Etiket: tcmb

İç ve dış siyasi risk ekonomiyi aşağı çekiyor

Reel kesim güven endeksi (RKGE) verilerine göre Nisan ayında iç talepte gerileme sürüyor. Perakende ticaret sektörü güven endeksindeki düşüş iç talepteki gerilemeyi teyit etti. Gelecek üç ayda iç talepteki zayıflığın sürmesi bekleniyor. Üretim hacmini ise ihracat siparişleri destekliyor.

Takvim ve mevsimsellikten arındırılmış sanayi üretimi verileri ise 2019 yılının ilk iki ayında üretimin bir önceki aya göre arttığını göstermişti. RKGE verileri reel sektörde üretimin 2019 yılı Mart ve Nisan aylarında da bir önceki aya göre artışını koruyacağını gösteriyor. Sermaye yatırımlarında Nisan ayında zayıflamaya bağlı olarak istihdam piyasasında zayıf seyrin devam edeceğini söyleyebiliriz. Üretici fiyatlarındaki artış beklentisi de Nisan ayında devam etti, TL’de yaşanan son değer kaybı Mayıs ayında da benzer bir sonucu ortaya koyacak. Ek olarak TL’deki değer kaybına rağmen Türk ihraç mallarının Avrupa Birliği ülkeleri genelinde rekabet gücünün azaldığı değerlendirmeleri dikkat çekici.

TCMB Nisan ayı Beklenti Anketi’nde ise katılımcıların GSYH’deki zayıflama beklentilerine bağlı olarak cari açıkta gerilemenin sürmesi bekleniyor. TL’de devam eden değer kaybı hem enflasyon hem de cari açık üzerinde baskı oluşturacaktır. Gelecek hafta rezervleri konusunda TCMB bir açıklama yapacağını duyurdu. TCMB’nin bugünkü toplantı öncesinde veya toplantının ardından bu konuya açıklık getirmesini tercih ederdik.

Dönelim mevcut konjonktürün TCMB üzerinde olası etkisine…

Her ne kadar mevcut veriler yılın ilk çeyreğinde kısmi iyileşme gösterse de İran’dan petrol almamızdan dolayı ABD’nin 1 Mayıs’ta Türkiye’ye yönelik yaptırım muafiyetini kaldıracak olması, S-400 sorunu, TCMB rezervlerine ilişkin endişeler ve İstanbul seçimlerine ilişkin belirsizlikler sebebiyle TL’de devam eden değer kaybına istinaden TCMB’nin bugünkü toplantısında faiz değişikliğine gitmemesini ve sıkı para politikası vurgusunu tekrarlamasını bekliyoruz.

TCMB’nin 2019’un geri kalanındaki toplantı tarihleri: 12 Haziran, 25 Temmuz, 12 Eylül, 24 Ekim ve 12 Aralık. ABD merkez bankası Fed’in faiz artırmayacak olması, yaz ayları ile birlikte turizm gelirlerindeki artış ve enflasyonda nefes alma fırsatı yakalamamız halinde TCMB’nin 25 Temmuz toplantısında faizde indirim yapma ihtimali var.

Dr. Fulya Gürbüz

Haftanın gündemi: Merkez Bankası toplantısı ve faiz kararı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 25 Nisan Perşembe günü faiz kararını görüşmek üzere toplanacak.

Merkez Bankasının 6 Mart tarihli toplantısından bu yana neler yaşanmıştı hatırlayalım…

31 Mart seçimleri öncesinde TL’deki değer kaybını sınırlamak için Merkez Bankası Londra piyasasında yabancılara TL musluklarını kapatmış, artan TL ihtiyacı ile yabancı yatırımcılar yüzde 2000’lere yakın faizlerden TL borçlanmak durumunda kalmış, Türkiye’nin risk primini gösteren ve 6 Mart tarihinde 313 seviyesinde olan 5 yıl vadeli CDS primleri 28 Mart tarihinde 468 seviyesine yükselmişti. TL arzının normale döndürülmesinin ve 31 Mart seçimlerinin ardından CDS primi 377 seviyesine gerilese de açıklanan yapısal reformların tatmin etmemesi, artan iç siyasi gerginlik, ABD ile yaşanan S-400 krizi, Türkiye’nin NATO’dan çıkma ihtimalinin gündeme gelmesi, Merkez Bankasının net döviz varlıkları ile ilgili endişeler ve İstanbul seçimlerinin tekrarlanma ihtimali TL üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor. Söz konusu gelişmelerle 6 Mart tarihindeki son para politikası toplantısından bugüne kadar Dolar/TL kuru %7,7 değer kaybederken döviz sepetindeki artış %7,4 oldu. İBB mazbatasının Ekrem İmamoğlu’na verilmesinin ardından en son 19 Nisan Cuma günü 5 yıl vadeli CDS primi 428 seviyesinden işlem gördü.

Öte yandan Fed’in faiz artırmayacak olması TCMB’nin elini rahatlatsa da yukarıda saydığımız olumsuz gelişmelere ek olarak küresel piyasalarda olası bir düzeltme hareketinin TCMB’nin döviz varlıkları üzerindeki endişeleri canlı tutması TL ve risk primi üzerindeki baskının azalmayacağını ortaya koyuyor.

Dolayısıyla TCMB’nin perşembe günü yapacağı toplantısında
%24 seviyesinde bulunan bir hafta vadeli borç verme faizi olan politika faizinde değişiklik yapmayacağını ancak temkinli ve güven uyandırıcı bir söylem ortaya koymasını bekliyoruz.

Dr. Fulya Gürbüz

Financial Times haberi sonrasında Dolar/TL tekrar 5,82 seviyelerinde

Seçimlerin tamamlanmasından 17 gün sonra İBB Başkanlığına Ekrem İmamoğlu’na mazbata verilmesi sonrasında Dolar-TL 5,70 seviyelerine gerilerken bugünkü işlemlerde kur tekrar 5,80 seviyesine dayanmış durumda.

Evet mazbata ortadan kalktı ancak S-400, F-35, olası yaptırımlar, özel sektörün yüksek dış borcu, artan faizler, TCMB’nin net döviz rezervleri, daralan ekonomi, yapısal reform açıklamalarının tatmin etmemesi gibi başlıkların bizi getirdiği yer dış finansmana ihtiyaç duyan Türkiye’nin güven artırıcı hamleleri almakta yetersiz kalması.

Bu başlıklara 18 Nisan tarihli basımında TCMB’yi kapağa taşıyan Financial Times (FT) haberi ile bir yenisi eklendi: TCMB’nin net döviz rezervi ilan ettiğinden daha düşük.

FT makalesinde, TCMB’nin net döviz rezervlerinin TCMB’nin raporladığı gibi 28,7 milyar dolar olmadığı, swap işlemlerinin çıkartılması halinde gerçekte 11,5 milyar dolar olduğu hesaplanmış. FT’ye göre TCMB’nin 77 milyar dolarlık brüt rezervi bile Türkiye’nin gelecek 12 ayda çevirmesi gereken 177 milyar dolar dış borcu için yetersiz bir miktar. Konuyla ilgili olarak paraanaliz.com’da yer alan haberi okumanızı tavsiye ederim.

Haber sonrasında Dolar-TL kuru üzerindeki baskı tekrar arttı ve kur 5,82 seviyesini gördü.

Dr. Fulya Gürbüz

TL’de istikrar yapısal reformlarla sağlanmalı

Merkez Bankası net uluslararası rezervleri 1-22 Mart arasında 9,3 milyar dolar eridi…

Merkez Bankası’nın net uluslararası rezervleri 22 Mart ile biten haftada 25,7 milyar dolara gerileyerek Mart ayı başına göre 9,3 milyar dolar eridi. Net uluslararası rezerv, Merkez Bankası’nın brüt döviz rezervleri ile brüt uluslararası yükümlülüklerinin farkını ifade ediyor. 15 Mart’ta biten haftada net rezervler 28,5 milyar dolar seviyesine gerilemişti, Hazine’nin Mart ayı dış borç ödemesi 3,8 milyar dolar iken Mart ayı başına göre net rezervin 6,7 milyar dolar erimesine sebep olarak TCMB, 25 Mart tarihli basın duyurusunda, “olağan işlemlerden ve dönemsel unsurlardan kaynaklanmakta olup öngörülmeyen bir durum söz konusu değildir” açıklamasını yaptı.

“Olağan” durum 18-22 Mart haftasında da devam etti ve net uluslararası rezervler bir önceki haftaya göre 2,8 milyar dolar daha eridi.

… finansal piyasaları satış dalgası vurdu…

“Olağan” durumların ayrıntılarını net olarak bilmesek de sonuç olarak Dolar/TL kuru geçen hafta 5,84 zirvesini gördü, Türkiye tahvillerini almak için talep edilen risk primi 400 baz puana yaklaştı, yurt içi yerleşiklerin kıymetli maden dahil yabancı para mevduat ve fonları 22 Mart ile biten haftada yaklaşık 3,5 milyar dolar artışla 179,3 milyar dolara yükselerek rekor tazeledi.

25 Mart ile başlayan haftada ise Londra’da swap piyasasında azalan TL arzına bağlı olarak TL borçlanma faizi 27 Mart’ta gecelik %1300 seviyesini geçti, CDS primleri 475 baz puana yükseldi, TL bulamayan yabancı yatırımcıların TL cinsinden varlıklarını satmaları sonucu tahvil faizleri yükseldi, Hazine ihalelerinde daha yüksekten borçlanıldı, hisse senetleri sert düştü. Bugün (28 Mart) ise TCMB’nin swap limitlerini artırması ile swap piyasasında TL faizleri tekrar %25 seviyelerine geri geldi.

22-28 Mart tarihleri arasında yaşanan kargaşanın etkisiyle BIST 100 endeksi %7,7 düştü, 2-yıllık gösterge tahvilin faizi 300 baz puandan fazla yükseldi, 5,84 seviyesine yükselen Dolar/TL kuru 5,33 seviyelerine gerileyip tekrar 5,60 sınırına dayandı. Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’dan da müjdeli bir açıklama geldi: “TCMB’nin rezervlerini güçlendirme politikasına kararlılıkla devam ediyor. Son bir hafta içinde toplam rezerv 4,3 milyar dolar artışla 96,7 milyar dolar seviyesine ulaştı”. Brüt rezervler 22 Mart tarihinde 91 milyar dolara gerilemişti.

…31 Mart yerel seçimlerinin sonucu ve ardından atılacak yeni ekonomik hamlelere odaklanıyoruz.

22 Mart’ta başlayan çalkantı TL’nin kırılganlığını teyit etmiş oldu. Yavaşlayan küresel ekonomide yatırımlar, sağlam hikayesi olan ekonomilere yönelecek. Türkiye’de yerli otomobil üretimi konusunda umut tohumları ekilmeye çalışılıyor ancak önceliğimizin hükumetten beklediğimiz yapısal reformlar olduğunu tekrarlayalım.

Dr. Fulya Gürbüz

Cuma hareketi sonrası TCMB’den güven sinyali

22 Mart Cuma günü piyasalarda neler yaşandı?

. 22 Mart 2019 itibariyle vadeli işlemler baz alındığında Euro-TL kuru 6,6052, Dolar-TL kuru 5,8447 seviyesini gördü böylece bir gündeki kayıp Euro-TL’de %6,2, Dolar-TL’de %6,9 oldu. Yılbaşından bugüne ise %50-50 Euro ve ABD dolarından oluşan döviz sepeti %9,8 değer kaybetti (Euro-TL kuru %9,5, Dolar-TL kuru %10,6).

. Türkiye’nin risk primini gösteren 5 yıl vadeli CDS’lerin (Credit Default Swap) primi 45 baz puan (%12,8) artışla 396 seviyesine yükseldi.

. TCMB’nin net uluslararası rezervleri 15 Mart ile biten haftada bir önceki haftaya göre %11,3 düşüşle (3,62 milyar dolar) 28,45 milyar dolar seviyesine geriledi. 1 Mart’ta 35 milyar dolar seviyesine yükselen net uluslararası rezervler Mart ayının ilk iki haftasında net uluslararası rezervler 6,55 milyar dolar eridi. Hazine’nin Mart ayı dış borç geri ödeme tutarı ise 3,79 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Söz konusu gelişmelerin ardından TC Merkez Bankası’ndan Pazartesi günü piyasa gelişmelerine ilişkin basın duyurusu geldi.

Duyuruda,

. Ülkemiz ekonomisine ilişkin makro göstergeler koordineli politika adımlarının etkisiyle dengelenme sürecinin devam ettiğine,

. Öncü verilerin ilk çeyrekte yurt içi talepte ılımlı bir toparlanmaya, mal ihracatı ve turizm talebindeki güçlü seyirle birlikte net ihracatın büyümeye yüksek katkı verdiğine,

. Bu çerçevede cari dengedeki iyileşmenin hızlanarak sürmesi beklendiğine işaret edildi.

Duyuruda, “Ekonomik dengelenme sürecinde para politikası fiyat istikrarı hedefi doğrultusunda şekillenirken maliye politikası ile güçlü eşgüdüm enflasyonla mücadeleyi desteklemektedir. Diğer taraftan, Merkez Bankası rezervlerini güçlendirme politikasına kararlılıkla devam etmektedir. Bu doğrultuda, geçtiğimiz yıl finansal piyasalarda yaşanan oynaklıklar sonrasında rezervlerde artış trendi gözlenmiştir. Brüt rezervlerde yaşanan dalgalanmalar ise olağan işlemlerden ve dönemsel unsurlardan kaynaklanmakta olup öngörülmeyen bir durum söz konusu değildir.” ifadesine yer veriliyor.

Merkez Bankası’nın, finansal piyasalarda gözlenen oynaklıklar ve sağlıksız fiyat oluşumlarını yakından takip ettiğini, para politikası ve likidite yönetimine ilişkin tüm araçların, fiyat istikrarını sağlamak ve finansal istikrarı desteklemek amacıyla kullanılmaya devam edileceği vurgulandı.

Asya piyasasında 5,77 seviyesine yükselen Dolar-TL kuru 5,5672 seviyesine gerilemesinin ardından TSİ 1124 itibariyle 5,65 seviyesinden işlem görüyor. Euro-TL kuru ise 6,38 seviyesinden işlem görüyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Merkez Bankası temkinli kaldı, faizi değiştirmedi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bugün gerçekleştirdiği para politikası toplantısında bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı olan politika faizini %24 seviyesinde sabit tuttu.

Fiyat baskıları ve belirsizliklere bağlı olarak faiz değişikliği beklemiyorduk.

TCMB’nin faiz değişikliğine gitmeme sebeplerini ve ilgili yorumlarımızı sıralayalım:

“Son dönemde açıklanan veriler ekonomideki dengelenme eğiliminin belirginleştiğini göstermektedir. Dış talep nispeten gücünü korurken finansal koşullardaki sıkılığın da etkisiyle iktisadi faaliyet yavaş bir seyir izlemektedir. Cari dengedeki iyileşme eğiliminin sürmesi beklenmektedir.”

İç talepte daralma, ihracat hacminde ve turizm gelirlerinde artış 12-aylık cari açığın Aralık 2018’de 27,6 milyar gerilemesine sebep oldu. TL’deki değer kaybı ihraç ürünlerimizin rekabetçi konumunu güçlendirdi. TİM verilerine göre Ocak ayında hafif gerileyen ihracat Şubat ayında bir miktar arttı. İthalattaki düşüşün devam etmesiyle birlikte ilk çeyrekte cari işlemler dengesinde iyileşme sürecek. Ancak, olası bir talep artışı ithalatı tetikleyeceğinden söz konusu gelişmeyi “dengelenme” değil “şimdilik nefes aldırıcı” olarak değerlendiriyoruz.

“İthal girdi maliyetleri ve iç talep gelişmelerine bağlı olarak enflasyon göstergelerinde bir miktar iyileşme gözlenmektedir. Bununla birlikte, fiyat istikrarına yönelik riskler devam etmektedir. Bu çerçevede Kurul, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar sıkı parasal duruşun korunmasına karar vermiştir.”

Tüm önlemlere rağmen Şubat ayında gıda enflasyonu yıllık %29,3 artış kaydetti, tüketici fiyat enflasyonundaki (TÜFE) artış %19,7 oldu. Üretici fiyatları (yurt içi ÜFE) ise %29,3 arttı. Emtia fiyatları, TL’deki değer kaybı ve yapısal sorunlar enflasyonda sürdürülebilir iyileşmenin önünde engel.

31 Mart yerel seçimlerin ardından TCMB ilk toplantısını 25 Nisan’da yapacak. Reuters anketine göre katılımcılar TCMB’nin yıl sonuna kadar toplam 200 baz puan ile 900 baz puan arasında (medyan 500 baz puan) indirim yapacağını tahmin ediyorlar.

Şubat ayı küresel PMI verileri hem girdi maliyetlerinde hem de çıktı fiyatlarında artışa işaret ediyor. Türkiye’de düşük talebin etkisiyle çıktı fiyatlarında kısmen yavaşlama oldu. Seçim sonrasındaki tablonun sonucuna, yurt içi ve yurt dışı talep koşullarına bağlı olarak enflasyonun yönü de belli olacak.

Mevcut şartlarda TCMB’nin Haziran ayı ile birlikte indirime gitmesini ve kademeli olarak yıl sonuna kadar toplamda 500 baz puanlık indirim yapmasını öngörüyoruz.

TCMB’nin 2019 yılı sonuna kadar toplantı takvimi şöyle: 25 Nisan, 12 Haziran, 25 Temmuz, 12 Eylül, 24 Ekim ve 12 Aralık.

Dr. Fulya Gürbüz

Gıda enflasyonu Şubat ayında hızını kesmedi, gözümüz seçim sonrası reform takviminde

Şubat ayında tüketici fiyatları (TÜFE) yıllık bazda %19,67, yurt içi üretici fiyatları (Yİ-ÜFE) ise %29,59 seviyelerine geriledi. Tanzim satışlar ve fiyat indirimlerine rağmen gıda ve alkolsüz içecekler enflasyon üzerinde baskı oluşturmaya devam etti, öyle ki gıda ve alkolsüz içecekler Şubat 2019’da aylık %0,9, yıllık bazda %29,25 artış kaydetti.

Şubat ayı imalat sektörü PMI verileri de hem girdi maliyetlerinde hem de çıktı fiyatlarında sınırlı bir artış olduğuna işaret etmiş, daralan talebin çıktı fiyatları üzerindeki baskıyı azalttığı belirtilmişti. TL’de değer kaybı ve petrol fiyatlarındaki yükseliş enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturmaya devam edecek.

İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE ise (B-çekirdek enflasyon) ise aylık bazda %0,15 düşerken yıllık bazda artış %18,48 seviyesine geriledi. Üretim maliyetlerindeki artışın devam etmesi tüketici fiyatlarında kalıcı bir düşüşü engellese de zayıf talep fiyatlardaki artışı sınırlıyor.

Söz konusu tablo, 6 Mart Çarşamba günü para politikasını görüşmek üzere toplanacak olan TCMB’nin beklemede kalmasını ve TL’deki zayıflığa bağlı olarak sıkı para politikasını sürdürmesi gerektiğini söylüyor. Hatta seçim sonrasında, başta tarım sektörü olmak üzere yapısal sorunlara reform başlığına uygun akılcı çözüm üretilememesi halinde ne ekonomik büyümede ne de enflasyonda sürdürülebilir bir iyileşme görmemiz hayal olacak.

Dr. Fulya Gürbüz

TL için kritik hafta: TCMB faiz kararını açıklayacak

4 Mart 2019, Pazartesi

Şubat ayı enflasyon verileri açıklanacak. TÜFE Ocak ayında %20,35, yurt içi ÜFE ise %33,64 seviyesinde bulunuyor. Şubat ayı imalat sektörü PMI verileri hem girdi maliyetlerinde hem de çıktı fiyatlarında sınırlı bir artış olduğuna işaret etmişti. Devam eden talep daralmasına istinaden TÜFE’de %20 seviyesinin korunacağını tahmin ediyoruz.

6 Mart 2019, Çarşamba

TCMB faiz kararını açıklayacak. TL’deki değer kaybına ek olarak enflasyonist baskıların devam etmesi sebebiyle TCMB’den faiz değişikliği beklemiyoruz. Bankalara kredi faiz oranlarını düşürme ve kredi musluklarını açma baskıları geçen hafta TL’de değer kaybı getirdi. TCMB’nin olası bir faiz indirme hamlesi TL’de satışı hızlandıracaktır.

7 Mart 2019, Perşembe

Avrupa Merkez Bankası (AMB) faiz kararını açıklayacak. Şubat ayı imalat sektörü PMI verileri Euro Bölgesi’nde Almanya ve İtalya’da üretim daralmasına işaret ederken girdi maliyetleri ve çıktı fiyat artışlarında yavaşlama var. Nitekim Şubat ayında enflasyonun Ocak’taki %1,4 seviyesinden %1,5 seviyesine yükselmesi bekleniyor. Brexit ve otomotiv sektörüne yönelik devam eden belirsizlikleri de dikkate aldığımızda AMB’den faiz değişikliği beklemiyoruz.

8 Mart 2019, Cuma

ABD’de Şubat ayı işgücü istatistikleri yayınlanacak. Ocak ayında %4’e yükselen işsizlik oranının Şubat ayında tekrar %3,9’a gerilemesi bekleniyor. Şubat ayı imalat sektörü PMI verileri istihdamda hızlanmaya işaret etti.

Dr. Fulya Gürbüz

Seçim ayına müjdelerle giriyoruz

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler öncesinde makro-ekonomik görünümü özetlersek: Yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, düşük talep, düşük üretim. Seçim ayına girerken söz konusu zayıf görünümü güçlendirecek müjdeler gelmeye devam ediyor. Kasım 2018’de dayanıklı tüketim mallarına getirilen KDV ve ÖTV indirimlerinin 31 Mart 2019 tarihine kadar uzatılmasının ardından 10 Şubat’ta BDDK, tahsili geciken ihtiyaç kredilerinin yeniden yapılandırılmasına yönelik ilgili yönetmelikte değişiklik yapmıştı.

Cuma günü (22 Şubat) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı Mehmet Ali Akben’den bireysel tüketicilerin elini rahatlatmak ve iç talebin canlanmasına katkı sağlaması amacıyla kredi kartlarında taksit sayısının artırılması ve bireysel tüketici kredilerinde vade uzatımı yönünde çalışma yaptıkları açıklaması geldi. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ise yeni haftaya 2019 yılında 2,5 milyon yeni istihdam, KOBİ’ler için yeni bir kredi paketi, faizlerde düşüş, doğrudan yabancı sermaye, yapısal reform müjdeleriyle girdi. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ise her ilave istihdama prim ve vergilerin yanı sıra ücret desteği verileceğini söyledi.

Kısacası Ağustos 2018’den bu yana gerileyen hane halkı harcamalarında artışa ek olarak devlet desteğiyle istihdam artışı hedefleniyor. 15 Şubat itibariyle toplam tüketici kredileri 911,2 milyar TL seviyesinde bulunuyor.

Peki, Ağustos 2018’de TL’de yaşanan sert değer kaybının ardından yaşanan ekonomik daralma ile enflasyonda ve işsizlikte artış kaydedilirken hükumetin cari açığı tehlikeye düşürmeden GSYH büyümesinde vites artırmayı gerektirecek ne gibi gelişmeler var?

Küresel yavaşlama endişeleri ve iç talepte daralmayla birlikte Türkiye ekonomisinin 2019’da yavaşlamaya devam edeceği (Hükumet: %2,3), hatta daralma yaşayacağı (Moody’s: eksi %2, S&P: eksi %0,5) beklentileri hükumeti yerel seçimler öncesinde aksiyon almaya yöneltti ki bunda tetikleyici unsurların enflasyonda düşüş ve doğrudan yabancı yatırımlarda artış beklentilerinin etkisi olduğunu düşünüyoruz.

Şöyle ki;

1 Eylül 2018’de hane halkının uzun süreli borçlanmasını önlemek amacıyla kredi kartında taksit sayısı ile ihtiyaç kredileri vadelerine sınırlama getirilmişti. O günden bugüne iç talepte daralma artarken, enflasyonla mücadele çerçevesinde alınan önlemlerle fiyatlarda yukarı yön sınırlanmış, Merkez Bankası (TCMB) enflasyonda kalıcı bir düşüş sağlanana kadar sıkı para politikasını sürdüreceğini açıklamış, Dolar/TL kurunda sert dalgalanmaların yerini 5,20-5,40 aralığında istikrarlı bir görünüm kazanmasına sebep olmuştu. İç talepte daralma ve petrol fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle 12-aylık toplam cari açık Aralık 2018 itibariyle 27,6 milyar dolar seviyesine gerilemişti.

TL’de sert bir değer kaybı yaşatacak olumsuz bir gelişme olmaz ise baz etkisinin azalacağı Haziran ayı ile birlikte enflasyonda düşüş görmeye başlanacak olması TCMB’nin faizleri düşürmeye başlamasına sebep olacak. Ek olarak Brexit gölgesinde Avrupa ekonomisinde toparlanma beklentisi ihracatta (dolayısıyla da üretimde) artış beklentileri yaratıyor.

Söz konusu gelişmeler ithalat hacmini artıracaktır ancak hükumetin cari açıktaki olası kötüleşmeyi artan turizm gelirleriyle birlikte doğrudan yabancı sermaye girişleriyle sınırlandırmayı hesaba kattığını düşünüyoruz. Seçim sonrası açıklanacak yapısal reform takviminin ise kredi derecelendirme kuruluşlarının kredi notunda olmasa bile görünümde iyileştirme yaratabilecek şekilde ikna edici olması gerekiyor.

Dr. Fulya Gürbüz

Büyüme ve kredibilite arasındaki yol ayrımı

Küresel yavaşlama endişeleri ile Türkiye’nin dış borç stoku azalıyor…

TCMB verilerine göre Eylül 2018 sonu itibarıyla toplam dış borç stoku 448,45 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Finans dışı sektörün dış borç yükü finans sektörünü geçti…

Mart 2015’ten Eylül 2018 sonuna kadar finans dışı sektörün dış borç stoku içindeki payı artarken finans sektörünün payı azalıyor öyle ki Eylül 2018 sonunda finans sektörünün toplam dış borcu 128,1 milyar dolar iken finans dışı sektörün dış borcu 160,3 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Aşağıdaki grafiği dikkate aldığımızda; 2008 Finansal Krizin ardından özellikle ABD, Avrupa, İngiltere ve Japonya merkez bankalarının yürüttüğü düşük faiz politikasıyla birlikte özel sektör dış borçlanmasını artırırken finans dışı sektörün toplam dış borç içindeki payı finans sektörünün üzerine çıktı.

Düşük maliyetli dış borçlanma imkânı finans dışı şirketlerin yurtdışından borçlanmasını cazip hale getirirken ekonomik büyüme 2016 yılı 3. çeyreğine kadar gücünü korumuş, 2017 yılında aktif olarak devreye giren Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) katkısıyla artan iç talep finans dışı sektörün yurt dışından borçlanmasını hızlandırmıştı. Ancak 2017 yılının son çeyreğinde KGF’nin sonlanması ve 2018 ile birlikte ABD’den esen sert korumacılık rüzgarlarının yanı sıra AB ve ABD ile olan siyasi gerginliklere ek olarak yüksek özel sektör dış borç ve yüksek cari işlemler açığına sahip Türkiye ekonomisinin kırılganlığına yönelik yorumlar Ağustos 2018’de TL’de sert değer kaybına sebep olmuş, daralan iç talebe bağlı olarak arka arkaya ekonomik yavaşlama görülmüştür. 2018 yılının son çeyreğinde ise GSYH’de sert bir daralma bekliyoruz.

Yukarıdaki grafikte görüldüğü üzere, küresel büyümeye yönelik endişelerle birlikte Türkiye’de daralan iç talebe bağlı olarak 2018 yılının 2. ve 3. çeyreklerinde finans dışı sektörün yurt dışı borç stokunda azalma var.

Dış borç yükü azalırken Türk bankacılık sektörünün takipteki alacaklar yükü artıyor…

Bankacılık sektörünün takipteki krediler hacminde Ağustos 2018’den bu yana sert bir artış yaşanıyor. Brüt takipteki alacaklar hacmi Şubat 2019 itibarıyla 100,6 milyar TL seviyesine yükselmiş durumda.

Benzer olarak bankacılık sisteminin vadesi geçmiş alacaklarının toplam kredilere oranı (takipteki alacaklar rasyosu) 18 Ocak itibarıyla %4,41 seviyesinde bulunuyor.

2008 Finansal Krizinin ardından 2009 yılında %6,20 seviyesine kadar yükselen takipteki alacaklar rasyosunun 2005’ten bu yana ortalaması ise 3,85 seviyesinde bulunuyor.

S&P kredi riskinde artışa işaret ederken Türkiye Bankalar Birliği’nden “kredinin ilk verildiği tarihe göre kredibilitesinde kısmen azalma olabileceği” değerlendirmesi geldi…

Özellikle finans dışı sektörün artan dış borç yükünü mercek altına alan kredi derecelendirme kuruluşu S&P Türk Lirası’nın önümüzdeki üç yıl boyunca istikrarlı bir şekilde değer kaybedeceğini ve takipteki alacaklar rasyosunun önümüzdeki 12 ayda ikiye katlanarak %8 düzeyine yükseleceğini tahmin ediyor. S&P, takipteki ve yeniden yapılandırılan kredilerden oluşan sorunlu kredi oranının yaklaşık %10-15 aralığında olduğunu tahmin ediyor. Bankalar Birliği ise S&P’ye yönelik olarak yazılı bir açıklama ile “…ileriye yönelik yapılan tahminler ve hesaplamalara göre ikinci grupta, yakın izlemedeki kredilerin tamamının sorunlu hale geleceğine ilişkin değerlendirme doğru değildir. Ülkemiz realitesi ile de uyuşmamaktadır” değerlendirmesine yer vermiştir.

Bankaların riskli varlıklarına karşılık ayırması gereken sermaye miktarının hesaplanmasında kullanılan sermaye yeterlilik rasyosuna ilişkin olarak Bankalar Birliği’nin Ekim 2018 tarihli “Uluslararası Karşılaştırmalar İtibariyle Bankacılık Sektörü” raporunda yer alan ve aşağıya kopyaladığımız karşılaştırmalı sermaye yeterlilik rasyosu grafiğine göre Türkiye bankacılık sektörü riskli bir resim ortaya koymuyor.

Nitekim asgari sermaye yeterlilik oranı %8 iken Türkiye bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik oranı Aralık 2018 itibarıyla %17,3 seviyesinde bulunmaktadır.

GSYH büyümesi ve takipteki alacaklar arasındaki korelasyon ters yönlü…

Bankacılık sektörü gücünü korusa da büyüme dinamikleri ile bankaların takipteki alacakları rasyosu arasında yakın bir ilişki olduğunu görüyoruz. Aşağıdaki grafikte de görüleceği gibi tarihsel veriler GSYH büyümesinde yavaşlama olduğu zaman takipteki alacakların arttığını, GSYH’de büyüme olduğu dönemlerde de takipteki alacaklar oranının düşmektedir.

2019’da Türkiye ekonomisinin daralacağı beklentisi takipteki alacaklarda artış getirecek…

Dolayısıyla 2019 yılı için %0,5 daralma öngören S&P’nin bankaların kredi profiline yönelik endişelerine katılıyoruz. Yılın ikinci yarısında enflasyon dinamiklerinde kalıcı iyileşmenin TCMB’ye faiz düşürmek için imkân sağlayacağı, paralelinde iç talebin artacağı ve büyüme dinamiklerinin yukarı döneceği ihtimalinde S&P’nin Ağustos ayındaki Türkiye değerlendirmesinde daha az endişe tonu duyma konusunda şüpheliyiz çünkü iç talepte olası bir artış ithalatta artış getireceğinden cari açık problemine yönelik söylemleri duyma ihtimalimiz artacaktır. Eklemekte fayda var, olası bir siyasi belirsizlik Türk Lirası’nda sert değer kayıpları yaşanmasına sebep olabilir ki bu da büyüme dinamiklerini aşağı çekecektir.

Fed’in faiz artırım belirsizliği dış borç maliyetlerinde artış demek…

Buna ek olarak Fed’in faiz artırım konusunda beklemede kalacağı ihtimali Fed Başkanı Powell’in dile getirdiği gibi yüksek görünmüyor. Ocak ayı Fed para politikası toplantı tutanaklarında belirtildiği gibi Fed üyelerinin faiz değişikliğine yönelik olarak görüş birliği ortaya koymamaları ekonomik verilerin güçlü gelmesi halinde faiz artırımının görünenden uzak olmayabileceğine işaret etti. Diğer bir deyişle Fed’in faiz artırımlarına devam etmesi Türk şirketlerinin borç alma ve döndürme maliyetlerini yukarı çekecek bir gelişme olacak.

Dönüp dolaşıp tekrar güven algısına geliyoruz…

TÜİK’in yayınladığı Tüketici Güven Endeksi Şubat ayında 57,9 seviyesine gerileyerek 2008 yılı sonu seviyelerine düştü. İşsizlik oranının %12,3 seviyesine yükseldiği, yüksek üretim maliyetlerinin çıktı fiyatlarında aşağı yönü sınırladığı, artan temel ihtiyaç maliyetleri sebebiyle yaşam şartlarının giderek zorlaştığı mevcut durumda sürdürülebilir büyümeyi getirecek yapısal reformların arka planda tutulması kısa ve orta vadeye dair bir umut ışığı vermiyor. 31 Mart seçimleri güven algısında kısa süreli bir iyileşme getirebilir ancak TL’deki seyir ve yapısal reformlara yönelik haberler S&P’nin endişelerinde haklı veya haksız olduğunu gösterecek.

Dr. Fulya Gürbüz