Etiket: tcmb

İç talebi harcanabilir gelirdeki artış tetikleyebilir

ABD Merkez Bankası Fed’in 2008 krizinden bu yana ilk kez 31 Temmuz’da gerçekleştirdiği 25 baz puanlık indirimin gerekçesinde yer aldığı ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının yine aynı gün yayınladığı 3. çeyrek Enflasyon Raporu’nda mevcut riskler kapsamında sıralandığı üzere küresel ekonomilerdeki yavaşlama, korumacılık çatısı altında devam eden ticaret savaşı ve jeopolitik gelişmeler uluslararası ticareti olumsuz etkilediği gibi yerel imalat sektörlerinin de güç kaybetmesinde etkili oluyor.

Her ne kadar basın toplantısında Fed Başkanı Powell söz konusu faiz indiriminin uzun süreli bir indirim sürecine girildiği anlamı taşımadığını söylese de son PMI verileri imalat sektöründe ülkede istihdamın zayıfladığını ortaya koydu. Enflasyonist baskıların küresel bazda azalması ve istihdamdaki zayıflığın devam etmesi halinde Fed’den faiz indirimi beklentileri de canlı kalacaktır. ABD-Çin arasındaki ticaret savaşı ABD yönetiminin 1 Eylül’den itibaren geçerli olmak üzere 300 milyar dolarlık Çin ithal ürünlerine %10 vergi uygulayacak olması iki ülke arasındaki müzakerelerde sürecin zorlu geçtiğinin işareti. Olumlu adımlar gelmediği sürece ticaret savaşı faktörü küresel ekonomiler üzerinde baskı oluşturmaya devam edecek.

Hal böyle iken üstün ihracat performansımıza rağmen Türkiye imalat sektörünün yaşadığı kan kaybının aksine turizm sektöründe yaşanan olumlu hava bir miktar nefes alışımızı rahatlatıyor. İşsizlik oranı yükselmeye devam ederken TCMB’nin 425 baz puanlık faiz indiriminin kredi faizlerine düşüş yönünde yansımaya başlaması iç talebi kısa vadede canlandırmaya yetecek mi kuşkuluyuz. Enflasyon Raporu’nda da vurgulandığı üzere merkezi yönetim bütçe hedeflerinden uzaklaşmaya devam edilmesi halinde faizler dolayısıyla da enflasyon hedefi üzerinde risk oluşturacaktır ki bu ek vergi artışlarını beraberinde getirecektir ki hane halkının harcanabilir geliri üzerinde yük oluşturmaya devam edecek bir gelişme. İşsizlik rakamının yükselmeye devam ettiği mevcut ortamda gerileyen kredi faizlerinin iç talebi canlandırmaya yetmeyeceği aşikar. Sürdürülebilir istihdamı yaratacak iş ortamının sağlanması dolayısıyla harcanabilir gelirde artış güven algısındaki artışla birlikte iç talebi artıracaktır.

Dr. Fulya Gürbüz

Faiz indirimi için zemin hazır

Türk lirasındaki değer kaybı ve enflasyondaki yüksek seyir yurt içi satışları olumsuz etkiliyor…

Ağustos 2018’de Türk lirasında reel bazda yaşanan %17’lik değer kaybına paralel olarak perakende satışlar Eylül-Ekim 2018 döneminde Ağustos 2018’e göre nominal %8,5 gerilemişti.

Kasım 2018-Mart 2019 döneminde devreye alınan ÖTV ve KDV indirimlerinin etkisiyle perakende satışlar %4 toparlanma yaşadı. ÖTV ve KDV indirimlerinin Nisan ayı ile birlikte devreden kalkması perakende satışlarda Mayıs sonuna kadar iki aylık sürede %1’lik güç kaybı ortaya koydu.

Mevsimsellikten arındırılmış perakende hacim endeksi 2018 yılı dördüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre %6,1 daralma kaydetmiş, 2019 yılı birinci çeyreğinde ise ÖTV ve KDV indirimlerinin etkisiyle %2,4 artış kaydetmişti.

Konut satışları çeyrek bazda bakıldığında 2018 yılı dördüncü çeyreğine göre nominal bazda %39 düşerken otomotiv sektörü ihracatı aynı dönemde %9,2, otomotiv ithalatı %42, yurt içi otomotiv satışları ise %32 geriledi.

Mevsimsellikten arındırılmış E.T.T.E. gıda tüketim endeksi ise ilk çeyrekte bir önceki çeyreğe göre %2 gerilerken taşıt hariç gıda dışı tüketim aynı dönemde yatay kaldı.

Talepte daralma işsizlik oranında artış getiriyor…

Tüketimde gerilemenin başlıca etkeni fiyat artışları oldu. Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi çeyrek bazda bakıldığında 2019 yılı birinci çeyreğinde yıllık %26, ikinci çeyreğinde yıllık %29 artış kaydetti. Yurt içi üretici fiyat endeksi ise 2019 yılı birinci çeyreğinde yıllık %31, ikinci çeyreğinde yıllık %28 artış kaydetti.

Yurtiçi tüketimde 2019 yılının ilk yarısında yaşanan gerileme talepte daralmayı teyit ederken KGF’nin etkisiyle Ocak 2018’de %9,8’e gerileyen mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranı KGF’nin sonlanması ve Ağustos 2018’de TL’de yaşanan sert değer kaybının etkisiyle Nisan 2019’da %13,8’e yükseldi.

TCMB’den faiz indirimi borçlanma maliyetlerini aşağı çekecektir ama…

TCMB’nin ekonomistler ile gerçekleştirdiği Beklenti Anketi Temmuz ayı sonuçları enflasyon ve faizde düşüş eğilimini ortaya koydu.

Perşembe günü yapılacak para politikası toplantısında TCMB’nin mevcut %24 seviyesindeki politika faizinin %20 seviyesine çekilme ihtimali var.

12 Temmuz itibariyle TL cinsinden ticari krediler faiz oranı ortalama %25,3, tüketici kredisi faiz oranı ortalama %27,1, TL cinsinden mevduat oranları ise ortalama %21,9 seviyesinde bulunuyor.

Elbette politika faizinde düşüş mevduat faizleri ve paralelinde kredi faizlerinde düşüş getirecektir.

ABD ve Avrupa merkez bankalarının faiz indirim sürecine girecek olması Türkiye’nin dış borç maliyetlerini aşağı çekecek ve hatta ABD-Çin arasındaki ticaret savaşında olumlu atılacak her adım ihracat rakamlarımıza olumlu yansıyacaktır.

Ancak yurt içi talep artışının tabana yayılabilmesi için öncelik olarak istihdamda artış getirecek hamlelere ihtiyaç var, kredi hacminde artış değil.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın gündemi: Türkiye ve Avrupa merkez bankaları faiz kararları

23 Temmuz 2019, Salı

TÜİK Temmuz ayı Tüketici Güven Endeksi açıklanacak. (Haziran 2019: 57,7)

25 Temmuz 2019, Perşembe

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Avrupa Merkez Bankası (AMB) faiz kararlarını açıklayacak. TCMB’den 400 baz puanlık indirimle politika faizinin %20 seviyesine gerilemesi olası gözüküyor. AMB’den gevşek politika söylemi bekliyoruz.

İmalat sanayi kapasite kullanımı verisi açıklanacak. (Haziran 2019: 77,1)

Reel Sektör Güven Endeksi açıklanacak. (Haziran 2019: 102,5)

Sektörel güven endeksleri açıklanacak. (Haziran 2019: Hizmet 93,3, Perakende Ticaret 101,2, İnşaat 54,3)

Reel sektör ve sektörel güven endekslerinin 100 üzerindeki değerleri sektörlerde büyümeye, aşağısındaki değerler ise daralmaya işaret ediyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankası temkinli kaldı, faizi değiştirmedi

Merkez Bankası (TCMB) Haziran ayı para politikası toplantısında politika faizini beklediğimiz gibi %24 seviyesinde sabit tuttu.

Evet bekliyorduk çünkü;

. Küresel enflasyonist baskıların azalması ve özellikle ABD’de düşük enflasyon dinamiklerine bağlı olarak Fed’in faiz düşüreceği beklentilerinin ağırlık kazanması,

. ancak buna rağmen Türk lirası üzerindeki risklerin artması (S-400 alımı sebebiyle ABD’den yaptırım tehditleri, TCMB’nin rezervlerine ilişkin endişeler, enflasyonist baskıların sürmesi, bütçe gelirlerindeki azalmanın vergi artışları ihtimalini doğurması, 23 Haziran İBB seçimine yönelik belirsizlik) TCMB’nin Haziran ayı toplantısında beklemede kalmasına işaret ediyordu.

Fed 19 Haziran Çarşamba günü faiz kararını açıklayacak. ABD’de Mayıs ayı enflasyonunun %1,8’e gerilemesine rağmen ticaret savaşındaki gelişmelerin büyüme ve enflasyon üzerinde risk oluşturmaya devam etmesine bağlı olarak Fed Haziran toplantısında politika faizini değiştirmeyecek.

Öte yandan küresel ekonomideki yavaşlama eğilimi ve paralelinde hem küresel enflasyon baskılarının azalması hem de ABD özelinde enflasyon dinamiklerindeki yumuşama eğilimine bağlı olarak Fed’in 31 Temmuz tarihli toplantısında faiz indirimi yapma ihtimali giderek artıyor. Fed’in 31 Temmuz toplantısında faiz indirimine gitme olasılığı vadeli piyasalarda yükselerek %83 olarak fiyatlanıyor.

Evet, Fed’in düşük faiz politikasının Türkiye piyasaları için anlamı dış borçlanma maliyetlerinin aşağı gelmesi demek ancak Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme rotasına girmeden harcamaları artıracak olası bir eğilim enflasyon dolayısıyla da faiz üzerindeki baskıyı daha da artıracaktır.

Büyüme dinamiklerine baktığımızda ikinci çeyrek öngöstergeleri ihracattaki performansın korunmasına rağmen iç talepteki daralmanın devam ettiğine, yatırımlarda ise yavaşlamaya işaret ediyor. Bu sebeple Türkiye ekonomisinin birinci çeyrekte GSYH’de bir önceki çeyreğe göre kaydettiği %1,3’lük büyüme performansının ikinci çeyrekte yakalanamayacağını tahmin ediyoruz (1. çeyrekte bir önceki çeyreğe göre GSYH %1,3 artmıştı).

Ancak ekonomik büyümedeki zayıflama eğilimine rağmen mevcut risklerin TL üzerindeki baskıları canlı tutması sebebiyle TCMB’nin sıkı para politikasını sürdürüp faiz indiriminde sabırlı davranacağı senaryosunu daha olası görüyoruz.

Mevcut risklerin azalması halinde TCMB, 25 Temmuz toplantısında politika faizinde sınırlı bir indirime gidebilir. Aksi durumda 12 Eylül tarihli toplantısındaki faiz kararı yine risklerdeki gelişmeye bağlı olacak.

TCMB’nin 2019 yılının geri kalanında PPK toplantı tarihleri 25 Temmuz, 12 Eylül, 24 Ekim ve 12 Aralık. ABD merkez bankası Fed ise 19 Haziran, 31 Temmuz, 18 Eylül, 30 Ekim ve 11 Aralık tarihlerinde faiz kararını açıklayacak.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankası ikna edemiyor

Merkez Bankası 30 Nisan tarihinde yayınladığı 2019 yılı Nisan ayı Enflasyon Raporu’nda ortalama ham petrol fiyatları ve gıda fiyatları enflasyon tahminlerini yukarı çekti, manşet enflasyon tahminlerini ise değiştirmedi.

MERKEZ BANKASININ TAHMİNLERİ

. 2019 yılı ortalama ham petrol (Brent) fiyatları varsayımı önceki 63 dolar seviyesinden 67 dolar seviyesine yükseltildi. (2018 yılı sonu: 51 dolar, 2018 yılı ortalaması: 71 dolar)

. Gıda fiyatları enflasyonu tahmini 2019 yıl sonu için %13 seviyesinden %16 seviyesine, 2020 yıl sonu için ise %10 seviyesinden %11 seviyesine yükseltildi.

. Ocak ayı raporunda yer alan manşet enflasyonun (TÜFE) 2019 yıl sonunda %14,6, 2020 yıl sonunda %8,2, 2021 yıl sonunda %5,4’e geriledikten sonra orta vadede %5 düzeyinde istikrar kazanacağı tahminleri Nisan ayı raporunda aynı şekilde korundu.

MERKEZ BANKASININ DİKKAT ÇEKTİĞİ TEMEL RİSKLER, ENFLASYON ÜZERİNDEKİ OLASI ETKİLERİ VE OLASI PARA POLİTİKASI TEPKİLERİ

. Risk primi ve döviz kuru oynaklığında öngörülen kısmi iyileşmenin gecikmesi;

Sıkı para politikası duruşu korunacak ve ilave parasal sıkılaştırma yapılabilecek. Finansal politikalar finansal oynaklık ve risk primini düşürmeye odaklı olarak belirlenmeli ve maliye politikası öngörülebilir olmalıdır.

. Fiyatlama davranışına dair belirsizlikler ve enflasyon beklentilerinde bozulma;

Sıkı para politikası korunmalı, enflasyon ve döviz kuru beklentileri çıpalanmalıdır.

. Gıda fiyatlarındaki yükselişin devam etmesi;

Birikmiş maliyet baskıları ve olumsuz hava şartları gıda enflasyonu tahminlerini yukarı çekebilir.

. Para ve maliye politikası eşgüdümüne (yönetilen/yönlendirilen fiyatlar ve vergi ayarlamaları) dair riskler;

Yönetilen/yönlendirilen fiyat ve vergi ayarlamalarında geçmiş enflasyona endeksleme davranışı azaltılmalı, bütçe açığı kontrol altında tutulmalıdır. Aksi durumda para politikası duruşu güncellenebilir.

. Finansal koşullardaki sıkılığın artması;

Ekonomik faaliyetteki toparlanma gecikebilir.

. Küresel büyüme görünümündeki zayıflamanın devam etmesi;

Kırılganlıkları azaltmak için makroekonomik politikalar etkin ve eşgüdümlü olarak kullanılmalı, yapısal reformlar ve uygun ticaret politikaları ile desteklenmelidir.

. Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının zayıflaması;

Küresel likidite koşulları ve risk algılamalarındaki dalgalanmalara bağlı olarak piyasalarda aşırı oynaklık gözlenmesi durumunda, piyasanın ihtiyacı olan likiditenin zamanında, kontrollü ve etkili bir şekilde sağlanmasına yönelik önlemler alınabilecektir. Söz konusu risklerin enflasyon ve enflasyon beklentileri üzerindeki etkileri izlenecek ve gerektiğinde para politikası tepkisi verilebilecektir.

. Uluslararası ham petrol fiyatlarındaki oynaklıklar;

Enerji fiyatları ve üretici fiyatları kaynaklı yukarı yönlü risklerin belirginleşmesi durumunda, para politikası tepkisi, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışında gözlenebilecek bozulmayı kontrol altında tutacak şekilde belirlenecektir.

YORUMUMUZ

Risklerin hakim olduğu konjonktürde para politikasını yönetmek zor fakat politika ve uygulamaları anlamak adına hesap verebilirlik ve şeffaflık önemli.

Evet, Merkez Bankası sıkı para politikasını koruyacak ve Rapor’da da yer verdiği üzere gerektiğinde ilave sıkılaştırmaya başvuracak. İhracatın büyümeyi desteklemeye, iç talebin ise zayıf kalmaya devam edeceği süreçte cari açıktaki gerileme de ekonomide dengelenme sürecine katkı yapmaya devam edecek. Bu noktada Merkez Bankasının kırılganlıkların azalması adına yapısal reformların desteklenmesi gerektiğine atıfta bulunması önemlidir. Rapor’da yer aldığı üzere Yapısal Dönüşüm Adımları çerçevesinde açıklanan tedbir ve teşviklerin finansal koşullardaki toparlanma sürecini desteklemesinin ülke risk primindeki iyileşmeye katkı
sağlayacağı ve döviz kuru oynaklığını sınırlayacağı varsayılmıştır. Tersten okursak yapısal reformlar ön plana çıkartılmadan TL’ye güven sağlanmayacak.

2019 yılı sonunda enflasyonda %14,6 seviyesini öngören Merkez Bankası 2021 yılı sonunda %5,4 seviyelerine gerilemesini bekliyor. Buna dayanak olarak sıkı para politikası duruşu ve güçlendirilmiş politika koordinasyonu varsayımında bulunuluyor ve şu şartlar ortaya konuyor: “Risk priminde iyileşme ile beraber döviz kurundaki istikrarlı seyrin ve dezenflasyona yönelik güçlendirilmiş politika koordinasyonun da desteğiyle geçmişe dönük endeksleme davranışının kırılması ve orta vadeli enflasyon bekleyişlerinin tahmin ve hedeflerle uyumlu noktalara gerilemesi enflasyonla mücadelenin başarısı açısından kritik önem taşımaktadır.”

Çoklu değişkenler ve çoklu risklerin hakim olduğu mevcut konjonktür Merkez Bankasının sıraladığı şartların oluşmasına izin verecek mi? Hükumet’in yapısal reformlara ilişkin inandırıcı ve güvenilir bir takvim ortaya koymadan Merkez Bankası ne enflasyonla tek başına mücadele edebilir ne de Hükumet hedeflerine ulaşılmasına katkı sağlayabilir. Fiyat istikrarı için Merkez Bankasının bağımsızlığı, sürdürülebilir büyüme için de Hükumet’in kararlılığı gerekiyor.

Gelelim Merkez Bankası rezervleri ve swap konusuna…

Enflasyon Raporu’nda yer alan “TCMB Uluslararası Rezerv Gelişmeleri” kutusunda Merkez Bankası rezervlerindeki dalgalanma -yapısal sorun olarak nitelendirdiği- hanehalkı ve firmaların yabancı para mevduat tercih etmesi eğilimine bağlanıyor. 2018 yılı başında hızla gerileyen yurt içi yerleşiklerin yabancı para mevduatları neden Eylül 2018 ile birlikte yükseliş eğilimine girdi? Söz konusu yapısal sorunun çözülmesi için güven algısı neden oluşturulamadı? Güven algısı sağlanmadığı sürece Merkez Bankası rezervleri sorgulanacaktır. Sorgulanan Merkez Bankası brüt döviz rezervleri ile brüt uluslararası yükümlülüklerinin farkını gösteren net uluslararası rezervleridir. 19 Nisan haftası bitiminde net uluslararası rezervler 26,9 milyar dolar seviyesine gerilemiştir. Ancak Merkez Bankası Rapor’daki ilgili kutuda rezerv yeterliliği konusunda net rezervleri değil brüt rezervleri dikkate alınmasını savunuyor. Söz konusu kalem 19 Nisan haftasında 96,1 miyar dolar iken brüt uluslararası yükümlülükler 69,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times, 18 Nisan tarihli haberinde Merkez Bankasının 12 Nisan’da ilan ettiği net uluslararası rezervinin 28,4 milyar dolar değil, swap işlemleri çıkarıldığında 11,5 milyar dolar olduğunu iddia etmişti. Merkez Bankası Enflasyon Raporu’nda yer alan ilgili kutuda swap anlaşması yapıldığında borç alınan döviz miktarının brüt rezervlere eklenip eklenmediği konusunda bilgi vermemektedir. Merkez Bankasının şeffaflığı konusunda soru işareti doğuran bir durum.

Merkez Bankası rezerv yeterliliği konusunu bir adım öteye taşıyıp bankacılık sistemi ve şirketler kesiminin yabancı para varlıklarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini ekliyor.

Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya Enflasyon Raporu yayınlanması öncesinde yaptığı sunumda gazetecilerin para politikası, rezervler, swap, bağımsızlık konularındaki sorularına net cevaplar verememiştir.

Net uluslararası rezervler başlığını geri plana atan Merkez Bankası, hanehalkı ve firmaların yabancı para mevduat tercih etmesi eğilimine sebep olan şartlar korunurken, %5 enflasyon hedefine ulaşmak için öngördüğü “risk priminde iyileşme ve döviz kurunda istikrarlı seyir” hedefine nasıl ulaşılacağını merak ediyoruz.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankası sıkı duruşunu koruyacak, faiz indirimleri ise kapıda

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, beklentilere paralel olarak, 25 Nisan tarihli toplantısında politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını %24 düzeyinde sabit tuttu. Merkez Bankası toplantı sonrasında faiz oranlarına ilişkin basın duyurusunda şu noktalara değindi:

“Son dönemde açıklanan veriler ekonomideki dengelenme eğiliminin devam ettiğini göstermektedir. Dış talep nispeten gücünü korurken finansal koşullardaki sıkılığın da etkisiyle iktisadi faaliyet yavaş bir seyir izlemektedir. Cari dengedeki iyileşme eğiliminin sürmesi beklenmektedir.”

1Ç2019’da ihracat ve ithalatta yukarı yönlü bir eğilim var ancak 2018 ortalamasının hayli gerisinde. Bu da iç talepteki daralmayı teyit ediyor. İhracat ise 2018 yılının aynı dönemine göre %3’lük artışa işaret ediyor. Bu sebeple cari açık düşüş eğilimini koruyor.

“İç talep gelişmelerine bağlı olarak enflasyon göstergelerinde bir miktar iyileşme gözlenmektedir. Bununla birlikte, gıda fiyatları ve ithal girdi maliyetlerindeki artışlar ile enflasyon beklentilerindeki yüksek seyir fiyat istikrarına yönelik risklerin devam ettiğini göstermektedir. Bu çerçevede Kurul, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar sıkı parasal duruşun korunmasına karar vermiştir.”

Merkez Bankasının temel amacı fiyat istikrarını korumaktır. TL’de değer kaybı ve gıda fiyatlarındaki önlenemeyen artış enflasyon üzerinde baskı oluşturmaya devam ettiği sürece Merkez Bankası sıkı para politikasını koruyacak ki toplantı öncesinde bu vurguyu görmek istemiştik. Şimdi önemli olan “belirgin iyileşme”nin zamanı ve süresi. Yaz ayları Banka’nın elini rahatlatabilir ancak üretim maliyetleri üzerinde baskı oluşturan TL’deki değer kaybının sönmesi için siyasi gerilimlerin (seçimlerin yenilenmesi, S-400, ABD’nin Türkiye’ye yaptırım muafiyetini 1 Mayıs’tan itibaren kaldıracak olması) azalması, Merkez Bankasının rezervlerini güçlendirmesi ve Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Yapısal Dönüşüm Adımları 2019 programında yer alan takvime bağlı kalarak doyurucu reform adımlarını atması gerekiyor.

“Merkez Bankası fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki bütün araçları kullanmaya devam edecektir. Enflasyon görünümünü etkileyen unsurlardaki gelişmeler yakından izlenerek, parasal duruş enflasyonu hedeflenen patika ile uyumlu seviyelerde tutacak şekilde belirlenecektir.”

Yeni Ekonomi Programı’nda 2019 ve 2020 sonu enflasyon hedefleri sırasıyla %15,9 ve %9,8 seviyelerinde bulunuyor. Patika enflasyonda düşüşü gösteriyor ki TCMB Beklenti Anketi’nde de piyasa profesyonellerinin tahminleri sırasıyla %16 ve %12 seviyelerinde bulunuyor. Dolayısıyla basın bülteninden anladığımız Merkez Bankası para musluklarını kısarak sıkı para politikasını sürdürecek ve patikaya uyum adına faiz indirmeye başlayacak. TCMB’nin 2019 yılı için toplantı tarihleri: 12 Haziran, 25 Temmuz, 12 Eylül, 24 Ekim ve 12 Aralık.

Evet, Merkez Bankası Haziran ayı ile birlikte faiz indirmeye başlayabilir ancak TL’de dalgalanmaların süreceği ihtimalini göz ardı etmemek gerekiyor.

Bir önceki paragraf değerlendirmemizde yer alan şartların sağlanması elbette en iyi senaryo ancak ABD’de 2020 seçim hazırlıklarına başlanması Başkan Trump’ın sert söylemlerinin ve politikalarının süreceği anlamına geliyor.

Piyasa beklentisi yıl sonuna kadar en fazla 400 baz puan indirim olacağı yönünde.

Dr. Fulya Gürbüz

İç ve dış siyasi risk ekonomiyi aşağı çekiyor

Reel kesim güven endeksi (RKGE) verilerine göre Nisan ayında iç talepte gerileme sürüyor. Perakende ticaret sektörü güven endeksindeki düşüş iç talepteki gerilemeyi teyit etti. Gelecek üç ayda iç talepteki zayıflığın sürmesi bekleniyor. Üretim hacmini ise ihracat siparişleri destekliyor.

Takvim ve mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi verileri ise 2019 yılının ilk iki ayında üretimin bir önceki aya göre arttığını göstermişti. RKGE verileri reel sektörde üretimin 2019 yılı Mart ve Nisan aylarında da bir önceki aya göre artışını koruyacağını gösteriyor. Sermaye yatırımlarında Nisan ayında zayıflamaya bağlı olarak istihdam piyasasında zayıf seyrin devam edeceğini söyleyebiliriz. Üretici fiyatlarındaki artış beklentisi de Nisan ayında devam etti, TL’de yaşanan son değer kaybı Mayıs ayında da benzer bir sonucu ortaya koyacak. Ek olarak TL’deki değer kaybına rağmen Türk ihraç mallarının Avrupa Birliği ülkeleri genelinde rekabet gücünün azaldığı değerlendirmeleri dikkat çekici.

TCMB Nisan ayı Beklenti Anketi’nde ise katılımcıların GSYH’deki zayıflama beklentilerine bağlı olarak cari açıkta gerilemenin sürmesi bekleniyor. TL’de devam eden değer kaybı hem enflasyon hem de cari açık üzerinde baskı oluşturacaktır. Gelecek hafta rezervleri konusunda TCMB bir açıklama yapacağını duyurdu. TCMB’nin bugünkü toplantı öncesinde veya toplantının ardından bu konuya açıklık getirmesini tercih ederdik.

Dönelim mevcut konjonktürün TCMB üzerinde olası etkisine…

Her ne kadar mevcut veriler yılın ilk çeyreğinde kısmi iyileşme gösterse de İran’dan petrol almamızdan dolayı ABD’nin 1 Mayıs’ta Türkiye’ye yönelik yaptırım muafiyetini kaldıracak olması, S-400 sorunu, TCMB rezervlerine ilişkin endişeler ve İstanbul seçimlerine ilişkin belirsizlikler sebebiyle TL’de devam eden değer kaybına istinaden TCMB’nin bugünkü toplantısında faiz değişikliğine gitmemesini ve sıkı para politikası vurgusunu tekrarlamasını bekliyoruz.

TCMB’nin 2019’un geri kalanındaki toplantı tarihleri: 12 Haziran, 25 Temmuz, 12 Eylül, 24 Ekim ve 12 Aralık. ABD merkez bankası Fed’in faiz artırmayacak olması, yaz ayları ile birlikte turizm gelirlerindeki artış ve enflasyonda nefes alma fırsatı yakalamamız halinde TCMB’nin 25 Temmuz toplantısında faizde indirim yapma ihtimali var.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın gündemi: Merkez Bankası toplantısı ve faiz kararı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 25 Nisan Perşembe günü faiz kararını görüşmek üzere toplanacak.

Merkez Bankasının 6 Mart tarihli toplantısından bu yana neler yaşanmıştı hatırlayalım…

31 Mart seçimleri öncesinde TL’deki değer kaybını sınırlamak için Merkez Bankası Londra piyasasında yabancılara TL musluklarını kapatmış, artan TL ihtiyacı ile yabancı yatırımcılar yüzde 2000’lere yakın faizlerden TL borçlanmak durumunda kalmış, Türkiye’nin risk primini gösteren ve 6 Mart tarihinde 313 seviyesinde olan 5 yıl vadeli CDS primleri 28 Mart tarihinde 468 seviyesine yükselmişti. TL arzının normale döndürülmesinin ve 31 Mart seçimlerinin ardından CDS primi 377 seviyesine gerilese de açıklanan yapısal reformların tatmin etmemesi, artan iç siyasi gerginlik, ABD ile yaşanan S-400 krizi, Türkiye’nin NATO’dan çıkma ihtimalinin gündeme gelmesi, Merkez Bankasının net döviz varlıkları ile ilgili endişeler ve İstanbul seçimlerinin tekrarlanma ihtimali TL üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor. Söz konusu gelişmelerle 6 Mart tarihindeki son para politikası toplantısından bugüne kadar Dolar/TL kuru %7,7 değer kaybederken döviz sepetindeki artış %7,4 oldu. İBB mazbatasının Ekrem İmamoğlu’na verilmesinin ardından en son 19 Nisan Cuma günü 5 yıl vadeli CDS primi 428 seviyesinden işlem gördü.

Öte yandan Fed’in faiz artırmayacak olması TCMB’nin elini rahatlatsa da yukarıda saydığımız olumsuz gelişmelere ek olarak küresel piyasalarda olası bir düzeltme hareketinin TCMB’nin döviz varlıkları üzerindeki endişeleri canlı tutması TL ve risk primi üzerindeki baskının azalmayacağını ortaya koyuyor.

Dolayısıyla TCMB’nin perşembe günü yapacağı toplantısında
%24 seviyesinde bulunan bir hafta vadeli borç verme faizi olan politika faizinde değişiklik yapmayacağını ancak temkinli ve güven uyandırıcı bir söylem ortaya koymasını bekliyoruz.

Dr. Fulya Gürbüz

Financial Times haberi sonrasında Dolar/TL tekrar 5,82 seviyelerinde

Seçimlerin tamamlanmasından 17 gün sonra İBB Başkanlığına Ekrem İmamoğlu’na mazbata verilmesi sonrasında Dolar-TL 5,70 seviyelerine gerilerken bugünkü işlemlerde kur tekrar 5,80 seviyesine dayanmış durumda.

Evet mazbata ortadan kalktı ancak S-400, F-35, olası yaptırımlar, özel sektörün yüksek dış borcu, artan faizler, TCMB’nin net döviz rezervleri, daralan ekonomi, yapısal reform açıklamalarının tatmin etmemesi gibi başlıkların bizi getirdiği yer dış finansmana ihtiyaç duyan Türkiye’nin güven artırıcı hamleleri almakta yetersiz kalması.

Bu başlıklara 18 Nisan tarihli basımında TCMB’yi kapağa taşıyan Financial Times (FT) haberi ile bir yenisi eklendi: TCMB’nin net döviz rezervi ilan ettiğinden daha düşük.

FT makalesinde, TCMB’nin net döviz rezervlerinin TCMB’nin raporladığı gibi 28,7 milyar dolar olmadığı, swap işlemlerinin çıkartılması halinde gerçekte 11,5 milyar dolar olduğu hesaplanmış. FT’ye göre TCMB’nin 77 milyar dolarlık brüt rezervi bile Türkiye’nin gelecek 12 ayda çevirmesi gereken 177 milyar dolar dış borcu için yetersiz bir miktar. Konuyla ilgili olarak paraanaliz.com’da yer alan haberi okumanızı tavsiye ederim.

Haber sonrasında Dolar-TL kuru üzerindeki baskı tekrar arttı ve kur 5,82 seviyesini gördü.

Dr. Fulya Gürbüz

TL’de istikrar yapısal reformlarla sağlanmalı

Merkez Bankası net uluslararası rezervleri 1-22 Mart arasında 9,3 milyar dolar eridi…

Merkez Bankası’nın net uluslararası rezervleri 22 Mart ile biten haftada 25,7 milyar dolara gerileyerek Mart ayı başına göre 9,3 milyar dolar eridi. Net uluslararası rezerv, Merkez Bankası’nın brüt döviz rezervleri ile brüt uluslararası yükümlülüklerinin farkını ifade ediyor. 15 Mart’ta biten haftada net rezervler 28,5 milyar dolar seviyesine gerilemişti, Hazine’nin Mart ayı dış borç ödemesi 3,8 milyar dolar iken Mart ayı başına göre net rezervin 6,7 milyar dolar erimesine sebep olarak TCMB, 25 Mart tarihli basın duyurusunda, “olağan işlemlerden ve dönemsel unsurlardan kaynaklanmakta olup öngörülmeyen bir durum söz konusu değildir” açıklamasını yaptı.

“Olağan” durum 18-22 Mart haftasında da devam etti ve net uluslararası rezervler bir önceki haftaya göre 2,8 milyar dolar daha eridi.

… finansal piyasaları satış dalgası vurdu…

“Olağan” durumların ayrıntılarını net olarak bilmesek de sonuç olarak Dolar/TL kuru geçen hafta 5,84 zirvesini gördü, Türkiye tahvillerini almak için talep edilen risk primi 400 baz puana yaklaştı, yurt içi yerleşiklerin kıymetli maden dahil yabancı para mevduat ve fonları 22 Mart ile biten haftada yaklaşık 3,5 milyar dolar artışla 179,3 milyar dolara yükselerek rekor tazeledi.

25 Mart ile başlayan haftada ise Londra’da swap piyasasında azalan TL arzına bağlı olarak TL borçlanma faizi 27 Mart’ta gecelik %1300 seviyesini geçti, CDS primleri 475 baz puana yükseldi, TL bulamayan yabancı yatırımcıların TL cinsinden varlıklarını satmaları sonucu tahvil faizleri yükseldi, Hazine ihalelerinde daha yüksekten borçlanıldı, hisse senetleri sert düştü. Bugün (28 Mart) ise TCMB’nin swap limitlerini artırması ile swap piyasasında TL faizleri tekrar %25 seviyelerine geri geldi.

22-28 Mart tarihleri arasında yaşanan kargaşanın etkisiyle BIST 100 endeksi %7,7 düştü, 2-yıllık gösterge tahvilin faizi 300 baz puandan fazla yükseldi, 5,84 seviyesine yükselen Dolar/TL kuru 5,33 seviyelerine gerileyip tekrar 5,60 sınırına dayandı. Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’dan da müjdeli bir açıklama geldi: “TCMB’nin rezervlerini güçlendirme politikasına kararlılıkla devam ediyor. Son bir hafta içinde toplam rezerv 4,3 milyar dolar artışla 96,7 milyar dolar seviyesine ulaştı”. Brüt rezervler 22 Mart tarihinde 91 milyar dolara gerilemişti.

…31 Mart yerel seçimlerinin sonucu ve ardından atılacak yeni ekonomik hamlelere odaklanıyoruz.

22 Mart’ta başlayan çalkantı TL’nin kırılganlığını teyit etmiş oldu. Yavaşlayan küresel ekonomide yatırımlar, sağlam hikayesi olan ekonomilere yönelecek. Türkiye’de yerli otomobil üretimi konusunda umut tohumları ekilmeye çalışılıyor ancak önceliğimizin hükumetten beklediğimiz yapısal reformlar olduğunu tekrarlayalım.

Dr. Fulya Gürbüz