Etiket: yeni ekonomi programı

Coface: Enflasyondaki düşüş kalıcı olursa hanehalkı harcama yapmaya başlayabilir

Coface’ın Ekim ayı raporunda enflasyon gelişmeleri mercek altına alınmış. Raporda şu detaylara dikkat çekiliyor:

Eylül ayında enflasyon, 2017 yılı Temmuz ayından bu yana ilk kez yıllık bazda tek haneye inerek %9,26 oldu. Bu düşüşte, geçen sene Eylül ayında aylık enflasyonun %6,3 olması etkili oldu. Aylık enflasyonu gıda grubu 0,14 puan aşağı çekti ancak doğalgaza yapılan zam nedeniyle konut grubu fiyatları aylık %2,15, yıllık ise %10,3 yükseldi. Ulaşım ücretlerine yapılan zam nedeniyle ise ulaştırma grubu fiyatları aylık bazda %1,6 yükseldi.

Çekirdek göstergelerde de düzelmeler görülmeye devam etti. İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç fiyat değişimlerini gösteren B grubu çekirdek enflasyondaki yıllık artış sene başında %20’ye yakınken Eylül ayında %9’a yaklaştı.

Fiyatı yönlendirilen ürünler hariç TÜFE ise yıllık %7 oldu. Bu durum, zamların enflasyondaki düşüşü sınırlandırdığını gösteriyor.

Hafta başında açıklanan Yeni Ekonomi Programı’na (YEP) göre de sene sonu yıllık enflasyonun 2019 sonunda %12, 2020 sonunda %8,5 olacağı öngörülüyor. Merkez Bankası’nın son enflasyon raporunda ise 2019 enflasyon tahmini orta noktası %13,9’da bulunuyor.

TL’nin son dönemde daha istikrarlı seyretmesi ve iç talebin zayıf seyri gibi unsurlar da enflasyondaki düşüşe katkı verdi. Merkez Bankası, enflasyondaki bu gerilemeyi öngörerek önden yüklemeli faiz indirimleri yapmıştı.

Enflasyondaki gerilemenin, enflasyon beklentilerini de olumlu etkilediği görülüyor. Eylül ayında 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentileri %12,2’ye geriledi. Bu durum, Merkez Bankası’nın %16,5 seviyesinde bulunan faizini indirmesi için de imkan yaratıyor.

Ancak makro taraftaki bu olumlu gelişmeler, henüz tüketici ve şirketler kesimlerine tam olarak yansımış değil. Son açıklanan reel kesim güven endeksi şirketlerin bir miktar güven kaybının olduğuna işaret ederken, 2 tüketici güven endeksi de henüz net bir toparlanma göstermiyor. Yabancı para mevduatların artmaya devam etmesi de bu tabloya eklendiğinde, hanehalkının ekonomik ortama güveninin henüz tam olarak tesis edilmediğini görebiliyoruz.

Sene sonuna doğru baz etkisinin kalkmasıyla birlikte enflasyonda bir miktar yukarı ivmelenme görebiliriz. Ancak 2018 sonlarında gördüğümüz seviyelere göre enflasyonun düşmesi, eğer kalıcı olabilirse, tekrar hanehalkının harcama yapmaya başlayabileceğine işaret ediyor. Önümüzdeki dönemde iç talebin büyümeye yaptığı katkının, senenin ilk yarısındakinden daha fazla olması beklenebilir.

Öte yandan ihracat tarafı miktar bazında artmaya devam ediyor ancak ihracatçılar pariteden olumsuz etkileniyorlar. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin açıklamasına göre yılın ilk dokuz ayındaki parite kaybı 3,5 milyar dolar oldu. Buna karşılık miktar bazında ihracat Eylül’de %11,1, Ocak-Eylül döneminde ise %18,6 artış gösterdi. Bu konu, Avrupa ve Amerika Merkez Bankaları’nın para politikaları doğrultusunda, 2020’de de konuşmaya devam edeceğimiz gündem maddeleri arasında yer alacaktır.

Küresel ticaretteki zayıflığa rağmen Yeni Ekonomi Programı umut dağıtıyor

ABD, Avrupa, Asya dahil olmak üzere Eylül ayı imalat sektörü PMI verileri yurtdışı talepte zayıflama, enflasyonist baskılarda azalma, istihdamda güç kaybına işaret etti. İç talep kaynaklı hafif toparlanmalar görülse de ticaret gerginliği dünya genelinde hissediliyor.

Yunanistan 53,6 değeri ile en yüksek imalat sektörü PMI değerine sahipken (endeksin 50 ve yukarısındaki değerler sektörde büyümeye işaret ediyor), en büyük ticaret ortağımız Almanya 41,7 değeri ile en kötü performans gösteren ekonomi oldu. ABD-Çin ticaret anlaşmazlığı ve Brexit ile ilgili belirsizlikler sürdükçe küresel ekonomide canlanmayı destekleyecek bir hikâye yakalamak gittikçe zorlaşıyor.

Türkiye imalat sektörü PMI endeksi de Eylül ayında aylık 2 puan artışla Mart 2018’dan bu yana ilk kez 50 seviyesine yükseldi. Eylül ayında Türkiye dahil küresel bazda ihracat siparişlerinde zayıflama var. Yurt içi yeni siparişlerdeki artış yüzümüzü güldürdü. Bayram ve yaz tatillerinin ardından okulların açılmasıyla birlikte iç talepte hareketlenme şaşırtıcı değil. Devamı gelir mi?

Küresel ekonomideki belirsizliğe bağlı olarak henüz biz ümitli olamasak da Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak 30 Eylül Pazartesi günü açıkladığı 2020-2022 dönemini kapsayan Yeni Ekonomi Program (YEP) ile umut dağıtsa da bizde soru işaretleri bıraktı: 2020-2022 döneminde büyüme %5 olarak sabitleniyor; enflasyon, Cari Açık/GSYH, Bütçe Açığı/GSYH ve işsizlik düşüyor.

Sayın Albayrak programın ana temasını “Değişim Başlıyor” olarak ifade etse de söz konusu değişim ekonomik göstergelerdeki eğimin iyileşmesi yönünde olsa da bu eğilimi destekleyen programların takvime oturtulmuş bir süreç olarak gösterilmesini arzu ederdik.

Bakan Albayrak 2019-2020 dönemini “dengelenme dönemi” olarak ifade etse de bize Merkez Bankası raporlarında sıkça vurgulanan “dengelenme” ifadesini hatırlattı. Önceki yorumlarımızı tekrarlamak gereği duyuyoruz: İç talepte daralmanın etkisiyle ithalattaki gerileme cari açığın düşmesinde baş rolü oynaması “dengelenme” değil bir sonuç. Elbette Sayın Albayrak’ın hakkını yemiyoruz zira turizm gelirlerindeki artış sektörde “dengelenme dönemine” iyi bir örnek oluşturuyor.

Katılmadığımız diğer bir nokta da Sayın Albayrak’ın 2009 ve 2019 yılları karşılaştırması. Sayın Albayrak soruyor: “2009 yılında neden bu kadar küçülürken cari fazla vermedik?”. Cevaplamaya çalışalım:

Küresel finansal krizin patladığı 2008 yılının hemen ardından gelen 2009 yılına bir bakalım. 12-aylık toplam olarak bakıldığında 2009 yılında ithalat ve ihracat paralel hızda gerilemiş, turizm gelirleri ise yatay kalmıştı. Bunların sonucu olarak 2009 yılında cari açık daralmış ancak artıya geçememişti. Aşağıdaki grafik dış ticarette hızlı gerilemenin cari dengeyi iyileştirdiğini gösterirken dış ticaretteki yatay seyre geçişte cari dengedeki iyileşme de daha düşük hıza geriliyor.

Eylül 2018-Ağustos 2019 döneminde ise iç talepteki daralmaya bağlı olarak ithalat sert gerilemiş ancak ihracat hacmi ve turizm gelirlerinde yaşanan kademeli artış ile 12-aylık toplam cari işlemler hesabı Haziran ve Temmuz 2019’da pozitif bölgeye geçmiştir.

Kış mevsimine yaklaşırken turizm gelirlerindeki yavaşlamayı dikkate aldığımızda, iç talepte kıpırdanma olması halinde cari dengenin zayıflayacağını hatırlatmaya gerek kalmadan Sayın Albayrak müjdeyi verdi: “…yılın ikinci yarısında ertelenen özel tüketimde de ivmelenme bekliyoruz”. Evet doğrudur, 26 Temmuz’da Merkez Bankasının politika faizini %24’ten %19,75 seviyesine, 13 Eylül tarihinde de %16,50 seviyesine düşürmesinin etkisini tüketici kredileri ve kredi kartlarında artış olarak görüyoruz.

Buna ek olarak Sayın Albayrak 2018 ve 2019’da “kur saldırısına” maruz kaldığımızı tekrarladı. Ancak yine görüşümüzü tekrarlarsak TL saldırıya uğramadı. TL’deki değer kaybının sebebi artan iç ve dış siyasi gerginlikler, şirketlerin ödeme kabiliyetlerine yönelik endişeler, finansman zorlukları, ABD kaynaklı yaptırım belirsizliği ve Fed’in faiz artıracağı beklentisinin Türkiye’nin dış borç maliyetini artıracağına yönelik endişelerin ortaya çıkardığı arz-talep dengesindeki bozulma olduğunu düşünüyoruz.

Gelelim enflasyon yapışkanlığına. Sayın Albayrak, Enflasyonla Mücadele Programı ile “enflasyon yapışkanlığına karşı tarihte eşine ender rastlanan çok önemli bir başarı elde edildiğini” söyledi. Merkez Bankasının yürüttüğü sıkı para politikası, ABD ile ilişkilerde korkulanın olmaması Türk lirasında sert dalgalanmaları yatıştırırken küresel talepteki daralmanın emtia fiyatlarını aşağı çekmesi, baz etkisi ve küresel mal fiyatlarında yaşanan aşağı yönlü eğilim enflasyondaki yapışkanlığı aşağı çeken önemli etkenler oldu. Petrol fiyatlarına ilişkin jeopolitik olumsuz bir durum olmadığı ve küresel ekonomide zorluklar devam ettiği sürece enflasyon tarafında ivmelenme ihtimalini düşük görüyoruz.

Bunların yanında, Sayın Albayrak’ın vurguladığı yerli ve katma değeri yüksek üretimi elbette destekliyoruz. Sanayide kapasiteyi artıracak, maliyetleri düşürecek, rekabet potansiyeli kazandıracak Ulusal Verimlilik Planı da kulağa hoş geliyor. İçeriği görmek lazım.

Buraya kadarki açıklamalar sıradandı, şaşırtıcı bir şey yoktu. Soğuk duş etkisi yaratan ise inşaat sektörüyle ilgili açıklamalar oldu.  İnşaat sektörüne ilişkin olarak “Son bir yıldaki istihdam kaybının yaklaşık üçte ikisi inşaat sektöründen kaynaklandı. Tamamlanmaya yakın yapıların bitirilmesinin desteklenmesiyle kısa dönemde bu alandaki istihdama olumlu katkı sunacağını göreceğiz” diyor Sayın Albayrak. Bütçe disiplinini bozmadan ve enflasyonu tetiklemeden büyüme ve istihdam artışı adına katma değeri düşük inşaat sektörünü canlandırmaya çalışmanın maliyetini de elbette bankalar dolayısıyla da hanehalkı üstlenecek.

Sayın Albayrak “Yılın ikinci yarısından itibaren kapasite artırıcı yatırımların başlaması, düşen faizlerle birlikte görülmeye başlandı. Yapılan çalışmalar sadece bu sürecin başlı başına yüzde 4’lük bir büyümeyi doğal seyrinde sağlayacağını gösteriyor” diyor. Sayın Albayrak 2020’de %5’lik büyümenin enflasyona sebep olmayacağını da ekliyor.

İnşaat sektöründeki canlanmanın istihdamı artıracağı söylemine ek olarak Sayın Albayrak sulama ve sera yatırımlarının desteklenmesiyle tarımda arzı artırmaya yönelik zamanında verilen uygun fiyat ve yapılan alımlarla tarım sektöründe de işsizliğin azalmasının sağlanacağını belirterek, bireysel tüketimin artmasının, uygun kredi şartlarının, stok ve revizyon yatırımlarının, sanayi ve hizmet sektöründe ve turizm alanında istihdamı artıracağını dile getiriyor. Umarız önümüzdeki süreç YEP hedeflerini destekler.

Dr. Fulya Gürbüz

Yapısal Dönüşüm Adımları 2019’un detayları Mayıs ayında gelmeye başlayacak

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Yeni Ekonomi Programı Yapısal Dönüşüm Adımları 2019 programını açıkladı. 2019-2023 dönemini kapsayan program ile “ihracata dayalı, teknolojik üretimi önceleyen, rekabetçi, katma değerli ürün üretimi alt yapısını tamamlamış bir ekonomi dönüşümü” hedefleniyor.

Bu hedef doğrultusunda 2019 yılını içeren ve reel sektörün finansman ihtiyacını karşılayacak, vergi adaletini sağlayacak, enflasyonda kalıcı düşüş getirecek, 7 stratejik sektörde üretim ve ihracatı artıracak adımlar Mayıs ayı ile birlikte ilan edilmeye başlanacak.

Öncelikle Mayıs ayında Tarımda Milli Birlik Projesi ve Sanayide Yerlileştirme Programı açıklanacak.

Ağustos ayında İhracat Master Planı açıklanacak.

Eylül ayında İstihdam Bazlı Eğitim Planlaması, Turizm Master Planı ve Lojistik Master Planı açıklanacak.

Yıl sonuna kadar ise BES ve Kıdem Tazminatı Reformu, Sosyal Güvenlik Reformu ve Yargı Reformu açıklanacak.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan özet sunum ve Sayın Albayrak’ın konuşmasını değerlendirdiğimizde kısa vadeli değil orta-uzun vadeli önlemlerle arz-talep dengesi doğrultusunda sürdürülebilir büyümenin temellerinin atılmak istendiğini, hükumetin bu konuda niyetli olduğunu anlıyoruz. Mayıs ayı ile birlikte açıklanmaya başlanacak proje, program, plan ve reformların detaylı olarak takvime bağlanması, sürecin işleyişinin düzenli olarak kontrolü, denetimi ve değerlendirmesi Türkiye’nin büyüme hikayesinin daha net anlaşılmasını sağlayacaktır. Özellikle orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin üretilmesi ve istihdamı destekleyecek ve Eylül ayında açıklanacak eğitim planlamasının detaylarını merakla bekliyoruz. Örneğin, tematik liselerin sayısının ve kapsamının yetkin ve yeterli eğitim kadrosu ve olanaklarıyla birlikte artırılması Yapısal Dönüşüm Adımları’nda belirtilen 7 sektörün (enerji, maden, petrokimya, turizm, bilişim, otomotiv ve ilaç) gelişiminde önemli rol oynayacaktır.

Gelelim 2019 yılı takviminde yer alan detaylara…

FİNANSAL SİSTEMİN GÜÇLENDİRİLMESİ

Finansal sektörün reel sektörü destekleyebilmesi adına öncelikle bankaların sermayelerinin güçlendirilmesi ve aktif kalitesinin artırılması amaçlanıyor.

Tasarrufların, ekonominin kırılganlıklarını gidermedeki en önemli araç olduğunu öne süren Albayrak emeklilik sisteminin reforme edilmesiyle birlikte artacak tasarruf miktarının dış finansman bağımlılığını azaltacağını ifade ediyor.

Tahsili gecikmiş alacakların, bankacılık sektörü için bir risk oluşturmayacağını öngören Albayrak, bankacılık sektörünün daha dirençli hale getirilmesini ve sermaye yeterlilik oranlarının güçlendirmesini önemsediklerini belirtti. Bu amaçla;

. Kamu bankalarının sermayelerini güçlendirmek için Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ihraç edeceği 28 milyar TL’lik İkrazen Özel Tertip Devlet İç Borçlanma Senetleri kamu bankalarına verilecek.

. Özel bankalar Bankalar Birliği koordinasyonunda, BDDK ile birlikte sermayelerini güçlendirmek için 2018 yılı karlarını dağıtamayacak.

. Mali sistemin gözetim ve denetiminin güçlendirilmesi ve veriye dayalı iktisadi politikalar geliştirilmesi amacıyla, risk ve potansiyellerin çok daha erken ve etkili analiz edilmesini sağlayacak olan Ulusal Veri Merkezi kurulacak.

. Konkordato ve kredi yapılandırma meselesi yeni bir yasal çerçeve ile yeniden yapılandırma ve alacak tahsil süreçleri hızlandırılacak.

. Borç ödeme kabiliyetini yitirmiş şirketlerin hızlı şekilde tasfiyesini sağlayacak bir çerçeve ile icra-iflas ve ipoteklerin nakde çevrilmesinin daha kolay olacağı bir yapı oluşturulacak.

. Bankalar Birliği öncülüğünde, kamunun olmadığı bir yapıda, enerji ve inşaat gibi NPL’ler (nonperforming loans-sorunlu krediler) noktasında önem teşkil eden iki sektörde, sorunlu varlıkları borç-hisse takası ile dışarı çıkaracak ve bankalarımızın bilançolarını daha iyi bir hale getirecek Enerji Girişim Sermaye Fonu ve Gayrimenkul Fonu kurulacak. Bu yeni finansal model ile sorunlu varlıkların ayrılıp, bankaların, yerli ve yabancı yatırımcıların iştirak edebileceği fonlarla yönetilmesi sağlanacak.

. Sağlıklı ve sürdürülebilir büyümenin dayanağı olan ihracat ve katma değerli ürün üretimini, yerlileştirmeyi sağlayan sektörlerin kredi arzından daha fazla yararlanmasını sağlamak amacıyla Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi (FİKKO) bünyesinde bir kurul ile bu stratejik alanlara daha fazla kredi sağlanması için teşvik mekanizmaları devreye alınacak.

. Bankacılık sektöründe toplam 100 milyon TL ve üzeri riski olan şirketlerin, mali yılın kapanmasının ardından 120 gün içerisinde bankalarına bağımsız denetimden geçmiş finansal tablolarını ve borç ödeme kapasitesi, likidite riski, kur riski ve karlılık gibi unsurları da içeren bir mali denetim raporu sunmak zorunda olacak. Aksi halde sektörden ek kredi alamayacak.

. Ulusal kredi derecelendirme kuruluşu işlemleri 2019 yılı içinde tamamlanacak.

BES VE KIDEM TAZMİNATI REFORMU (2019 yılı sonu)

. Tasarrufları güçlendirmek ve dış finansman bağımlılığını azaltmak adına zorunlu bireysel emeklilik sistemi (tamamlayıcı emeklilik sistemi) yeniden ele alınacak ve Kıdem Tazminatı Reformu hayata geçirilecek. Çalışanlardan olduğu gibi iş verenden de yapılacak kesintiler BES ile entegre Kıdem Tazminatı Fonu’nda toplanacak. Her iki fonun 2020 yılında fiilen hayata geçirilmesi hedefleniyor. 5 yılda, sistemde biriken fonların milli gelirin %10’unun üstüne çıkması hedefleniyor.

. Sigortacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu kurarak sektörün izlenmesi ve denetlenmesi daha yakından takip edilecek. Milli Reasurans şirketi ile birlikte sigorta şirketleri desteklenecek, sigortalanmayan sektörlerin sigortalanmasına imkân sağlanacak.

BÜTÇE DİSİPLİNİ KORUNACAK

. Yeni Ekonomi Programında 76 milyar TL’lik tasarrufu ve gelir artırıcı önlemleri devreye alınacağı duyurulmuştu. Şu ana kadar, 2019 bütçesinde bu rakamın 44 milyar TL’lik kısmı uygulamaya alındı. Bütçe hedeflerini tutturacak tasarruf adımları devam edecek.

VERGİ DÖNÜŞÜMÜ REFORMLARI

Mali tarafta güçlü, uyumlu ve koordineli süreç devam edecek. Gelirlerimizi arttırmak için, toplumun genelini etkilemeyen ve yüksek vergi noktasında bakıldığında yüksek gelir gruplarının daha adil vergilendirilmesini sağlayacak ve enflasyona etkisi minimumda olacak bazı adımlar önümüzdeki süreçte hayata geçirilecek.

. Yeni Vergi Mimarisi: İstisna ve muafiyetler azaltılacak. Kurumlar vergisi kademeli olarak düşürülecek. Gelire göre artan oranlarda vergilendirme daha etkin hale getirilecek. Beyannameyi yaygınlaştırarak gelir artışlarının sağlayacağı potansiyelle dolaylı vergileri azaltıp, dolaysız vergileri artırarak verginin daha da fazla tabana yayılması hedefleniyor.

. Kayıtdışılık ile Mücadele: Gönüllü uyum adı verilen yeni bir sistemle mükelleflerin beyanlarının esas olduğu ve ilk inceleme sonrasında sorun görülmediği takdirde süreçlerin tamamlandığı sadeleştirilmiş bir süreç hayata geçirilecek. Sahte ve yanıltıcı belge ile mücadele için, etkin yaptırım, teknik çözüm, e-fatura ve e-faturanın eş zamanlı takibi, benzersiz kodlu mal hareketi takip sistemi ile kayıtdışılığa karşı etkin bir yapı devreye alınacak.

. Mükellef hakları: Mükellef dostu bir vergi sistemiyle süreçlerin başarısını artıracak Mükellef Hakları İcra Kurulu kurulacak. Mükelleflerin, vergi süreçlerindeki beyanları ile ilgili yazılı destekleri devreye alınacak. Mükellef memnuniyeti düzenli ve sürekli olarak ölçülecek, süreçlerdeki eksikler anında tespit edilecek.

. Gelecek dönem için geçici beyanname sayısının 4’ten 3’e düşürülmesi ve elektronik çeklerin ücretten muafiyet konusu üzerinde çalışılıyor. İnşaat izinlerinde, elektrik bağlamada, işe başlamada belediyeler ile SGK, belediyeler, ticaret sicil müdürlükleri gibi ilgili kamu kuruluşları arasındaki elektronik imzanın sürece dahil edilmesi için mevcut sistemler entegre edilecek.

. Vergi dönüşümü ile süreçler kolaylaştırılacak. Kayıtdışılıkla mücadele ile gelirler artırılacak. Kaynakların 7 stratejik sektöre (enerji, maden, petrokimya, turizm, bilişim, otomotiv ve ilaç) sanayilerine yönlendirilmesi daha etkin kılınacak.

YARGI REFORMU (2019 yılı sonu)

Yargı reformu paketinin “Yargı Reformu Strateji Belgesi” Adalet Bakanlığı tarafından yakın bir süreçte kamuoyu ile paylaşılacak.

Yargı Reformu’nun vizyonu “güven veren ve erişilebilir bir adalet sistemi” olacak. Sayın Albayrak şöyle detaylandırıyor:

“Güçlü ve sürdürülebilir bir ekonomik kalkınmayla, adil ve etkin işleyen bir hukuk sistemi arasındaki ilişki açıktır. Uzun vadeli yatırımlar, öngörülebilir, sonuçları kestirilebilir bir hukuk pratiğine yakından bağlıdır. Yargı sisteminin kalitesi, hızı, ihtiyaçlara cevap verme kapasitesi yatırım ortamını geliştirmenin temel şartları arasındadır. Bugüne kadar, ülkemize üretim ve istihdam katkısı sunan, piyasa kural ve koşullarında faaliyet yürüten her yatırımcıya desteğimizi sunmaktan geri durmadık.

Yatırımcının, hukuki güvence ve istikrar beklentisini, mümkün olan en yüksek seviyede karşıladık. Hukukun kolaylaştırıcı, teşvik edici ve güvence verici imkânlarını geliştirme irademizi koruduk. Bu iradenin bir tezahürü olarak Adalet Bakanlığımız da yargı alanında önemli reformlara imza attı. Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin güncellenmesi çalışmaları devam ediyor. Yakın zamanda Adalet Bakanımız tarafından bu yıl içerisinde paylaşılacak.”

TARIMDA MİLLİ BİRLİK PROJESİ (Mayıs 2019)

. Bölge ve ürün bazında bir makro arz, talep ve ticari planlama sürecinin kurumsal alt yapıları tesis edilecek. Sahada operasyonel yetkinlik kooperatif yapısının merkezde olduğu güçlü kurumsal alt yapılarla sağlanacak. Bu kurumsal altyapı ürün ve bölge bazında sözleşmeli tarımın daha da yaygınlaştırılmasını sağlayacak.

. Mevsimsel dalgalanmalarla enflasyonla mücadelede önemli yer tutan taze meyve sebze pazarında dengeleyici unsur olması amacıyla Tarım Kredi Kooperatifi ortaklığıyla Sera AŞ kurulacak. Sera AŞ bünyesinde 2019 yılında ilk etapta 2 bin hektar teknolojik sera inşa edilecek. Orta vadede 5 bin hektar üretim alanına ulaşılırken uzun vadede örtü altı sebze üretiminin %25’inin karşılanması hedeflenecek.

. Ülkemiz coğrafi gerçeklerine uygun şekilde kırmızı et fiyat istikrarı Küçükbaş Hayvancılık Hamlesi ile desteklenecek. Verilecek desteklerle 47 milyon olan küçükbaş hayvan varlığımız 4 yıl içinde 100 milyona yükseltilecek.

. Hal yasası kapsamında üretici kooperatiflerinin haller içerisindeki payının artırılması hedeflenerek toptan, perakende ve lojistik alanlarında daha rekabetçi bir yapının oluşturulmasını sağlanacak. Bu kapsamda tarladan sofraya daha kısa, daha etkin, daha rekabetçi ve daha denetlenebilir bir değer zinciri oluşturulması hedefleniyor. Ayrıca, üretimde rekabeti, toptan, perakende ve lojistikte denetim ve gözetimi sağlayacak bir regülasyon çerçevesi devreye alınacak.

SANAYİDE YERLİLEŞTİRME PROGRAMI (Mayıs 2019)

Sanayi Bakanlığı, bu programla, Ar-Ge’den yatırım ve ihracata tüm adımların tek pencereden yönetildiği, arz-talep bileşenlerinin desteklendiği, öncelikli orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlere yönelik stratejileri hayata geçirecek.

300 ürünün yerlileştirmesini ortaya koyacak bu program mayıs ayında kamuoyu ile paylaşılacak.

İHRACAT MASTER PLANI (Ağustos 2019)

İhracat noktasında Ticaret Bakanlığının, ağustos ayında açıklayacağı planla kısa-orta ve uzun vadede ihracat potansiyeli belirlenerek Türkiye’nin ihracatının arttırılması için sürdürülebilir bir stratejinin yürürlüğe konması ve bu stratejiden sapmadan doğru adımların atılması hedefleniyor. İhracatın ithalatı karşılama oranının sürdürülebilir bir şekilde artırılması için stratejiler oluşturulup bunların uygulanması için gerekli adımlar ortaya konacak.

Ağustos ayında açıklanacak bu plan ile katma değeri yüksek ürün ihracatının arttırılması amacıyla, etki analizleri yapılarak ihracatta devlet yardımlarını yeniden düzenlemek, hedef ürün ve pazarlara odaklanmış bir bakış açısıyla, birim ihraç fiyatlarının yükseltilmesi sağlanacak.

LOJİSTİK MASTER PLANI (Eylül 2019)

Türkiye’nin stratejik konumundan kaynaklanan lojistik avantajının ve rekabet gücünün artırılarak, iktisadi ve sosyal gelişmeyi hızlandırmak ve Türkiye’nin uluslararası ticarette bölgesel lojistik üs haline getirme bakış açışıyla Lojistik Master Planı, ilişkili bakanlık ve Türkiye Varlık Fonu tarafından hazırlanıyor.

Taşımacılıkla ilgili tüm hizmetlerin tek bir merkezden ve etkin bir şekilde verildiği ve birden fazla taşımacılık moduna erişim imkanı sağlayacak lojistik merkez planlaması sayesinde, taşıma modları arasındaki tüm bu rekabetin artırılması başta olmak üzere, mevcut lojistik alt yapısının karayolu, denizyolu ve havayolu eksenlerinde etkin bir şekilde incelenmesi, lojistik ihtiyaçların belirlenmesi, rekabet ve güvenliği esas alarak stratejik önceliklerin saptanması, belirlenen ihtiyaçlar ve önceliklere göre kamu lojistik varlıkları arasındaki potansiyel sinerjilerin ortaya çıkartılarak etkin bir model mimarisinin oluşturulması, planlanan hedeflerin gerçekleştirilmesi için yerli ve yabancı tüm paydaşlara kazan-kazan modeline dönük iş birliklerinin gerçekleştirilmesi kurumsal ve uluslararası kamusal iş birlikleri ile hayata geçirilecek.

TURİZM MASTER PLANI (Eylül 2019)

Tüm paydaşların katılımı ile hazırlanacak olan Turizm Master Planı, Turizm Bakanı tarafından en geç eylül ayında kamuoyu ile paylaşılacak.

. Bu plan çerçevesinde turizmde hem ülke ve destinasyon çeşitliliğini hem turist sayısını hem de turist başına düşen geliri arttırarak 4 yıl içerisinde 70 milyon turist 70 milyar dolar turizm gelirine ulaşma hedefi gerçekleştirilecek.

. Bu plan çerçevesinde gastronomi, inanç, kültür, golf, kış ve kongre turizmleri başta olmak üzere kıyı turizmine çeşitlilik ve turizm gelirimize katkı sağlanmış olacak.

. 2019 yılı içerisinde YEP planlarıyla uyumlu olarak 2019 yılında turist sayısının 50 milyon, turizm gelirinin 35 milyar doların üzerinde gerçekleşmesi bekleniyor.

. Kurulacak olan Turizm Geliştirme Fonu ile ülke turizminin tanıtımı daha etkin yapılacak ve turizmde bölgesel çeşitliliğin arttırılması için yatırımcılar teşvik edilerek yatırımlara destek olunacak.

İSTİHDAM BAZLI EĞİTİM PLANLAMASI (Eylül 2019)

. Kurumlardaki eğitim ve istihdam verileri entegre edilerek, eğitim programı ve meslek bazında arz talep dengesi oluşturulacak, böylece eğitim ve istihdam uzun vadeli perspektifle planlanacak.

. PISA 2021 uygulamasında ortaokullar lehine farkın %20, bölgeler arası farkın %10 azaltılması hedefleniyor.

Sayın Albayrak söz konusu planlamanın Eylül ayında açıklanacağını belirtti.

Dr. Fulya Gürbüz

Coface: “Yatırım bakımından öncelikli sektörler: İlaç, kimya, petrokimya, enerji, makine ve yazılım”

Dünyada ticari alacak sigortası alanında önder konumundaki Coface Türkiye ekonomisini değerlendirdiği raporunda iç talebin yavaşlamaya devam ettiğini, öte yandan Türk lirasında yaşanan değer kaybının ihracatı desteklediğini belirtti.

Coface raporuna göre iç talepteki yavaşlamanın kaynağı yüksek faizler ve TL’deki değer kaybının neden olduğu yüksek enflasyon. Söz konusu faktörlerin bir sonucu olarak sanayi üretiminin hız kaybetmesine sebep olduğunu belirten Coface, Haziran 2018’de Türkiye’nin ülke riski değerlendirme notunu değiştirerek “yüksek riskli” (C) olarak belirlemişti.

Coface, hükümetin aldığı önlemlerin enflasyonda daha fazla yükselişi engellemeye ve bazı sektörlerin geçici olarak desteklenmesine yardımcı olduğunu, ancak ekonominin tam olarak toparlanmasının zaman alacağını vurguluyor.

2017 yılında KGF’nin de desteğiyle sanayi üretimi yaklaşık yüzde 9’luk büyüme kaydetmesinin ardından 2018 yılında hem KGF’nin sonlanması hem de TL’de yaşanan sert değer kaybının iç talepte yarattığı zayıflamaya bağlı olarak sanayi üretimi büyüme hızı yüzde 1,6 seviyesine yavaşlamıştır.

Coface, Eylül 2018’de üretici fiyatlarının yıllık bazda yüzde 46, tüketici fiyatlarının ise yüzde 24 seviyelerine yükselmesinde inşaat, perakende, bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) gibi iç talebe yönelik sektörlerin en fazla etkilenen sektörler olduğunu belirtiyor ve ekliyor “2019 yılında baz etkisi ve zayıflayan liranın yansıma etkilerinin yavaşlaması sayesinde enflasyonun düşmesi bekleniyor.”

İhracat tarafında ise TL’de yaşanan değer kaybının etkisiyle ihracat hacminin 2018 yılında bir önceki yıla göre yüzde 7 artarak 168 milyar ABD doları seviyesine ulaştğı; kimya (yüzde 17), motorlu taşıtlar (yüzde 12), kağıt (yüzde 11), tekstil ve hazır giyim (yüzde 5) ve gıda (yüzde 4) sektörlerinin güçlü ihracat performansları ile öne çıktıkları belirtiliyor.

Toplam ihracatın yüzde 17’sini oluşturan otomotiv sektörünün ise 2018 yılında en büyük ihracat ürününü temsil ettiği, otomotiv sektörünün ihracatın yüzde 50,3’ünün nihai pazarı olan Avrupa ülkelerindeki ekonomik büyümeden ve çeşitli teşviklerden de yararlandığı ifade ediliyor.

Coface, Türkiye’de tekstil, hazır giyim, metal ve plastik sektörlerinin yüksek düzeyde bir rekabet avantajına sahip olduğunu, bu durumun hükümetin 2019-2021 yıllarını kapsayan ve daha fazla ihracat ile ekonominin yeniden dengelenmesine dayanan yeni ekonomi programı ile de uyumlu olduğunu belirtiyor. Bunlara ek olarak Coface; ilaç, kimya, petrokimya, enerji, makine ve yazılım sektörlerini yatırım bakımından öncelikli sektörler olarak görüyor.

İhracat ürünlerinin düşük teknoloji seviyesi ve sınırlı rekabet gücünün ihracat performansını sınırlayan unsurlar arasında yer aldığını belirten Coface, Türkiye’nin küresel değer zincirleri ile yüksek düzeyde entegre olmuş bir ekonomi olduğuna, özellikle (Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan) Almanya olmak üzere Avrupa’daki sanayi üretimi ile yakın ilişkilere sahip olduğuna, bu sebeple ihracat gelirlerinin özellikle otomotiv ve tekstil-hazır giyim başta olmak üzere Avrupa’daki büyüme performansına bağlı olacağına dikkat çekiyor.