Etiket: politika faizi

Küresel ticaretteki zayıflığa rağmen Yeni Ekonomi Programı umut dağıtıyor

ABD, Avrupa, Asya dahil olmak üzere Eylül ayı imalat sektörü PMI verileri yurtdışı talepte zayıflama, enflasyonist baskılarda azalma, istihdamda güç kaybına işaret etti. İç talep kaynaklı hafif toparlanmalar görülse de ticaret gerginliği dünya genelinde hissediliyor.

Yunanistan 53,6 değeri ile en yüksek imalat sektörü PMI değerine sahipken (endeksin 50 ve yukarısındaki değerler sektörde büyümeye işaret ediyor), en büyük ticaret ortağımız Almanya 41,7 değeri ile en kötü performans gösteren ekonomi oldu. ABD-Çin ticaret anlaşmazlığı ve Brexit ile ilgili belirsizlikler sürdükçe küresel ekonomide canlanmayı destekleyecek bir hikâye yakalamak gittikçe zorlaşıyor.

Türkiye imalat sektörü PMI endeksi de Eylül ayında aylık 2 puan artışla Mart 2018’dan bu yana ilk kez 50 seviyesine yükseldi. Eylül ayında Türkiye dahil küresel bazda ihracat siparişlerinde zayıflama var. Yurt içi yeni siparişlerdeki artış yüzümüzü güldürdü. Bayram ve yaz tatillerinin ardından okulların açılmasıyla birlikte iç talepte hareketlenme şaşırtıcı değil. Devamı gelir mi?

Küresel ekonomideki belirsizliğe bağlı olarak henüz biz ümitli olamasak da Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak 30 Eylül Pazartesi günü açıkladığı 2020-2022 dönemini kapsayan Yeni Ekonomi Program (YEP) ile umut dağıtsa da bizde soru işaretleri bıraktı: 2020-2022 döneminde büyüme %5 olarak sabitleniyor; enflasyon, Cari Açık/GSYH, Bütçe Açığı/GSYH ve işsizlik düşüyor.

Sayın Albayrak programın ana temasını “Değişim Başlıyor” olarak ifade etse de söz konusu değişim ekonomik göstergelerdeki eğimin iyileşmesi yönünde olsa da bu eğilimi destekleyen programların takvime oturtulmuş bir süreç olarak gösterilmesini arzu ederdik.

Bakan Albayrak 2019-2020 dönemini “dengelenme dönemi” olarak ifade etse de bize Merkez Bankası raporlarında sıkça vurgulanan “dengelenme” ifadesini hatırlattı. Önceki yorumlarımızı tekrarlamak gereği duyuyoruz: İç talepte daralmanın etkisiyle ithalattaki gerileme cari açığın düşmesinde baş rolü oynaması “dengelenme” değil bir sonuç. Elbette Sayın Albayrak’ın hakkını yemiyoruz zira turizm gelirlerindeki artış sektörde “dengelenme dönemine” iyi bir örnek oluşturuyor.

Katılmadığımız diğer bir nokta da Sayın Albayrak’ın 2009 ve 2019 yılları karşılaştırması. Sayın Albayrak soruyor: “2009 yılında neden bu kadar küçülürken cari fazla vermedik?”. Cevaplamaya çalışalım:

Küresel finansal krizin patladığı 2008 yılının hemen ardından gelen 2009 yılına bir bakalım. 12-aylık toplam olarak bakıldığında 2009 yılında ithalat ve ihracat paralel hızda gerilemiş, turizm gelirleri ise yatay kalmıştı. Bunların sonucu olarak 2009 yılında cari açık daralmış ancak artıya geçememişti. Aşağıdaki grafik dış ticarette hızlı gerilemenin cari dengeyi iyileştirdiğini gösterirken dış ticaretteki yatay seyre geçişte cari dengedeki iyileşme de daha düşük hıza geriliyor.

Eylül 2018-Ağustos 2019 döneminde ise iç talepteki daralmaya bağlı olarak ithalat sert gerilemiş ancak ihracat hacmi ve turizm gelirlerinde yaşanan kademeli artış ile 12-aylık toplam cari işlemler hesabı Haziran ve Temmuz 2019’da pozitif bölgeye geçmiştir.

Kış mevsimine yaklaşırken turizm gelirlerindeki yavaşlamayı dikkate aldığımızda, iç talepte kıpırdanma olması halinde cari dengenin zayıflayacağını hatırlatmaya gerek kalmadan Sayın Albayrak müjdeyi verdi: “…yılın ikinci yarısında ertelenen özel tüketimde de ivmelenme bekliyoruz”. Evet doğrudur, 26 Temmuz’da Merkez Bankasının politika faizini %24’ten %19,75 seviyesine, 13 Eylül tarihinde de %16,50 seviyesine düşürmesinin etkisini tüketici kredileri ve kredi kartlarında artış olarak görüyoruz.

Buna ek olarak Sayın Albayrak 2018 ve 2019’da “kur saldırısına” maruz kaldığımızı tekrarladı. Ancak yine görüşümüzü tekrarlarsak TL saldırıya uğramadı. TL’deki değer kaybının sebebi artan iç ve dış siyasi gerginlikler, şirketlerin ödeme kabiliyetlerine yönelik endişeler, finansman zorlukları, ABD kaynaklı yaptırım belirsizliği ve Fed’in faiz artıracağı beklentisinin Türkiye’nin dış borç maliyetini artıracağına yönelik endişelerin ortaya çıkardığı arz-talep dengesindeki bozulma olduğunu düşünüyoruz.

Gelelim enflasyon yapışkanlığına. Sayın Albayrak, Enflasyonla Mücadele Programı ile “enflasyon yapışkanlığına karşı tarihte eşine ender rastlanan çok önemli bir başarı elde edildiğini” söyledi. Merkez Bankasının yürüttüğü sıkı para politikası, ABD ile ilişkilerde korkulanın olmaması Türk lirasında sert dalgalanmaları yatıştırırken küresel talepteki daralmanın emtia fiyatlarını aşağı çekmesi, baz etkisi ve küresel mal fiyatlarında yaşanan aşağı yönlü eğilim enflasyondaki yapışkanlığı aşağı çeken önemli etkenler oldu. Petrol fiyatlarına ilişkin jeopolitik olumsuz bir durum olmadığı ve küresel ekonomide zorluklar devam ettiği sürece enflasyon tarafında ivmelenme ihtimalini düşük görüyoruz.

Bunların yanında, Sayın Albayrak’ın vurguladığı yerli ve katma değeri yüksek üretimi elbette destekliyoruz. Sanayide kapasiteyi artıracak, maliyetleri düşürecek, rekabet potansiyeli kazandıracak Ulusal Verimlilik Planı da kulağa hoş geliyor. İçeriği görmek lazım.

Buraya kadarki açıklamalar sıradandı, şaşırtıcı bir şey yoktu. Soğuk duş etkisi yaratan ise inşaat sektörüyle ilgili açıklamalar oldu.  İnşaat sektörüne ilişkin olarak “Son bir yıldaki istihdam kaybının yaklaşık üçte ikisi inşaat sektöründen kaynaklandı. Tamamlanmaya yakın yapıların bitirilmesinin desteklenmesiyle kısa dönemde bu alandaki istihdama olumlu katkı sunacağını göreceğiz” diyor Sayın Albayrak. Bütçe disiplinini bozmadan ve enflasyonu tetiklemeden büyüme ve istihdam artışı adına katma değeri düşük inşaat sektörünü canlandırmaya çalışmanın maliyetini de elbette bankalar dolayısıyla da hanehalkı üstlenecek.

Sayın Albayrak “Yılın ikinci yarısından itibaren kapasite artırıcı yatırımların başlaması, düşen faizlerle birlikte görülmeye başlandı. Yapılan çalışmalar sadece bu sürecin başlı başına yüzde 4’lük bir büyümeyi doğal seyrinde sağlayacağını gösteriyor” diyor. Sayın Albayrak 2020’de %5’lik büyümenin enflasyona sebep olmayacağını da ekliyor.

İnşaat sektöründeki canlanmanın istihdamı artıracağı söylemine ek olarak Sayın Albayrak sulama ve sera yatırımlarının desteklenmesiyle tarımda arzı artırmaya yönelik zamanında verilen uygun fiyat ve yapılan alımlarla tarım sektöründe de işsizliğin azalmasının sağlanacağını belirterek, bireysel tüketimin artmasının, uygun kredi şartlarının, stok ve revizyon yatırımlarının, sanayi ve hizmet sektöründe ve turizm alanında istihdamı artıracağını dile getiriyor. Umarız önümüzdeki süreç YEP hedeflerini destekler.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın gündemi: Merkez Bankası toplantısı ve faiz kararı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 25 Nisan Perşembe günü faiz kararını görüşmek üzere toplanacak.

Merkez Bankasının 6 Mart tarihli toplantısından bu yana neler yaşanmıştı hatırlayalım…

31 Mart seçimleri öncesinde TL’deki değer kaybını sınırlamak için Merkez Bankası Londra piyasasında yabancılara TL musluklarını kapatmış, artan TL ihtiyacı ile yabancı yatırımcılar yüzde 2000’lere yakın faizlerden TL borçlanmak durumunda kalmış, Türkiye’nin risk primini gösteren ve 6 Mart tarihinde 313 seviyesinde olan 5 yıl vadeli CDS primleri 28 Mart tarihinde 468 seviyesine yükselmişti. TL arzının normale döndürülmesinin ve 31 Mart seçimlerinin ardından CDS primi 377 seviyesine gerilese de açıklanan yapısal reformların tatmin etmemesi, artan iç siyasi gerginlik, ABD ile yaşanan S-400 krizi, Türkiye’nin NATO’dan çıkma ihtimalinin gündeme gelmesi, Merkez Bankasının net döviz varlıkları ile ilgili endişeler ve İstanbul seçimlerinin tekrarlanma ihtimali TL üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor. Söz konusu gelişmelerle 6 Mart tarihindeki son para politikası toplantısından bugüne kadar Dolar/TL kuru %7,7 değer kaybederken döviz sepetindeki artış %7,4 oldu. İBB mazbatasının Ekrem İmamoğlu’na verilmesinin ardından en son 19 Nisan Cuma günü 5 yıl vadeli CDS primi 428 seviyesinden işlem gördü.

Öte yandan Fed’in faiz artırmayacak olması TCMB’nin elini rahatlatsa da yukarıda saydığımız olumsuz gelişmelere ek olarak küresel piyasalarda olası bir düzeltme hareketinin TCMB’nin döviz varlıkları üzerindeki endişeleri canlı tutması TL ve risk primi üzerindeki baskının azalmayacağını ortaya koyuyor.

Dolayısıyla TCMB’nin perşembe günü yapacağı toplantısında
%24 seviyesinde bulunan bir hafta vadeli borç verme faizi olan politika faizinde değişiklik yapmayacağını ancak temkinli ve güven uyandırıcı bir söylem ortaya koymasını bekliyoruz.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankası temkinli kaldı, faizi değiştirmedi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bugün gerçekleştirdiği para politikası toplantısında bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı olan politika faizini %24 seviyesinde sabit tuttu.

Fiyat baskıları ve belirsizliklere bağlı olarak faiz değişikliği beklemiyorduk.

TCMB’nin faiz değişikliğine gitmeme sebeplerini ve ilgili yorumlarımızı sıralayalım:

“Son dönemde açıklanan veriler ekonomideki dengelenme eğiliminin belirginleştiğini göstermektedir. Dış talep nispeten gücünü korurken finansal koşullardaki sıkılığın da etkisiyle iktisadi faaliyet yavaş bir seyir izlemektedir. Cari dengedeki iyileşme eğiliminin sürmesi beklenmektedir.”

İç talepte daralma, ihracat hacminde ve turizm gelirlerinde artış 12-aylık cari açığın Aralık 2018’de 27,6 milyar gerilemesine sebep oldu. TL’deki değer kaybı ihraç ürünlerimizin rekabetçi konumunu güçlendirdi. TİM verilerine göre Ocak ayında hafif gerileyen ihracat Şubat ayında bir miktar arttı. İthalattaki düşüşün devam etmesiyle birlikte ilk çeyrekte cari işlemler dengesinde iyileşme sürecek. Ancak, olası bir talep artışı ithalatı tetikleyeceğinden söz konusu gelişmeyi “dengelenme” değil “şimdilik nefes aldırıcı” olarak değerlendiriyoruz.

“İthal girdi maliyetleri ve iç talep gelişmelerine bağlı olarak enflasyon göstergelerinde bir miktar iyileşme gözlenmektedir. Bununla birlikte, fiyat istikrarına yönelik riskler devam etmektedir. Bu çerçevede Kurul, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar sıkı parasal duruşun korunmasına karar vermiştir.”

Tüm önlemlere rağmen Şubat ayında gıda enflasyonu yıllık %29,3 artış kaydetti, tüketici fiyat enflasyonundaki (TÜFE) artış %19,7 oldu. Üretici fiyatları (yurt içi ÜFE) ise %29,3 arttı. Emtia fiyatları, TL’deki değer kaybı ve yapısal sorunlar enflasyonda sürdürülebilir iyileşmenin önünde engel.

31 Mart yerel seçimlerin ardından TCMB ilk toplantısını 25 Nisan’da yapacak. Reuters anketine göre katılımcılar TCMB’nin yıl sonuna kadar toplam 200 baz puan ile 900 baz puan arasında (medyan 500 baz puan) indirim yapacağını tahmin ediyorlar.

Şubat ayı küresel PMI verileri hem girdi maliyetlerinde hem de çıktı fiyatlarında artışa işaret ediyor. Türkiye’de düşük talebin etkisiyle çıktı fiyatlarında kısmen yavaşlama oldu. Seçim sonrasındaki tablonun sonucuna, yurt içi ve yurt dışı talep koşullarına bağlı olarak enflasyonun yönü de belli olacak.

Mevcut şartlarda TCMB’nin Haziran ayı ile birlikte indirime gitmesini ve kademeli olarak yıl sonuna kadar toplamda 500 baz puanlık indirim yapmasını öngörüyoruz.

TCMB’nin 2019 yılı sonuna kadar toplantı takvimi şöyle: 25 Nisan, 12 Haziran, 25 Temmuz, 12 Eylül, 24 Ekim ve 12 Aralık.

Dr. Fulya Gürbüz

TCMB’den genişlemeci hamle

2019 yılı sonunda TÜFE’de %14,2 seviyesini öngören JP Morgan, güçlenen TL, düşen enflasyon, azalan siyasi gerginlikler ve artan kredibiliteye bağlı olarak TCMB’nin para politikasında gevşeme dönemine gireceğini, Haziran ayında enflasyonda belirgin düşüşle birlikte TCMB’nin yıl sonuna kadar şu anda %24 olan politika faizinde 650 baz puan indirime gideceğini tahmin ediyor.

Nitekim 16 Şubat Cumartesi günü TCMB yaptığı bir açıklamayla Türk lirası zorunlu karşılık oranlarının 1 yıla kadar vadeli mevduat / katılım fonları ile 3 yıla kadar (3 yıl dahil) vadeli diğer yükümlülüklerde 100 baz puan, diğer vade gruplarında 50 baz puan indirilmesine karar verildiğini; Türk lirası zorunlu karşılıkların yurt içi yerleşiklerden toplanan işlenmiş veya hurda altın kaynaklı standart altın cinsinden tesis edilmesi imkânı üst sınırının %5’ten %10’a yükseltildiğini duyurdu.

Deutsche Bank ise Haziran ayı ile birlikte TCMB’den 2019 yılı için toplamda 600 baz puanlık faiz indirimi öngörüyor.

Dr. Fulya Gürbüz

BoJ politika faizini değiştirmedi, enflasyon beklentilerini aşağı çekti

Ocak ayı para politikası toplantısında Japonya Merkez Bankası (BoJ) politika faizi olan kısa vadeli faiz oranını eksi yüzde 0,1’de, 10-yıl vadeli devlet tahvili faizini yüzde 0’da sabit tuttu.

BoJ petrol fiyatlarındaki düşüş ve küresel ekonomik görünüme yönelik endişelere istinaden enflasyon tahminlerini 2018 mali yılı için %0,9’dan %0,8’e, 2019 mali yılı için %1,6’dan %1,1’e, 2020 mali yılı için %1,6’dan %1,5’e düşürdü.

GSYH büyüme öngörüleri de 2018 yılı için %1,4’ten %0,9 büyümeye düşürüldü, 2019 için %0,9 büyüme tahmin edildi, 2020 yılı için %0,8’den %1’e yükseltildi.

Yıllık 80 trilyon yen olan mevcut tahvil alım miktarı ise artırılıp azaltılabilecek.

Enflasyonda belirgin bir iyileşmeye kadar politika faizi %24’te kalacak

Merkez Bankası (TCMB) bugün gerçekleştirdiği Para Politikası Kurulu toplantısında enflasyon görünümünde bir miktar iyileşmeye rağmen fiyat istikrarına yönelik risklerin devam etmesine bağlı olarak %24 seviyesindeki politika faizi olan 1-hafta vadeli repo ihale faiz oranını değiştirmedi.

TCMB, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar sıkı parasal duruşun korunacağını bu toplantıda da tekrarladı.

Piyasa profesyonelleri enflasyondaki düşüş eğilimine rağmen TL’deki kırılganlığa bağlı olarak TCMB’nin faiz düşürmemesi gerektiğini ifade ediyorlardı ki aynı beklentiyi biz de taşıdık. Fed Başkanı Powell’in piyasalardaki satış baskısını dikkate alarak “sizi duyuyoruz, gerekmedikçe faiz artırmayacağız” açıklamasına benzer olarak TCMB’nin faiz düşürmeyerek “piyasayı duyduğunu” düşünüyoruz. Bu da TCMB’nin kredibilitesi açısından olumlu bir hamle.

Aralık 2018’de TÜFE %20,3, yurt içi ÜFE ise %33,64 seviyesine gerilemişti. Tüketici kredileri 4 Ocak haftasında ortalama %31,94, ticari krediler ise %27,3 seviyesinde bulunuyor. TCMB’nin son beklenti anketinde yılsonu TÜFE beklentisi %16,45 seviyesinde bulunuyor. TL’de istikrar sağlanması, petrol fiyatlarında sert bir artış olmaması halinde 31 Mart seçimlerinin ardından şartların olumlu olması halinde TCMB’nin kademeli olarak faiz indirmeye başlayacağını düşünüyoruz. TCMB’nin seçim sonrasında ilk para politikası toplantısı 25 Nisan’da, bir sonraki ise 12 Haziran’da yapılacak.

Toplantı kararında, Para Politikası Kurulu,
. Ekonomideki dengelenme eğiliminin belirginleştiğini,
. Dış talebin gücünü koruduğunu,
. Finansal koşullardaki sıkılığın etkisiyle iktisadi faaliyetteki yavaşlamanın devam ettiğini,
. Cari dengedeki iyileşme eğiliminin sürmesini beklediklerini belirtti.

Enflasyon tarafında ise,
. İthal girdi maliyetleri ve iç talep gelişmelerine bağlı olarak enflasyon görünümünde bir miktar iyileşme olduğu,
. Ancak fiyat istikrarına yönelik risklerin devam ettiği ifade edildi.

TCMB’nin söz konusu ekonomik ve finansal çerçeveye bağlı olarak ilk faiz indirimini 12 Haziran toplantısında gerçekleştireceğini düşünüyoruz.

Merkez Bankası politika faizini 125 baz puan artırdı

50-100 baz puan arasında faiz artışı öngören piyasa beklentisine karşın Merkez Bankası  1-hafta vadeli repo ihale faiz oranı olan politika faizini 125 baz puan artırarak %17,75 seviyesine yükseltti.

Merkez Bankası basın duyurusunda “Talep koşullarındaki ılımlı görünüme rağmen enflasyon ve enflasyon beklentilerinin bulunduğu yüksek seviyeler fiyatlama davranışları üzerinde risk oluşturmaya devam etmektedir” açıklamasına yer verdi.

Güne 4,55-4,58 aralığında başlayan Dolar-TL kuru beklenenden güçlü gelen faiz artırım kararı sonrasında 4,4565 seviyesine kadar gerilerken TSİ 1440 itibariyle 4,47 seviyesinden işlem görüyor.

YORUM: Faiz artmış olsa da küresel piyasalarda belirsizlik bitmedi. Seçim yaklaşırken yurt dışı kaynaklı olumsuzluklar Doları tekrar yükseltebilir.

Yabancı kurum raporlarına göre faiz artırım beklentisi 50-100 baz puan arasında

JP Morgan, kötüleşen fiyat dinamikleri, devam eden kredibilite sorunu ve piyasada dalgalanmaların sürmesine bağlı olarak politika faizinde 50 baz puanlık artış bekliyor.

Morgan Stanley fiyat ve mali denge endişelerine istinaden TCMB’den politika faizinde 75 baz puanlık artış öngörüyor.

Standard Chartered genişleyen cari işlemler açığı ile enflasyon ve yatırımcı algısında kötüleşmeye bağlı olarak TCMB’nin son acil faiz artışının yeterli olmadığını bugünkü toplantıda politika faizinde 100 baz puanlık artış yapması gerektiğini savundu.

Deutsche Bank fiyat istikrarını sağlamak adına politika faizinde 100 baz puanlık artış bekliyor.

Goldman Sachs ise faiz artırımı beklemiyor. Raporunda, Türk lirasındaki dalgalanma, ısınan ekomomi, artan enflasyon beklentileri ve genişleyen cari işlemler açığının Türk lirası üzerinde baskı yaratmaya devam edeceğini, ancak toplantıda TCMB’nin faiz artırım yerine fonlama karmasını değiştirerek likiditeyi sıkılaştırmaya devam edeceğini savundu.

YORUM: TCMB’nin faiz artırmaması durumunda Dolar-TL 4,50-4,60 civarında dengelenecektir. Halen %16,50 olan politika faizini fonlama üst limiti olan %18’e yaklaştırması durumunda Dolar-TL’de 4,30-4,40 aralığında dengelenme göreceğiz. Ancak Euro-Dolar paritesinin gelmiş olduğu 1,18 seviyesinin aşağı kırılması halinde ABD doları değer kazanacaktır ki TL açısından risk.

Toplantı sonrasına ilişkin beklentiler

Merkez Bankası’nın sert bir faiz artırımı yaparak tüm gelişen piyasalar gibi faizi nötrleştireceğini düşünüyoruz.

Faiz artırımı için kritik seviye 4,40.

TCMB teoride haftalık repo faizi olan politika faizini %8 seviyesinde bırakırken uygulamada Geç Likidite Penceresi’nde (GLP) gecelik borç verme oranını baz alarak %13,5’e çıkarmıştı. TCMB, haftalık politika faizini GLP seviyesine getirip gecelik borç verme faizini de 200 baz puan yukarı taşıyabilir.