Etiket: merkez bankası

Merkez Bankası ikna edemiyor

Merkez Bankası 30 Nisan tarihinde yayınladığı 2019 yılı Nisan ayı Enflasyon Raporu’nda ortalama ham petrol fiyatları ve gıda fiyatları enflasyon tahminlerini yukarı çekti, manşet enflasyon tahminlerini ise değiştirmedi.

MERKEZ BANKASININ TAHMİNLERİ

. 2019 yılı ortalama ham petrol (Brent) fiyatları varsayımı önceki 63 dolar seviyesinden 67 dolar seviyesine yükseltildi. (2018 yılı sonu: 51 dolar, 2018 yılı ortalaması: 71 dolar)

. Gıda fiyatları enflasyonu tahmini 2019 yıl sonu için %13 seviyesinden %16 seviyesine, 2020 yıl sonu için ise %10 seviyesinden %11 seviyesine yükseltildi.

. Ocak ayı raporunda yer alan manşet enflasyonun (TÜFE) 2019 yıl sonunda %14,6, 2020 yıl sonunda %8,2, 2021 yıl sonunda %5,4’e geriledikten sonra orta vadede %5 düzeyinde istikrar kazanacağı tahminleri Nisan ayı raporunda aynı şekilde korundu.

MERKEZ BANKASININ DİKKAT ÇEKTİĞİ TEMEL RİSKLER, ENFLASYON ÜZERİNDEKİ OLASI ETKİLERİ VE OLASI PARA POLİTİKASI TEPKİLERİ

. Risk primi ve döviz kuru oynaklığında öngörülen kısmi iyileşmenin gecikmesi;

Sıkı para politikası duruşu korunacak ve ilave parasal sıkılaştırma yapılabilecek. Finansal politikalar finansal oynaklık ve risk primini düşürmeye odaklı olarak belirlenmeli ve maliye politikası öngörülebilir olmalıdır.

. Fiyatlama davranışına dair belirsizlikler ve enflasyon beklentilerinde bozulma;

Sıkı para politikası korunmalı, enflasyon ve döviz kuru beklentileri çıpalanmalıdır.

. Gıda fiyatlarındaki yükselişin devam etmesi;

Birikmiş maliyet baskıları ve olumsuz hava şartları gıda enflasyonu tahminlerini yukarı çekebilir.

. Para ve maliye politikası eşgüdümüne (yönetilen/yönlendirilen fiyatlar ve vergi ayarlamaları) dair riskler;

Yönetilen/yönlendirilen fiyat ve vergi ayarlamalarında geçmiş enflasyona endeksleme davranışı azaltılmalı, bütçe açığı kontrol altında tutulmalıdır. Aksi durumda para politikası duruşu güncellenebilir.

. Finansal koşullardaki sıkılığın artması;

Ekonomik faaliyetteki toparlanma gecikebilir.

. Küresel büyüme görünümündeki zayıflamanın devam etmesi;

Kırılganlıkları azaltmak için makroekonomik politikalar etkin ve eşgüdümlü olarak kullanılmalı, yapısal reformlar ve uygun ticaret politikaları ile desteklenmelidir.

. Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının zayıflaması;

Küresel likidite koşulları ve risk algılamalarındaki dalgalanmalara bağlı olarak piyasalarda aşırı oynaklık gözlenmesi durumunda, piyasanın ihtiyacı olan likiditenin zamanında, kontrollü ve etkili bir şekilde sağlanmasına yönelik önlemler alınabilecektir. Söz konusu risklerin enflasyon ve enflasyon beklentileri üzerindeki etkileri izlenecek ve gerektiğinde para politikası tepkisi verilebilecektir.

. Uluslararası ham petrol fiyatlarındaki oynaklıklar;

Enerji fiyatları ve üretici fiyatları kaynaklı yukarı yönlü risklerin belirginleşmesi durumunda, para politikası tepkisi, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışında gözlenebilecek bozulmayı kontrol altında tutacak şekilde belirlenecektir.

YORUMUMUZ

Risklerin hakim olduğu konjonktürde para politikasını yönetmek zor fakat politika ve uygulamaları anlamak adına hesap verebilirlik ve şeffaflık önemli.

Evet, Merkez Bankası sıkı para politikasını koruyacak ve Rapor’da da yer verdiği üzere gerektiğinde ilave sıkılaştırmaya başvuracak. İhracatın büyümeyi desteklemeye, iç talebin ise zayıf kalmaya devam edeceği süreçte cari açıktaki gerileme de ekonomide dengelenme sürecine katkı yapmaya devam edecek. Bu noktada Merkez Bankasının kırılganlıkların azalması adına yapısal reformların desteklenmesi gerektiğine atıfta bulunması önemlidir. Rapor’da yer aldığı üzere Yapısal Dönüşüm Adımları çerçevesinde açıklanan tedbir ve teşviklerin finansal koşullardaki toparlanma sürecini desteklemesinin ülke risk primindeki iyileşmeye katkı
sağlayacağı ve döviz kuru oynaklığını sınırlayacağı varsayılmıştır. Tersten okursak yapısal reformlar ön plana çıkartılmadan TL’ye güven sağlanmayacak.

2019 yılı sonunda enflasyonda %14,6 seviyesini öngören Merkez Bankası 2021 yılı sonunda %5,4 seviyelerine gerilemesini bekliyor. Buna dayanak olarak sıkı para politikası duruşu ve güçlendirilmiş politika koordinasyonu varsayımında bulunuluyor ve şu şartlar ortaya konuyor: “Risk priminde iyileşme ile beraber döviz kurundaki istikrarlı seyrin ve dezenflasyona yönelik güçlendirilmiş politika koordinasyonun da desteğiyle geçmişe dönük endeksleme davranışının kırılması ve orta vadeli enflasyon bekleyişlerinin tahmin ve hedeflerle uyumlu noktalara gerilemesi enflasyonla mücadelenin başarısı açısından kritik önem taşımaktadır.”

Çoklu değişkenler ve çoklu risklerin hakim olduğu mevcut konjonktür Merkez Bankasının sıraladığı şartların oluşmasına izin verecek mi? Hükumet’in yapısal reformlara ilişkin inandırıcı ve güvenilir bir takvim ortaya koymadan Merkez Bankası ne enflasyonla tek başına mücadele edebilir ne de Hükumet hedeflerine ulaşılmasına katkı sağlayabilir. Fiyat istikrarı için Merkez Bankasının bağımsızlığı, sürdürülebilir büyüme için de Hükumet’in kararlılığı gerekiyor.

Gelelim Merkez Bankası rezervleri ve swap konusuna…

Enflasyon Raporu’nda yer alan “TCMB Uluslararası Rezerv Gelişmeleri” kutusunda Merkez Bankası rezervlerindeki dalgalanma -yapısal sorun olarak nitelendirdiği- hanehalkı ve firmaların yabancı para mevduat tercih etmesi eğilimine bağlanıyor. 2018 yılı başında hızla gerileyen yurt içi yerleşiklerin yabancı para mevduatları neden Eylül 2018 ile birlikte yükseliş eğilimine girdi? Söz konusu yapısal sorunun çözülmesi için güven algısı neden oluşturulamadı? Güven algısı sağlanmadığı sürece Merkez Bankası rezervleri sorgulanacaktır. Sorgulanan Merkez Bankası brüt döviz rezervleri ile brüt uluslararası yükümlülüklerinin farkını gösteren net uluslararası rezervleridir. 19 Nisan haftası bitiminde net uluslararası rezervler 26,9 milyar dolar seviyesine gerilemiştir. Ancak Merkez Bankası Rapor’daki ilgili kutuda rezerv yeterliliği konusunda net rezervleri değil brüt rezervleri dikkate alınmasını savunuyor. Söz konusu kalem 19 Nisan haftasında 96,1 miyar dolar iken brüt uluslararası yükümlülükler 69,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times, 18 Nisan tarihli haberinde Merkez Bankasının 12 Nisan’da ilan ettiği net uluslararası rezervinin 28,4 milyar dolar değil, swap işlemleri çıkarıldığında 11,5 milyar dolar olduğunu iddia etmişti. Merkez Bankası Enflasyon Raporu’nda yer alan ilgili kutuda swap anlaşması yapıldığında borç alınan döviz miktarının brüt rezervlere eklenip eklenmediği konusunda bilgi vermemektedir. Merkez Bankasının şeffaflığı konusunda soru işareti doğuran bir durum.

Merkez Bankası rezerv yeterliliği konusunu bir adım öteye taşıyıp bankacılık sistemi ve şirketler kesiminin yabancı para varlıklarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini ekliyor.

Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya Enflasyon Raporu yayınlanması öncesinde yaptığı sunumda gazetecilerin para politikası, rezervler, swap, bağımsızlık konularındaki sorularına net cevaplar verememiştir.

Net uluslararası rezervler başlığını geri plana atan Merkez Bankası, hanehalkı ve firmaların yabancı para mevduat tercih etmesi eğilimine sebep olan şartlar korunurken, %5 enflasyon hedefine ulaşmak için öngördüğü “risk priminde iyileşme ve döviz kurunda istikrarlı seyir” hedefine nasıl ulaşılacağını merak ediyoruz.

Dr. Fulya Gürbüz

Cuma hareketi sonrası TCMB’den güven sinyali

22 Mart Cuma günü piyasalarda neler yaşandı?

. 22 Mart 2019 itibariyle vadeli işlemler baz alındığında Euro-TL kuru 6,6052, Dolar-TL kuru 5,8447 seviyesini gördü böylece bir gündeki kayıp Euro-TL’de %6,2, Dolar-TL’de %6,9 oldu. Yılbaşından bugüne ise %50-50 Euro ve ABD dolarından oluşan döviz sepeti %9,8 değer kaybetti (Euro-TL kuru %9,5, Dolar-TL kuru %10,6).

. Türkiye’nin risk primini gösteren 5 yıl vadeli CDS’lerin (Credit Default Swap) primi 45 baz puan (%12,8) artışla 396 seviyesine yükseldi.

. TCMB’nin net uluslararası rezervleri 15 Mart ile biten haftada bir önceki haftaya göre %11,3 düşüşle (3,62 milyar dolar) 28,45 milyar dolar seviyesine geriledi. 1 Mart’ta 35 milyar dolar seviyesine yükselen net uluslararası rezervler Mart ayının ilk iki haftasında net uluslararası rezervler 6,55 milyar dolar eridi. Hazine’nin Mart ayı dış borç geri ödeme tutarı ise 3,79 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Söz konusu gelişmelerin ardından TC Merkez Bankası’ndan Pazartesi günü piyasa gelişmelerine ilişkin basın duyurusu geldi.

Duyuruda,

. Ülkemiz ekonomisine ilişkin makro göstergeler koordineli politika adımlarının etkisiyle dengelenme sürecinin devam ettiğine,

. Öncü verilerin ilk çeyrekte yurt içi talepte ılımlı bir toparlanmaya, mal ihracatı ve turizm talebindeki güçlü seyirle birlikte net ihracatın büyümeye yüksek katkı verdiğine,

. Bu çerçevede cari dengedeki iyileşmenin hızlanarak sürmesi beklendiğine işaret edildi.

Duyuruda, “Ekonomik dengelenme sürecinde para politikası fiyat istikrarı hedefi doğrultusunda şekillenirken maliye politikası ile güçlü eşgüdüm enflasyonla mücadeleyi desteklemektedir. Diğer taraftan, Merkez Bankası rezervlerini güçlendirme politikasına kararlılıkla devam etmektedir. Bu doğrultuda, geçtiğimiz yıl finansal piyasalarda yaşanan oynaklıklar sonrasında rezervlerde artış trendi gözlenmiştir. Brüt rezervlerde yaşanan dalgalanmalar ise olağan işlemlerden ve dönemsel unsurlardan kaynaklanmakta olup öngörülmeyen bir durum söz konusu değildir.” ifadesine yer veriliyor.

Merkez Bankası’nın, finansal piyasalarda gözlenen oynaklıklar ve sağlıksız fiyat oluşumlarını yakından takip ettiğini, para politikası ve likidite yönetimine ilişkin tüm araçların, fiyat istikrarını sağlamak ve finansal istikrarı desteklemek amacıyla kullanılmaya devam edileceği vurgulandı.

Asya piyasasında 5,77 seviyesine yükselen Dolar-TL kuru 5,5672 seviyesine gerilemesinin ardından TSİ 1124 itibariyle 5,65 seviyesinden işlem görüyor. Euro-TL kuru ise 6,38 seviyesinden işlem görüyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankası temkinli kaldı, faizi değiştirmedi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bugün gerçekleştirdiği para politikası toplantısında bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı olan politika faizini %24 seviyesinde sabit tuttu.

Fiyat baskıları ve belirsizliklere bağlı olarak faiz değişikliği beklemiyorduk.

TCMB’nin faiz değişikliğine gitmeme sebeplerini ve ilgili yorumlarımızı sıralayalım:

“Son dönemde açıklanan veriler ekonomideki dengelenme eğiliminin belirginleştiğini göstermektedir. Dış talep nispeten gücünü korurken finansal koşullardaki sıkılığın da etkisiyle iktisadi faaliyet yavaş bir seyir izlemektedir. Cari dengedeki iyileşme eğiliminin sürmesi beklenmektedir.”

İç talepte daralma, ihracat hacminde ve turizm gelirlerinde artış 12-aylık cari açığın Aralık 2018’de 27,6 milyar gerilemesine sebep oldu. TL’deki değer kaybı ihraç ürünlerimizin rekabetçi konumunu güçlendirdi. TİM verilerine göre Ocak ayında hafif gerileyen ihracat Şubat ayında bir miktar arttı. İthalattaki düşüşün devam etmesiyle birlikte ilk çeyrekte cari işlemler dengesinde iyileşme sürecek. Ancak, olası bir talep artışı ithalatı tetikleyeceğinden söz konusu gelişmeyi “dengelenme” değil “şimdilik nefes aldırıcı” olarak değerlendiriyoruz.

“İthal girdi maliyetleri ve iç talep gelişmelerine bağlı olarak enflasyon göstergelerinde bir miktar iyileşme gözlenmektedir. Bununla birlikte, fiyat istikrarına yönelik riskler devam etmektedir. Bu çerçevede Kurul, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar sıkı parasal duruşun korunmasına karar vermiştir.”

Tüm önlemlere rağmen Şubat ayında gıda enflasyonu yıllık %29,3 artış kaydetti, tüketici fiyat enflasyonundaki (TÜFE) artış %19,7 oldu. Üretici fiyatları (yurt içi ÜFE) ise %29,3 arttı. Emtia fiyatları, TL’deki değer kaybı ve yapısal sorunlar enflasyonda sürdürülebilir iyileşmenin önünde engel.

31 Mart yerel seçimlerin ardından TCMB ilk toplantısını 25 Nisan’da yapacak. Reuters anketine göre katılımcılar TCMB’nin yıl sonuna kadar toplam 200 baz puan ile 900 baz puan arasında (medyan 500 baz puan) indirim yapacağını tahmin ediyorlar.

Şubat ayı küresel PMI verileri hem girdi maliyetlerinde hem de çıktı fiyatlarında artışa işaret ediyor. Türkiye’de düşük talebin etkisiyle çıktı fiyatlarında kısmen yavaşlama oldu. Seçim sonrasındaki tablonun sonucuna, yurt içi ve yurt dışı talep koşullarına bağlı olarak enflasyonun yönü de belli olacak.

Mevcut şartlarda TCMB’nin Haziran ayı ile birlikte indirime gitmesini ve kademeli olarak yıl sonuna kadar toplamda 500 baz puanlık indirim yapmasını öngörüyoruz.

TCMB’nin 2019 yılı sonuna kadar toplantı takvimi şöyle: 25 Nisan, 12 Haziran, 25 Temmuz, 12 Eylül, 24 Ekim ve 12 Aralık.

Dr. Fulya Gürbüz

Enflasyonda belirgin bir iyileşmeye kadar politika faizi %24’te kalacak

Merkez Bankası (TCMB) bugün gerçekleştirdiği Para Politikası Kurulu toplantısında enflasyon görünümünde bir miktar iyileşmeye rağmen fiyat istikrarına yönelik risklerin devam etmesine bağlı olarak %24 seviyesindeki politika faizi olan 1-hafta vadeli repo ihale faiz oranını değiştirmedi.

TCMB, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar sıkı parasal duruşun korunacağını bu toplantıda da tekrarladı.

Piyasa profesyonelleri enflasyondaki düşüş eğilimine rağmen TL’deki kırılganlığa bağlı olarak TCMB’nin faiz düşürmemesi gerektiğini ifade ediyorlardı ki aynı beklentiyi biz de taşıdık. Fed Başkanı Powell’in piyasalardaki satış baskısını dikkate alarak “sizi duyuyoruz, gerekmedikçe faiz artırmayacağız” açıklamasına benzer olarak TCMB’nin faiz düşürmeyerek “piyasayı duyduğunu” düşünüyoruz. Bu da TCMB’nin kredibilitesi açısından olumlu bir hamle.

Aralık 2018’de TÜFE %20,3, yurt içi ÜFE ise %33,64 seviyesine gerilemişti. Tüketici kredileri 4 Ocak haftasında ortalama %31,94, ticari krediler ise %27,3 seviyesinde bulunuyor. TCMB’nin son beklenti anketinde yılsonu TÜFE beklentisi %16,45 seviyesinde bulunuyor. TL’de istikrar sağlanması, petrol fiyatlarında sert bir artış olmaması halinde 31 Mart seçimlerinin ardından şartların olumlu olması halinde TCMB’nin kademeli olarak faiz indirmeye başlayacağını düşünüyoruz. TCMB’nin seçim sonrasında ilk para politikası toplantısı 25 Nisan’da, bir sonraki ise 12 Haziran’da yapılacak.

Toplantı kararında, Para Politikası Kurulu,
. Ekonomideki dengelenme eğiliminin belirginleştiğini,
. Dış talebin gücünü koruduğunu,
. Finansal koşullardaki sıkılığın etkisiyle iktisadi faaliyetteki yavaşlamanın devam ettiğini,
. Cari dengedeki iyileşme eğiliminin sürmesini beklediklerini belirtti.

Enflasyon tarafında ise,
. İthal girdi maliyetleri ve iç talep gelişmelerine bağlı olarak enflasyon görünümünde bir miktar iyileşme olduğu,
. Ancak fiyat istikrarına yönelik risklerin devam ettiği ifade edildi.

TCMB’nin söz konusu ekonomik ve finansal çerçeveye bağlı olarak ilk faiz indirimini 12 Haziran toplantısında gerçekleştireceğini düşünüyoruz.

Merkez Bankası temkinli tavrını korudu, faizi %24’te tuttu

Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu bugün gerçekleştirdiği yılın son toplantısında politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını %24 seviyesinde sabit tuttu.

TCMB’nin temkinli tavrını sürdürerek faizlerde değişiklik yapmamasını doğru atılmış bir adım olarak görüyoruz. Zira toplantı öncesinde TCMB’nin faizleri düşüreceği söylentisini dikkate almamıştık.

Toplantı sonrası yayınlanan basın duyurusunda TCMB son dönemde açıklanan verilerin ekonomideki dengelenme eğilimini belirginleştirdiğini vurguluyor.  

Evet, dış talebin gücünü koruması ve Dolar-TL’nin 5,40 seviyelerinin altına gerilemesine bağlı olarak enflasyon baskısının azalması olumlu gelişmeler. Ancak finansal koşullardaki sıkılaşmanın iktisadi faaliyetlerin yavaşlamasına sebep olması, iç talebin daralması ve işsizliğin artmasını dikkate aldığımızda dengelenme eğiliminin nasıl belirginleştiği konusu açık değil. Umarız 5 gün sonra yayınlanacak toplantı tutanaklarında cevap buluruz.

Bu noktadan sonra, ABD merkez bankası Fed’in gelecek haftaki toplantısında nasıl bir ekonomik görünüm ortaya koyacağına, ABD-Çin ticaret görüşmelerinin seyrine ve petrol fiyatlarının nasıl dengeleneceğine odaklanacağız.

Türkiye ve Avrupa merkez bankası kararları ile ABD büyüme verisini takip edeceğiz

En son 13 Eylül toplantısında uzun bir bekleyişin ardından bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını 625 baz puan artırarak %17,75’ten %24,0 seviyesine yükselten Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) kararının ardından Dolar-TL kuru 6,5 seviyesinin altına gerilemişti. ABD-Türkiye ilişkilerini baskı altında tutan Rahip Brunson’un tutukluluğunun sona ermesi ise kuru daha aşağı 5,50-5,70 aralığına getirdi.  25 Ekim Perşembe günü para politikasını görüşmek üzere toplanacak olan TCMB’den faiz artırımı beklemiyoruz ancak sembolik bir faiz artırımı yapması halinde Dolar-TL kuru 5,30 seviyelerine gerileyebilir.

Yine aynı gün reel sektör güven endeksi verileri açıklanacak. Eylül ayı verileri gelecek 3 aya yönelik ihracat siparişlerinde artış beklenmesine karşılık diğer tüm kalemlerde (toplam sipariş, istihdam, yatırım ve üretim) sert kayıplara işaret etmişti. Benzer eğilimin Ekim ayında da sürmesini bekliyoruz. En büyük ticaret ortağımız olan Avrupa bölgesi GSYH büyümesinde hız kaybı yaşansa da Bölge’den ihracat potansiyelimizi düşürecek bir gelişme beklemiyoruz.

25 Ekim Perşembe günü Avrupa Merkez Bankası (AMB) da para politikasını görüşmek üzere toplanacak. Euro Bölgesi 2018 yılı 1. çeyreğinde %2,4 büyümesinin ardından 2. çeyrekte beklentilerden aşağıda %2,1 büyüme kaydetmişti. Son PMI verilerine göre sanayi sektöründe büyüme hızında yavaşlama, servis sektöründe ise  hızlanma var. Ticaret savaşı ve Brexit belirsizliklerinin bölge ekonomisi üzerinde baskı oluşturmaya devam etmesi sebebiyle para politikasında bir değişiklik beklenmiyor.

ABD tarafında ise güçlü ekonomik aktivitesini sürdürdüğünü ve ABD merkez bankası Fed’in kademeli faiz artırımlarını desteklemeye devam ettiğini geçen hafta yayınlanan Fed tutanaklarında tekrar okuduk. 2018 yılı 2. çeyreğinde yıllık %4,2 büyüyen ABD ekonomisi böylece 2018 yılı ilk yarısında ortalama %3,2 büyüme kaydetmiş oldu. 26 Ekim Cuma günü 3. çeyrek GSYH büyümesi ilk tahminleri açıklanacak. Beklenti ABD ekonomisinin 3. çeyrekte %3,3 büyüyeceği yönünde. Fed bölge başkanları ekonominin aşırı ısınma ve soğuma ihtimaline karşılık faiz seviyesine yönelik tartışmalarını sürdürürken kesin olan yüksek faiz döneminden geriye dönüş olmayacağı.

 

 

Papaz kaçtı

Açıkçası düşündüğümü en sonda değil en baştan söyleyeyim. Amerikalı rahibin ev hapsine çıkarılması Merkez Bankası’nın faiz artırmasının yerini tutar mı bence tutar ama yan etkileri olur. Çünkü bu, piyasaların bildiğinden daha farklı bir oyun ve politika tarzı.

Ekonomi ve/ya finansal piyasalar güven ve beklentiler üzerine kurulu. Elbette belirsizlikleri artırıyor olmak bir ülkeye ilişkin risk primini ve dolayısıyla faiz oranlarını yani faiz talebini arttırır.

Diğer taraftan bir ülkenin risk primi, örneğin Türkiye’nin kredi notu ticari partnerleri ile ya da siyasi partnerleri ile olan ilişkisine bağlıdır. ABD ile olan problemlerimiz dolayısıyla değil miydi Türkiye’deki borçlanma maliyetlerinin yükselmesi ya da Türkiye’de belirsizliğin artması?

Dolayısıyla papazı bir politika aracı olarak kullanmak ABD ile zaten çıkar üzerine olan ilişkilerin karşılıklı iyi niyetten karşılıklı birbirini kollamaya döndüğü bu dönemde gayet normal.

Çünkü eğer ABD ile olan ilişkiler belli bir bazda doğrudan çıkar ilişkisine dönüşürse bu çıkarların çatışması yerine aynı amaca yönelmesi sonucunu da doğurabilir.

Dolayısıyla faiz artırarak zaman kazanacak olan Türkiye Cumhuriyeti şimdi papazı kaçırarak zaman kazanmış gibi gözüküyor.

Aynı hükümet daha önce borçlanma maliyetlerini tasarruf ederek hızlı şekilde aşağı indirebilmişti. O zaman faiz konusunda bir ön yargısı da yoktu. Mali disiplinin ve reformların faizi aşağı getireceğini biliyordu ve ona göre hareket etti. Şimdi ise piyasaya verilen mesaj ‘ne olursa olsun faizi aşağıda tutmaya çalışacağım’ şeklinde.

Esasında 75 ya da 100 baz puanlık faiz artırımı yapılsaydı papazla birlikte Türk Lirası’nın çok daha fazla değer kazandığını görürdük. Reformlarla desteklendiğinde de yumuşak bir iniş anlamına gelirdi ekonomi açısından. Ama şimdi hem piyasalarda ‘ben faizi aşağı tutmak için elimden geleni yapacağım’ düşüncesi oluştu hem de ‘kur yukarı gitse de bundan çok rahatsız değilim’ şeklindeki bir mesaj da dolaylı şekilde verilmiş oldu.

Yapılması gereken, bir reform takvimini de kapsayacak Orta Vadeli Planı bir an önce açıklamak ve devreye sokmak.

Yani faiz arttırmak yerine papazı kaçıran Türkiye Cumhuriyeti ekonomi yönetiminin yapacağı, yine zaman kaybetmeden hızlı şekilde reformlara odaklanmak.

Bu işte önemli bir risk daha var. Eğer ABD ile ilişkiler bu hareketlere rağmen istediğimiz ortak çıkarlar platformuna taşınamazsa ne papazı kaçırmak ne de faiz artırmak işe yarar. Ama unutmayalım önemli olan, piyasalara yapılacakları doğru ve belirgin şekilde anlatarak hızla bir reform takvimine odaklanılacağı konusunda onları ikna etmek.

Türkiye’nin sorunu güven sorunu. Güveni kazanmak kolay olmuyor, kaybedildi mi de yerine kolay gelmiyor.

Büyüme eğilimi belini kırdı

İlk iki çeyrek üretim, tüketim, yatırım ve dış talep göstergeleri ile kamu harcamalarını karşılaştırdığımızda 2. çeyrekte üretimde (sanayi üretimi, otomobil üretimi, , tüketimde (vergi gelirlerinde, perakende satışlarda, otomobil satışlarında, tüketici kredilerinde), yatırım harcamalarında, ihracat ve ithalat miktar endekslerinde, ülkeye gelen turist sayısında azalış; toplam kredilerde, kamu harcamalarında, konut satışlarında artış olduğunu görüyoruz. İlk çeyrekte GSYH büyümesi yıllık %7,36 olarak gerçekleşmişti.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi 2018 yılı 2. çeyrek GSYH büyüme oranını yıllık %6,5, simditahmin.com ise %6,25 olarak tahmin ediyor. Simditahmin.com mevcut verilerle 3. çeyrek için yıllık %5,94 büyüme öngörüyor. 3. çeyrekte konutta kampanya döneminin bitmesi büyüme üzerinde aşağı yönlü risk oluşturacak.

Son Merkez Bankası Beklenti Anketi’ne göre 2018 yılı için GSYH büyümesi %4,2 seviyesinde bulunuyor.

Yeni hükümetin Temmuz ayıyla birlikte kamu tarafında harcamaları kısıtlayıcı tedbirleri sıralaması mali disiplinin süreceğine işaret ediyor. Bakan Albayrak iç talepte daralmanın ve kısıtlayıcı tedbirlerin enflasyon üzerindeki baskıyı azaltacağını öngörüyor. Bu görüşe paralel olarak Merkez Bankası da Salı günü gerçekleştirdiği para politikası toplantısında beklentilerin aksine politika faizini %17,75’te sabit tuttu. Ancak Fitch’in de belirttiği gibi Türkiye’deki şirket ve kuruluşların hassasiyet taşıdığı alanlar:

. TL’deki değer kaybı,

. Artan borçlanma maliyetleri ve

. Yavaşlayan ekonomik büyüme.

Ve Fitch, Fed’in faiz artırmasıyla birlikte Dolar-TL’nin 2018 yılı sonunda 5,5, 2019 sonunda 6,0 seviyesine yükselebileceğine yönelik uyarıyor.

Öncelikle Merkez Bankası’nın Fed’in faiz artırımlarına önden yüklemeli olarak faiz artışıyla tedbir almak yerine beklemede kalmasıyla Dolar-TL kuru 4,80 seviyesinin üzerine yükseldi. 18 Ağustos’ta açıklanacak olan Orta Vadeli Programın cari açığı düşürücü ve finansmanı konusunda tedbirler ve sürdürülebilir büyümeye yönelik somut adımlar ortaya koymadıkça TL’deki değer kaybının dolayısıyla da enflasyon üzerindeki baskının süreceğini, maliyetlerin artmasıyla birlikte şirketlerin ayakta kalmasının giderek zorlaşacağını, bu da kısa vadeli yatırımlara bağımlı olan Türkiye’nin risk profilinin daha da kötüleşeceğini ve domino etkisiyle borçlanma kabiliyetinin daha da azalacağını, büyümeyi aşağıya çekeceğini düşünüyoruz.

Uzun vadede sürdürülebilir büyümeyi destekleyecek yapısal reformlar yerine kısa zamanda enflasyonu düşürücü tedbirlerin ne olacağı konusunda endişeli bir bekleyiş halindeyiz. Türkiye’nin finansman sorununu sekteye uğratacak her hamle Merkez Bankası’nı çok daha sert faiz artırımlarına yaklaştıracaktır.

İlk sınav

Merkez Bankası piyasalarla arasındaki ilişkiyi düzeltmek noktasında ilk ciddi sınavını bugünkü faiz kararıyla verecek.

Ekonomi yönetiminin başındaki Sayın Berat Albayrak piyasa profesyonelleri ve akademisyenlerle yaptığı toplantılar ile iletişimi kuvvetlendirmeye çalışıyor.

Daha önce piyasaların çok fazla şey beklediği Mehmet Şimşek ismi yönetimden siyasi desteği bulamayınca hiçbir başarı elde edemedi.

Şimdi ise siyasetin tam desteğini almış bir ekonomi yönetimi var.

Bu yönetimin eksiği ise güven.

Yani piyasa ile ekonomi yönetimi arasında bir çevirmene ihtiyaç var.

Bu çevirmenin ya da güvenilir şahsiyetin oluşabilmesi için ilk adım bağımsız Merkez Bankası ve bugünkü Merkez Bankası faiz kararı sonrasında yapılmayacak olan açıklamalar.

Evet siyasilerden bir yorum duymamalıyız belki sadece Sayın Albayrak’tan.

Dolayısıyla toplantılarda eski danışmanlarını yanında tutmayarak yeni dönem daha yakın ilişki içerisinde ve konuya kişisel ilgi vereceğini söyleyen Sayın Albayrak’ın ortodoks bir paketi uygulama konusunda da ne kadar istekli olacağını göreceğiz.

Ortodoks paket sıkı maliye politikası, sıkı para politikası ve bunun sonucunda düşen enflasyon demek. Bu acı reçeteyi bakalım Sayın Albayrak erken seçimler öncesinde uygulayabilecek mi?

Yurtdışı piyasalar sakin olduğu için 75 baz puanlık bir faiz artırımı yeterli olabilir ancak yurtdışı bozulduğunda 75 baz puanlık faiz artırımının bir işe yaramayacağını göreceğiz.

Merkez Bankası’ndan faiz artırım beklentileri 75-125 baz puan arasında

Yarın (24 Temmuz) para politikasını görüşmek üzere toplanacak TCMB’den faiz artırımı kararı bekliyoruz. Sebeplerimizi sıralayalım:

. Enflasyonda rekorlar kırılıyor. TL’de değer kaybıyla birlikte tüketici fiyatları %15,39, yurt içi üretici fiyatları %23,71, yurt dışı üretici fiyatları %35,33 seviyelerine yükseldi.

. Cari açık Mayıs ayında 57,6 milyar dolara yükselerek 2014 yılı seviyelerine ulaştı. Haziran ayı verileri (TİM ihracat ve Markit PMI) cari açıkta yumuşamaya işaret etmiyor.

. Kredi şartlarında kısıtlamalara paralel olarak kredi faizleri yükseliyor. 13 Temmuz tarihinde TL üzerinden açılan kredi faiz oranları tüketici kredilerinde (ihtiyaç+taşıt+konut) %22,43, ticari kredilerde %23,81 seviyesine yükseldi.

. Şirketler finansman zorluğu yaşarken kur etkisinden arındırılmış 13-haftalık ortalamaya göre ticari kredi büyüme hızı yavaşlıyor. Şirketlerin finansman bulmakta zorlanması TL üzerindeki baskıyı artırıyor.

. Haziran ayı bütçe verilerine göre vergi gelirleri azalırken faiz dışı giderler artıyor.

. Hazine’nin itfa tutarından daha fazla borçlanmaya başlaması tahvil faizlerini baskı altında tutuyor.

Son anketler Merkez Bankası’ndan 75-125 baz puanlık artışa işaret etti.