Etiket: imf

Dolar/TL 5,79, Euro/TL 6,53 seviyesini aştı

Türk lirası üzerindeki baskının azalmasında 12-aylık cari açığın Şubat ayında 17 milyar dolar seviyesine gerilemesi de etkili olmadı. Zaten olamazdı. Çünkü Şubat 2018’de 53,6 milyar dolar seviyesindeki cari açığın 36 milyar dolar azalması daralan iç talepten kaynaklandı. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Mart ayı dış ticaret verileri ihracatta ve ithalatta Mart ayında bir önceki aya göre sırasıyla 1,89 milyar dolar ve 1,84 milyar dolarlık artışa işaret etmişti. Dolayısıyla 12-aylık cari açık Mart ayında da düşmeye devam edecek. Tersinden okuduğumuzda, Avrupa ekonomisindeki yavaşlamaya bağlı olarak sınırlı ihracat potansiyelimiz ve net enerji ithalatçısı ülke konumumuzu dikkate aldığımızda iç talepte kımıldanma cari açıkta artış anlamına geliyor.

10 Nisan’da açıklanan yapısal reform başlıkları niyeti ortaya koysa da sürdürülebilir büyümeye yönelik somut adımların henüz gösterilememesi, Merkez Bankası’nın rezervlerine yönelik endişeler, özel sektörün yüksek dış borcu, sorunlu kredi görünümüne rağmen bankacılık sektörü kredi hacminde artış, ABD ile süregelen S-400 alım sorununun yaptırımlar getireceği ihtimali Türk lirası üzerinde baskının artmasına sebep oluyor. TSİ1005 itibariyle Dolar/TL kuru 5,79, Euro/TL kuru ise 6,54 seviyelerinden işlem görüyor.

Dolayısıyla ABD’de Washington’da başlayan IMF – Dünya Bankası ilkbahar toplantılarında yapılan bir ankette 2019’da en kötü performans beklenen gelişmekte olan ülke sıralamasında Türkiye’nin en üst sırada yer alması şaşırtıcı olmasa gerek.

Dr. Fulya Gürbüz

IMF 2019 ve 2020 için küresel büyüme beklentilerini aşağı çekti, Türkiye’ye vurgu yaptı

IMF, Davos’ta gerçekleşecek Dünya Ekonomik Forumu öncesinde 2019 ve 2020 yılları için küresel büyüme beklentilerini aşağı revize etti.

Dünya Ekonomik Görünüm revizyon raporunda küresel ekonominin 2019 yılında %3,5, 2020 yılında ise %3,6 büyüyeceğini tahmin eden IMF Ekim ayındaki beklentilerine göre 2019 tahminini 0,2, 2020 tahminini ise 0,1 yüzde puan aşağı çekmiş oldu.

Revizyonun gerisinde yatan sebepler ve varsayımlar şöyle sıralanıyor:

. Euro Bölgesi ve bazı gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerindeki zayıflık ve ticaret savaşında çözüme ulaşılamamasının küresel ekonomiyi daha da yavaşlatabileceği,
. Çin ekonomisinin beklenenden daha yavaş büyüyeceği,
. Olası bir anlaşmasız Brexit’in ekonomik görünümü risk altına alacağı.

IMF gelişmekte olan Avrupa bölgesi ülkelerinin 2018 yılında %3,8 olarak öngörülen büyümesinin ardından 2019 yılında %0,7, 2020 yılında ise %2,4 büyümesini bekliyor ki bunda Türkiye ekonomisinin 2019 yılında sert bir şekilde daralacağı ve 2020 yılında hafif toparlanacağı beklentisi öne sürülüyor. Türkiye vurgusunda para politikasının sıkılaştırılması ve çok daha kısıtlayıcı yurt dışı finansman şartlarına vurgu yapılıyor.

IMF, ticaret politikalarındaki belirsizlik ve gerginliğin artması ve misillemelere yönelik endişelerin yatırım ortamını zayıflatabileceği, tedarik zincirini aksatabileceği ve üretkenlik artışını yavaşlatabileceğini belirtirken böyle bir ortamın şirketlerin karlılığını düşürerek finansal piyasalara yönelik algıyı bozabileceği ve büyümeyi daha da azaltabileceğine dikkat çekiyor.

Euro Bölgesi ekonomisine yönelik zayıf noktalar olarak ise otomobillere yönelik yakıt emisyon standartlarının Almanya’nın ihracat performansını zayıflatması ve İtalya’nın AB bütçe açığı üst limitini zorlaması sıralanıyor.

Ticaret savaşının olumsuz etkileri şirket karlılıkları üzerinde artarak devam ediyor

ABD ve Çin’in gümrük vergisi uygulamalarının olumsuz etkisi ABD şirketlerinin bilançolarında görülmeye başlandı.

Caterpillar 3. çeyrekte yüksek çelik fiyatları ve gümrük vergilerinin şirketin üretim maliyetlerini yukarı çektiğini ifade etti. Bir diğer şirket 3M ise tarife kaynaklı maliyet artışlarına ek olarak ABD dolarındaki değerlenmenin 3. çeyrekte satış gelirlerini aşağı çektiğini bildirdi. United Technologies yine tarif kaynaklı maliyet artışlarını fiyat artışları ile dengelediklerini belirtirken, Harley-Davidson yüksek maliyet artışlarına dikkat çekti.

Bloomberg, ABD’nin Çin’e yönelik 200 milyar dolar, Çin’in ise ABD’ye yönelik 60 milyar dolar büyüklüğünde karşılıklı başlattıkları gümrük tarifelerinin şirketleri nasıl etkilediklerine dair hazırladığı sayfasında (https://www.bloomberg.com/graphics/tariff-tracker/) şirket yetkilileri tarafından yapılan toplam 64 yorum içerisinde 57 tanesinin olumsuz etkilendiğini yazıyor. Artan maliyetlerin satış gelirlerini azalttığı ve bu sebeple ürün fiyatlarında artışa gidildiği belirtiliyor.  Geleceğe yönelik olarak ise tarife oranının 2019 yılında %25 seviyesine yükselmesi ile birlikte satış ve karlılık beklentilerinde daha hızlı bir düşüş öngörülüyor.

Kısacası, ticaret savaşının getirdiği maliyet artışları gelir beklentilerini aşağı çekerken tüketiciler fiyat artışlarından etkilenmeye başladılar. 2019 ile birlikte bu etki daha da artacak.

ABN-AMRO %10’luk tarifenin ABD enflasyonu üzerinde önemli bir değişiklik yaratmayacağını öte yandan %25’lik tarifenin 2019 sonunda TÜFE’yi %2,4, çekirdek TÜFE’yi %2,4 ve Fed’in para politikasında dikkate aldığı çekirdek PCE’nin %2,3 seviyelerine yükselebileceğini belirtiyor. Fed sıkı para politikasına geçiş için çekirdek PCE’de %2 hedefini koymuş, bu seviyeye yaklaşılmasıyla birlikte kademeli faiz artırımlarına başlamıştı. Enflasyonist baskının dolayısıyla da yüksek faizlerin büyümeyi soğutabileceği endişeleri Fed üyeleri arasında faiz artırımları konusunda fikir ayrılığı yaratıyor. 8 Kasım’da para politikasını görüşmek üzere toplanacak olan Fed’in enflasyon ve büyüme üzerindeki riskleri yinelemesini ancak faiz oranlarında değişikliğe gitmemesini bekliyoruz.

Büyüme tarafında ise, ticaret savaşının küresel ekonomiye yönelik en büyük tehlike olduğunu ifade eden IMF küresel ekonominin 2018-2019-2020 yıllarında büyüme oranını 2017 ile aynı %3,7 olarak öngörürken 2017 yılında %2,3 büyüme kaydeden gelişmiş ekonomilerin 2020 yılı sonunda 0,6 yüzde puan kayıpla %1,7’lik büyüme göstereceğini öngörüyor. IMF, söz konusu riske istinaden küresel ekonomide yukarı doğru bir sürpriz beklemiyor.

Yeni Seçim yaklaşıyor: Ya ekonomik yavaşlama ya IMF

Seçimlere 4,70 seviyelerinin hemen altından giren Dolar-TL kuru seçimin 2. tura uzamamasıyla birlikte 4,50 seviyesine geriledi. Ancak sorunun seçimin uzaması olmadığı gerçeği ile kur tekrar 4,70 seviyesine yükseldi.

Neydi bu görmezden gelinen gerçek?

TL üzerindeki kara bulutların dağılmadığı:

. Değer kaybeden TL’nin enflasyon üzerindeki baskısı

. Nisan’dan bu yana TCMB’nin toplam 500 baz puanlık faiz artırımı

. Beraberinde kredi ve tahvil faizlerinde artış

. Seçim öncesi devlet kasasından yapılan harcamaların bütçeye ve iç borçlanma gereğine artısıyla yansıtılması

. Cari açığın yükselmesi ve finansmanına yönelik belirsizlik

. Yüksek iç ve dış borç

. Borçlanma maliyetlerinin artması

. Başkanlık sistemiyle birlikte meclisin ve bakanlığın etkinliğini kaybetmesi

. OHAL’in Temmuz ayında son bulacağına yönelik belirsizlik.

Nitekim Haziran ayı enflasyonu TÜFE’de %15, yurt içi ÜFE’de %23, çekirdek enflasyonda %14 seviyelerini geçtik.Yansımasını 2 yıl vadeli gösterge tahvilin faizinin %20’ye, kredi faizlerinin %25’e yaklaşmasında gördük.

Reel sektör tarafında ise likidite sorunu yaşayan şirketlerin haberlerine ek olarak üretimde yavaşlama verileri geliyor, gelmeye de devam edecek.

Zam haberleri gelmeye başladı, sırada doğal gaz ve ekmeğe yansıtılacak zamlar var. Zincirleme etki devam edecek. TÜFE’nin yılı %15 civarında tamamlayacağını düşünüyoruz.

Enflasyondaki baskı ve TL’deki istikrarsızlık Merkez Bankası’nı 23 Temmuz toplantısında mevcut %17,50 olan politika faizini 100–150 baz puan artırmak zorunda bırakabilir. Ancak Sayın Erdoğan’ın 8 Temmuz yemin töreninden sonra faizlere yönelik tavrı önemli olacak.

Eğer yapısal reformlar, kurumların bağımsızlığı, demokratikleşme, özgürlük, OHAL ve büyümeye ilişkin somut gelişmeler ortaya konmaz ise yüksek faiz, yüksek enflasyon ve büyümede sert iniş ve paralelinde IMF programı uzak bir son değil.

Dollar is big

Amerikan doları tüm para birimlerine karşı değer kazanıyor…

Nedenlerini sıralayalım:

. ABD’nin ticaret ve siyaset dengesi aleyhine olan her ülkeyle hesaplaşmaya girmesi

(Ticaret savaşını önlemek için önce Çin ile başladı. Çin’in Amerikan tahvillerini aldığını gördük. Böylece ABD, faizleri yükseltmeden ve doların değerlenmesi nedeniyle oluşabilecek negatif ticaret dengesini aleyhine çevirmeden doları güçlendirecek bir adım atılmış oldu.)

. ABD faizleri artırmadan Libor faizlerinin yukarı çekilmesiyle Avrupa bankalarının borçlanma maliyetlerinin artması.

Çin’in ardından sıra Rusya ve İran’a gelecek.

Avrupa tarafına baktığımızda…

Avrupa bankaları açısından Türkiye tarafından tetiklenen bir gelişen piyasa finansal krizi çok ciddi sonuçlar doğurabilir.

Euro-Dolar’daki seyir…

Avrupa bankaları ciddi batık kredilerle karşı karşıya kalabilir ve bu da zaten 1,17 seviyesinin altına hareketlenen Euro-Dolar paritesinin hızla daha aşağı gitmesi sonucunu doğurabilir.

Unutmayalım Amerikan Başkanı Trump’ın göreve geldiği dönemde Euro-Dolar paritesi 1,05 seviyesindeydi, ardından 1,25 seviyesine kadar yükseldi. Beklenti daha geçtiğimiz Nisan ayındaki IMF ve Dünya bankası toplantılarında 1,30 seviyesine çıkması şeklindeydi.

Ancak Trump’ın atmış olduğu adımlar ve Amerika’nın ticaret dengesini lehine çevirmekteki kararlılığı pariteyi tekrar 1,05 seviyesine çevirebilir. Bu da Türkiye gibi gelişen piyasalar açısından zaten zor olan durumu daha da kötüleştirir.

Anlatmaya çalıştığımız, ABD’nin yanında ve karşısında olanlar şeklinde, ülke ekonomileri açısından özellikle de gelişen piyasalar noktasında fasit bir daire içerisine girdiğimiz.

Sözün özü…

Tüm dünyada dolar güçlenecek, güçlendikçe gelişen piyasalardan para çıkışı artacak, ABD’nin yanında olanlar daha az karşısında olanlar ise daha çok etkilenecek.

Halkbank cezasına gelince…

Bu konuyla ilgili spekülasyonlar bile kur üzerinde ciddi baskı yaratıyor. Dolayısıyla dünkü yorumumuzu tekrar edelim; alınan önlemler ve faiz artırımı sebebiyle Dolar-TL kurunun daha önce gördüğü rekor seviyeleri görmeyeceğini düşünüyoruz ama bundan sonra siyasilerin açıklamaları kurun gidişatı açısından belirleyici olacak. Ve tabii Halkbank konusunda gelecek cezanın büyüklüğü de önemli.

Merkez Bankası’ndan son hamle…

Merkez Bankası’nın faiz artırımının ardından yeni önlemlerle dövize müdahale ettiğini gördük. Burada sevinilmesi gereken geç de olsa Merkez Bankasının aksiyon almış olması. Yoksa Merkez Bankası’nın reeskont kurunu sabitlemesi kuru 4,70 seviyesinin altına getirse de burada tutmaya yetmez.

Merkez Bankası’nın bağımsızlığı…

Önemli olan Merkez Bankası bağımsızlığı ve seçim sonrasında nasıl bir para politikası izleneceği.

Ak Parti’nin seçim beyannamesine baktığımızda Merkez Bankası bağımsızlığının yer almadığını görüyoruz. Dolayısıyla esas önemli olan bu konudaki belirsizliğin devam ediyor olması.

Son olarak da Merkez Bankası Başkanı Çetinkaya ve Sayın Mehmet Şimşek’in Londra gezisi…

Şimşek’in söylediği gibi geç de olsa Merkez Bankası güçlü bir adım attı ve şimdi yatırımcılara güven mesajı verilmeye çalışılacak ama tabi Londra’da bankacılık tatili varken orada kime ne anlatacak ve ne kadar inandırıcı olacak hep birlikte göreceğiz.