Etiket: kredi

Coface: Enflasyonda düşüş baz etkisiyle sürdü

Coface, Türkiye sektör risk değerlendirmeleri

Coface, Türkiye ekonomisini analiz ettiği aylık raporunda geçen senenin baz etkisi nedeniyle yıllık enflasyonun gerilediğini, ekonomideki dengelenmenin sürdüğünü belirtti. Raporda şu detaylar yer alıyor:

Ekonomideki dengelenme süreci devam ediyor…

. Enflasyondaki düşüş Ekim ayında da sürdü. Bu düşüşte geçen sene Ekim ayında aylık enflasyonun yüksek gerçekleşmesi de etken oldu. Ancak yıllık enflasyonun gerilemesine karşın, Ekim ayında aylık enflasyonunun %2 arttığını gözden kaçırmamak gerekiyor. Ekim ayında tüm alt gruplarda fiyat artışlarının olduğu görülüyor. Özellikle enerji fiyatlarındaki %4,82’lik, taze meyve-sebze fiyatlarındaki %9,6’lık ve giyim ve ayakkabı gurubundaki %11,9’luk aylık artışlar dikkat çekici. Kasım ve Aralık aylarında baz etkisinin ortadan kalkmasıyla birlikte yıllık enflasyon bir miktar artarak YEP’teki %12’lik hedefe yakınsayacaktır. 2020 yılında ise baz etkisinin ortadan kalkacak olması ve iç talepte beklenen görece toparlanma, enflasyonun çift hanede kalmasına neden olabilir. Bu durumda, enflasyondaki son düşüşler ile oluşan faiz indirimi sürecinin de yavaşlaması beklenebilir.

. Eylül ayından bu yana yapılan toplam 10 puanlık faiz indiriminin kredi faizlerini de aşağı çekmesi, şirketlerin finansmana erişimini ve finansman maliyetlerini olumlu etkileyecektir. Nitekim Eylül ayından bu yana, ağırlıklı ortalama faiz oranları tüketici kredilerinde yaklaşık 2 puan, ticari kredilerde ise 4 puan azaldı.

. Cari işlemler tarafında ise 12 aylık birikimli altın ve enerji hariç cari dengenin Ağustos ayında yaklaşık 47 milyar dolar fazla verdiğini görüyoruz. Bu rakam, geçen senenin Ağustos ayında 2,3 milyar dolar açığa işaret ediyordu. Ocak-Ağustos döneminde ise cari denge 1 milyar dolar fazla vermiş bulunuyor. Bu durum, dış kırılganlığın azalması açısından önem taşıyor.

. Makro taraftaki dengelenmenin, hanehalkı ve şirketler tarafına da yansıyabilmesi için güven kanalının daha etkin çalışması gerekiyor. Reel kesim güven endeksi ve bu endeksin alt göstergelerinden olan ihracat beklentileri, son bir yılın en yüksek seviyesine çıkmış durumda. Ancak firmaların yüksek borçluluğu, daha hızlı bir toparlanmanın önüne geçiyor. Tüketici tarafında ise güven endeksinin toparlanmasının zaman aldığı görülüyor.

Taşıt ve konut kredilerindeki hareketlilik ticari kredilere yansımıyor

TCMB’nin faiz indirimleri sonrası konut ve otomotiv satışları artıyor…

Ekim ayı OSD verileri Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan otomotiv sektörü üretimi ve satışlarının Ağustos-Ekim döneminde aylık bazda ardı ardına arttığını gösterdi. 2019 yılı Ekim ayında otomotiv üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre 2 katından daha fazla arttı. Benzer olarak otomotiv ithalatı ve yurt içi otomotiv pazarı satışları da Ağustos-Ekim döneminde ardı ardına aylık bazda artış kaydetti. Temmuz, Eylül ve Ekim toplantılarında TCMB’nin gerçekleştirdiği faiz indirimleriyle politika faizini %24 seviyesinden %14’e düşürmesinin etkisiyle otomotiv satışları ve taşıt kredileri Ağustos ayı ile birlikte artmaya başladı. (Tablo 1)

Tablo 1

Benzer şekilde aşağıda yer alan Tablo 2, kredi faizlerindeki düşüşün konut satışlarında hızlı bir artışa sebep olduğunu gösteriyor.

Tablo 2

Konut ve taşıt dışındaki diğer bireysel kredilerde de artış sürüyor…

Faiz indirimlerinin otomotiv ve konut kredileri dışında diğer bireysel kredilerde de artışlar yaşanmasına sebep oluyor (Tablo 3). 9 Ağustos ile biten haftadan 1 Kasım ile biten haftaya kadar diğer bireysel kredilerde %10’luk artış kaydedildi.

Tablo 3

Ticari krediler yatay seyrederken yatırımlar zayıflıyor…

Yurtiçi yerleşiklerin yabancı para (döviz) mevduat stoku 25 Ekim itibariyle 182,5 milyar dolar ile tarihi rekor seviyesinde bulunuyor. Diğer bir deyişle TL’ye güveni artıracak bir zemin henüz oluşmuş değil. İç ve dış riskler reel sektörün kredi talebinin yatay kalmasında etkili olurken (Tablo 4), reel sektörün yatırım harcamaları geriliyor (Tablo 5).

Tablo 4
Tablo 5

Dr. Fulya Gürbüz

Küresel ticaretteki zayıflığa rağmen Yeni Ekonomi Programı umut dağıtıyor

ABD, Avrupa, Asya dahil olmak üzere Eylül ayı imalat sektörü PMI verileri yurtdışı talepte zayıflama, enflasyonist baskılarda azalma, istihdamda güç kaybına işaret etti. İç talep kaynaklı hafif toparlanmalar görülse de ticaret gerginliği dünya genelinde hissediliyor.

Yunanistan 53,6 değeri ile en yüksek imalat sektörü PMI değerine sahipken (endeksin 50 ve yukarısındaki değerler sektörde büyümeye işaret ediyor), en büyük ticaret ortağımız Almanya 41,7 değeri ile en kötü performans gösteren ekonomi oldu. ABD-Çin ticaret anlaşmazlığı ve Brexit ile ilgili belirsizlikler sürdükçe küresel ekonomide canlanmayı destekleyecek bir hikâye yakalamak gittikçe zorlaşıyor.

Türkiye imalat sektörü PMI endeksi de Eylül ayında aylık 2 puan artışla Mart 2018’dan bu yana ilk kez 50 seviyesine yükseldi. Eylül ayında Türkiye dahil küresel bazda ihracat siparişlerinde zayıflama var. Yurt içi yeni siparişlerdeki artış yüzümüzü güldürdü. Bayram ve yaz tatillerinin ardından okulların açılmasıyla birlikte iç talepte hareketlenme şaşırtıcı değil. Devamı gelir mi?

Küresel ekonomideki belirsizliğe bağlı olarak henüz biz ümitli olamasak da Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak 30 Eylül Pazartesi günü açıkladığı 2020-2022 dönemini kapsayan Yeni Ekonomi Program (YEP) ile umut dağıtsa da bizde soru işaretleri bıraktı: 2020-2022 döneminde büyüme %5 olarak sabitleniyor; enflasyon, Cari Açık/GSYH, Bütçe Açığı/GSYH ve işsizlik düşüyor.

Sayın Albayrak programın ana temasını “Değişim Başlıyor” olarak ifade etse de söz konusu değişim ekonomik göstergelerdeki eğimin iyileşmesi yönünde olsa da bu eğilimi destekleyen programların takvime oturtulmuş bir süreç olarak gösterilmesini arzu ederdik.

Bakan Albayrak 2019-2020 dönemini “dengelenme dönemi” olarak ifade etse de bize Merkez Bankası raporlarında sıkça vurgulanan “dengelenme” ifadesini hatırlattı. Önceki yorumlarımızı tekrarlamak gereği duyuyoruz: İç talepte daralmanın etkisiyle ithalattaki gerileme cari açığın düşmesinde baş rolü oynaması “dengelenme” değil bir sonuç. Elbette Sayın Albayrak’ın hakkını yemiyoruz zira turizm gelirlerindeki artış sektörde “dengelenme dönemine” iyi bir örnek oluşturuyor.

Katılmadığımız diğer bir nokta da Sayın Albayrak’ın 2009 ve 2019 yılları karşılaştırması. Sayın Albayrak soruyor: “2009 yılında neden bu kadar küçülürken cari fazla vermedik?”. Cevaplamaya çalışalım:

Küresel finansal krizin patladığı 2008 yılının hemen ardından gelen 2009 yılına bir bakalım. 12-aylık toplam olarak bakıldığında 2009 yılında ithalat ve ihracat paralel hızda gerilemiş, turizm gelirleri ise yatay kalmıştı. Bunların sonucu olarak 2009 yılında cari açık daralmış ancak artıya geçememişti. Aşağıdaki grafik dış ticarette hızlı gerilemenin cari dengeyi iyileştirdiğini gösterirken dış ticaretteki yatay seyre geçişte cari dengedeki iyileşme de daha düşük hıza geriliyor.

Eylül 2018-Ağustos 2019 döneminde ise iç talepteki daralmaya bağlı olarak ithalat sert gerilemiş ancak ihracat hacmi ve turizm gelirlerinde yaşanan kademeli artış ile 12-aylık toplam cari işlemler hesabı Haziran ve Temmuz 2019’da pozitif bölgeye geçmiştir.

Kış mevsimine yaklaşırken turizm gelirlerindeki yavaşlamayı dikkate aldığımızda, iç talepte kıpırdanma olması halinde cari dengenin zayıflayacağını hatırlatmaya gerek kalmadan Sayın Albayrak müjdeyi verdi: “…yılın ikinci yarısında ertelenen özel tüketimde de ivmelenme bekliyoruz”. Evet doğrudur, 26 Temmuz’da Merkez Bankasının politika faizini %24’ten %19,75 seviyesine, 13 Eylül tarihinde de %16,50 seviyesine düşürmesinin etkisini tüketici kredileri ve kredi kartlarında artış olarak görüyoruz.

Buna ek olarak Sayın Albayrak 2018 ve 2019’da “kur saldırısına” maruz kaldığımızı tekrarladı. Ancak yine görüşümüzü tekrarlarsak TL saldırıya uğramadı. TL’deki değer kaybının sebebi artan iç ve dış siyasi gerginlikler, şirketlerin ödeme kabiliyetlerine yönelik endişeler, finansman zorlukları, ABD kaynaklı yaptırım belirsizliği ve Fed’in faiz artıracağı beklentisinin Türkiye’nin dış borç maliyetini artıracağına yönelik endişelerin ortaya çıkardığı arz-talep dengesindeki bozulma olduğunu düşünüyoruz.

Gelelim enflasyon yapışkanlığına. Sayın Albayrak, Enflasyonla Mücadele Programı ile “enflasyon yapışkanlığına karşı tarihte eşine ender rastlanan çok önemli bir başarı elde edildiğini” söyledi. Merkez Bankasının yürüttüğü sıkı para politikası, ABD ile ilişkilerde korkulanın olmaması Türk lirasında sert dalgalanmaları yatıştırırken küresel talepteki daralmanın emtia fiyatlarını aşağı çekmesi, baz etkisi ve küresel mal fiyatlarında yaşanan aşağı yönlü eğilim enflasyondaki yapışkanlığı aşağı çeken önemli etkenler oldu. Petrol fiyatlarına ilişkin jeopolitik olumsuz bir durum olmadığı ve küresel ekonomide zorluklar devam ettiği sürece enflasyon tarafında ivmelenme ihtimalini düşük görüyoruz.

Bunların yanında, Sayın Albayrak’ın vurguladığı yerli ve katma değeri yüksek üretimi elbette destekliyoruz. Sanayide kapasiteyi artıracak, maliyetleri düşürecek, rekabet potansiyeli kazandıracak Ulusal Verimlilik Planı da kulağa hoş geliyor. İçeriği görmek lazım.

Buraya kadarki açıklamalar sıradandı, şaşırtıcı bir şey yoktu. Soğuk duş etkisi yaratan ise inşaat sektörüyle ilgili açıklamalar oldu.  İnşaat sektörüne ilişkin olarak “Son bir yıldaki istihdam kaybının yaklaşık üçte ikisi inşaat sektöründen kaynaklandı. Tamamlanmaya yakın yapıların bitirilmesinin desteklenmesiyle kısa dönemde bu alandaki istihdama olumlu katkı sunacağını göreceğiz” diyor Sayın Albayrak. Bütçe disiplinini bozmadan ve enflasyonu tetiklemeden büyüme ve istihdam artışı adına katma değeri düşük inşaat sektörünü canlandırmaya çalışmanın maliyetini de elbette bankalar dolayısıyla da hanehalkı üstlenecek.

Sayın Albayrak “Yılın ikinci yarısından itibaren kapasite artırıcı yatırımların başlaması, düşen faizlerle birlikte görülmeye başlandı. Yapılan çalışmalar sadece bu sürecin başlı başına yüzde 4’lük bir büyümeyi doğal seyrinde sağlayacağını gösteriyor” diyor. Sayın Albayrak 2020’de %5’lik büyümenin enflasyona sebep olmayacağını da ekliyor.

İnşaat sektöründeki canlanmanın istihdamı artıracağı söylemine ek olarak Sayın Albayrak sulama ve sera yatırımlarının desteklenmesiyle tarımda arzı artırmaya yönelik zamanında verilen uygun fiyat ve yapılan alımlarla tarım sektöründe de işsizliğin azalmasının sağlanacağını belirterek, bireysel tüketimin artmasının, uygun kredi şartlarının, stok ve revizyon yatırımlarının, sanayi ve hizmet sektöründe ve turizm alanında istihdamı artıracağını dile getiriyor. Umarız önümüzdeki süreç YEP hedeflerini destekler.

Dr. Fulya Gürbüz

Coface: “Çin’de finansal sektöre yönelik riskler artarken firmalar üzerindeki baskıyı azaltmayı hedefleyen Merkez Bankası hamlesi”

Ticari alacak (kredi) sigortası alanında dünyadaki en yaygın şirket olan Coface Grubu, Çin Merkez Bankasının Ağustos ayında gerçekleştirdiği faiz hamlesini bir raporla değerlendirdi.

Carlos Casanova ve Tianyu Pang tarafından hazırlanan 5 Eylül tarihli raporda Çin Merkez Bankasının para politikası kararlarının Çin şirketleri üzerindeki olası etkileri ve riskleri kaleme alınmış. Coface Grup, Çin’in ülke risk notunu B (oldukça yüksek) olarak değerlendirirken GSYH büyüme tahminleri 2019 yılı için %6,3, 2020 yılı için %6,0 seviyelerinde bulunuyor.

Çin bankacılık sisteminde hredi hacmi büyüme oranının Nisan-Temmuz 2019 döneminde ardı ardına düşmesinin ardından Çin Merkez Bankası şirketlerin borçlanma maliyetlerini düşürmek ve dolayısıyla ekonomiyi canlandırmak amacıyla %4,35 seviyesindeki 1-yıl vadeli borç verme referans faiz oranını 20 Ağustos tarihinde 10 baz puan düşürerek %4,25 seviyesine çekmişti. Söz konusu faiz oranı ülkedeki önde gelen 18 bankanın en büyük müşterilerine uygulayacağı borçlanma faiz oranını ifade ediyor.

Raporda belirtildiği üzere özellikle küçük ölçekli yerel firmaların ödeyebilme gücünü artırabilmek için Banka, her ne kadar referans faiz oranını %4,25 olarak belirlemiş olsa da şirketlerin 1-yıl vadeli borçlanma oranını %3,3 seviyesine düşmesini hedefliyor. Bunun bir anlamda parasal gevşeme olduğunu ifade eden Coface Grup ekonomistleri böyle bir hamlenin bir yandan gayrimenkul piyasasında fiyat artışlarını tetikleyebileceği riskini ortaya koyarken öte yandan Çin Merkez Bankasının eş zamanlı olarak belirli sektörleri hedefleyerek faizleri kademeli olarak indirebileceğini ifade ediyorlar. Dahası, Merkez Bankasının aldığı bu kararın, aktarım mekanizmasının iyileştirilmesi konusunda çaba göstermek suretiyle faiz oranlarının serbestleştirilmesi yönünde bir adım olduğu vurgulanıyor.

Raporda, 2019 yılında büyümeyi tetiklemek adına zorunlu karşılık oranlarının iki kere 100’er baz puan düşürüldüğü, bu sayede finansal sisteme likidite enjekte edildiği, ancak buna rağmen kredi talebi ve yatırımların zayıf kaldığı, daha fazla ve daha ucuz fonlama imkanının bankalararası faiz oranlarını aşağı çekemediği ve dolayısıyla ticari ve hanehalkı kredi faiz oranlarının düşmediği belirtiliyor. Bunda sistemin etkili para politikası aktarımını engellemesi, tüketici güveninin zayıf kalmaya devam etmesi ve yatırımın kredi açısından esnekliğinin düşmesinin etkisi olduğu vurgulanıyor.

Politika yapıcıların, bankacılık sisteminin kırılganlığına yönelik endişeli olabilecekleri ihtimalini ortaya koyan rapora göre, 2019 yılında üç bankaya el konulmasının Çin bankacılık sisteminin sistemik kırılganlığına işaret ediyor.

Raporda mevcut riskler ise şöyle sıralanıyor:

1) Çok küçük ve çok geç bir adım: 3Ç göstergeleri çok daha zayıf bir tablo ortaya koyuyor.

2) Uzun bir yolculukta atılan bir adım: Sözlü yönlendirme politikası sürdürüldüğü müddetçe varlıkların yanlış tahsisi devam edecek. Düşük faiz oranları orta ölçekli bankaların karlılığını olumsuz etkileyecek. Daha rekabetçi bir ortama uyum sağlamak adına banka birleştirmelerinin gelecek yıl da devam etmesi bekleniyor.

3) Sermaye çıkışları muamması: Parasal gevşeme yuanda değer kaybına dolayısıyla da sermaye çıkışlarına sebep olabilir. 2016 yılında yuanda yaşanan %3’lük değer kaybı uzun soluklu bir sermaye çıkış süreci yaşanmasına ve ülkede likidite sıkışıklığına sebep olmuştu.

Coface Grup, Çin Merkez Bankasının hata yapmaması halinde 7,12 seviyesinin hemen altında işlem gören Dolar-Yuan paritesinin yıl sonunu 7,10 seviyesinden kapatmasını tahmin ediyor.

Dr. Fulya Gürbüz

TL’de değerlenme güven endekslerini yukarı çekti, devamlılığı G20 Osaka Zirvesi’ndeki gelişmelere bağlı

ABD ile süregelen S-400 krizi ve 23 Haziran seçimlerine yönelik belirsizlikler Mayıs ayı başında Dolar-TL kurunun 6,0 seviyesinin üzerine çıkmasına sebep olmuştu. ABD merkez bankası Fed’in faiz indireceğine yönelik artan beklentiler, Avrupa Merkez Bankasının (AMB) genişlemeci politika söylemlerine ağırlık vermesi ve 23 Haziran seçimlerinin sorunsuz sonuçlanmasıyla Dolar-TL kuru Haziran ayı başındaki 5,90 seviyelerinden Haziran ayı sonunda 5,70 seviyelerine kadar geriledi. Türk lirasında yaşanan değer kazancının etkisiyle de Haziran ayında güven endeksleri arttı.

Mevsimsellikten arındırılmış verilere göre;

. Reel kesim güven endeksi Haziran ayında bir önceki aya göre 4,9 puan artışla 99,6 seviyesine yükseldi,

. Hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endeksleri sırasıyla aylık 5,9, 3,3 ve 0,6 puan artışla sırasıyla 85,4, 93,2 ve 50,4 seviyelerine yükseldi,

. Tüketici güven endeksi aylık 2,3 puan artışla 57,6 seviyesine yükseldi.

Haziran ayı reel kesim güven endeksi verileri üretim maliyetlerinde ve istihdam beklentilerinde zayıflama ortaya koydu; üretim, sipariş ve yatırım alt endeksleri ise önceki aya göre güçlendi. Üretici fiyat endeksi için olumlu olsa da üretim ve yatırımlardaki iyileşmenin devamlılığı için soru işaretleri var.

Evet, 23 Haziran seçimleri sorunsuz sonuçlandı ancak ABD-Türkiye arasında yaşanan S-400 gerilimi ve Akdeniz’de yürüttüğümüz sondaj faaliyetlerinin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile tansiyonu yükseltmesi Dolar-TL kurunun 5,70 seviyelerinin altına gerilemesine olanak vermiyor.

Mevduat ve kredi gelişmeleri ise mevcut risklerin tasarruf ve finansman üzerindeki ağırlığını korumaya devam ettiğini gösteriyor:

. Kur etkisinden arındırılmış verilere göre Haziran ayında tüketici kredilerinde bir önceki yıla göre yavaşlama devam ederken kurumsal kredilerde zayıflama ağırlığını artırıyor.

. Takipteki kredilerde devam eden artışı dikkate aldığımızda reel sektörde kan kaybı devam ediyor.

. Mevduat tarafında dış ve iç politikada yaşanan gerilimlerin etkisiyle yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatı rekor seviyelere yükselmiş durumda.

. Mevduatların krediye dönüşme oranı 2018 ortasından bu yana düşüş eğilimini korurken tahvil ve bono portföyünde artış eğilimi devam ediyor. Diğer bir deyişle tasarruflar, reel sektöre değil yüksek getiri sunan sabit getirili varlıklara kayıyor. Elbette başta Avrupa olmak üzere küresel ekonomideki yavaşlama Türkiye’nin makro-ekonomik dinamiklerini aşağı çeken önemli bir faktör ancak TL’ye güven kaybının yarattığı yüksek maliyetli finansmana erişim zorluğu reel sektörün belini kırmış durumda.

Şimdi gözler 28-29 Haziran’da Osaka’da yapılacak G20 zirvesinde. ABD Başkanı Trump ile Çin lideri Xi Jinping’in 29 Haziran’da bir araya gelmesi bekleniyor. Bize göre en iyimser senaryo ABD ve Çin’in görüşmeleri tekrar başlatma kararı alması; en olası senaryo ise uzlaşma olmaması ki bu küresel yavaşlamanın devam etmesi demek.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump görüşmesi ise S-400 krizinin dolayısıyla da Türk lirasının akıbeti açısından kritik öneme sahip.

Dr. Fulya Gürbüz

İkinci çeyreğe üretim ve tüketim kaybı ile başladık

Ocak-Mart döneminde yükseliş eğilimine giren sanayi üretimi ve perakende satışlar Nisan ayında hızlı bir güç kaybı yaşadı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretimi Nisan 2019’da bir önceki aya göre %1, perakende satışlar %1,8 düşüş kaydetti.

Sanayi üretiminde aramalı, dayanıklı tüketim malı ve sermaye malı üretimi bir önceki aya göre sırasıyla %1,5, %3,7 ve %2,3 daraldı. Dayanıksız tüketim malı üretiminde aylık bazda %0,3 artış ile zayıflama yaşandı, enerji malı üretimi %1,4 artış kaydetti.

Üretim ve perakende harcamalarındaki güç kaybının ana kaynağı yurt içi ve yurt dışında yaşanan talep darlığı. Nisan ayında tüketim malları ithalat hacminde düşüş yaşanırken kredilerde zayıflama devam ediyor.

Hanehalkı temel gıda ihtiyacını karşılayabiliyor ancak otomotiv yakıtı dışında gıda dışı tüketimde vergi indirimlerinin olumlu etkisinin sürdüğünü görüyoruz.

Otomotiv yakıtı ve gıda dışı tüketimde internet satışlarının güç kazanmaya, giyim ve sağlık harcamalarının yatay kalmaya devam ettiğini, ev aletleri ve mobilya gibi harcamalarda ise tasarrufa gidildiğini anlıyoruz. Ek olarak, bilgisayar donanım ve yazılımlardaki artış şirketlerin internet satışlarına ağırlık vermeye devam ettiğini destekleyen bir gelişme.

Elbette 31 Mart seçimi öncesi ve sonrasında Hükumetin talep artırıcı hamleleri tüketimi destekliyor ancak seçimin iptal edilmesi, dış politikada yaşanan gerilimler ve iz düşümü olarak TL’deki sert dalgalanmalar fiyat seviyelerini yukarı çekerken harcama eğilimini ve yatırımları azaltıyor. Sonuç olarak da ekonomik daralma ve işsizlik artışına tekrar tekrar tanık oluyoruz.

Türkiye ekonomisi 2019 yılı birinci çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre %1,3 büyüme kaydetmişti. Ön göstergeler Nisan ayında üretim, tüketim ve yatırım tarafında yaşanan güç kaybının Mayıs ayında da devam edeceğine işaret ediyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Gaz verip sert frene basmak yerine yeni bir yol haritası lazım: Yapısal reform

İmalat sektörü PMI endeksi Eylül 2018’de 42,7 ile 2008 krizinden sonraki en düşük seviyesini kaydetmiş, sonrasında yükselme eğilimini ortaya koymuştu; 2019’un ilk üç ayında da endeks yükselişini sürdürdü.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretimi Ocak 2019’da bir önceki aya göre %1 artış kaydetti. Şubat ve Mart aylarında imalat sektöründeki iyileşmenin sürmesi sanayi üretimi için olumlu bir gelişme. Ancak mevsimsellikten arındırılmış verilere göre Kasım 2018-Şubat 2019 dönemi boyunca ihracatın aylık bazda gerilemeye devam etmesi, 2019 yılının ilk iki ayında ihracatın sanayi üretimi ve dolayısıyla da GSYH büyümesine katkısının negatif olduğuna işaret ediyor.

Öte yandan mevsimsellikten arındırılmış ithalat hacmi aynı dönem boyunca aralıksız artışını sürdürürken dış ticaret açığı aylık bazda aralıksız artmaya devam ediyor (ki bu durum değer kaybeden TL’yi de dikkate aldığımızda cari açıkta artış eğilimini ortaya koyuyor). En büyük ticaret ortağımız olan Avrupa’dan özellikle de Almanya’dan gelen zayıflama işaretleri Türkiye’nin ihracat performansındaki gerilemeyi teyit eder nitelikte.

Tüketim tarafında ise perakende ticaret ve e.t.t.e. tüketim endekslerinin 2019 yılının ilk iki ayında hafif kıpırdandığını, artan iç talebi karşılamak adına da reel sektörün söz konusu dönemde yatırımlarını artırarak stoklarını güçlendirdiğini ortaya koydu.

Ancak takipteki alacaklar tarafına baktığımızda takipteki kredilerin toplam bankacılık sektörü kredilerine oranının Ağustos 2018’den bu yana aralıksız yükselmesiyle reel sektörün finansman tarafında giderek daha zorluk yaşadığını anlıyoruz. 2018 yılının son çeyreğinden 2019 yılı ilk çeyreği sonuna kadar tüketici ve kurumsal kredilerdeki artış eğiliminin sürdüğünü de dikkate aldığımızda takipteki alacakların bankacılık sistemi üzerinde ağırlığını daha da artırdığını anlayabiliriz hele de artan risk primimize bağlı olarak dış borçlanma maliyetleri artıyorken.

(Hatırlatalım: Dış finansman şartlarının giderek zorlu bir hal aldığı 2018 yılında TL’de yaşanan sert değer kaybı sebebiyle TCMB TL’yi korumak adına sert faiz artırım kararı aldı ve sıkı para politikası kararlılıkla sürdürülmeye devam edildi. Ekonomik faaliyette yaşanan fren etkisine paralel olarak yüksek kredi faizleri yurt içinde finansmana erişimi zorlaştırdı.)

Bunların yanında özellikle Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) katkısıyla 2017’de kaydedilen iç tüketimdeki hızlanma, 2018’de KGF’nin sonlanmasıyla yavaşlama ve düşme eğilimini beraberinde getirdi ve sonuç olarak işsizlik oranı 2017 yılında hızla düşerken 2018 yılında hızla arttı.

Enerji ve dış borca bağımlı olmamıza rağmen iç tüketimi pompalayarak büyümenin ateşlenmesi cari açık, TL’de ve üretimde sert değer kayıpları ve yüksek işsizlik oranlarıyla daha şiddetli döndü.

Hal böyle iken, küresel ekonominin yavaşlama eğilimine girdiği bir ortamda hızla artan Türkiye nüfusunu da dikkate aldığımızda Türkiye’nin mevcut tüketim, yatırım ve üretim resminde sürdürülebilir bir şekilde istihdamı artıracak, işsizliği azaltacak bir hikayesi var mı? Maalesef yok. Yerli araba da bir hikaye evet ama yapay zekanın üretim tarafında ağırlığını artırdığı bir ortamda katma değer yaratacak teknolojik ürünlerin üretilmesi, yeni iş alanları yaratması ve dünya çapında marka değeri taşıması daha güzel bir hikaye.

Gerçek şu ki mevcut yapı hem TL’yi hem de ekonomiyi daha da kırılgan hale getiriyor. Gaz verip frene basmak zorunda kalmaktansa istihdam ve sürdürülebilir bir hızda büyümeyi sağlayacak yeni bir yol haritası lazım. Mevcut yapıyla bu sağlanamadığına göre yapıyı değiştirmek yani reform yapmak gerekiyor. Bunu da “yapısal reform” olarak adlandırıyoruz.

Dr. Fulya Gürbüz

Konut satışları dipten döndü

Şubat ayında Türkiye genelinde konut satışları dipten geri geldi…

Şubat ayında 78.450 konut satışı gerçekleşti ve böylece 2013 yılından itibaren Ocak ayında kaydettiği dip seviyesinden (72.937) geri gelmiş oldu.

Konut kredileri Ağustos 2018’den bu yana düşüşünü sürdürüyor…

Banka ve finansman şirketleri tüketici kredilerini baz aldığımızda konut kredileri Temmuz 2018’de kaydettiği rekor seviye olan 187,9 milyar TL seviyesinden Şubat ayında 172,5 milyar TL seviyesine geriledi.

Tüketici kredilerindeki azalış talep tarafındaki zayıflığı kanıtlıyor…

Bankacılık sektörü kredi hacmine baktığımızda tüketici kredilerinin pastadan aldığı payın giderek azaldığını görüyoruz.

İşsizlikteki artış ve tüketicinin finansmana ulaşmakta artan zorluğu yüksek enflasyon ve faiz ortamında hanehalkının belini daha da büküyor. Tablo iç açıcı değil. Enflasyonda kalıcı düşüş müdahale ile değil yapısal tedbirlerin ortaya konmasıyla gerçekleşebilir. Sürdürülebilir bir güven ortamının sağlanması için bütçe disiplininden taviz verilmemeli. Zira mevduat ve kredi faizlerinin aşağı bastırılması sıçramanın daha sert olabileceği tehlikesini ortaya koyuyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Seçim ayına müjdelerle giriyoruz

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler öncesinde makro-ekonomik görünümü özetlersek: Yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, düşük talep, düşük üretim. Seçim ayına girerken söz konusu zayıf görünümü güçlendirecek müjdeler gelmeye devam ediyor. Kasım 2018’de dayanıklı tüketim mallarına getirilen KDV ve ÖTV indirimlerinin 31 Mart 2019 tarihine kadar uzatılmasının ardından 10 Şubat’ta BDDK, tahsili geciken ihtiyaç kredilerinin yeniden yapılandırılmasına yönelik ilgili yönetmelikte değişiklik yapmıştı.

Cuma günü (22 Şubat) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı Mehmet Ali Akben’den bireysel tüketicilerin elini rahatlatmak ve iç talebin canlanmasına katkı sağlaması amacıyla kredi kartlarında taksit sayısının artırılması ve bireysel tüketici kredilerinde vade uzatımı yönünde çalışma yaptıkları açıklaması geldi. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ise yeni haftaya 2019 yılında 2,5 milyon yeni istihdam, KOBİ’ler için yeni bir kredi paketi, faizlerde düşüş, doğrudan yabancı sermaye, yapısal reform müjdeleriyle girdi. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ise her ilave istihdama prim ve vergilerin yanı sıra ücret desteği verileceğini söyledi.

Kısacası Ağustos 2018’den bu yana gerileyen hane halkı harcamalarında artışa ek olarak devlet desteğiyle istihdam artışı hedefleniyor. 15 Şubat itibariyle toplam tüketici kredileri 911,2 milyar TL seviyesinde bulunuyor.

Peki, Ağustos 2018’de TL’de yaşanan sert değer kaybının ardından yaşanan ekonomik daralma ile enflasyonda ve işsizlikte artış kaydedilirken hükumetin cari açığı tehlikeye düşürmeden GSYH büyümesinde vites artırmayı gerektirecek ne gibi gelişmeler var?

Küresel yavaşlama endişeleri ve iç talepte daralmayla birlikte Türkiye ekonomisinin 2019’da yavaşlamaya devam edeceği (Hükumet: %2,3), hatta daralma yaşayacağı (Moody’s: eksi %2, S&P: eksi %0,5) beklentileri hükumeti yerel seçimler öncesinde aksiyon almaya yöneltti ki bunda tetikleyici unsurların enflasyonda düşüş ve doğrudan yabancı yatırımlarda artış beklentilerinin etkisi olduğunu düşünüyoruz.

Şöyle ki;

1 Eylül 2018’de hane halkının uzun süreli borçlanmasını önlemek amacıyla kredi kartında taksit sayısı ile ihtiyaç kredileri vadelerine sınırlama getirilmişti. O günden bugüne iç talepte daralma artarken, enflasyonla mücadele çerçevesinde alınan önlemlerle fiyatlarda yukarı yön sınırlanmış, Merkez Bankası (TCMB) enflasyonda kalıcı bir düşüş sağlanana kadar sıkı para politikasını sürdüreceğini açıklamış, Dolar/TL kurunda sert dalgalanmaların yerini 5,20-5,40 aralığında istikrarlı bir görünüm kazanmasına sebep olmuştu. İç talepte daralma ve petrol fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle 12-aylık toplam cari açık Aralık 2018 itibariyle 27,6 milyar dolar seviyesine gerilemişti.

TL’de sert bir değer kaybı yaşatacak olumsuz bir gelişme olmaz ise baz etkisinin azalacağı Haziran ayı ile birlikte enflasyonda düşüş görmeye başlanacak olması TCMB’nin faizleri düşürmeye başlamasına sebep olacak. Ek olarak Brexit gölgesinde Avrupa ekonomisinde toparlanma beklentisi ihracatta (dolayısıyla da üretimde) artış beklentileri yaratıyor.

Söz konusu gelişmeler ithalat hacmini artıracaktır ancak hükumetin cari açıktaki olası kötüleşmeyi artan turizm gelirleriyle birlikte doğrudan yabancı sermaye girişleriyle sınırlandırmayı hesaba kattığını düşünüyoruz. Seçim sonrası açıklanacak yapısal reform takviminin ise kredi derecelendirme kuruluşlarının kredi notunda olmasa bile görünümde iyileştirme yaratabilecek şekilde ikna edici olması gerekiyor.

Dr. Fulya Gürbüz

İktisadi yönelim verileri TCMB’nin “yavaşlama” vurgusunu doğruladı, kredi-mevduat faiz farkı 2002 yılı seviyelerinde

TCMB Ekim ayı reel kesim güven endeksi (RKGE) verilerine göre endeks aylık bazda 2 puan azalışla 87,6 seviyesine gerilese de Ocak-Eylül 2018 döneminde aralıksız düşen mevsimsellikten arındırılmış RKGE (RKGE-MA) ise aylık 0,7 puan artışla 91,1 puan seviyesine yükseldi.  RKGE-MA verilerini dikkate aldığımızda bir önceki aya göre;

. Mevcut toplam sipariş miktarında azalış son 5 aydır devam ediyor,

. Son 3 aylık toplam sipariş miktarı arttı,

. Mevcut mal stoku azaldı,

. Gelecek 3 aylık üretim hacmi beklentisi son 3 aydır düşüyor,

. Gelecek 3 aylık toplam istihdam beklentisi son 3 aydır düşüyor,

. Gelecek 3 aylık toplam sipariş beklentisi düştü,

. Yatırım harcaması hafif yükseldi,

. Genel gidişatta iyimserlik arttı.

İktisadi Yönelim Anketi detaylarında

. Talep yetersizliği ve mali imkansızlıkların üretimi daha fazla kısıtladığını,

. Yurt içinde rekabet güçlerinin azaldığını,

. AB dışındaki yurt dışı piyasalardaki rekabet gücünün arttığını, AB’de hafif gerilediğini,

. Mevcut iç piyasa siparişlerinde ve geleceğe yönelik beklentilerde azalma olduğunu,

. Geçmiş 12 aya kıyasla gelecek 12 ayda sabit sermaye yatırım harcamalarında azalma olduğunu,

. Yıllık üretici fiyat enflasyon beklentisinde artış olduğunu görüyoruz.

Genel olarak bakıldığında reel sektör tarafında bir canlanma yok; sektör mali yetersizlik ve zayıflayan talebe karşı ayakta durmaya çalışıyor. Merkez Bankası dün gerçekleştirdiği para politikası toplantısının ardından yayınladığı notta yer alan “Dış talep gücünü korumakla birlikte finansal koşullardaki sıkılaşmanın da etkisiyle iktisadi faaliyetteki yavaşlama devam etmektedir” değerlendirmesine paralel gelişmeler görüyoruz RKGE detaylarında. Haftalık kredi hacmi detaylarına baktığımızda tüketici ve kurumsal kredi hacimlerinde sert kur artışlarının yaşandığı Ağustos ve Eylül sonrasında son 3-4 haftadır düşüş olması Ekim ayında talep şartlarının zayıfladığını kanıtlıyor.

Ek olarak “İç talep koşullarındaki zayıflamanın enflasyon görünümündeki bozulmayı kısmen sınırlayacağı düşünülse de fiyatlama davranışlarına dair yukarı yönlü riskler devam etmektedir.” değerlendirmesine paralel olarak reel kesim profesyonelleri üretici fiyatlarında yukarı seyrin sürmesini bekliyorlar. TL üzerinden açılan ticari kredi faiz oranı 12 Ekim itibariyle %35,4, tüketici kredileri ise %31,2 seviyesine çıkmış durumda. TL üzerinden açılan mevduat faizleri ise ortalama %24,1 seviyesinde bulunuyor. Kredi ve mevduat faizleri arasındaki fark ise 17 Ağustos’tan bu yana yüzde 13,9 puana çıkarken son üç haftadır yüzde 11-12 puan aralığına yerleşmiş durumda; en son 2002 yılı Ekim ayında bu seviyeleri görmüştük.

Kredi-Mevduat-Faiz Farkı-2002-2018.png

Kredi ve mevduat arasındaki artan faiz makasına rağmen Ekim ayında kurda yaşanan gerilemenin Merkez Bankası’nın elini sağlamlaştırdığını ve faizde değişiklik yapmadığını anlıyoruz. Dış politika ve 31 Mart 2019 yerel seçimlerine yönelik olarak kurda hareketlenme yaşanabilir. Kurda dengelenme görene kadar faizler üzerindeki baskının, dolayısıyla da ekonomik aktivitedeki yavaşlamanın, devam edeceğini düşünüyoruz.