsuz bir gelişme olmaz ise baz etkisinin azalacağı Haziran ayı ile birlikte enflasyonda düşüş görmeye başlanacak olması TCMB’nin faizleri düşürmeye başlamasına sebep olacak. Ek olarak Brexit gölgesinde Avrupa ekonomisinde toparlanma beklentisi ihracatta (dolayısıyla da üretimde) artış beklentileri yaratıyor.

Söz konusu gelişmeler ithalat hacmini artıracaktır ancak hükumetin cari açıktaki olası kötüleşmeyi artan turizm gelirleriyle birlikte doğrudan yabancı sermaye girişleriyle sınırlandırmayı hesaba kattığını düşünüyoruz. Seçim sonrası açıklanacak yapısal reform takviminin ise kredi derecelendirme kuruluşlarının kredi notunda olmasa bile görünümde iyileştirme yaratabilecek şekilde ikna edici olması gerekiyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Büyüme ve kredibilite arasındaki yol ayrımı

Küresel yavaşlama endişeleri ile Türkiye’nin dış borç stoku azalıyor…

TCMB verilerine göre Eylül 2018 sonu itibarıyla toplam dış borç stoku 448,45 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Finans dışı sektörün dış borç yükü finans sektörünü geçti…

Mart 2015’ten Eylül 2018 sonuna kadar finans dışı sektörün dış borç stoku içindeki payı artarken finans sektörünün payı azalıyor öyle ki Eylül 2018 sonunda finans sektörünün toplam dış borcu 128,1 milyar dolar iken finans dışı sektörün dış borcu 160,3 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Aşağıdaki grafiği dikkate aldığımızda; 2008 Finansal Krizin ardından özellikle ABD, Avrupa, İngiltere ve Japonya merkez bankalarının yürüttüğü düşük faiz politikasıyla birlikte özel sektör dış borçlanmasını artırırken finans dışı sektörün toplam dış borç içindeki payı finans sektörünün üzerine çıktı.

Düşük maliyetli dış borçlanma imkânı finans dışı şirketlerin yurtdışından borçlanmasını cazip hale getirirken ekonomik büyüme 2016 yılı 3. çeyreğine kadar gücünü korumuş, 2017 yılında aktif olarak devreye giren Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) katkısıyla artan iç talep finans dışı sektörün yurt dışından borçlanmasını hızlandırmıştı. Ancak 2017 yılının son çeyreğinde KGF’nin sonlanması ve 2018 ile birlikte ABD’den esen sert korumacılık rüzgarlarının yanı sıra AB ve ABD ile olan siyasi gerginliklere ek olarak yüksek özel sektör dış borç ve yüksek cari işlemler açığına sahip Türkiye ekonomisinin kırılganlığına yönelik yorumlar Ağustos 2018’de TL’de sert değer kaybına sebep olmuş, daralan iç talebe bağlı olarak arka arkaya ekonomik yavaşlama görülmüştür. 2018 yılının son çeyreğinde ise GSYH’de sert bir daralma bekliyoruz.

Yukarıdaki grafikte görüldüğü üzere, küresel büyümeye yönelik endişelerle birlikte Türkiye’de daralan iç talebe bağlı olarak 2018 yılının 2. ve 3. çeyreklerinde finans dışı sektörün yurt dışı borç stokunda azalma var.

Dış borç yükü azalırken Türk bankacılık sektörünün takipteki alacaklar yükü artıyor…

Bankacılık sektörünün takipteki krediler hacminde Ağustos 2018’den bu yana sert bir artış yaşanıyor. Brüt takipteki alacaklar hacmi Şubat 2019 itibarıyla 100,6 milyar TL seviyesine yükselmiş durumda.

Benzer olarak bankacılık sisteminin vadesi geçmiş alacaklarının toplam kredilere oranı (takipteki alacaklar rasyosu) 18 Ocak itibarıyla %4,41 seviyesinde bulunuyor.

2008 Finansal Krizinin ardından 2009 yılında %6,20 seviyesine kadar yükselen takipteki alacaklar rasyosunun 2005’ten bu yana ortalaması ise 3,85 seviyesinde bulunuyor.

S&P kredi riskinde artışa işaret ederken Türkiye Bankalar Birliği’nden “kredinin ilk verildiği tarihe göre kredibilitesinde kısmen azalma olabileceği” değerlendirmesi geldi…

Özellikle finans dışı sektörün artan dış borç yükünü mercek altına alan kredi derecelendirme kuruluşu S&P Türk Lirası’nın önümüzdeki üç yıl boyunca istikrarlı bir şekilde değer kaybedeceğini ve takipteki alacaklar rasyosunun önümüzdeki 12 ayda ikiye katlanarak %8 düzeyine yükseleceğini tahmin ediyor. S&P, takipteki ve yeniden yapılandırılan kredilerden oluşan sorunlu kredi oranının yaklaşık %10-15 aralığında olduğunu tahmin ediyor. Bankalar Birliği ise S&P’ye yönelik olarak yazılı bir açıklama ile “…ileriye yönelik yapılan tahminler ve hesaplamalara göre ikinci grupta, yakın izlemedeki kredilerin tamamının sorunlu hale geleceğine ilişkin değerlendirme doğru değildir. Ülkemiz realitesi ile de uyuşmamaktadır” değerlendirmesine yer vermiştir.

Bankaların riskli varlıklarına karşılık ayırması gereken sermaye miktarının hesaplanmasında kullanılan sermaye yeterlilik rasyosuna ilişkin olarak Bankalar Birliği’nin Ekim 2018 tarihli “Uluslararası Karşılaştırmalar İtibariyle Bankacılık Sektörü” raporunda yer alan ve aşağıya kopyaladığımız karşılaştırmalı sermaye yeterlilik rasyosu grafiğine göre Türkiye bankacılık sektörü riskli bir resim ortaya koymuyor.

Nitekim asgari sermaye yeterlilik oranı %8 iken Türkiye bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik oranı Aralık 2018 itibarıyla %17,3 seviyesinde bulunmaktadır.

GSYH büyümesi ve takipteki alacaklar arasındaki korelasyon ters yönlü…

Bankacılık sektörü gücünü korusa da büyüme dinamikleri ile bankaların takipteki alacakları rasyosu arasında yakın bir ilişki olduğunu görüyoruz. Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi tarihsel veriler GSYH büyümesinde yavaşlama olduğu zaman takipteki alacakların arttığını, GSYH’de büyüme olduğu dönemlerde de takipteki alacaklar oranının düşmektedir.

2019’da Türkiye ekonomisinin daralacağı beklentisi takipteki alacaklarda artış getirecek…

Dolayısıyla 2019 yılı için %0,5 daralma öngören S&P’nin bankaların kredi profiline yönelik endişelerine katılıyoruz. Yılın ikinci yarısında enflasyon dinamiklerinde kalıcı iyileşmenin TCMB’ye faiz düşürmek için imkân sağlayacağı, paralelinde iç talebin artacağı ve büyüme dinamiklerinin yukarı döneceği ihtimalinde S&P’nin Ağustos ayındaki Türkiye değerlendirmesinde daha az endişe tonu duyma konusunda şüpheliyiz çünkü iç talepte olası bir artış ithalatta artış getireceğinden cari açık problemine yönelik söylemleri duyma ihtimalimiz artacaktır. Eklemekte fayda var, olası bir siyasi belirsizlik Türk Lirası’nda sert değer kayıpları yaşanmasına sebep olabilir ki bu da büyüme dinamiklerini aşağı çekecektir.

Fed’in faiz artırım belirsizliği dış borç maliyetlerinde artış demek…

Buna ek olarak Fed’in faiz artırım konusunda beklemede kalacağı ihtimali Fed Başkanı Powell’in dile getirdiği gibi yüksek görünmüyor. Ocak ayı Fed para politikası toplantı tutanaklarında belirtildiği gibi Fed üyelerinin faiz değişikliğine yönelik olarak görüş birliği ortaya koymamaları ekonomik verilerin güçlü gelmesi halinde faiz artırımının görünenden uzak olmayabileceğine işaret etti. Diğer bir deyişle Fed’in faiz artırımlarına devam etmesi Türk şirketlerinin borç alma ve döndürme maliyetlerini yukarı çekecek bir gelişme olacak.

Dönüp dolaşıp tekrar güven algısına geliyoruz…

TÜİK’in yayınladığı Tüketici Güven Endeksi Şubat ayında 57,9 seviyesine gerileyerek 2008 yılı sonu seviyelerine düştü. İşsizlik oranının %12,3 seviyesine yükseldiği, yüksek üretim maliyetlerinin çıktı fiyatlarında aşağı yönü sınırladığı, artan temel ihtiyaç maliyetleri sebebiyle yaşam şartlarının giderek zorlaştığı mevcut durumda sürdürülebilir büyümeyi getirecek yapısal reformların arka planda tutulması kısa ve orta vadeye dair bir umut ışığı vermiyor. 31 Mart seçimleri güven algısında kısa süreli bir iyileşme getirebilir ancak TL’deki seyir ve yapısal reformlara yönelik haberler S&P’nin endişelerinde haklı veya haksız olduğunu gösterecek.

Dr. Fulya Gürbüz

Sert düşen sanayi üretimi GSYH’de daralmanın habercisi

TÜİK verilerine göre sanayi üretimi Aralık 2018’de bir önceki aya göre %1,4, bir önceki yılın aynı ayına göre %9,8 azaldı; 4Ç2018’de sanayi üretimi dönemsel olarak %5,2, yıllık olarak %7,5 daraldı.

Arındırılmamış verilere göre 2017 yılında KGF’nin etkisiyle sanayi üretimi ortalama %9, GSYH ise %7,4 oranlarında büyüme kaydetmişti. KGF’nin sonlandığı 2018 ile birlikte ekonomik aktivitede yavaşlama görülmeye başlandı. Küresel ticarette artan korumacılığın da etkisiyle 2018’in ilk üç çeyreğinde sanayi üretiminde %5,2 büyümeye karşılık GSYH’de %4,7’lük büyüme kaydedildi. Özellikle Ağustos ayında TL’de yaşanan sert değer kaybının ekonomik aktivite üzerindeki etkisi son çeyrekte gözle görülür bir şekilde hissedildi ve sanayi üretiminde %7’lik daralma yaşandı. Son çeyrekte GSYH’de bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %4 civarında bir daralma yaşanacağını tahmin ediyoruz.

Takvim ve mevsim etkisinden arındırılmış olarak bakıldığında sanayi üretimi 2018 yılı ilk çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre %0,2 büyüme kaydetmesinin ardından son üç çeyrekte sırasıyla %1,4, %0,5 ve %5,2’lik daralma yaşandı. GSYH’nin son çeyrekte bir önceki çeyreğe göre %4-5 civarında daralmasını tahmin ediyoruz.

Ocak ayı imalat sektörü PMI endeksi 44,2 değeri ile
Aralık ayına göre değişiklik göstermemişti. Endeksin 50 altındaki değerleri sektörde daralma olduğunu gösteriyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Coface: “2019 yılında işletmeler için iki gizli tehlike: Ekonomik gerileme ve siyasi riskler”

Dünyanın önde gelen sigorta şirketlerinden olan Fransa merkezli Coface 23. Ülke Riskleri Konferansı’nı 5 Şubat 2019 tarihinde Paris’te gerçekleştirdi.

Coface Baş Ekonomisti Julien Marcilly 2011-2012 yıllarındaki devlet borçları krizinden bu yana ilk kez 2019 yılında işletmelerin iki gizli tehlikeye dikkat etmeleri gerektiğini ifade etti: Konjonktürel yavaşlama ve siyasi riskler.

Ekonomik yavaşlama belirginleşiyor…

Yayınlanan basın bülteninde yer aldığı üzere 2017 ve 2018 yıllarında %3,2 büyüyen dünya ekonomisinin artan siyasi riskler, emtia fiyatlarındaki yüksek oynaklıklar ve arz kısıtlarının etkisiyle 2019 yılında %3 seviyesine yavaşlaması bekleniyor. Euro Bölgesi GSYH büyümesinin 2019 yılında %1,6’ya, ABD’nin ise %2,3’e yavaşlaması öngörülüyor.

Zayıflama sinyallerinin Batı Avrupa’dan gelmeye başladığı ifade edilirken, konjonktürel bir yavaşlama ve siyasi belirsizliklere bağlı olarak 26 Avrupa ülkesinden 20 tanesinde işletme iflaslarının sayısının (Euro Bölgesi’nde %1,2, Orta Avrupa’da %6,5 oranlarında) artacağı tahmin ediliyor. Dünya ticaretindeki yavaşlamanın bu yıl da devam ederek %2,3 seviyesine gerilemesi öngörülüyor.

Ekonomik yavaşlama eğiliminden en fazla etkilenecek sektörün ise yaklaşık sekiz yıllık büyüme döngüsünün ardından yavaşlama sinyalleri veren otomotiv sektörünün olduğu ifade ediliyor.

Coface, Çin piyasasının doyma noktasına ulaştığı ve korumacılığın arttığı bir küresel ortamda otomotiv sektörüne yönelik olarak yatırım ihtiyacı, artan rekabet, tüketicilerin değişen yaşam tarzları ve yeni kirlilik karşıtı çevre standartlarına uyum gerekliliğine vurgu yapıyor.

Bu gelişmeler neticesinde Coface, otomotiv sektörünün risk düzeyini Batı Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamında ve Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde “Orta Risk” düzeyine, Latin Amerika ve Kuzey Amerika ülkelerinde ise “Yüksek Risk” düzeyine düşürdüğünü açıkladı.

Artan siyasi risk Coface sosyal risk göstergesini aşağı çekti…

Avrupa’da artan siyasi risk unsurlarına bağlı olarak Coface sosyal risk göstergesinin 2010 yılından bu yana en yüksek seviyesine ulaştığı kaydedilen notta bu risklerin genellikle seçim dönemlerinde belirginleştiği, bu sebeple Yunanistan’daki seçimlerin ve İtalya’daki, İspanya’daki ve Almanya’daki muhtemel erken seçimlerin yakından izlenmesi gerektiği vurgulanıyor. Coface, Mayıs 2019’da gerçekleştirilecek olan Avrupa seçimleri sonrasında oldukça bölünmüş bir Avrupa Parlamentosu yapısı riskine işaret ederken bunda yaygınlaşan sosyal memnuniyetsizlikler ve Avrupa karşıtı partilerin artan popülerliğinin etkisi olacağına parmak basılıyor.

“TL’deki değer kaybı Türkiye ihracatı açısından avantaj”…

Türkiye’ye ilişkin olarak ise Coface ekonomisti Seltem İyigün şunları kaydetti:

“2018’de TL’nin ABD doları karşısında yaklaşık yüzde 40 değer kaybetmesinin özel sektör ve tüketim üzerindeki olumsuz etkilerinin 2019’un ilk yarısında devam etmesi beklenmektedir. Öte yandan, söz konusu değer kaybı, ihracatçılar açısından 2019 yılının daha avantajlı geçmesine neden olacaktır. Bu anlamda otomotiv, tekstil, giyim, metal, kimya, gıda gibi sektörlerin ihracat gelirlerinin artacağı öngörülmektedir. Kamu tarafından uygulamaya konulan destek paketleri ve ihracat, büyüme açısından önemli olacaktır. Öte yandan son haftalarda kredi faizlerinde görülen kısmi gerileme olumlu değerlendirilmektedir ancak bu düşüşün kalıcı olabilmesi için enflasyonun düşüş trendine girmesi önem taşımaktadır.”

“Yükselen piyasalara sermaye girişi Türkiye’yi avantajlı kılacak”…

Coface basın bülteninde, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki büyümede beklenen yavaşlamanın olumlu bir etkisi olarak ABD Merkez Bankası’nın faiz artırma olasılığının azalması ile birlikte, yükselen piyasalardan sermaye çıkışı riskinin sınırlanacağı ifade ediliyor.

Bu konuya ilişkin olarak ise Türkiye bağlamında Coface Türkiye Genel Müdürü Emre Özer 2019 yılının ikinci yarısında, sıkı para politikası ve TL’deki daha dengeli seyrin enflasyonun gerileme eğilimini destekleyeceğini savunuyor. Özer, enflasyondaki düşüşün paralelinde faizlerin bir miktar daha gerilemesiyle birlikte kredi kanalının daha verimli çalıştığı, tüketim ile üretim dinamiklerinin büyümeye daha fazla destek verdiği görüleceğini ifade ediyor. Coface Türkiye’nin 2019 yılı büyümesini %1,2 olarak tahmin ediyor.

Özer “petrol fiyatlarındaki oynaklık, jeopolitik gerginlikler, AB ülkelerindeki yavaşlama, Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşlarının etkileri gibi unsurların Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelerin büyüme performansları üzerinde 2019’da aşağı yönlü baskı yaratacağını” belirterek “ABD merkez bankasının önümüzdeki dönemde faizleri artırırken daha “sabırlı”, bilançoyu küçültürken ise daha “esnek” olacağını ifade etmesi, gelişmekte olan ülkelere daha fazla sermaye girişine neden olabileceğini” ekliyor. Özer’e göre “Böyle bir durumun oluşması halinde, Türkiye hem büyüme hem enflasyon dinamikleri açısından daha olumlu bir pozisyonda olacak.”

4Ç2018 makro verileri İngiltere ekonomisindeki zayıflığı doğruladı

Hafta başında İngiltere’den gelen büyüme, özel sektör yatırımları ve dış ticaret verileri ekonomide zayıflığın giderek arttığına işaret etti. Söz konusu gelişmelerde Brexit sürecenin yarattığı belirsizlik ve zayıflayan küresel ticaret önemli rol oynadı.

. İngiltere’de GSYH 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %0,2 büyüdü. 3Ç2018’de dönemlik %0,6 büyüme kaydedilmişti. Büyümenin tetikleyicileri özel ve kamu harcamaları oldu. GSYH, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %1,3 büyüme kaydetti; böylece 2018 yılı genelinde %1,4 büyüme kaydedildi. Böylece 2009’dan bu yana en düşük büyüme performansı yaşandı. 2017 yılında ortalama %1,8 büyüme kaydedilmişti.

. Özel sektör yatırımları 4Ç2018’de bir önceki çeyreğe göre %1,4 daralarak son 3 yılın en düşük performansını gösterdi. 3Ç2018’de dönemlik %1,2 daralma yaşanmıştı. Özel sektör yatırımları 4Ç2018’de bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %3,7 küçüldü.

. İhracat hacmi Aralık 2018’de aylık bazda %1, ithalat %1,6 düşüş kaydetti.

Haftanın gündemi: Sanayi üretimi, işsizlik, cari işlemler dengesi, bütçe ve beklenti anketi

11-15 Şubat haftasında yoğun bir veri akışı takip edilecek.

11 Şubat 2019, Pazartesi
. İngiltere’de 2018 yılı 4. çeyrek GSYH büyüme ilk tahmini yayınlanacak. 3Ç2018’de çeyrek bazda %0,6, yıllık bazda %1,5 artış kaydedilmişti. Beklentiler sırasıyla %0,2 ve %1,4.

12 Şubat 2019, Salı
. Fed Başkanı Powell konuşacak.

13 Şubat 2019, Çarşamba
. Euro Bölgesi Ocak ayı sanayi üretimi verisi açıklanacak. Aralık 2018’de sanayi üretimi aylık bazda %1,7, yıllık bazda %3,3 düşüş kaydetmişti. Ocak ayı beklentisi aylık %0,4, yıllık %3,2 düşüş olacağı yönünde.
. ABD’de Ocak ayı enflasyon verisi açıklanacak. Aralık 2018’de tüketici enflasyonu %,1,9, çekirdek enflasyon %2,2 artış kaydetmişti. Ocak ayı için beklentiler sırasıyla %1,5 ve %2,1.

14 Şubat 2019, Perşembe
. Türkiye’de Aralık ayı cari işlemler dengesi açıklanacak. Kasım ayında 986 milyon dolar cari işlemler fazlası elde edilmiş böylece 12 aylık toplam cari açık 33,93 milyar dolar seviyesine gerilemişti.
. TCMB Şubat ayı Beklenti Anketi açıklanacak. Ocak ayında yıl sonu TÜFE %16,45’e gerilemiş, yıl sonu Dolar-TL kuru 6,185 seviyesine yükselmiş, yıl sonu cari açık toplamı 24,67 milyar dolar seviyesine gerilemiş, yıl sonu GSYH büyüme beklentisi önceki %3,04’ten %1,4 seviyesine gerilemiş, 2020 yılı GSYH büyüme beklentisi ise %1,53’ten %3,03’e yükselmişti.
. Aralık ayı sanayi üretimi verileri açıklanacak. Kasım 2018’de takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış sanayi üretimi bir önceki aya göre %0,25, takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre %6,47, arındırılmamış olarak sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre %6,48 daralmıştı.
. Çin’de Ocak ayı dış ticaret verileri açıklanacak. Aralık ayında ihracat yıllık bazda %4,4, ithalat %7,6 daralmıştı. Ocak ayı için beklentiler sırasıyla %3,3, ve %9,0 daralma yönünde.
. Euro Bölgesi 4Ç2018 GSYH büyüme beklentisi ikinci tahmini yayınlanacak. İlk tahmin çeyrek bazda %0,2, yıllık bazda %1,6 artış yönündeydi.
. ABD’de Aralık 2018 perakende satış verileri açıklanacak. Kasım 2018’de aylık %0,2 artan perakende satışların Aralık ayında da %0,2 artış kaydedeceği yönünde.

15 Şubat 2019, Cuma
. Türkiye’de Kasım 2018 dönemi işsizlik verileri açıklanacak. Ekim 2018 döneminde işsizlik oranı %11,6 seviyesine yükselmiş, mevsimsel etkilerden arındırılmış işsizlik oranı %11,5 seviyesine yükselmiş, tarım dışı işsizlik oranı 1,3 puanlık artış ile %13,6 olarak tahmin edilmişti. İşsizlik oranının Kasım 2018 döneminde %11,7 seviyesine yükselmesi bekleniyor.
. Ocak ayı merkezi yönetim bütçe verileri açıklanacak. Aralık 2018’de 18,07 milyar TL bütçe açığı kaydedilmişti.
. Aralık 2018 perakende satış verileri açıklanacak. Kasım 2018’de takvim etkisinden arındırılmış perakende satışlar bir önceki yılın aynı ayına göre %6,3 azalmış, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sabit fiyatlarla perakende satış hacmi bir önceki aya göre %0,1 artmıştı.
. Çin’de Ocak ayı enflasyon verileri açıklanacak. Aralık 2018’de yıllık bazda %1,9 artan tüketici enflasyonunun Ocak ayında %2 artması bekleniyor.
. ABD’de Ocak ayı sanayi üretimi verisi açıklanacak. Aralık 2018’de sanayi üretimi aylık %0,3, yıllık %4 artış kaydedilmişti. Ocak ayı imalat sektörü PMI verileri üretimde hızlı artışa işaret etmişti.