Etiket: kırılganlık

Coface: “Çin’de finansal sektöre yönelik riskler artarken firmalar üzerindeki baskıyı azaltmayı hedefleyen Merkez Bankası hamlesi”

Ticari alacak (kredi) sigortası alanında dünyadaki en yaygın şirket olan Coface Grubu, Çin Merkez Bankasının Ağustos ayında gerçekleştirdiği faiz hamlesini bir raporla değerlendirdi.

Carlos Casanova ve Tianyu Pang tarafından hazırlanan 5 Eylül tarihli raporda Çin Merkez Bankasının para politikası kararlarının Çin şirketleri üzerindeki olası etkileri ve riskleri kaleme alınmış. Coface Grup, Çin’in ülke risk notunu B (oldukça yüksek) olarak değerlendirirken GSYH büyüme tahminleri 2019 yılı için %6,3, 2020 yılı için %6,0 seviyelerinde bulunuyor.

Çin bankacılık sisteminde hredi hacmi büyüme oranının Nisan-Temmuz 2019 döneminde ardı ardına düşmesinin ardından Çin Merkez Bankası şirketlerin borçlanma maliyetlerini düşürmek ve dolayısıyla ekonomiyi canlandırmak amacıyla %4,35 seviyesindeki 1-yıl vadeli borç verme referans faiz oranını 20 Ağustos tarihinde 10 baz puan düşürerek %4,25 seviyesine çekmişti. Söz konusu faiz oranı ülkedeki önde gelen 18 bankanın en büyük müşterilerine uygulayacağı borçlanma faiz oranını ifade ediyor.

Raporda belirtildiği üzere özellikle küçük ölçekli yerel firmaların ödeyebilme gücünü artırabilmek için Banka, her ne kadar referans faiz oranını %4,25 olarak belirlemiş olsa da şirketlerin 1-yıl vadeli borçlanma oranını %3,3 seviyesine düşmesini hedefliyor. Bunun bir anlamda parasal gevşeme olduğunu ifade eden Coface Grup ekonomistleri böyle bir hamlenin bir yandan gayrimenkul piyasasında fiyat artışlarını tetikleyebileceği riskini ortaya koyarken öte yandan Çin Merkez Bankasının eş zamanlı olarak belirli sektörleri hedefleyerek faizleri kademeli olarak indirebileceğini ifade ediyorlar. Dahası, Merkez Bankasının aldığı bu kararın, aktarım mekanizmasının iyileştirilmesi konusunda çaba göstermek suretiyle faiz oranlarının serbestleştirilmesi yönünde bir adım olduğu vurgulanıyor.

Raporda, 2019 yılında büyümeyi tetiklemek adına zorunlu karşılık oranlarının iki kere 100’er baz puan düşürüldüğü, bu sayede finansal sisteme likidite enjekte edildiği, ancak buna rağmen kredi talebi ve yatırımların zayıf kaldığı, daha fazla ve daha ucuz fonlama imkanının bankalararası faiz oranlarını aşağı çekemediği ve dolayısıyla ticari ve hanehalkı kredi faiz oranlarının düşmediği belirtiliyor. Bunda sistemin etkili para politikası aktarımını engellemesi, tüketici güveninin zayıf kalmaya devam etmesi ve yatırımın kredi açısından esnekliğinin düşmesinin etkisi olduğu vurgulanıyor.

Politika yapıcıların, bankacılık sisteminin kırılganlığına yönelik endişeli olabilecekleri ihtimalini ortaya koyan rapora göre, 2019 yılında üç bankaya el konulmasının Çin bankacılık sisteminin sistemik kırılganlığına işaret ediyor.

Raporda mevcut riskler ise şöyle sıralanıyor:

1) Çok küçük ve çok geç bir adım: 3Ç göstergeleri çok daha zayıf bir tablo ortaya koyuyor.

2) Uzun bir yolculukta atılan bir adım: Sözlü yönlendirme politikası sürdürüldüğü müddetçe varlıkların yanlış tahsisi devam edecek. Düşük faiz oranları orta ölçekli bankaların karlılığını olumsuz etkileyecek. Daha rekabetçi bir ortama uyum sağlamak adına banka birleştirmelerinin gelecek yıl da devam etmesi bekleniyor.

3) Sermaye çıkışları muamması: Parasal gevşeme yuanda değer kaybına dolayısıyla da sermaye çıkışlarına sebep olabilir. 2016 yılında yuanda yaşanan %3’lük değer kaybı uzun soluklu bir sermaye çıkış süreci yaşanmasına ve ülkede likidite sıkışıklığına sebep olmuştu.

Coface Grup, Çin Merkez Bankasının hata yapmaması halinde 7,12 seviyesinin hemen altında işlem gören Dolar-Yuan paritesinin yıl sonunu 7,10 seviyesinden kapatmasını tahmin ediyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Çin’de yavaşlama netleşirken Türkiye’nin kırılganlığı bir kez daha teyit edildi

Çin’de ekonomik aktivite 2018 yılı son çeyreğinde imalat sektöründe zayıflarken hizmet sektöründe gücünü korudu. 2018 yılının ilk üç çeyreğinde ivme kaybeden sanayi üretimi Ekim ve Kasım aylarında da mevcut seyri korudu. Mevcut PMI verileri Aralık ayında sanayi üretiminde ivme kaybının süreceğine işaret ediyor.

Nitekim Apple CEO’su Tim Cook da 2 Ocak Çarşamba günü gerçekleştirdiği bir röportajda Çin’deki ekonomik zayıflamaya dikkat çekti ve 2019 yılı için 1. çeyrek beklentilerini düşürdüklerini ifade ederek yeni yılın ilk iki işlem gününde borsalarda sert satışları tetikledi. Tabi bu satış dalgasından Türk lirası da nasibini aldı. Perşembe günü Asya seansında Dolar-TL 5,70 seviyelerine dayandı ki (bazı raporlarda 6,0 seviyesine kadar yükseldiği yazıyor) bunda

. Küresel ekonomide yavaşlama sinyalleri,

. Üretim kesintilerine bağlı olarak petrol fiyatlarındaki olası artışların Türkiye’de fiyat ve cari işlemler dengesi üzerinde baskı oluşturacağı,

. ÖTV ve KDV indirimlerinin Mart sonuna uzatılarak bütçe dengesine yönelik endişeler yaratması,

. Sorunlu kredilerle ilgili endişelerin şirketler üzerinde yarattığı baskı ve

. 16 Ocak’ta yılın ilk toplantısını yapacak olan TC Merkez Bankası’nın düşük gelen enflasyon verisine bağlı olarak faizde indirim yapabileceği ihtimali var.

Mevcut riskler ve TL’deki kırılganlığa bağlı olarak yılın ikinci yarısından önce TCMB’den olası bir faiz indiriminin erken ve risklere açık bir karar olacağını düşünüyoruz.

Gelelim Çin’den gelen Aralık ayına ait Caixin Kompozit PMI verilerini değerlendirmeye…

Çin imalat ve hizmet sektörlerini kapsayan Caixin Kompozit PMI endeksi Aralık 2018’de aylık 0,3 puan artışla 52,2 seviyesine yükseldi. Yükselişte hizmet sektörü PMI endeksinin Aralık’ta 0,1 puan artışla 53,9 seviyesine yükselmesi etkili oldu. Dün açıklanan imalat sektörü PMI endeksi ise Aralık ayında 49,7 seviyesine gerileyerek Mayıs 2017’den bu yana ilk kez daralma bölgesine düştü.

Kompozit PMI detaylarına göre Aralık ayında;

. Yeni siparişler hafif bir artış sergiledi (imalat sektöründe hafif azaldı, hizmet sektöründe ılımlı arttı)

. İmalat sektöründe yeni ihracat siparişleri düşüşünü sürdürürken hizmet sektöründe son 6 ayın en hızlı yükselişi kaydedildi,

. Hizmet sektöründe istihdam son üç ayın en düşük artışını kaydederken imalat sektöründe azalarak iki sektör toplamında istihdam hafif geriledi,

. Tamamlanmamış işler 34 aylık yükselişini sürdürdü,

. Girdi maliyetleri son 2,5 yılın yükseğini gördü, çıktı fiyatları Mayıs 2017’den bu yana hafif de olsa ilk kez düştü (imalat sektöründe girdi maliyetleri düşerken yüksek hammadde ve ücret artışları sebebiyle hizmet sektöründe arttı),

. Çıktı fiyatları imalat sektöründe Kasım ayındaki düşüşünü artırarak sürdürdü, hizmet sektöründe çıktı fiyatları hafif yükseldi, böylece kompozit olarak çıktı fiyatları Mayıs 2017’den bu yana ilk düşüş kaydetti,

. Gelecek 12-ay için iş güveni endeksi her iki sektörde de kısmen iyileşti.

2017 yılında %6,8 büyüme kaydeden Çin ekonomisinin 2018 yılında %6,6 büyümesi öngörülüyor. 2019 yılı için beklenti %6,4-6,5 büyüyeceği yönünde.

2019 yılında kırılgan yapıdaki ülkelerde resesyon riski korunurken, gelişmiş ekonomilerde büyüme hızı yavaşlayacak

ABD’nin 2018’de kaydettiği güçlü performans 2019’da zayıflayacak…

2017 yılında %2,2 büyüyen ABD ekonomisi, mali teşvikler ve Fed’in yürüttüğü şeffaf para politikasının desteğiyle güçlü istihdam ve enflasyon görünümü ortaya koyarak 2018 yılında %2,9’luk büyümeyi yakaladı. ABD’nin özellikle Çin’e karşı yürüttüğü ticaret savaşına rağmen ABD hanehalkı ve reel sektörünün yüksek ekonomik güven algısı iç talebin canlı kalmasında etkili oldu. Teşvikler ve ABD’nin korumacılık politikası iç talebi canlı tutarken korumacılık politikasının şirketler üzerindeki olumsuz etkisinin düşük düzeyde kaldığını gördük. 3. çeyrek bilanço verileri açıklamalarında şirketlerin 2019 yılı ile birlikte tarifelerin %25’e yükseltilmesi halinde satış ve kar rakamlarında düşüş olasılığının artacağı yorumlarını okuduk. Ancak yine de devam eden mali teşviklerin ABD ekonomisi büyümesini 2019’da %2,5 gibi bir seviyede tutması bekleniyor. 2020 yılı ise kritik çünkü mali teşviklerin sonlanması talepte daralmayla birlikte GSYH büyümesini %2’nin altına çekeceği tahmin ediliyor.

Çin hükümeti büyümeyi destekleyici adımlar atmaya devam edecek…

Karşı kanatta yani Çin ekonomisinde ise 2017 yılında kaydedilen %6,9’luk büyümenin ardından 2018 yılında %6,5’lik bir büyüme tablosu var önümüzde. Çin hükümeti de ticaret savaşının etkilerini azaltabilmek adına şirketlerin ekonomik faaliyetlerini sürdürmesi ve hanehalkının harcama eğilimini devam ettirmesinde etkili olan parasal ve mali tedbirler alıyor. 2019 yılında da hükümet desteğini sürdürmeye devam edecek ki bu durum Uzak Doğu ülkelerinin ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmeleri açısından da önemli.

Euro Bölgesi yavaşlıyor…

Avrupa tarafında ise 2017’de kaydedilen %2,5’lik büyümeden sonra ekonomi 2018’de %1,9 ile vites düşürdü. Bunda özellikle otomotiv sektörü üzerindeki baskılar ve ticaret savaşının bölge halkı ve şirketleri üzerinde yarattığı ekonomik güven kaybı etkili oldu. Oxford Economics 2019 için %1,6’lık büyüme öngörüyor.

Japonya ekonomisi doğal afetlerin gölgesinde kaldı…

Japonya’da ise 2018 yılında yaşanan doğal afetler ekonomi üzerinde olumsuz bir tablo yaşanmasına sebep oldu. 2017 yılında kaydedilen %1,7’lik büyüme sonrasında 2018 yılında %1’lik bir büyümeye tanık oluyoruz. Oxford Economics Japon ekonomisinin 2019 yılında %1,2, 2020 yılında ise %0,1 büyüyeceğini tahmin ediyor.

Küresel büyüme hız kesiyor…

Görünen tablo 2019 ve 2020 yıllarında büyüme performansında hız kaybı yaşanacağına işaret ediyor. 2017’de %3,1 büyüyen dünya ekonomisinin 2018 yılında %3, 2019’da %2,8, 2020’de ise %2,7 büyüyeceğini tahmin ediyor Oxford Economics. Yavaşlamanın şiddetinin ABD politikalarına ve ekonomik performansına bağlı olacağını düşünüyoruz. Brexit ve İtalya sorunlarıyla boğuşan Avrupa Birliği’ni dikkate aldığımızda Euro’nun seyrini çözüm süreci belirleyecek. ABD ekonomisinin güçlü yapısı korundukça ABD doları Euro’ya karşı görece güçlü kalmaya devam edecek.

Kırılgan ülkelerde resesyon riski artıyor…

Küresel ekonominin dümenini ABD politikaları yönlendirirken bir yanda ABD ekonomisinin aşırı ısındığına dair tartışmalar sürerken, diğer yanda Brexit, İtalya endişeleri ve sıkılaşan finansman şartlarının kırılgan yapıdaki gelişmekte olan ekonomiler üzerinde artan baskısının ABD ekonomisi büyümesi üzerinde aşağı yönlü risk oluşturacağına dair söylemler Fed’in faiz artırım beklentilerinin sorgulanmasına sebep oluyor. Fed Aralık ayında 1, 2019 yılı genelinde ise 3 olmak üzere 2019 yılı sonuna kadar toplam 4 faiz artırımı öngörüyor. Mevcut risklerin küresel ekonomide “resesyon” endişelerini artırması Fed’in Aralık ayı toplantısında beklemede kalacağı beklentilerini gündeme taşıdı.

ABD ekonomisi son 9 çeyrektir büyümesini sürdürürken işsizlik oranı 49 yılın en düşük seviyesi olan %3,7 seviyesine gerilerken Fed’in baz aldığı çekirdek kişisel tüketim harcamaları endeksi tarihi rekor seviyesini Ağustos 2018’de kırarak yıllık bazda %2 hedefine ulaştı ve Eylül ayında da %2’lik artışını sürdürdü. Fed’in Aralık ayı toplantısında faizde beklemede kalacağını düşünmüyoruz, 25 baz puanlık artış hamlesini gerçekleştirecektir. Ancak Fed’in küresel ekonomiye yönelik yorumları ve 2019 yılına dair faiz artırım beklentileri önemli olacak. 2019 yılı için faiz artırım sayısında artış beklemiyoruz. Finansal koşulların sıkılaşmasının 2019 yılında küresel bazda stagflasyon riskini azalttığını, Türkiye gibi kırılgan yapıdaki gelişmekte olan ekonomiler için ise resesyon riskini artırdığını düşünüyoruz. Çin hükümetinin ekonomi politikaları Asya-Pasifik ekonomileri üzerinde etkili olmaya devam ederken Latin Amerika ülkelerinin yatırım açısından daha cazip görüldüğünü raporlardan okuyoruz. Türkiye ekonomisinin ayakta kalması dış politika ve sürdürülebilir büyüme açısından atacağı somut adımlara bağlı olacak. ABD ve AB ile ilişkiler konusunda suların durulduğunu, yapıcı görüşmelerin Türk lirası üzerinde olumlu etkisini gördük. Sürdürülebilir büyüme tarafında yapısal reformlara yönelik atılacak her adım ise TL’ye güvenin artmasını sağlayacaktır.

Oxford Economics: ABD faizlerindeki artıştan en fazla etkilenecek ülke Türkiye

Oxford Economics, ABD tahvil faizlerindeki yükselişten en fazla etkilenecek ülkeleri sıraladı.

Yayınlanan raporda ABD’de politika ve piyasa faizlerinin yükselmesinin gelişmekte olan ülkelerin borç servis oranına GSYH’nin %0,1-0,2 gibi sınırlı bir aralıkta etkileyeceğini yazmış.

Artacak borçlanma maliyetlerine bağlı olarak ise örneğin 10-yıl vadeli ABD tahvilinin 100 baz puan artması halinde gelişmekte olan ülkelerin faizlerinde ortalama 40 baz puan artış olacağı hesap ediliyor. Meksika, Endonezya ve Türkiye’nin ise 100 baz puandan fazla artış olacağı belirtilmiş.

ABD faizlerindeki yükselişle birlikte ABD dolarının değer kazanması durumunda yüksek cari açığı olan Türkiye, Güney Afrika, Kolombiya ve Arjantin’de ise yerel faiz oranlarının çok daha sert artışlar getirdiği vurgulanıyor.

ABD dolarının değer kazandığı ve/veya gelişmekte olan ülkelere sermaye akımlarının zayıfladığı dönemlerde yurtiçi hanehalkı ve şirket kredi faiz oranlarının risksiz faiz oranının çok üzerinde yükseldiği ve 2014-2016 döneminde özellikle Brezilya ve Türkiye’de en sert biçimde yaşandığı ifade ediliyor.

Yabancı para cinsinden borçlanma araçlarının payının yüksek olduğu bazı gelişmekte olan ülkelerde ise kredi faizlerinin sert artışlar yaşadığı not ediliyor.

Bir dizi değişkeni baz alarak artan ABD faizlerine bağlı dalgalanmaları özel sektör borç oranlarıyla karşılaştıran Oxford Economics, Türkiye, Brezilya, Şili, Malezya, Kolombiya, Güney Afrika ve Arjantin’in ABD faiz oranlarındaki artıştan en fazla etkilenecek ülkeler olarak sıralıyor.

Gelişmekte olan ülkeler arasında en risksiz ülkeler olarak Hindistan, Polonya ve Macaristan gösteriliyor. Çin’in ise yüksek borç oranına sahip olmasına rağmen ABD faizlerindeki artışa karşı düşük duyarlılığa sahip olduğu belirtilmiş.